Teknolojik dönüşümler, toplumun eğilimlerini yeniden tanımlayarak şekillendiriyor. Belki de tarihin gördüğü en büyük değişimin eşiğindeyiz.
Teknoloji fütüristlerinin büyük bölümünün görüşü bu yönde. Yakın ve orta vadeli bir geleceğe doğru hayali bir yolculuğa çıkarsak, yapay zekânın insanın görev aldığı birçok alana hâkim olacağını düşünebiliriz.
Zaten sıklıkla bu konuya dair haberlerle karşılaşıyoruz.
Nesnelerin İnterneti (IoT), aslında insansızlaşmanın diğer bir tanımı olarak karşımıza çıkıyor.
"İnsan ruhu teknolojiye galip gelmeli" – Albert Einstein
Nesnelerin İnterneti, özetle günlük hayatta kullandığımız birçok nesnenin internet ağına bağlanarak veri alışverişi yapabildiği bir sistem. Bu sayede, bu nesneler birbirleriyle ve bizlerle iletişim kurabilir, kontrol edilebilir ve otomatik hale getirilebilir.
Yani, her şey birbirine bağlanarak sürekli veri toplanacak; toplanan verilerden yapılan analizlerle olaylar önceden tahmin edilip olumsuz sonuçlar önlenebilecek.
Zaten, günümüzde hepimiz birer ayaklı veri bankasıyız. Artık, veri petrolden çok daha değerli bir konumda. Büyük veri için bu veriyi üretenler olarak, ne kadar değerli bir kaynak sağladığımızın hâlâ yeterince farkında değiliz.
Teknoloji devleri şu an her birimizi veri üretim merkezi olarak görüyor. Bir nevi Matrix benzeri bir durum söz konusu. Kuluçkadaki bebekler nasıl enerji kaynağı olarak kullanılıyorsa, biz de birer veri kaynağı-veri üreticisi olarak hizmet veriyoruz.
Teknoloji fütüristi Gerd Leonard bu durumu şöyle özetliyor:
"Kesin olan bir şey var: Teknoloji ve onun en büyük tedarikçileri, rıza göstermemiz ve irademizden feragat etmemiz için farkında olarak ya da olmayarak ellerinden geleni yapıyorlar. Yemek alışkanlıklarımızı değiştirmek için bir şey yapmıyoruz; bunun yerine yüksek tansiyon ilaçları alıyoruz. Sıkılmayı tefekkür fırsatı olarak görmüyoruz; bunun yerine, bu boşluğu parlak yeni tabletlerimizle doldurup dijital girdaba kapılıyoruz."
Bunu, bir örnekle somutlaştırmak istiyorum:
Yemek için bir restorana gitmeye karar verildi.
Önce, konum servisi kullanılarak en yakın restoran bulundu.
Sonra, puanlamasına bakıldı, internetteki yorumlar okundu.
En tavsiye edilen menü tespit edildi.
Yolu bulmak için navigasyon kullanıldı.
Bu çok normal bir durum, çünkü hemen hemen herkes bu yöntemi izliyor. Ancak, burada tam olarak yapılan şey karar vermekten feragat etmek oluyor.
Çünkü:
● Restoranı konum servisi önerdi.
● Aslında o konumda harita üzerine işaretlenmemiş birçok alternatif mevcut.
● Okunan yorumlar, arama motorunun öncelikli listelediği sonuçlardı.Zaten çoğu zaman 2'nci ve 3'üncü sayfaya kimse bakmıyor.
● Karar, bu yorumlara göre verildi.
● Adrese ulaşım, navigasyon kullanılarak sağlandı.
Karar vermekten, hafızamızı daha fazla zorlamaktan feragat ederek bu görevi telefonlara devrettik.
İnsanlık olarak, günümüzde hayatımızı kolaylaştırdığı için bu basit işleri yapma görevini teknolojik cihazlara rahatlıkla devrediyoruz. Peki, yakın gelecekte daha zor ve karmaşık görevleri yerine getiren cihazlar hayatımıza dahil olduğunda ne yapacağız?
Bu noktada kendimize sormamız gereken asıl soru:
Teknolojik konforun bedeli olarak karar verme özgürlüğümüzden ve düşünme yetimizden ne kadar vazgeçmeye hazırız?
İnsan zekâsı ve sezgilerinin yerini algoritmaların alması, bizi daha az insan yapabilir mi?
"Belki de ömrünüz yetecek, aklınızın almayacağı, insan marifeti dehşeti göreceksiniz." – Nicola Tesla