Orta Doğu'da jeopolitik deprem! ABD'den İran'a harekat planı: 2'inci Ukrayna vakası ihtimali yüksek

Orta Doğu'da jeopolitik deprem! ABD'den İran'a harekat planı: 2'inci Ukrayna vakası ihtimali yüksek

Orta Doğu’da ABD, İsrail ve İran hattında gerilim zirvede! Karşılıklı misilleme ve saldırı açıklamaları bölgeyi barut fıçısına çevirirken, savaşta 30. güne girildi. Askeri hareketliliğin hız kazandığı ve jeopolitik dengelerin sarsıldığı kritik süreci A Haber ekibi sahada, sıcak noktalardan anbean takip etti. İşte 30 Mart sabahına kadar bölgede yaşananlar...

Orta Doğu'da savaşın 30. gününde gerilim her geçen saat tırmanırken, A Haber sahadan çarpıcı gelişmeleri aktarmayı sürdürdü. Tel Aviv'de bulunan Programlar Müdürü Emine Kavasoğlu, İsrail cephesindeki panik havasını ve ordu içindeki krizleri gözler önüne sererken; Tahran'dan süreci takip eden muhabir Ekber Karabağ ise İran'ın sahadaki hamlelerini ve bölgedeki askeri hareketliliği aktardı.

CANLI ANLATIM

ABD İRAN'A NASIL ÇIKARMA YAPACAK?

Askeri Stratejist İbrahim Keleş, ABD’nin 82. Hava İndirme Tümeni üzerinden kurguladığı İran'a harekat planını A Haber ekranlarında masaya yatırdı. Harekatın hedefindeki stratejik bölgeleri harita üzerinde gösteren Keleş, İran’ın sarp coğrafyasının Amerikan ordusu için "ölüm tuzağı" olabileceği uyarısında bulundu. Operasyonun başarısızlık ihtimalinin altını çizen Keleş, bu girişimin ABD için küresel çapta bir çöküşün başlangıcı olabileceğini vurguladı.

82. HAVA İNDİRME TÜMENİ VE HEDEFTEKİ KRİTİK ADALAR

ABD’nin askeri kapasitesine ve hedef seçimine dikkat çeken İbrahim Keleş, "82. Hava İndirme Tümeni’nin mevcudunun 10 binler civarında olduğu ifade ediliyor; harekatın hedefinde ise Çabahar bölgesi, Sistan, Belucistan ve stratejik öneme sahip Hark Adası yer alıyor" sözlerini kullandı. Hava indirme harekatının teknik zorluklarına değinen Keleş, "Eğer hava indirme yapacaksanız düz bir alana yapmanız lazım; dağlık alana paraşütle asker atmak risklidir, çünkü askerin nereye düşeceği belli olmaz. Hele ki burası gibi sarp bir arazide askerler daha yere basmadan imha edilebilir" ifadeleriyle coğrafi engellere işaret etti.

"VİETNAM’DAN DAHA BETER BİR TABLO ORTAYA ÇIKABİLİR"

Operasyonun saha stratejisini analiz eden Keleş, "ABD, askerlerini İran kuvvetlerinin daha gerisine indirip, denizden amfibi çıkarma yapan birliklerle birleştirmeyi hedefleyecektir" sözleriyle aktardı. Lojistik desteğin önemini vurgulayan İbrahim Keleş, "Eğer bu birleşme sağlanamazsa, paraşütle inen askerlerin lojistik ihtiyaçları karşılanamaz ve bu birlikler orada imha edilir; bu durum Vietnam’dan daha beter bir sonuç doğurur" değerlendirmesinde bulundu.

"İKİNCİ BİR UKRAYNA VAKASI İHTİMALİ YÜKSEK"

Savaşın uzun vadeli siyasi ve askeri sonuçlarına dair çarpıcı öngörülerde bulunan Keleş, "Bu işin ikinci bir Ukrayna olma ihtimali yüksek" ifadelerini kullandı. Trump yönetiminin baskıcı politikasına dikkat çeken Keleş, "Amerika kayıplar verdikçe daha fazla asker sevk edecek ve eğer içeriden büyük bir tepki gelmezse, bölge Amerika için ciddi bir bataklık haline gelecektir" sözlerini kaydetti.

"ABD'NİN BİTİŞİNİN BAŞLANGICI OLABİLİR"

Askeri Stratejist İbrahim Keleş, muhtemel bir çekilmenin küresel dengeleri sarsacağını belirterek, "Bu savaş bittiğinde Amerika buradan tıpkı Vietnam ve Afganistan’daki gibi kaçarcasına çekilirse, bu durum Amerikan imparatorluğunun bitişine doğru gidişin başlangıcı olabilir" sözleriyle aktardı. Savaşın sadece birkaç haftalık bir mesele olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Keleş, "İş çığırından çıktığı takdirde Amerika bölgeyi tamamen kaybedebilir" uyarısıyla analizini sonlandırdı. 

İSRAİL MEDYASINDAN HÜRMÜZ İDDİASI! TRUMP NE DEMEK İSTEDİ?

ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail'in Kanal 14 televizyonuna "Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü almaya başladık" şeklinde açıklama yaptığı iddiaları kısa sürede dünya kamuoyuna dikkat çekti. Trump'ın sosyal medya hesabında konuya ilişkin herhangi bir açıklaması bulunmaması şüphe uyandırırken konuya ilişkin A Haber muhabiri İrfan Sapmaz iddialara yönelik son durumu aktardı. 

TRUMP’IN SESSİZLİĞİ VE İSRAİL’İN ÇARPICI İDDİASI

Haberin detaylarını Washington’dan aktaran İrfan Sapmaz, "Donald Trump’ın klasik Beyaz Saray maillerine veya Truth Social hesabına henüz yansıyan bir açıklama yok; ancak İsrail Kanal 14’ün iddiasına göre birlikler çoktan harekete geçirildi" sözleriyle sahadaki belirsizliğe dikkat çekti. Trump’ın psikolojik bir savaş yürütüyor olabileceğini belirten Sapmaz, "Donald Trump belki de bölgede operasyonlar başlarken moral vermek amacıyla bu tür iddiaların önünü açıyor olabilir" ifadelerini kullandı.

100 BİN DENİZ PİYADESİNE RESMİ ÇAĞRI

ABD ordusundaki devasa hareketliliği belgeleriyle aktaran İrfan Sapmaz, "Deniz piyadeleri komutanlığının mektubu son derece kritik; General Leonard Anderson resmi bir mektupla yedek kuvvetleri göreve çağırıyor" bilgisini paylaştı. Bu çağrının kapsamına değinen Sapmaz, "ABD’de 35 bin aktif deniz piyadesinin yanı sıra 65-75 bin civarında yedek kuvvet bulunuyor; bu mektup yaklaşık 100 bin kişilik bir güce ‘hazır olun’ mesajı veriyor" sözlerini kaydetti.

EN SOMUT VE RESMİ BELGE: HEDEF TAHRAN MI?

Söz konusu mektubun şimdiye kadar Trump yönetiminin attığı en somut adım olduğunu vurgulayan İrfan Sapmaz, "Bu mektup, ABD’nin İran’a yönelik operasyonlarındaki en somut ve resmi belge olarak görülebilir" değerlendirmesinde bulundu. Operasyonun kapsamının sadece Hark Adası ile sınırlı kalmayabileceğine işaret eden Sapmaz, "Mesele sadece bir ada operasyonu değil; 450 kilogramlık uranyumun ele geçirilmesi ya da Tahran’a yönelik doğrudan bir müdahale riskini de barındırıyor" ifadelerini kullandı.

ASKERİ UZMANLARDAN 'GENİŞ ÇAPLI SAVAŞ' UYARISI

ABD ana akım medyasında konuyu değerlendiren askeri uzmanların görüşlerini de aktaran İrfan Sapmaz, "Askeri istihbarat uzmanlarının genel yorumlarına baktığımızda, bu hareketlilik küçük bir operasyon gibi görünmüyor" sözleriyle bölgedeki tehlikenin boyutuna vurgu yaptı. Pentagon’un attığı bu adımın, bölgedeki dengeleri tamamen değiştirecek büyük bir askeri harekatın öncüsü olabileceği belirtiliyor.

İRANLILAR A HABER'E KONUŞTU: CESARETLERİ VARSA GELSİNLER

İran’da dış tehdit algısı toplumsal dengeleri kökten değiştirdi; meydanlar doldu, protestolar sustu, halk yönetime ve orduya destek için tek ses hâline geldi. Tahran’dan gelen çarpıcı saha görüntüleri, savaşın artık yalnızca cephede değil, toplumun ruhunda da verildiğini gözler önüne seriyor. A Haber ekibi ateş hattındaki başkentte sokak sokak nabız tutarken, Ekber Karabağ’ın mikrofon uzattığı bir İranlı vatandaşın sözleri direnişin tonunu ortaya koydu: “Burası bizim toprağımız… Cesaretleri varsa gelsinler!”

DIŞ TEHDİT HALKI BİRLEŞTİRDİ

İran’da toplumsal tablo, geçmişteki iç karışıklıkların aksine bambaşka bir noktaya evrildi. Dış müdahale söylemleri, halkı ayrıştırmak yerine tek bir çatı altında topladı. Özellikle başkentteki meydanlar, adeta bir “direniş sahasına” dönüştü. Venek Meydanı başta olmak üzere birçok merkezi noktada toplanan binlerce kişi, Washington ve Tel Aviv’e karşı açık mesaj veriyor.

Saha gözlemlerine göre, muhalif grupların yaptığı protesto çağrıları karşılık bulmazken, halk tam tersine meydanlara inerek yönetime ve orduya destek veriyor. Bu durum, ülkede güçlü bir “manevi ve askeri direnç refleksi” oluştuğunu ortaya koyuyor.

TAHRAN’DA SICAK GECE

A Haber Tahran Muhabiri Ekber Karabağ, sahadaki son durumu aktarırken, "Tahran’a yönelik saldırıların ardından bazı ilçelerde ve Keraj bölgesinde elektrik kesintileri yaşandı. Yetkililer bunun yerel bir arıza olduğunu ve kısa sürede giderileceğini açıkladı" ifadelerini kullandı.

Karabağ, bölgede dikkat çeken bir diğer detayı ise "30 gündür sahadayım ve gördüğüm en önemli şey şu: İnanılmaz hızlı bir toparlanma var. Elektrik kesiliyor, kısa sürede geliyor; enkaz kaldırılıyor, ardından asfaltlama bile yapılıyor" sözleriyle aktardı. Bu durum, İran’ın sadece askeri değil, sivil altyapı ve kriz yönetimi açısından da hazırlıklı olduğunu ortaya koyuyor.

KIZILAY, İTFAİYE VE ORDU OMUZ OMUZA

Sahadaki gözlemler, İran’da kriz anlarında kurumlar arası koordinasyonun üst seviyede olduğunu gösteriyor. Karabağ, "Kızılay, itfaiye ve diğer birimler arasında inanılmaz bir koordinasyon var" diyerek, sistemin işleyişine dikkat çekti.

Bu koordinasyon sayesinde, bombardıman sonrası oluşan hasarlar kısa sürede gideriliyor ve şehir hayatı yeniden normale döndürülüyor. Bu durum, uzun süren çatışma ortamına rağmen kamu düzeninin korunmasını sağlıyor.

VENEK MEYDANI’NDA TARİHİ GÖRÜNTÜLER

Tahran’daki Venek Meydanı, son günlerde adeta bir sembol noktaya dönüştü. Her yaştan İranlı, akşam saatlerinden gece yarısına kadar meydanda toplanarak destek gösterilerini sürdürüyor. Ellerinde bayraklar, dillerinde dualar var.

Ekber Karabağ, meydandaki atmosferi aktarırken, "İnsanların büyük ilgisi var, özellikle çocuklar bile bu süreci yakından takip ediyor" ifadelerini kullandı. Meydanda dikkat çeken bir diğer görüntü ise İsrail ve ABD bayraklarının yere serilerek protesto edilmesi oldu.

HALK NE DİYOR? CESARETLERİ VARSA GELSİNLER!

Meydandaki vatandaşlar, duygularını açıkça dile getiriyor. Bir İranlı kadın, "Memleketimiz ve devrimimiz için buradayız, liderimizin yanındayız" sözleriyle desteğini ifade etti.

Bir başka vatandaş ise, olası bir ABD müdahalesine ilişkin soruya "Burası bizim ülkemiz, bizim toprağımız. Cesaretleri varsa gelsinler" yanıtını vererek meydan okudu.

Bir diğer katılımcı da, "Ülkem için buradayım, liderime bu ülke için var olduğumu göstermek istiyorum" ifadelerini kullanarak meydanlardaki kararlılığı gözler önüne serdi.

30 GECEDİR AYNI MANZARA: MEYDANLAR TERK EDİLMİYOR

Karabağ, sahadaki sürekliliğe dikkat çekerek, "30 gecedir insanlar her akşam buraya geliyor ve gece yarısına kadar kalıyor. Kur’an-ı Kerim okunuyor, dualar ediliyor" şeklinde konuştu. Yetkililerin de halka sık sık “sahaları bırakmayın” çağrısı yaptığı belirtiliyor.

Bu durum, sadece anlık bir tepki değil; uzun vadeli bir toplumsal mobilizasyonun göstergesi olarak değerlendiriliyor.

MUHALİFLERİN ÇAĞRISI KARŞILIK BULMADI

İran’da muhalif grupların “sokağa çıkın” çağrıları beklenen etkiyi yaratmadı. Aksine, halk bu çağrılara kulak asmak yerine meydanlara çıkarak saldırılara karşı birlik mesajı verdi.

Ekber Karabağ, "Muhaliflerin çağrısına rağmen kimse protesto için çıkmadı, tam tersine insanlar meydanları doldurdu" diyerek bu durumu net şekilde ortaya koydu. ABD eski Başkanı Donald Trump’ın çağrılarının da sahada bir karşılık bulmadığı ifade edildi.

HALK SIĞINAKTA DEĞİL MEYDANDA

Tahran’ın farklı noktalarında saldırı izleri ve hasarlı bölgeler dikkat çekerken, hava savunma sistemlerinin aktif olduğu anlar da yaşanıyor. Buna rağmen halkın sığınaklara çekilmek yerine meydanlarda kalmayı tercih etmesi, dikkat çeken bir diğer unsur.

Karabağ, "Yolda birçok hasarlı nokta gördük, hatta yayın sırasında hava savunma sistemleri devredeydi. Ama insanlar meydanları terk etmiyor" sözleriyle bu çarpıcı tabloyu aktardı.

“ASLINDA BU SAVAŞIN ARKASINDA İSRAİL VAR” ALGISI

İran kamuoyunda savaşın sorumluluğuna dair güçlü bir kanaat oluşmuş durumda. Genel görüş, İsrail’in ABD’yi bu sürece sürüklediği yönünde.

Ekber Karabağ, "Halkın genel kanaati İsrail’in Amerika’yı kullandığı ve bu savaşa ittiği yönünde" ifadelerini kullandı. Yetkililerin de benzer bir söylem benimsediği ve “Amerikan askerleri İsrail için ölmeye hazırsa biz de hazırız” mesajı verdiği belirtiliyor.

ABD'NİN KARA OPERASYONUYLA İRAN'IN HANGİ NOKTALARI HEDEFTE?

Askeri Stratejist Doç. Dr. Kemal Olçar, ABD’nin İran’a yönelik muhtemel kara harekâtının stratejik detaylarını A Haber ekranlarında deşifre etti. Harekatın sadece bir saldırı değil, bölgeyi tamamen kontrol altına alma stratejisi olduğunu vurgulayan Olçar; Buşehr, Bender Abbas, Kast ve Sirik gibi kritik noktaların önemine dikkat çekerek, ABD’nin hava sahasındaki mutlak hakimiyetinin operasyonun seyrini belirleyeceğini ifade etti.

ÇIKARMA GEMİLERİ İKİNCİ DALGA İÇİN HAZIRLANIYOR

ABD’nin bölgedeki askeri sevkiyatının amacını değerlendiren Doç. Dr. Kemal Olçar, "Adamlar çıkarma gemilerini saldırmak için kullanmıyorlar; her şey normale döndükten sonra arkadan gelecek ikinci dalga kuvvetleri, bir tehdit olmadan rahat rahat karaya çıkartmak için kullanacaklar" ifadelerini kullandı. Kritik harekat türünün "gizli harekat" olduğunu belirten Olçar, bölgedeki Delta Force ve özel kuvvetler unsurlarının topografik yapıya uygun olarak belirlenen bölgelere sızacağını sözleriyle aktardı.

STRATEJİK HEDEF: DENİZ GÜCÜ KARARGAHLARI

Hangi şehirlerin hedef alınacabileceğini harita üzerinde gösteren Olçar, "Dağların tepesine kimse inmez; kontrol altına alınabilecek yerler sahil boyundaki şehir merkezleridir. Bender Abbas bölgesi, Kast ve Sirik kentlerini ele geçirdiğinizde, İran deniz gücünün karargâhlarını tamamen ele geçirmiş oluyorsunuz" şeklinde konuştu. Dağlık bölgelerin operasyon için uygun olmadığını, asıl stratejinin kıyı hattındaki lojistik ve askeri merkezleri düşürmek olduğunu ifade etti.

"İRAN'IN HAVA SAHASINDAKİ KONTROLÜ ABD'DE"

İran’ın hava savunma kapasitesi hakkındaki iddialara sert yanıt veren Kemal Olçar, "İran’ın hava savunması yok, hava sahasının kontrolü tamamen Amerika’da. İstediği zaman uçağı sokuyor, istediği zaman çıkarıyor" ifadelerini kullandı.

Harekâtın önündeki en büyük engelin yerel direniş birimleri olacağını kaydeden Olçar, "Şehirlerde elbette bir direniş olacak; Besiç direnecek, Kudüs gücü direnecek, Devrim Muhafızları direnmeye devam edecek" dedi. Kara harekatının oldukça zor olduğunu belirten Olçar, "ABD'nin İran'daki direniş kuvvetlerini tam olarak ortadan kaldırmadıkça benim söylediğim kara harekatını yapmak mümkün değil" sözleriyle operasyonun kilit noktalarına dikkat çekti. 
 

A HABER İSRAİL’DE VURULAN KİMYA FABRİKASINDA

İsrail’in en kritik sanayi bölgelerinden biri olan Ramat Hovav, İran’ın füze saldırısı sonrası yangın ve patlamalarla sarsıldı. Kimyasal tesislerin bulunduğu bölgede büyük hasar oluşurken, ekipler yangını söndürmek yerine kontrol altına almaya odaklandı. Yoğun güvenlik önlemleri alınırken, çevrede yaşayan siviller tamamen tahliye edildi. A Haber ekibi vurulan kimya fabrikasını görüntüledi.

KRİTİK SANAYİ BÖLGESİ HEDEF ALINDI

A Haber Programlar Müdürü Emine Kavasoğlu, polis ekiplerinin tüm yolları kapattığını belirterek, "Polis ekipleri yolları tamamen kapatmış durumda. O noktaya ulaşan yollar kesildi; sadece görevlilerin geçişine izin veriliyor" ifadelerini kullandı.

İsrail’in Necef Çölü yakınlarında bulunan Ramat Hovav’ın ülkenin en büyük sanayi ve kimya üretim merkezi olduğuna dikkat çeken Kavasoğlu, "İsrail'in kimyasal üretim kapasitesinin büyük bir kısmı tam da bu noktada bulunuyor" sözleriyle bölgenin stratejik önemini aktardı.

KİMYASAL YANGIN: MÜDAHALE SON DERECE ZOR

Bölgede çıkan yangının sıradan yöntemlerle söndürülemediğini vurgulayan Kavasoğlu, "Normal suyla söndürülebilecek bir yangın değil bu. Ekipler öncelikle yangını söndürmek yerine kontrol altına almaya çalışıyorlar" dedi.

Kimyasal maddelerin yoğunluğu nedeniyle zehirlenme riskine karşı geniş çaplı önlemler alındığını ifade eden Kavasoğlu, "Çevrede ne kadar yaşayan varsa bölge tamamen tahliye edildi" sözleriyle tehlikenin boyutuna dikkat çekti.

ENERJİ VE ATIK TESİSLERİ DE RİSK ALTINDA

Ramat Hovav’ın sadece kimya üretimiyle değil, enerji altyapısıyla da kritik bir merkez olduğunu belirten Kavasoğlu, "Doğal gaz ve jet yakıtı kullanarak elektrik üreten santraller burada yer alıyor" dedi.

Ayrıca bölgenin İsrail’in tek tehlikeli atık arıtma tesisine ev sahipliği yaptığını hatırlatan Kavasoğlu, "Ülke genelindeki endüstriyel atıklar burada bertaraf ediliyor" ifadelerini kullandı.

YOĞUN GÜVENLİK VE SÜREN TEHDİT

Saldırı sonrası bölgede üst düzey güvenlik önlemleri alındığını aktaran Kavasoğlu, "Zarar gören tanklar mühürlendi, hava sürekli izleniyor ve çalışanların bölgeye yaklaşmaması istendi" dedi.

Füze tehdidinin sürdüğünü de belirten Kavasoğlu, "Bölge için art arda füze uyarıları gelmeye devam ediyor. Hava savunma sistemlerinin devreye girdiğine tanık olduk" sözleriyle sahadaki gerilimi anlattı.

SAVAŞTA YENİ CEPHE: GÜNEY HATTI

İran’ın kritik altyapılara yönelik saldırılara karşılık vereceğini önceden duyurduğunu hatırlatan Kavasoğlu, "İran günlerdir, ‘Tesislerimize saldırı olursa aynı şekilde karşılık veririz’ diyordu" ifadelerini kullandı.

Son saldırıyla birlikte güney hattının daha da kritik hale geldiğini vurgulayan Kavasoğlu, "Kuzey ve güneyde saldırılar sürüyor, bu kez güneydeki hedeflere bu nokta da eklenmiş oldu" dedi.

DUMANLAR YÜKSELİYOR, RİSK BÜYÜYOR

Bölgedeki yangının kontrol altına alınmasının zaman alacağını belirten Kavasoğlu, "Yangının ancak birkaç saat içinde kontrol altına alınabileceği duyuruldu" dedi.

Rüzgârın etkisiyle dumanın geniş bir alana yayıldığını ifade eden Kavasoğlu, "Yoğun bir is kokusu var, duman bölgeye yayılmaya devam ediyor" sözleriyle tehlikenin sürdüğünü aktardı.

DİMONA VE ÇEVRESİ DE RİSK ALTINDA

Ramat Hovav’ın çevresindeki stratejik noktaların da hedef hattında olduğuna dikkat çeken Kavasoğlu, "Dimona Nükleer Santrali’ne yaklaşık 8 kilometre mesafede. Burası İsrail’in en güvenli bölgelerinden biri olarak bilinirdi" dedi.

Ancak son saldırılarla birlikte bu bölgelerin de artık güvenli olmadığını vurgulayan Kavasoğlu, "Enerji santralleri ve kimyasal tesisler nedeniyle şu an en kritik noktalar haline gelmiş durumda" ifadelerini kullandı.

KÖRFEZ İRAN'A SALDIRIYA MI HAZIRLANIYOR?

A Haber'de bölgedeki güvenlik boşluğuna dikkat çeken Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Cihan Günyel, "Uzun süredir bölgenin arka planında İsrail’in güvenliğini sağlayan ancak Körfez ülkelerine de koruma vaat eden Amerikan güvenlik şemsiyesinin çöktüğünü görüyoruz. Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi’ndeki coğrafi yakınlıklarına rağmen, bu ülkelerin askeri kapasitelerinin ve caydırıcılıklarının oldukça düşük olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız" ifadelerini kullandı.

YUMUŞAK GÜÇTEN ASKERİ YETERSİZLİĞE
Körfez ülkelerinin askeri yapıdan ziyade ekonomik odaklı olduğunu belirten Dr. Cihan Günyel, "Bu ülkeler yıllardır ABD’ye güvenerek askeri kapasitelerini geri planda tutmuş, daha çok petrol gelirleri, turizm ve diplomasi merkezi olma gibi ‘yumuşak güç’ unsurlarına yatırım yapmışlardır. Ancak bugün gelinen noktada, ABD’nin olmadığı bir senaryoda İran ile tek başlarına karşı karşıya kalma riski belirmektedir" sözleriyle tehlikenin boyutunu aktardı.
İSRAİL’İN DERİN STRATEJİSİ: TAM BAĞIMLILIK
İsrail’in bölge üzerindeki planlarını deşifre eden Dr. Cihan Günyel, "Sürecin İsrail açısından memnuniyet verici bir hedefi var: Körfez ülkelerini ABD güvenlik mimarisine çok daha bağımlı hale getirmek ve tüm güvenlik tehdidini İran’a kanalize etmek. İsrail’in bölgedeki yayılmacı politikaları ve 7 Ekim sonrası Lübnan ile İran’daki saldırgan tutumu, aslında kendisinin tek caydırıcı güç olarak kalacağı bir düzen tasarlama çabasıdır" şeklinde konuştu.
PROAKTİF DİPLOMASİ VE YENİ GÜVENLİK MİMARİSİ
Türkiye’nin öncü rolüne vurgu yapan Dr. Cihan Günyel, "Türkiye’nin proaktif diplomasisi takdire şayandır. Bölge ülkeleri artık ABD’nin plansız ve çelişkili saldırılarının peşine takılmak yerine, kendi güvenlik mimarilerini oluşturmak zorunda olduklarını görmüşlerdir. Pakistan’ın nükleer bir güç olması, Mısır’ın Süveyş Kanalı üzerinden yaşadığı ekonomik riskler ve Türkiye’nin İran ile komşu olması bu birlikteliği zorunlu kılıyor" dedi.
KÜRESEL TİCARET VE GÖÇ TEHLİKESİ KAPIDA
Krizin yayılma riskine değinen Günyel, "Husilerin devreye girmesiyle Süveyş Kanalı’nın kapanma ihtimali hem küresel ticareti hem de Mısır ekonomisini doğrudan tehdit ediyor. Öte yandan, İran’daki bir rejim çöküşü senaryosu, Türkiye ve Pakistan için devasa bir göç dalgası ve Belucistan sorunu gibi yeni kriz kapıları demektir. Bu dört ülkenin yan yana gelmesi, bölgenin ABD ve İsrail odaklı planlara karşı kendi kaderini tayin etme iradesidir" diyerek tarihi tanıklığını sözlerine ekledi.

 

“KARA HAREKATI KABUSA DÖNEBİLİR”

Orta Doğu’da gerilim hattı her geçen gün daha da ısınıyor. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik olası bir kara harekatı stratejisi, A Haber ekranlarında masaya yatırıldı. Lider odaklı operasyonların sonuçsuz kalmasının ardından stratejisini "imha odaklı" bir modele çeviren Washington’ın özellikle enerji koridorlarını kontrol altına almayı hedeflediği belirtiliyor. Ancak İran’ın füze kapasitesi ve coğrafi avantajları, saldırgan güçler için büyük bir yıkım riskini beraberinde getiriyor.

ÜÇLÜ KOORDİNASYON VE KRİTİK ADALAR STRATEJİSİ

Olası bir harekatın askeri hazırlık safhasını A Haber canlı yayınındadeğerlendiren Dr. Eray Güçlüer, "Harekat için gemilerin bölgede yığınaklanması şart. Özellikle Hark Adası ve çevresindeki kritik noktalara asker çıkarılması, eş zamanlı olarak da Zagros Dağları üzerindeki arazi kesimlerine helikopterlerle uçarbirliklerin indirilmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı. Güçlüer, bu planın başarıya ulaşması için kara, hava ve deniz unsurlarının senkronize hareket etmesinin hayati önem taşıdığını, "Harekatın taktik şekli; amfibi çıkarma, hava indirme ve kara unsurlarının koordinasyonu üzerine kurulu bir senaryoyu ifade ediyor" sözleriyle aktardı.

STRATEJİK KAYMA: REJİM DEĞİŞİKLİĞİNDEN ENERJİ KONTROLÜNE

ABD’nin bölgedeki asıl hedefinin değiştiğine dikkat çeken Güçlüer, "Liderleri yok ederek İran’ı elde etme planı çöktü. Harp artık stratejik seviyeden operatif seviyeye, yani enerji odaklı bir noktaya evrildi" dedi. Washington’ın artık rejimi değiştirmekten ziyade enerji akışını kontrol etmeye odaklandığını belirten Güçlüer, "ABD, Hürmüz Boğazı ve Basra’daki enerji sistemlerini kontrol ederek İran’da bir ekonomik kriz yaratmak ve küresel enerji sistemine hükmetmek istiyor. Buna askeri literatürde 'operatif gerileme' diyoruz" ifadelerini kullandı.

İRAN’IN SAVUNMA KALESİ VE FÜZE TEHDİDİ

İran’ın savunma kapasitesinin hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan Eray Güçlüer, "İran boş durmayacaktır; bölgeyi mayınlaması ve elindeki taktik balistik füzelerle dar alanları vurması son derece mümkün" uyarısında bulundu. İran’ın füze atma kapasitesinin baskılansa bile çatışmaların çok kanlı geçeceğini ifade eden Güçlüer, "İran’ın yıpratma savaşındaki dayanma gücü beklentilerin çok üzerinde. Kendi coğrafyası ve insan kaynağı sayesinde milyonlarca askeri sahaya sürebilirler. Bu da ABD için hem asker hem de prestij kaybı anlamına gelir" sözlerini kullandı.

PENTAGON’UN BÜYÜK RİSKİ VE "ZAFER" BASKISI

ABD iç siyasetindeki baskıların askeri gerçeklerle çatıştığını ifade eden Dr. Eray Güçlüer, "Pentagon’un 3500 asker göndererek ne yapabileceği büyük bir soru işareti. Siyasi otoritenin 'bize bir zafer ilan edebileceğimiz bir şey yap' baskısıyla hareket edilirse, bu durum Amerikan ordusunu çok büyük bir felakete sürükleyebilir" dedi. Bölgedeki askeri dengelerin çok kritik bir eşikte olduğunu belirten Güçlüer, "İsrail bugün Güney Lübnan’da bile ancak 6 kilometre ilerleyebilmişken, İran’ın füze gücü ve harp kabiliyeti kırılmadan yapılacak bir kara harekatı, çıkan askerlerin imha olmasıyla sonuçlanabilir" ifadeleriyle deşifre edilen planların sahadaki zorluklarına dikkat çekti.

İSRAİL KAYIPLARINI GİZLİYOR

Ortadoğu’da barış umutları İslamabad’daki müzakere masasına kilitlenmişken, sahada silahlar susmak bilmiyor. A Haber Programlar Müdürü Emine Kavasoğlu, İsrail’in Lübnan ve İran’a yönelik saldırılarını sürdürdüğünü, buna karşılık İsrail genelinde sirenlerin çaldığını ve yaklaşan Hamursuz Bayramı öncesinde "ikinci bir 7 Ekim" korkusunun tüm ülkeyi sardığını bildirdi. Bölgede İHA saldırıları ve balistik füze tehdidi nedeniyle tansiyon en üst seviyeye çıkmış durumda.

İSLAMABAD’DA MÜZAKERE MASASI, SAHADA FÜZE YAĞMURU

Bölgedeki diplomatik ve askeri hareketliliği değerlendiren Emine Kavasoğlu, "İslamabad’da başlayacak olan toplantıda gözler müzakere masasına çevrilmiş durumda ancak İsrail hem Lübnan’a hem de İran’a yönelik saldırılarını an itibarıyla sürdürüyor" ifadelerini kullandı. İsrail’in savunma hattının zorlandığını belirten Kavasoğlu, "Tel Aviv’e ulaşmasa da Kudüs, Batı Şeria, Hayfa ve Necef Çölü çevresi siren sesleriyle yankılandı; sabah saatlerinden bu yana yaralı sayısı 30’u aşmış durumda" sözleriyle dehşetin boyutunu gözler önüne serdi.

"HAMURSUZ" BAYRAMINDA 7 EKİM KORKUSU

İsrail’in tatil dönemlerinde yaşadığı güvenlik zafiyetine dikkat çeken Kavasoğlu, "İsrail, 1-8 Nisan arasındaki Hamursuz Bayramı tatiline girmeye hazırlanıyor ancak 7 Ekim’de olduğu gibi bir yıkımla karşılaşmamak için önlemler en üst seviyeye çıkarıldı" dedi. İran’ın çarşamba günü büyük bir misilleme yapabileceği iddialarına değinen Kavasoğlu, "Müzakere masasından sonuç çıkmazsa, İran’ın çarşamba günü Tel Aviv’i hedef alması bekleniyor; İsrail bu bayramda hazırlıksız yakalanmak istemiyor" sözlerini aktardı.

İSRAİL’İN YENİ KABUSU: HİZBULLAH’IN İHA’LARI

Savaşın seyrini değiştiren insansız hava araçlarının yarattığı tahribatı vurgulayan Kavasoğlu, "İnsansız hava araçları İsrail için en büyük kabus oldu; Hizbullah’ın gönderdiği onlarca İHA, Kiryat Shmona ve Metula bölgelerine ağır hasarlar veriyor" ifadelerini kullandı. Askeri kanadın çaresizliğini dile getiren Kavasoğlu, "Askeri kanat yedek askerlerle bu savaşın kazanılamayacağını söylüyor, bu yüzden acil bir kararla bölgeye 100 adet balistik sığınağın yerleştirilmesine başlandı" bilgisini paylaştı.

HUSİ TEHDİDİ VE ABD İLE KRİTİK TEMAS

Savaşın bölgesel bir yangına dönüşme riskinin her geçen gün arttığını belirten Kavasoğlu, "Husilerin de Necef ve Eilat bölgelerine saldırmaları bekleniyor; bu karmaşa içinde İsrailli yetkililer ABD’li mevkidaşlarıyla online görüşmeler yaparak savaşın seyrine ilişkin kararlar alıyor" dedi. Bölgedeki panik havasının devam ettiğini söyleyen Kavasoğlu, "İsrail zor durumda, bir yandan sığınak sayılarını artırırken diğer yandan kuzey bölgelerindeki İHA saldırılarını durdurmaya çalışıyor" sözleriyle durumu özetledi.

TAHRAN'DAN STRATEJİK MİSİLLEME

Orta Doğu’da gerilim hat safhaya çıktı. İran’ın stratejik altyapı tesislerine, demir-çelik fabrikalarına ve üniversitelerine yönelik düzenlenen ağır saldırıların ardından Tahran yönetimi misilleme için düğmeye bastı. Devrim Muhafızları, İsrail ve ABD bağlantılı hedeflere yönelik "göze göz" politikasının ötesine geçildiğini ilan ederken, Körfez ülkelerindeki sanayi devleri ve su tesisleri de hedef tahtasına oturtuldu.

ÜNİVERSİTELER HEDEFTE: TAHRAN’DAN SERT ULTIMATOM

Bölgedeki sıcak gelişmeleri Tahran’dan aktaran A Haber muhabiri Ekber Karabağ, İran’ın son iki gündür altyapısına yönelik çok ağır saldırılarla karşı karşıya olduğunu belirterek, "Özellikle çelik fabrikaları, çimento ve elektrik tesisleri hedef alındı. Başkent Tahran’daki Elm-u Senet Üniversitesi ile İsfahan’daki bir üniversiteye yapılan saldırıların ardından Devrim Muhafızları harekete geçti" ifadelerini kullandı. Karabağ, İran’ın misilleme olarak İsrail ve ABD bağlantılı iki üniversiteyi hedef alacağını duyurduğunu, "İran, bu üniversitelerde çalışanların bölgeden uzaklaşmasını istedi ve yarın öğlene kadar süre tanıdı. Eğer ABD bu saldırıları kınarsa, İran bu üniversiteleri hedef almaktan vazgeçecek" sözleriyle bölgedeki diplomatik ve askeri restleşmeyi aktardı.

KÖRFEZ’DE EKONOMİK SAVAŞ: ALÜMİNYUM TESİSLERİ VURULDU

Saldırıların sadece üniversitelerle sınırlı kalmadığını dile getiren Ekber Karabağ, İran’ın ekonomik altyapısına yapılan saldırılara karşılık olarak Körfez ülkelerini hedef aldığını belirterek, "Dün Birleşik Arap Emirlikleri’ne ait Global Aluminium şirketi ile Bahreyn’deki bir alüminyum tesisi İran tarafından vuruldu. Gelen bilgilere göre bu tesislerde ciddi maddi hasar meydana geldi ve yaralılar olduğu bildiriliyor" dedi. Bu saldırıların birer misilleme olduğunu vurgulayan Karabağ, "İran tarafı, bu operasyonların kendi ekonomik altyapısına yönelik saldırılara bir cevap olduğunu ifade ediyor" şeklinde konuştu.

SU SAVAŞLARI KAPIDA: "GÖZE GÖZ" DEVRİ KAPANDI

Haberin devamında İran’ın su kaynaklarına yönelik saldırılara da dikkat çekildi. Uzman Ekber Coşkun, İran’ın su tesislerine yönelik bir saldırı gerçekleşmesi durumunda bölgedeki tüm dengelerin değişebileceğini belirterek, "İran, su kaynaklarına yönelik bir saldırı olursa aynı şekilde karşılık vereceğini, özellikle deniz suyunu arıtarak kullanan Körfez ülkelerinin ve İsrail’in bu sistemlerinin hedef alınacağını bildirdi" ifadelerini kullandı.

Muhabir Ekber Karabağ ise İran Devrim Muhafızları Hava Uzay Kuvvetleri Komutanı’nın strateji değişikliğine gittiğini vurgulayarak, "Komutan, iki gün önce yaptığı açıklamada artık 'göze göz' politikasını da uygulamadıklarını, bunun ötesine geçtiklerini söyledi" ifadelerini kullandı. Karabağ ayrıca, dün Hüzistan eyaletinde 100 bin kişiye su sağlayan bir tesisin vurulduğunu hatırlatarak, "İran, enerji ve su altyapısına saldırı sürerse, bölge ülkelerinin su tesislerini hedef alacağı uyarısında bulundu" sözleriyle yaklaşan tehlikeye dikkat çekti.

İSRAİL'DE SAVAŞ VE KAOS DÜĞÜMÜ: ORDU ÇÖKÜŞTE, HALK SOKAKTA!

İsrail, bir yandan İran ve Husilerin balistik füze saldırılarıyla sarsılırken, diğer yandan iç siyasi çalkantılar ve halk protestolarıyla boğuşuyor. A Haber Programlar Müdürü Emine Kavasoğlu, bölgedeki kritik gelişmeleri, İsrail ordusundaki "çöküş" itiraflarını ve Netanyahu hükümetine karşı yükselen öfkeyi canlı yayında aktardı.

İRAN'A YANIT BEKLENİYOR: "ASIL DÜŞMAN İRAN"

İsrail’in İran’ın saldırılarına nasıl bir karşılık vereceği henüz netleşmiş değil. Bölgedeki atmosferi değerlendiren Emine Kavasoğlu, İsrail kanadından gelen açıklamalara dikkat çekerek, IDF Sözcüsü, "Bunun bir oyalama taktiği olduğunu biliyoruz, bizim asıl düşmanımız İran ve verilecek cevabı henüz netleştirmedik" ifadelerini kullandı. İsrail’in bir misilleme hazırlığı içinde olduğu bilinse de, bu yanıtın zamanı ve şekli konusundaki belirsizlik sürüyor.

HUSİLERDEN KRİTİK ÜSLERE BALİSTİK FÜZE YAĞMURU

Güneyden gelen tehdit de İsrail'i zor durumda bırakıyor. Necip bölgesi ve stratejik hava üslerinin hedef alındığını belirten Kavasoğlu, Husilerin dün hem sabah hem de öğleden sonra balistik füzelerle iki ayrı saldırı gerçekleştirdiğini hatırlattı. Bölgedeki durumu, "Dimona çevresi, Hatzerim ve Nevatim hava üslerinin bulunduğu noktalarda yoğun siren sesleri duyuldu" sözleriyle aktaran Kavasoğlu, İsrail’in hava üslerindeki olası bir tahribatı paylaşmaktan kaçındığına vurgu yaptı.

İSRAİL ORDUSUNDA ÇATLAK: "ORDU ÇÖKÜŞE GEÇTİ"

İsrail’in sadece dışarıda değil, ordu içinde de büyük bir krizle karşı karşıya olduğu belirtiliyor. Geçtiğimiz hafta Netanyahu’nun sözcüsünün istifasıyla derinleşen krizde, askeri kanattan gelen açıklamalar şok etkisi yarattı. Kavasoğlu, Genelkurmay Başkanı Zamir’in ordunun durumuna dair, "Ordunun özellikle kuzeyde büyük bir direnişle karşılaştığı ve yedek kuvvetlerle bu savaşı başarıyla tamamlamanın mümkün olmadığı" yönündeki görüşlerini paylaştı. Ayrıca eski bir başbakanın orduya yönelik, "Bugüne kadar kazandığınız bir savaş yok, ordu çöküşe geçmiş durumda" şeklindeki sert eleştirilerini de haberine ekledi.

SOKAKLARDA NETANYAHU ÖFKESİ: "KATİL VE SOYKIRIMCI"

İsrail içindeki halk öfkesi ise dindirilmiş değil. Habima Meydanı’nda toplanan yüzlerce kişi, Netanyahu hükümetine karşı çok sert sloganlarla protesto düzenledi. Göstericilerin tepkisini aktaran Kavasoğlu, protestocuların hükümeti, "Soykırımcı bir kabinenin bizi yeniden savaşa sokma hakkı yoktur" sözleriyle hedef aldığını ve Başbakan’ı "katil" olmakla suçladıklarını belirtti. Polisin sert müdahalesiyle karşılaşan göstericilerden çok sayıda kişinin gözaltına alındığı ve İsrail’de hem siyasi hem de askeri kanatta kaosun hakim olduğu bildirildi.

 

Ahaber

SİYONİST KATİLE HUSİ DARBESİ!

Orta Doğu’daki çatışma sarmalı Husilerin denkleme girmesiyle küresel bir enerji ve gıda krizine dönüştü. İsrail’i kuzeyden Hizbullah, havadan İran ve güneyden Husilerin kuşattığı "Üçlü Kıskaç" stratejisi, dünya ticaretinin şah damarı olan boğazları hedef alırken; enerji nakil hatlarındaki kırılma Asya’dan Avrupa’ya kadar tüm kıtaları kıtlık ve ekonomik çöküş riskiyle karşı karşıya bırakıyor.

DÜNYANIN ŞAH DAMARI HEDEFTE: %45'LİK RİSK

Savaşın coğrafyasının genişlediğine dikkat çeken Sabah Gazetesi Dışhaberler Müdürü Bercan Tutar, "Husilerin denkleme dahil olması küresel enerji naklini derinden etkileyecek. Hürmüz Boğazı kadar kritik bir krizle dünya karşı karşıya. Küresel enerjinin %20’si Hürmüz’den, %11’i Babülmendep’ten ve %11’i Süveyş Kanalı’ndan geçiyor. Topladığımızda küresel enerjinin neredeyse %45’lik bölümünün nakledildiği, dünyanın şah damarı konumundaki hat tehlikede" ifadelerini kullandı. Husilerin stratejik konumuna vurgu yapan Tutar, "Sana bölgesi ve Hudeyde Limanı gibi kritik noktaları kontrol eden Husiler, ellerindeki etkili füzelerle sadece İsrail’i vurmakla kalmıyor, geçen tüm enerji gemilerini ve konteynerleri kontrol edebiliyor" sözleriyle tehlikenin boyutunu aktardı.

ASYA KONTİNYENTİ TEHLİKEDE

Krizin sadece enerjiyle sınırlı kalmadığını belirten Tutar, "Bu durum sadece enerji bağlamında değil, tedarik ve gıda zincirini de köklü bir şekilde etkiliyor. Özellikle gübre tedariki konusunda Asya ülkeleri ciddi sıkıntılar yaşayacak. Hindistan, Çin ve Japonya gibi 4-5 milyarlık bir nüfusun tam ekim mevsiminde gübreye ulaşamaması, hasat döneminde ürün kaybı ve küresel düzeyde bir gıda krizi anlamına gelir" değerlendirmesinde bulundu. İsrail’in amacının kaosu yaymak olduğunu ifade eden Tutar, "İsrail bölgeyi ateşe atmak ve iç savaşları körüklemek istiyor. Husilerin hamlesiyle Babülmendep, Aden Körfezi ve Kızıldeniz bu kaotik sürecin parçası olacak" dedi.

DEMİR KUBBE YORULUYOR: EŞ GÜDÜMLÜ SALDIRI

Askeri strateji anlamında füzelerin etkisine değinen Tutar, "Husiler, Hizbullah ve İran eş güdüm halinde hareket ediyor. Hizbullah ve İran füzelerinin aynı anda harekete geçmesi İsrail’in Demir Kubbe savunma sistemini yoruyor ve dikkatini dağıtıyor. Husilerin de aynı zaman diliminde saldırılara geçmesi, atılan füzelerin yıkım ve tahribat gücünü daha da artıracak" ifadelerini kullandı. Kızıldeniz’deki ticari ablukaya dikkat çeken Tutar, "Gazze soykırımı döneminde başlatılan saldırılar küresel ticareti sarsmıştı. Şimdi Husilerin bilinçli bir şekilde enerji akışını tehdit etmesi, Hürmüz’ün kapalı olmasıyla birleşince dünya ekonomisi için çok daha kritik sonuçlar doğuracak" açıklamasını yaptı.

ENERJİ KORİDORLARINDA YENİ ARAYIŞ VE TÜRKİYE’NİN ROLÜ

Körfez ülkelerinin çıkış yolu aradığını belirten Tutar, "Hürmüz, Kızıldeniz ve Süveyş’teki kriz, ülkeleri yeni petrol boru hatlarına ve ticaret güzergahlarına zorluyor. Suudi Arabistan petrolünü Yanbu Limanı’na, BAE ise Umman Denizi’ne kaydırmak istiyor ancak Husiler bu tesisleri ve tankerleri de vurabilecek caydırıcı bir güç olarak öne çıkıyor" sözlerini kaydetti. Türkiye’nin bu denklemdeki yerine işaret eden Tutar, "Irak üzerinden Türkiye’ye uzanan hatlar ve Akdeniz hattı bu krizde hayati önem kazanıyor. Türkiye hem güvenlik hem de ekonomi eksenli yeni konseptte kritik bir rol oynayacak" dedi.

KÖRFEZ’İN YIKILAN İMAJI VE SERMAYE AKIŞI

Bölgedeki ekonomik yıkımın sadece tesislerle sınırlı olmadığını vurgulayan Tutar, "Katar’ın Ras Laffan tesisindeki hasarın onarılmasının 5 yıl süreceği söyleniyor. Bölgedeki yabancı nüfus yavaş yavaş çekiliyor, 'Körfez imajı' sarsılıyor. Trilyon dolarlık yatırım fonları, şirket ortaklıkları ve sermaye akışı bu kaostan etkilenecek. Yatırım bölgesi cazibe merkezi olmaktan çıkıp askeri güvenlik eksenli bir yapıya dönüşebilir" ifadelerini kullandı. Türkiye ve Pakistan gibi ülkelerin bölgesel bir savaşı durdurmak için yoğun diplomasi yürüttüğünü hatırlatan Tutar, "İsrail’in amacı İran ile Körfez ülkelerini çatıştırmak. Türkiye bu süreci durdurmak için hamleler yapıyor ama risk hala geçmiş değil" uyarısında bulundu.

DÜNYA EKONOMİSİ BİTKİSEL HAYATA GİRİYOR!

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatarak dünyayı ekonomik bir darboğaza sokmasının ardından, denkleme dahil olan Yemenli Husiler küresel ticareti "bitkisel hayata" sokacak hamleyi yaptı. ABD Başkanı Trump’ın çılgın politikaları ve İsrail’in bölgeyi ateşe atan saldırıları karşısında İran, son kartı olan Yemen’i sahaya sürdü. Uzmanlar uyarıyor: Hürmüz ve Babülmendep’in aynı anda kapanması, dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir çöküşü tetikleyebilir.

HÜRMÜZ’DE İRAN KONTROLÜ VE ÇİN’İN PERDE ARKASI ROLÜ

İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetini ve Pakistan gemilerine verilen geçiş iznini yorumlayan Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Yıldırım Deniz, A Haber canlı yayınında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Deniz, "Savaşın başından bu yana İran en önemli kozu olan Hürmüz'ü kullanarak uluslararası piyasaları büyük bir darboğaza soktu. Pakistan ile yapılan anlaşmanın arkasında ise aslında Çin aktörü var; Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru üzerinden yapılan bu transferler, Çin'in bölgedeki krize dolaylı yoldan müdahil olduğunu gösteriyor" ifadelerini kullandı. Deniz, Hürmüz Boğazı'nın kontrolünün İran'da olmasının ABD ve Trump için kabullenilmesi zor bir gerçek olduğunu sözlerine ekledi.

BABÜLMENDEP VE KÜRESEL EKONOMİNİN FELCİ

Husilerin savaşa dahil olmasıyla birlikte Babülmendep Boğazı'nın da hedef haline geldiğini belirten Dr. Yıldırım Deniz, "Hürmüz Boğazı kapalıyken, Babülmendep'te Husilerin gerçekleştireceği olası saldırılar küresel ekonomiyi tam manasıyla bitkisel hayata sokacaktır. Sadece petrol değil; gübre hammaddeleri, sıvılaştırılmış doğalgaz ve teknolojik üretimde hayati öneme sahip helyum gazı transferi de bu krizden etkilenecek, domino etkisiyle tüm sektörler darbe yiyecektir" sözleriyle yaklaşan tehlikeye dikkat çekti.

İSRAİL VE ABD'DE HALK AYAKTA: DESTEK YÜZDE 40'LARA DÜŞTÜ

İsrail ve ABD içindeki toplumsal huzursuzluğun arttığını vurgulayan Dr. Yıldırım Deniz, "İsrail'de Netanyahu'ya olan destek yüzde 60'lardan yüzde 40'lara kadar gerilemiş durumda. Halk sığınaklarda yaşamaktan yorgun düştü ve psikolojileri bozulmaya başladı. ABD genelinde ise yaklaşık 9 milyon insan Trump'ın hesapsız politikalarına karşı sokaklara dökülerek tepkisini dile getiriyor" ifadelerini kullandı. Deniz ayrıca, bölgede görev yapan ABD askerlerinin de 10 aydır karaya çıkmadan görev yaptıklarını ve askeri psikolojinin çökmek üzere olduğunu belirtti.

STRATEJİK SATRANÇ: DİRENİŞ EKSENİ VE ASİMETRİK GÜÇ

İsrail'in üç cepheden (Yemen, Lübnan, İran) kuşatıldığını kaydeden Dr. Yıldırım Deniz, "Direniş ekseninin arkasında Rusya, Çin ve hatta Kuzey Kore'nin desteği var. Hizbullah ve Husilerin kullandığı silahlar düşük teknolojili görünse de verdikleri zarar asimetrik bir etki yaratıyor. Özellikle Yemen'in konumu, Suudi Arabistan'ın petrol tesislerine ve İsrail'e saldırma noktasında İran'dan çok daha avantajlı bir durumda" şeklinde konuştu.

KÖRFEZ ÜLKELERİNİN "İRAN" KORKUSU VE SAĞDUYU ÇAĞRISI

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin İran'a karşı bir saldırıda bulunma ihtimalini düşük gören Dr. Yıldırım Deniz, "Körfez ülkeleri, ABD'nin bölgeden çekileceğini biliyor ve yarın İran ile baş başa kalacaklarının farkındalar. İran 90 milyonluk devasa bir güç ve bu ülkeler, kendi içlerindeki Şii nüfusun da etkisiyle toplumsal bir patlama yaşanmasından korkuyorlar; bu yüzden İran'a karşı doğrudan bir askeri aksiyon almaları mantıklı bir senaryo gibi durmuyor" ifadeleriyle bölgedeki hassas dengeyi özetledi.

48 SAATLİK RESTTEN 10 GÜNLÜK SÜREYE: STRATEJİ NE?

Orta Doğu’da gerilim her geçen saat tırmanırken, Hürmüz Boğazı üzerinden yürütülen kriz yeni bir askeri senaryoyu gündeme taşıdı. ABD’nin verdiği süreleri uzatmasına rağmen boğazın hâlâ kapalı olması, olası bir kara ve hava indirme operasyonu ihtimalini güçlendiriyor. A Haber’de değerlendirmede bulunan Askeri Stratejist İbrahim Keleş, Washington yönetiminin, kritik adaları ele geçirerek ve hava indirme birliklerini devreye sokarak sahada dengeleri değiştirmeye hazırlandığını vurguladı.

Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz, ABD’nin verdiği sürelerle dikkat çekici bir seyir izliyor. İlk etapta 48 saatlik bir süre tanıyan Washington yönetimi, ardından bu süreyi 5 güne, daha sonra ise 10 güne çıkardı. Ancak tüm bu sürelere rağmen Hürmüz Boğazı’nın hâlâ kapalı olması, sahada farklı bir askeri planın devrede olabileceği yorumlarını beraberinde getirdi.

ABD kamuoyunda ve askeri programlarda da tartışılan senaryolarda, kara harekâtı ve hava indirme operasyonlarının masada olduğu değerlendiriliyor.

GEMİLER VE 82. HAVA İNDİRME TÜMENİ

Askeri Stratejist İbrahim Keleş, ABD’nin sahadaki askeri hazırlıklarına dikkat çekerek, “Şimdi burada ABD; Japonya tarafından amfibi gemiler gönderdi ve 82. Hava İndirme Tümeni’ni görevlendirdi.” ifadelerini kullandı.

Keleş, bu birliklerin görev tanımını ise şu sözlerle açıkladı: “82. Hava İndirme Tümeni’nin görevi; mümkün olduğunca ‘uçarbirlik harekâtı’ dediğimiz helikopterlerle belirli noktalara iniş yapıp o bölgeleri kontrol altına almaktır.” şeklinde konuştu.

Ancak Keleş, tüm askeri uzmanların ortak görüşüne de dikkat çekerek, “Tüm uzmanların hemfikir olduğu konu; bu bölgeler bombalanmadan böyle bir operasyona girilmeyeceğidir.” ifadelerini kullandı.

KRİTİK HEDEF: STRATEJİK ADALAR

Operasyon senaryolarında öne çıkan ilk hedefler, Hürmüz çevresindeki stratejik adalar. Keleş, “Burada bazı adacıklar var; Büyük Tunb ve Küçük Tunb adaları… Ayrıca içerisinde yaklaşık 150 bin kişinin yaşadığı sivil yerleşimleri de olan başka bir ada ve biraz daha ileride Ebu Musa Adası bulunuyor.” dedi.

ABD’nin öncelikli hedefinin bu bölgeler olabileceğini belirten Keleş, “ABD’nin ilk hedefi, mümkünse bu adaları hava indirme ya da amfibi çıkarma yaparak deniz piyadeleriyle kontrol altına almak olacaktır.” ifadelerini kullandı.

HÜRMÜZ KAPALI: DENİZDEN GEÇİŞ NEDEN ZOR?

Hürmüz Boğazı’nın kapalı olması, ABD’nin denizden hareket kabiliyetini ciddi şekilde sınırlıyor. Keleş, “Şu an için buradan geçemiyorlar çünkü İran, Hürmüz Boğazı’nı tamamen kapattı.” dedi.

Bölgenin coğrafi yapısına dikkat çeken Keleş, “Gemilerin geçebileceği yaklaşık 6 kilometrelik bir açık hat bulunuyor. Petrol tankerleri ve kuru yük gemileri bu dar hattan geçiyor. Kıyılar çok sığ olduğu için büyük gemiler her yerden geçemez.” ifadelerini kullandı.

Uçak gemilerinin risk altında olacağını vurgulayan Keleş, “Normalde boğaz açık olsa bile bu kadar dar bir alanda hareket etmek, özellikle bir uçak gemisi için oldukça risklidir.” şeklinde konuştu.

İRAN’IN GİZLİ KOZU: AKILLI DİP MAYINLARI

Bölgede deniz trafiğini tehlikeye atan en önemli unsurlardan biri ise İran’ın yerleştirdiği mayınlar. Keleş, “İran’ın geçen hafta 10 adet dip mayını yerleştirdiğini açıklaması durumu daha tehlikeli kılıyor.” dedi.

Bu mayınların özelliklerine dikkat çeken Keleş, “Bu dip mayınları oldukça tehlikelidir; denizin dibindedirler ancak akıllı sistemlere sahiptirler. Gemi yaklaştığında algılayıp yukarı çıkabilirler, hatta vatoz gibi gemiye yapışan türleri vardır.” ifadelerini kullandı.

ABD’nin bölgeye kolayca giremeyeceğini belirten Keleş, “Bu akıllı mayınlar nedeniyle ABD’nin bölgeye gemi sokabileceğini sanmıyorum.” şeklinde konuştu.

ASIL HEDEF: NÜKLEER TESİSLER Mİ?

Operasyonun yalnızca Hürmüz’le sınırlı olmayabileceği de değerlendiriliyor. Keleş, ABD’nin stratejik hedeflerinden birine dikkat çekerek, “ABD’nin birincil hedeflerinden biri İran’ın nükleer tesislerindeki zenginleştirilmiş uranyumu ele geçirmektir.” dedi.

Olası senaryoyu detaylandıran Keleş, “Muhtemelen İsfahan tarafındaki nükleer tesislere içeriden bir hava indirme harekâtı düzenleyebilirler.” ifadelerini kullandı.

ZAGROS DAĞLARI: İRAN’IN DOĞAL KALESİ

İran’ın coğrafi avantajları da savaşın seyrini belirleyecek unsurlar arasında yer alıyor. Keleş, “Haritaya baktığımızda Zagros Dağları’nı görüyoruz; Toroslar’dan başlayıp Pakistan ve Himalayalar’a kadar uzanan devasa bir silsile.” dedi.

Bu dağların İran için büyük bir savunma avantajı sunduğunu belirten Keleş, “Bu dağlar İran için doğal bir siper ve korunak sağlıyor.” ifadelerini kullandı.

Kıyı yapısının da zorlayıcı olduğuna dikkat çeken Keleş, “Kıyıdan sadece birkaç kilometre sonra yükselen dik ve sarp kayalıklar, düz araziye izin vermiyor.” şeklinde konuştu.

“BEKLİYORUZ” MESAJI: İRAN SAHADA HAZIR

İran’ın savunma hazırlıklarına da değinen Keleş, “İran bu hakim tepeleri doğal bir kale gibi kullanacaktır.” dedi.

Keleş, İran Kara Kuvvetleri Komutanı’nın mesajına dikkat çekerek, “Kara Kuvvetleri Komutanı ‘Bekliyoruz’ diyerek bu hazırlığa işaret etti.” ifadelerini kullandı.

Ayrıca sahadaki güç dengelerine değinen Keleş, “Şu an Devrim Muhafızları savaşıyor ancak asıl ordu henüz devreye girmedi.” şeklinde konuştu.

ÇİFTE HAREKÂT SENARYOSU

Olası operasyonun çok yönlü olabileceğini vurgulayan Keleş, “Eğer 82. Tümen indirilirse, muhtemelen hem denizden çıkarma yapıp hem de arkadan İran’ın savunma hatlarını çökertmek için helikopterlerle hava hücum harekâtı düzenlemeyi planlıyorlardır.” dedi.

Bu senaryoya göre ABD’nin, amfibi çıkarma ve hava indirme operasyonlarını eş zamanlı yürüterek İran savunmasını iki koldan kırmayı hedeflediği değerlendiriliyor.

"EVDEKİ HESAP ÇARŞIYA UYMADI, BÜYÜK BİR BAŞARISIZLIK GELİYOR!"

Orta Doğu'da silahların gölgesinde büyük bir güç savaşı yaşanırken, Washington ve Tel Aviv’in aceleyle planladığı “rejim değişikliği” senaryoları duvara tosladı. ABD’nin İran’ı bir “Maduro operasyonu” gibi kolayca çözülebilecek bir hedef olarak gören Neo-Con kanadı büyük bir yanılgıya düşerken, bölgeden gelen son analizler kirli ittifakların çatladığını ortaya koyuyor. Sabah Gazetesi Dış Haberler Müdürü Bercan Tutar, A Haber ekranlarında yaptığı değerlendirmede, Evanjelik-Siyonist denklemden JD Vance’in savaş karşıtı duruşuna, İsrail’in Lübnan’da karşı karşıya olduğu “başarısızlık riski”ne kadar birçok kritik başlığı tek tek anlattı.

İSRAİL LOBİSİ VE NEO-CON KISKACI: AMERİKA KENDİ ÇIKARLARINI FEDA MI EDİYOR?

Savaş öncesinde ABD’ye sunulan “İran’da rejim değişikliği kolay olur” yönündeki bilgilerin gerçeklikten kopuk olduğunu vurgulayan Bercan Tutar, "Tabii, ama yani suçluyorlar. JD Vance’in duruşu daha farklı; o ‘MAGA’cıları biraz daha temsil ettiği için onun derdi savaşa girmemek. Şimdi iki Amerika olduğunu bilelim; bir yanda ‘İsrail lobisinin veya dış politikamızın İsrail’in tekelinden kurtaralım’ diyenler var; savaşlara girmeyelim istiyorlar. Çünkü Amerika’nın girdiği bütün savaşlar Neo-Con’ların sunduğu bir yol haritasına göre yapılıyor. Yani kendi çıkarlarından ziyade biraz da İsrail’in çıkarlarına göre hareket ediyorlar" ifadelerini kullandı. Tutar, ABD dış politikasındaki bu çift başlılığın sahadaki yansımalarına dikkat çekti.

ORTA DOĞU’DA “İSRAİL SOPASI”: UKRAYNA VE VENEZUELA’DA NEDEN FARKLI?

ABD’nin İsrail’i her bölgede aynı şekilde dinlemediğini, Orta Doğu özelinde farklı bir yaklaşım sergilediğini belirten Bercan Tutar, "Ama tam da öyle değil aslında. Mesela İsrail’in, Siyonist lobinin güdümündeki Amerika; Ukrayna’ya gelince niye İsrail’i hiç dinlemiyor? Venezuela’ya gelince niye hiç dinlemiyor?" sözleriyle bu çelişkiye dikkat çekti. Tutar, Washington’ın pragmatik davrandığını ve Orta Doğu’da İsrail’i işlevsel bir araç olarak kullandığını vurguladı.

LÜBNAN BATAKLIĞINDAKİ TEHLİKE: “BİZ SÜPER GÜÇ DEĞİLİZ” İTİRAFI

İsrail basınında yükselen eleştirilere ve Lübnan operasyonunun risklerine değinen Bercan Tutar, The Jerusalem Post gazetesinde yayımlanan bir makaleyi hatırlatarak, "Netanyahu’nun bu Lübnan operasyonlarını çok sert şekilde eleştiriyorlar. ‘Biz süper bir güç değiliz, orada toprak işgal etsek bile kalamayız, kontrol edemeyiz. ’82’de girdik, beş kere girdik, bu altıncısı; gene başarısızlığa uğrayıp çıkacağız’ diyorlar" ifadelerini kullandı. Tutar, İsrail’in geçmişte yaptığı hataları tekrar etme riskiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çekti.

JD VANCE’İN MESAJI VE İRAN FÜZELERİNİN “ZAMAN AYARLI” CEVABI

ABD iç siyasetindeki dengelerin sahaya nasıl yansıdığını anlatan Bercan Tutar, "JD Vance’i ‘flaş flaş’ verdiler. Vance diyor ki: ‘Biz İran’da çok fazla kalmayacağız, işimizi bitirip kısa sürede gideceğiz.’ Yani kalıcı değiliz demeye getiriyor; bu süre bir yıl da olabilir, birkaç ay da olabilir, hatta birkaç hafta da olabilir" ifadelerini kullandı. Tutar, bu açıklamanın hemen ardından gelen gelişmelere dikkat çekerek, "Vance’in açıklamasından iki dakika sonra İran füzeleri İsrail’in kentlerini vurdu, sarstı" sözleriyle sahadaki gerilimin anlık olarak nasıl tırmandığını aktardı.

LOBİLERİN BASKI SAVAŞI: “İRAN’I TEHDİT OLARAK GÖRMÜYOR MUSUN?”

Washington’daki güç mücadelelerine de değinen Bercan Tutar, "Amerika’daki Yahudi lobisine göndermeler bunlar; yani ‘Vance üzerinde baskı kurulsun, bak o böyle diyor ama İran hâlâ bize saldırıyor, sen İran’ı tehdit olarak görmüyor musun?’ mesajı veriliyor" ifadelerini kullandı. Bu durumun, ABD iç siyasetinde algı ve baskı mekanizmalarının nasıl çalıştığını gösterdiğini belirtti.

EVANJELİK-SİYONİST DENKLEMİ: ARMAGEDDON SENARYOSU

ABD’deki ideolojik güç dengelerine dikkat çeken Bercan Tutar, "Ama şu da var Amerika’da; bir Siyonist-Evanjelik yapı var. Evanjelik yapı aslında Siyonist yapıyı kontrol ediyor ve kullanıyor; ben o kanaatteyim" dedi. Tutar, bu yapının inanç temelli hedeflerine değinerek, "Evanjelik yapıda deniliyor ki; Armageddon Savaşı çıkacak, kıyamet savaşı yaşanacak, İsa ikinci kez gelecek ve bütün Yahudiler Hristiyan olacak" ifadelerini kullandı. Bu durumun çelişkili bir tablo oluşturduğunu vurgulayan Tutar, "Yahudiler böyle bir projeye niye destek versin? Bu açıdan bakıldığında ters bir denklem ortaya çıkıyor" şeklinde konuştu.

ÖTEKİ AMERİKA: “DIŞ MACERALARDAN ÇEKİLELİM” SESLERİ

ABD içinde farklı bir yaklaşımın daha bulunduğunu belirten Bercan Tutar, "İkinci proje de öteki Amerika; yani ‘Amerika savaşlara girmesin, dış maceralardan çekilsin’ diyen Amerika" ifadelerini kullandı. Tutar, bu iki farklı yaklaşım arasındaki gerilimin, ABD’nin Orta Doğu’daki adımlarını doğrudan etkileyeceğini vurguladı.

KÖRFEZ’DE SAVAŞ ÇANLARI! İRAN’IN ASİMETRİK GÜCÜ VE KORKUTAN SENARYO

İran Araştırmaları Merkezi Uzmanı Oral Toğa, Körfez’de yükselen tansiyonu ve ABD-İran hattındaki olası çatışma senaryolarını A Haber ekranlarında masaya yatırdı. Devrim Muhafızları’nın deniz gücünden yer altı füze silolarına, asimetrik savaş taktiklerinden bölgeyi ateşe atacak elektrik altyapısı saldırılarına kadar birçok kritik detayı açıklayan Toğa, bölgedeki dengelerin bıçak sırtında olduğunu vurguladı. Özellikle "sistemik felç" stratejisine karşı İran’ın vereceği cevabın tüm Körfez’i bir savaş alanına çevirebileceği uyarısında bulunan Toğa, İran'ın savunma konseptinin derinliklerini ve olası bir kara harekatının risklerini çarpıcı detaylarla aktardı.


ARTEŞ VE DEVRİM MUHAFIZLARI ARASINDAKİ KRİTİK GÖREV DAĞILIMI
İran Araştırmaları Merkezi Uzmanı Oral Toğa, "İran’da bütün müessese nizam kurumları için geçerli olan ikili bir yapı var. Nasıl ki Kudüs Gücü varken Dışişleri Bakanlığı da varsa, orduda da benzer bir durum söz konusu. Devrim Muhafızları Ordusu ve Erteş dediğimiz düzenli ordu arasında alanlar ayrıldı. Devrim Muhafızları Körfez’in kontrolünü ve güvenliğini üstlenirken; bunun dışındaki Hazar Denizi ve Cask, Çabahar gibi açık okyanus sahil taraflarını düzenli ordunun donanmasına bıraktılar" ifadelerini kullandı.

İRAN-IRAK SAVAŞININ KANLI TECRÜBESİ VE NÜKLEER KIRILMA
İran’ın askeri doktrininin temelindeki tarihsel sürece dikkat çeken Oral Toğa, "Devrim Muhafızları Ordusu yapısı itibarıyla İran-Irak savaşından çok şey öğrenmiş bir ordudur. Bu savaş aslında İran’ın savunma konseptlerinin hemen hepsine ve bugünkü nükleer programa kadar giden dünya algısına çok fazla etki etti. Başlarda Humeyni tarafından kitle imha silahları haram olarak nitelendirilse de, Saddam Hüseyin’in kullandığı kimyasal silahlardan sonra İran’ın şikayetlerinden bir sonuç alamaması, ‘kendimizi korumak için nükleere ihtiyacımız var’ düşüncesini 1990’ların başına kadar taşıdı" şeklinde konuştu.

ASİMETRİK SAVAŞIN YENİ SİLAHLARI: 20 BİN DOLARLIK DRONLAR
İran’ın teknolojik savunma stratejisini anlatan Oral Toğa, "İranlılar uçak gemisi veya modern uçaklara sahip olamayacaklarını bildikleri için füze programına odaklandılar. 20 bin dolarlık bir dronun, 1 milyar dolarlık radar sistemlerini yok edebileceği bir asimetri kurdular. Denizde de 2021 sonrası Çin’den aldıkları ciddi teknoloji desteğiyle küçük SİDA’lar ve hücum botlar üzerinden benzer bir yapı oluşturdular" sözleriyle aktardı.

STRATEJİK ADALAR VE KEŞM: "SABİT BİR UÇAK GEMİSİ"
Körfez’deki adaların savunma hattındaki önemine vurgu yapan Oral Toğa, "Haritada görülen yeşil alan tamamen bu asimetri üzerine kurulu. İran’ın en büyük güvenliği coğrafyasıdır. Körfez sahilinin yarısından fazlasına sahipler ve o sahilin arkası Zagros dağ hattıdır. Burada çok fazla yer altı füze silosu ve Çin teknolojisiyle üretilen SİDA’ların saklandığı alanlar var. Özellikle giriş yolundaki Keşm Adası, 1500 kilometrekarelik alanıyla adeta bir uçak gemisi gibidir. Buraya yapılacak bir indirme, kaçınılmaz bir şehir savaşını beraberinde getirir" ifadelerini kullandı.

HÜRMÜZ BOĞAZI’NDA ABD’Yİ BEKLEYEN "GİRDAP" TEHLİKESİ
ABD’nin operasyonel planlarındaki riskleri değerlendiren Oral Toğa, "ABD’nin stratejik hedefi belirsiz. Eğer mesele sadece Hürmüz Boğazı’nı açmaksa Hark Adası’nın bir anlamı yok çünkü boğazdan 500 kilometre yukarıda. Ancak amaç İran’ın kritik altyapısını tutmaksa, bu bir girdaba dönüşür. Adaları tutmak için sahili, sahili tutmak için arkadaki Zagros hattını korumanız gerekir. Bu da derinleştikçe derinleşen, boşa asker kaybı verilecek bir operasyona dönüşür" şeklinde konuştu.

SİSTEMİK FELÇ VE ELEKTRİK ALTYAPISINA YÖNELİK "DEHŞET" SENARYOSU
Oral Toğa, ateş hattındaki en büyük risklerden birini şu sözlerle açıkladı: "Benim korkum daha ciddi bir senaryo olan ‘sistemik felç’ konseptidir. Trump ve İsrail’in en çok istediği şey İran’ın elektrik altyapısını vurmaktır. Ancak İranlılar Irak savaşından ders çıkararak elektrik şebekesini merkezileştirmedi ve yedeklemeler oluşturdu. Eğer ABD İran’ın elektriğini vurursa, İran da buna cevaben Körfez ülkelerinin merkezi olan su arıtma ve elektrik tesislerini vuracağını ilan etti. Bu durum tüm Körfez’i savaşın içine çeker ve ABD piyadeleri çok daha farklı alanlarda kullanılmak zorunda kalır."

KARA HAREKATI VE "KOPARILMIŞ TOPRAKLAR" İDDİASI
Bölgedeki ideolojik gerilimi anlatan Oral Toğa, "İran içerisinde ‘Paydar Cephesi’ denilen, muhafazakarın da muhafazakarı olan bir grup şu an bürokrasi ve Devrim Muhafızları’nın komuta kademesinde çok etkili. Bunlar dünyayı çok sert bir ideolojik pencereden okuyorlar. Bu grup, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi yerleri ‘bizden koparılmış topraklar’ perspektifiyle görüyor. Savaş hararetlenirse, bu bölgelere yönelik kara harekatı gibi ihtimaller çok da olasılık dışı kalmaz" sözleriyle uyardı.

EKONOMİK KUŞATMA VE 6 AYLIK DAYANMA GÜCÜ
İran’ın ambargolara karşı direncini analiz eden Oral Toğa, "İran’ın dayanma kapasitesi üzerine yoğun bir çalışma var. 2003 yılında kurulan Pasif Savunma Komutanlığı, füze ve nükleer altyapının yer altına gömülmesinden tedarik zincirinin planlanmasına kadar her şeyi organize ediyor. İran, en kötü senaryoda 8 yıllık savaş tecrübesiyle ‘karne’ sistemine dönerek temel gıda dağıtımını sağlar. Şu an için tedarik zincirinde bir kırılma ya da panik havası görünmüyor" ifadelerini kullanarak metni noktaladı.

TRUMP’TAN ORTADOĞU’DA TARİHİ HESAPLAŞMA: DÜNYA LİDERLERİNE ŞOK SÖZLER

A Haber ekranlarında sıcak gelişmelerin kalbi atmaya devam ediyor.  A Haber muhabiri İrfan Sapmaz, Donald Trump’ın Florida’daki kritik toplantısından sızan şok edici detayları ve Ortadoğu’daki dengeleri sarsacak tarihi tanıklıkları ateş hattından bildirdi. Trump’ın dünya liderlerine yönelik zehir zemberek açıklamaları, savunma sanayindeki milyar dolarlık satranç hamleleri ve Netanyahu ile J.D. Vance arasındaki iplerin koptuğu o dehşet anları, diplomatik bir depremin fitilini ateşledi.


Sıcak bölgeden aktarılan bilgilerde, yayının başında yaşanan kısa süreli teknik aksaklık dikkat çekti. İrfan Sapmaz, hemen ardından Ortadoğu’yu sarsacak kulis bilgilerini peş peşe sıraladı.

FLORIDA’DA MUHAMMED BİN SELMAN İLE ALAY EDİLDİ
Donald Trump’ın Florida’da gerçekleştirdiği toplantı, dünya siyasetinde taşları yerinden oynatacak türden diyaloglara sahne oldu. İrfan Sapmaz, Trump’ın Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı hedef aldığını belirterek, Trump, "Muhammed bin Salman ile alay ettim. Şunu şunu yapacağı noktasını hiç düşünmemiştim. Şimdi bana iyi davranmak zorunda, bana iyi davransa iyi olur, davranmak zorunda" ifadelerini kullandığını aktardı. Bu açıklamalar, Trump’ın Ortadoğu liderleri üzerindeki baskın figürünü yeniden tesis etme çabası olarak yorumlandı.

KAYBEDEN LİDERLERLE TAKILAN BİR TRUMP PROFİLİ
Trump’ın psikolojik savaş stratejilerine de değinen Sapmaz, eski başkanın dünya liderlerine bakış açısını çarpıcı sözlerle özetledi. İrfan Sapmaz, Trump, "Dünya liderlerine de bir bindiriyorum, bir sürü kaybeden var. Kaybedenlerle takılıyorum çünkü bu beni daha iyi hissettiriyor. Çok başarılı olan ve başarı hikayelerini dinlemek zorunda kaldığınız adamlardan nefret ederim. Benim başarılarımı dinlemeyi seven insanları severim" şeklinde konuştuğunu bildirdi.

ORTADOĞU’YU KENDİNE BAĞLAMA STRATEJİSİ VE MİLYAR DOLARLIK SİLAH SATIŞLARI
Trump’ın Ortadoğu politikasının temelinde Amerika’dan ziyade bizzat kendi figürüne bir bağımlılık yaratma hedefi olduğu vurgulandı. Sapmaz, Mahmut Övür’ün de tespitlerine katılarak, Trump’ın bölgedeki kaostan nasıl beslendiğini şu teknik detaylarla açıkladı: İrfan Sapmaz, "Trump, Ortadoğu’yu bizzat Trump figürüne bağımlı hale getirmeye çalışıyor. İran’ın Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi yerleri vurmasından son derece memnun. Çünkü bu durum Amerika savunma sanayine olan bağımlılığı artırıyor ve yüz milyarlarca dolarlık yeni silah satmak anlamına geliyor" sözleriyle bölgedeki sıcak temasın ekonomik boyutuna dikkat çekti.

NETANYAHU’YA AĞIR DARBE: "SÖYLEDİKLERİNİN HİÇBİRİ ÇIKMADI"
İsrail cephesinde ise tam bir dehşet tablosu hakim. Trump’ın, İran Devrim Muhafızları’nın İsrail’i vurmasından ve Netanyahu’nun perişan olmasından memnuniyet duyduğu iddia edildi. Sapmaz, Axios kaynaklı çarpıcı bir telefon görüşmesini de deşifre etti. J.D. Vance’in Netanyahu’yu adeta "fırçaladığını" belirten Sapmaz, J.D. Vance, "Senin söylediklerinin hiçbiri çıkmadı. Sayın Başkan Trump’a oradaki göstericileri ayaklandırmamızın yeterli olduğunu, rejimi devireceklerini ve bizim de gidip oraya konacağımızı, Tahran’ı ele geçireceğimizi söyledin ama bunların hiçbiri olmadı" ifadelerini kullandığını aktardı.
 

İSRAİL’DE DEHŞET GECESİ: FÜZELER ŞEHRİ VURDU, CEPHELER GENİŞLİYOR!

Tel Aviv sokaklarında siren sesleri kesilmezken, Orta Doğu’da savaşın seyri her geçen dakika daha da kanlı bir hal alıyor. A Haber Programlar Müdürü Emine Kavasoğlu, ateş hattının tam kalbinden, İsrail’in füzelerle sarsıldığı o dehşet anlarını, yeni açılan cepheleri ve siyasi krizin derinleştiği sıcak bölgedeki son durumu tüm detaylarıyla aktardı. Müzakere masasının devrildiği, füzelerin gökyüzünü aydınlattığı ve sivil halkın sığınaklara hapsolduğu bölgede, savaşın şiddeti doruk noktasına ulaştı.


MÜZAKERE MASASINDA BÜYÜK ÇATLAK
Bölgedeki siyasi gerilimi değerlendiren Emine Kavasoğlu, "Aslında müzakerenin adı daha geçtiğinde İsrail zaten buna çok sıcak bakmadığını söylemişti. Açık ve net bir dille sıcak bakmadıklarını söylemesinin ardından da Amerika Birleşik Devletleri ile görüş ayrılıkları olduğuna dair sızıntılar başladı." ifadelerini kullandı. Kavasoğlu, İsrail’in ani bir ateşkes niyetinde olmadığını, çatışmaların haftalarca sürecek bir savaşa göre planlandığını vurgulayarak, Netanyahu yönetiminin Trump’ın hamlelerine karşı duyduğu belirsizliği, "Netanyahu, Trump’ın ne yaptığını anlamıyor, savaş nasıl bitecek bilmiyoruz." şeklindeki açıklamalarla servis edildiğini aktardı.

SICAK BÖLGEDE 24 SAATLİK DEHŞET
Saldırıların hız kesmediğini belirten Emine Kavasoğlu, "İran yeniden hedef olmaya başladı. Özellikle son 24 saatten bu yana yoğun bir saldırı olduğunu biliyoruz ama İran’ın da yanıtı gecikmiyor. Son 24 saate bakarsak çok yoğun değil ama iki gün önce tam 11 kez Tel Aviv hedef alınmıştı." dedi. Gece saatlerinde yaşanan hareketliliğe dikkat çeken Kavasoğlu, "Dün gece itibarıyla çok hareketliydi Tel Aviv; sabahın ilk ışıklarıyla hareketlendi. 11:30 - 12:00 sularında bir anda siren sesleri duyulmadan saldırı gerçekleştirildi. İki füzeyle gerçekleşti bu saldırı ve gökyüzü bir anda aydınlandı. Biz ilk füzenin parçalarını görüntülerken birkaç dakika sonra ikinci bir füze ateşlendi ve Tel Aviv çevresinde çok yoğun hasara neden oldu. 11 kişi yaralandı, bir kişi hayatını kaybetti." sözleriyle dehşet anlarını tasvir etti.

BEİT SHEMESH’TE FÜZE BAŞLIĞI FACİASI
Saldırıların sadece Tel Aviv ile sınırlı kalmadığını, Beit Shemesh bölgesinin de ağır darbe aldığını belirten Emine Kavasoğlu, "Beit Shemesh 28 Şubat’ta, savaşın ilk başladığı günlerde hedef alınmıştı; 9 kişi hayatını kaybetmiş, bir mahalle yerle bir olmuştu. İşte bugün bir kez daha bir füze başlığı öncelikle Beit Shemesh’in bir noktasına düştü, ardındansa Eshtaol bölgesine düştü. Bu füze başlığı orada çok büyük bir hasara neden oldu; onlarca bina zarar gördü, otoparktaki araçlar tamamen kullanılamaz hale geldi." şeklinde konuştu.


TÜRK BASININA YÖNELİK ÖFKE VE ENGELLEME
Sıcak bölgede görev yapan gazetecilerin can güvenliğinin tehlikede olduğunu ve yerleşimcilerin büyük tepkisiyle karşılaştıklarını ifade eden Emine Kavasoğlu, "Beit Shemesh bugün çok gergindi. Basın mensuplarına çok büyük bir tepki vardı, kimsenin görüntü alması istenmedi. Polis nezaretinde, polis korumasında basın mensupları o noktadan ayrıldı. Özellikle Türk basın mensuplarına yönelik de çok tepki olduğunu söyleyelim." dedi. Kavasoğlu, uluslararası ajansların bile görüntü almakta zorlandığını belirterek, "Polis, 'İçeriye sizi alamam, can güvenliğinizi sağlayamam' dediği için dünyanın dört bir yanına bu görüntüleri servis eden ajanslar bile oradan görüntü alamadılar." bilgisini paylaştı.


ORDUDA ÇÖKÜŞ SİNYALLERİ: "YEDEK ASKERLERLE KAZANAMAYIZ"
İsrail ordusu içindeki çatlakların ve personel yetersizliğinin kritik düzeye ulaştığını aktaran Emine Kavasoğlu, Genelkurmay Başkanı Zamir’in tarihi itiraflarını şu sözlerle aktardı: "Lübnan sınırında çok zorlu dakikalar geçiriyor İsrail ordusu. Genelkurmay Başkanı Zamir, ordunun çöktüğünü ve zorunlu askerlik yasası süresinin uzatılmasını istemişti. 'Yedek askerlerle bu savaşı kazanmamız mümkün değil' dedi." Bu açıklamalara eski Başbakan Bennett’in de sert tepki gösterdiğini belirten Kavasoğlu, Bennett'in "Zaten bir yıldır bu çağrısını yineliyor; ne Lübnan’da ne Gazze’de hiçbir savaşı kazanamadınız, artık bırakıp gidin." ifadelerini kullandığını dile getirdi.


YENİ CEPHE: YEMEN VE HUSİ TEHDİDİ
Savaşın coğrafi olarak genişlediğini ve Husilerin resmen devreye girdiğini söyleyen Emine Kavasoğlu, "Ordusu sözcüsü tarafından Husilere yönelik bir açıklama yapıldı ki Husiler resmen artık savaşa katıldı ve yeni bir cephe açıldı. Bugün Husiler hem balistik hem de seyir füzesi olmak üzere iki ayrı füze ateşlediler İsrail topraklarına. Ordu sözcüsü, 'Biz zaten buna hazırdık, Husilerin savaşa katılmasını bekliyorduk ama onlara ne zaman ve ne şekilde cevap vereceğimize daha karar vermedik; bunun bedelini ödeyecekler' açıklamasını yaptı." şeklinde konuştu.


İSRAİL SOKAKLARINDA "KATİL DEVLET" PROTESTOSU
İsrail içinde sivil itaatsizliğin ve hükümete yönelik öfkenin arttığını vurgulayan Emine Kavasoğlu, "Bugün bir protesto da vardı; çok kalabalık bir insan grubu büyük bir protesto gerçekleştirdi. İnsanlar artık 'Biz niye sığınaklardayız' demiyorlar; 'Katil bir devletin vatandaşı olmanın verdiği rahatsızlığı' dile getirdiler meydanlarda. Bu rahatsızlığı dile getirdikten sonra polisin sert tepkisiyle karşılaştılar, çok sayıda protestocu gözaltına alındı." dedi.


STRATEJİK TESİSLER VE HAYFA HEDEFTE
Saldırıların stratejik noktalara kaydığını belirten Kavasoğlu, son dakika gelişmelerini şu sözlerle paylaştı: "Necef bölgesine bir saldırı uyarısı var ki Necef pek çok enerji tesisinin, özellikle güneş paneli tarlalarının bulunduğu, Dimona’ya yakın bir nokta. Hayfa tarafına da yoğun bir saldırı gerçekleşmiş gibi görünüyor. Hatzerim ve Nevatim üslerinin bulunduğu noktalara yönelik bir saldırı var. Bir yandan da Yemen tarafından ateşlenen yeni bir İHA saldırısına dair bilgi var. Şu an için siren sesleri çalmaya devam ediyor." Kavasoğlu, bölgedeki atmosferin her an daha da şiddetlenebileceği uyarısıyla sözlerini noktaladı.

TRUMP’IN TEHLİKELİ SATRANÇ OYUNU VE İRAN’IN PLANI!

Ortadoğu’da tansiyon düşmek bilmiyor; 48 saatlik tehdit süreci, enerji tesislerine yönelik operasyon sinyalleri ve küresel güçlerin restleşmesiyle bölge adeta bir barut fıçısına dönmüş durumda. ABD’nin sunduğu 15 maddelik şarta karşı İran’ın masaya koyduğu ağır talepler, İsrail’in durdurulamayan saldırganlığı ve Türkiye’nin başını çektiği diplomatik mekik diplomasisi, kirli bir savaş senaryosunun gölgesinde tarihi bir hesaplaşmaya işaret ediyor.

DİPLOMASİ TRAFİĞİ VE TÜRKİYE’Nİ BASİRETİ

Bölge ateş hattındayken Türkiye, savaşın yayılmasını engellemek için tarihi bir sorumluluk üstleniyor. Hafta sonu Pakistan’da gerçekleşecek olan ve Türkiye, Pakistan, Mısır ile Suudi Arabistan’ın katılacağı dörtlü zirve, krizin derinleşmesini önlemek adına hayati önem taşıyor. Dış Politika Analisti Yeliz Albayrak, "Sayın İbrahim Kalın ve Sayın Hakan Fidan’ın açıklamaları oldukça net ve keskindi. Türkiye’nin bu durumun nereye gideceğiyle alakalı bir öngörüsü ve planları var. Planları tek yapan İsrail ya da Batı bloğu değil, Türkiye’nin de ihtimaller üzerinden farklı senaryoları mevcut" sözleriyle Ankara’nın bölgedeki oyun kurucu rolüne dikkat çekti. Albayrak, bölgede uzun vadeli ve çok daha büyük bir çatışmanın planlandığını vurgulayarak, "Askeri yığınağın sebebini tam olarak anlayamadığımız, çıktılarını tahmin edemediğimiz bir dönemdeyiz. Putin’in bile, savaşın içindeki aktörlerin bile ne yapacağını bilmediği bir katmanlı çatışma alanına dönüştü burası" ifadelerini kullandı.

İRAN’IN MASADAKİ SERT ŞARTLARI VE ABD İLE GERİLİM

ABD Başkanı Donald Trump’ın 15 maddelik şart listesine karşı Tahran yönetimi de kendi kırmızı çizgilerini dünyaya ilan etti. İran’ın şartlarını sıralayan sunucu, "Saldırı ve suikastlar sona erecek, savaşın yeniden başlamayacağına dair garanti istiyoruz, zararın tam olarak tazmin edilmesini ve çatışmaların sonlandırılmasını talep ediyoruz" diyerek İran’ın geri adım atmayacağını vurguladı. Yeliz Albayrak bu karşılıklı restleşmeyi, "İki tarafın koşulları arasında ciddi fark var. Müzakere ihtimalinden bahsederken yoğun saldırılar devam ediyor. Trump’ın listelediği maddelerin hiçbirinin İran tarafından kabul edilmeyeceğini Trump kendisi de biliyor. İran’ın istediklerini ABD’nin kabul etmesi ise meşru olarak savaşta haksız olduğunu kabul etmesi anlamına gelir" şeklinde yorumladı.

HARK ADASI: PETROLÜN KALBİNE OPERASYON TEHDİDİ

Küresel enerji piyasalarını sarsacak olan asıl tehlike ise İran’ın petrol ihracatının yüzde 90’ını gerçekleştirdiği Hark Adası üzerinde yoğunlaşıyor. ABD basınında çıkan "kara harekatı" iddiaları ve enerji tesislerinin hedef alınacağı yönündeki söylemler bölgedeki gerilimi zirveye taşıyor. Yeliz Albayrak, "Hark Adası’na sahip olmak ya da işgal etmek İran’ı ekonomik olarak çok daha fazla darboğaza sokmak demektir. Burası bir petrol deposu. Ancak sadece Hark Adası’nı kontrol altına almak denizde üstünlüğü ele geçirmek anlamına gelmiyor. Çünkü coğrafi olarak Hürmüz Boğazı oldukça sığ bir su ve ABD’nin buraya giremediğinin farkındayız" tespitinde bulundu. Albayrak, İsrail’in enerji tesislerini hedef almama taahhüdüne uymadığını belirterek, "İsrail buradaki çatışma alanından faydalanmak istiyor, bekleme süresi onun işine gelmiyor" dedi.

KORKUNÇ SENARYO: HÜRMÜZ VE BAB-ÜL MENDEB’İN KAPATILMASI

İran’ın olası bir işgal veya saldırı durumunda elindeki en büyük koz, dünya ticaretinin can damarlarını kesmek. Albayrak, "İran’ın saldırılara misliyle cevap vereceği net. Yemen’deki Husilerle Bab-ül Mendeb Boğazı’nı kapatırız diyorlar. İran, 12 gün savaşından alması gereken dersleri aldığını ve müttefikleri Rusya ve Çin’in desteğiyle hazırlandığını gösteriyor" ifadelerini kullandı. Trump’ın Hürmüz Boğazı için "Trump Boğazı" ifadesini kullanmasına da değinen Albayrak, "Trump bu gafları aslında bilerek yapıyor. Belirsizliği bir sopa olarak kullanıyor. ABD, Ortadoğu’da yükselen küresel güneye karşı başat aktör olmak ve güç dengesini burada kurmak istiyor" diyerek Washington’un asıl niyetini deşifre etti.

İSRAİL’İN MEZHEP SAVAŞI KIŞKIRTMASI
Sıcak temasın sürdüğü bölgede İsrail’in stratejisi sadece askeri değil, aynı zamanda toplumsal bir kaos yaratmak üzerine kurulu. Yeliz Albayrak, "İsrail saldırganlığı devam ettirmek ve yaymak istiyor. Bu kaos ortamından kendisine uzun sürecek bir mezhep savaşı devşirmek ve bunun ekmeğini yemek isteyen bir ülke var. Çevre ülkelerde işler karışsın diye bütün farklı mezhepleri kışkırtmak için çalışmalar yapılıyor" sözleriyle bölgeyi bekleyen büyük tehlikeye karşı uyardı. Bu kışkırtmalara karşı Türkiye, Mısır, Katar ve Pakistan gibi ülkelerin bir blok oluşturarak İsrail’e rağmen barış masasını kurmaya çalıştığı ancak İsrail’in her türlü diplomatik girişimi sabote ettiği gerçeği bir kez daha vurgulandı.

"BOĞAZLAR SAVAŞI" RESMEN BAŞLADI!

Yemenli Husilerin savaşa dahil olmasıyla birlikte kriz yeni bir boyuta evrildi. A Haber’e özel açıklamalarda bulunan Dr. Tolga Sakman, çatışmaların artık sadece karada değil, dünya ticaretinin "nefes borusu" olan boğazlarda da başladığını vurguladı. Babü’l Mendep, Hürmüz ve Süveyş Kanalı’nın hedef alındığı bu yeni dönemde, küresel ekonomiyi bekleyen büyük riskler ve İran’ın stratejik hamleleri masaya yatırıldı.

KÜRESEL TİCARETİN NEFES BORUSU TEHLİKEDE

Çatışmaların denizlere sıçramasını değerlendiren Dr. Tolga Sakman, "Babü’l Mendep, Hürmüz ve Süveyş Kanalı uluslararası ticarette adeta birer nefes borusu niteliğinde. Eğer bu noktalar kapanırsa gemiler Ümit Burnu’nu dolaşmak zorunda kalacak. Bu da yaklaşık 20 günlük ek bir süre ve devasa bir maliyet artışı anlamına geliyor" sözleriyle küresel ekonomiyi bekleyen tehlikeye dikkat çekti. Sakman, bu durumun en çok Amerika ve Batı Avrupa gibi bu yolları aktif kullanan ülkeleri vuracağını ifade etti.

İSRAİL’İN PROPAGANDA STRATEJİSİ: "BÜTÜN ORTADOĞU BİZE KARŞI"

İsrail’in Husilerin katılımını nasıl kullanacağına değinen Sakman, "İsrail, bu durumu bir propaganda malzemesi haline getirecektir. ‘Direniş ekseninin tamamı İsrail’e karşı, o yüzden Ortadoğu’nun güvenliği için Amerika ve Avrupa burada kalmalı’ diyerek Batı’yı savaşın içine çekmeye ve orada tutmaya çalışacaklar" ifadelerini kullandı.

PEZEŞKİYAN’IN MARKET GÖRÜNTÜLERİ: "BİZ KORKMUYORUZ" MESAJI

İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın markette alışveriş yaparken çekilen görüntülerinin psikolojik bir savaşın parçası olduğunu belirten Sakman, "İsrail’de toplum sığınaklardayken Pezeşkiyan’ın halkın içinde olması ‘biz korkmuyoruz, hayatımız güvenle devam ediyor’ mesajıdır. Bu hem askeri hem siyasi bir direnç gösterisidir" sözleriyle aktardı. Sakman, İran’ın bu yolla rejim tartışmalarına da "toplumla iç içeyiz" cevabı verdiğini vurguladı.

AMERİKA İÇİNDEKİ AYRIŞMA VE YIPRATMA SAVAŞI

Amerika içindeki siyasi bölünmelere de değinen Dr. Tolga Sakman, "Trump’ın açtığı ‘önce Amerika’ kanalı toplumda karşılık bulmuş durumda. Dışarıdaki operasyonların pahalı olması ve savaşın uzaması Amerikan toplumunda bir direnç oluşturuyor. Şu an her iki taraf için de bir yıpratma savaşına gidiliyor" değerlendirmesinde bulundu.

DİRENİŞ EKSENİ VE YENİ CEPHE HATTI

Bölgedeki örgütlerin birleştiği stratejik hattı açıklayan Sakman, "Hizbullah, Haşdi Şabi ve Husiler artık ortak bir hat üzerinden hareket ediyor. İsrail de bu hatta karşı bir savunma çabasında. Ancak Tahran’ın mühimmat kapasitesi ve savaşın uzaması durumunda kendi savunmasında gedik açmama isteği, sahadaki hareketliliğin sınırlarını belirleyecektir" ifadelerini kullanarak bölgedeki hassas dengeye işaret etti.

TEL AVİV’DE SİRENLER VE PATLAMA SESLERİ BİRBİRİNE KARIŞTI!

İsrail’de gerilim tırmanıyor. Yemen’deki Husilerin resmen yeni cephe açtığını ilan etmesinin ardından Tel Aviv, tarihinin en zorlu gecelerinden birini yaşadı. Ardı ardına gelen füze saldırıları şehirde büyük paniğe neden olurken, savunma sistemlerinin etkinliği tartışılmaya başlandı. A Haber Programlar Müdürü Emine Kavasoğlu, bölgedeki son durumu ve İsrail’in kalbinde yaşanan sıcak gelişmeleri anbean aktardı.

HUSİLER RESMEN YENİ CEPHE AÇTI

Bölgedeki diplomatik ve askeri hareketliliği değerlendiren Emine Kavasoğlu, "İsrail basınında artık yeni bir cephenin açıldığı konuşulmaya başlandı. Husiler zaten savaşın başından bu yana hazır beklediklerini söylemişlerdi ve dün itibarıyla resmen yeni cephe açılmış oldu" sözleriyle durumun ciddiyetine dikkat çekti. Kavasoğlu, henüz resmi makamlardan net bir açıklama gelmese de İsrail’in bu yeni tehdide karşı tetikte olduğunu belirtti.

TEL AVİV’İN KALBİ HEDEF ALINDI

Dün gece Tel Aviv’de yaşanan saldırıların alışılmışın dışında olduğunu vurgulayan Kavasoğlu, "Savaşta belki de bir ilke tanık olduk. Siren sesleriyle aynı anda bir füze saldırısı gerçekleşti. Birkaç dakika arayla iki ayrı füze ile bu saldırılar yapıldı. Tahmin ediyoruz ki küme başlıklı füzelerle gerçekleşti bu saldırı" ifadelerini kullandı. Bu saldırıların İsrail’in merkezinde büyük bir şok dalgası yarattığını söyleyen Kavasoğlu, stratejik noktaların hedef alınmış olabileceği ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.

SAVUNMA SİSTEMLERİ TARTIŞILIYOR: 10 AYRI NOKTADA HASAR

İsrail’in hava savunma sistemlerine yönelik tartışmaların alevlendiğini belirten Kavasoğlu, "Davut Sapanı ile müdahale edildiği anlarda hasarın büyük olduğuna dair tartışmalar başladı. Alçak irtifada müdahale edilmesi sebebiyle 10 farklı noktada hasar meydana geldi. Bir kişi hayatını kaybetti, onlarca yaralı var. Bu durum İsrail’in kalbinde büyük paniğin yaşanmasına neden oldu" diyerek sahadaki acı tabloyu paylaştı.

İSRAİL’İN İRAN SALDIRILARI VE KARŞILIK KAPASİTESİ

İsrail’in İran’a yönelik gerçekleştirdiği 3 saatlik bombardımanın ardından bölgedeki güç dengelerini analiz eden Kavasoğlu, "İran’a ait balistik ve uçaksavar füze üretim tesislerinin vurulduğuna dair açıklamalar var. Ancak savaşın 28. gününde bile İran, İsrail’in kalbini vurmaya devam edebiliyor, vurabiliyor" sözleriyle karşılıklı misilleme döngüsünün devam ettiğini vurguladı.

TEL AVİV’DE SON DURUM: SESSİZ BEKLEYİŞ

Şehirdeki anlık atmosferi de aktaran Emine Kavasoğlu, "Şu an itibarıyla Tel Aviv’de sessiz ve sakin bir hava hakim. En son siren seslerini saatler 04.30’u gösterdiğinde işitmiştik. Birkaç saat içinde neler yaşanacağını takip edip izleyicilerimize aktarıyor olacağız" ifadeleriyle bölgedeki belirsizliğin sürdüğünü belirtti.

HUSİLER SAVAŞA KATILDI, KÖRFEZ İÇİN TEHLİKE VAR MI?

Savaş 29.gününde devam ederken, Husilerin İsrail'e yönelik balistik füze saldırıları Ortadoğu'daki tansiyonu zirveye taşıdı. İsrail'in savaşı bölgeye yayma ve ABD ile Arap ülkelerini İran'a karşı kışkırtma planları masada. A Haber yayınında harita üzerinden kritik değerlendirmelerde bulunan Gazeteci Güngör Yavuzaslan, İsrail'in sinsi oyunlarını ve İran'ın bölgedeki vekil güçleriyle oluşturduğu savunma kalkanını tek tek deşifre etti. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Körfez ülkelerine yönelik uyarılarının önemine dikkat çeken Yavuzaslan, bölgede sınırların yeniden çizilme ve mezhep savaşı tehlikesine karşı çarpıcı uyarılarda bulundu.

HUSİLERDEN İSRAİL'E BALİSTİK FÜZE ŞOKU

Bölgedeki sıcak gelişmeleri harita üzerinden anlatan Gazeteci yazar Güngör Yavuzaslan, "Husiler, İran'ın desteğiyle elde ettikleri hipersonik ve seyir füzeleriyle İsrail'in güney hattını, özellikle Necef Çölü'ndeki nükleer tesislerin bulunduğu bölgeyi hedef alıyor. Husilerin oyuna girmesiyle birlikte Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'nda ticaret gemileri bloke edildi, bu da küresel tedarik zincirinde büyük krizlere ve navlun fiyatlarında artışa neden oldu" ifadelerini kullandı. İran'ın katmanlı savunma stratejisine dikkat çeken Yavuzaslan, "İran, hava savunma sistemi zayıf olduğu için vekilleri aracılığıyla katmanlı bir savunma stratejisi uyguluyor. Irak'ta Haşdi Şabi, Yemen'de Husiler ve Lübnan'da Hizbullah üzerinden ABD ve İsrail'in ana karası dışında dört farklı yerde cephe açıyor" sözleriyle aktardı.

İSRAİL SAVAŞI KÖRFEZ'E Mİ TAŞIYOR?

İsrail'in İran'daki çelik fabrikaları ve elektrik altyapısını vurduğunu belirten Güngör Yavuzaslan, "İran buna karşılık olarak, 'Körfez'deki Kuveyt, Suudi Arabistan, Katar, BAE ve Bahreyn'den bana yönelik bir saldırıda hava sahanızı veya üslerinizi kullandırtırsanız, dişe diş göze göz diyerek sizin de fabrikalarınızı ve altyapınızı vururum' tehdidinde bulundu" ifadelerini kullandı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın uyarılarına atıfta bulunan Yavuzaslan, "Sayın Fidan'ın uyardığı senaryo tam da bu. İsrail'in yapmak istediği şey, İran'ı zayıflatmak için bir Arap devletini İran'la savaştırmak. İsrail, kendi gücü yetmediği için ABD'yi ve bölgedeki Arap ülkelerini kendi savaşına çekmeye çalışıyor" sözleriyle aktardı.

BÖLGEDE 'MEZHEP SAVAŞI' TEHLİKESİ

İsrail ve ABD'nin bölgedeki asıl hedeflerinden birinin fay hatlarıyla oynamak olduğunu belirten Yavuzaslan, "Sünni bloktaki devletleri Şii İran'a karşı kışkırtmak istiyorlar. Geçmişte Irak'ın yüzde 40'ını kontrol eden ve arkasında Mossad ile CIA'in olduğu DEAŞ'a karşı Şii gençlerden oluşan Haşdi Şabi'nin çıkarılması, bu mezhep savaşı planının bir provasıydı" ifadelerini kullandı.

ÇATIŞMALAR AFRİKA BOYNUZU'NA SIÇRAR MI?

Çatışmaların Kızıldeniz üzerinden Afrika'ya sıçrama ihtimalini de değerlendiren Yavuzaslan, "İsrail gayrimeşru bir şekilde Somaliland yapısını tanıdı ve orada istihbarat faaliyetleri yürütüyor. Şu an orada bir ABD donanması yok ancak ABD, İsrail'i korumak için askeri varlığını o bölgeye kaydırabilir. Tabii orada Türk aklının stratejik bir adımı var; Somali'de bizim ciddi bir askeri ve siyasi varlığımız bulunuyor, bu nedenle orası şimdilik başka bir zamanın konusu" sözleriyle aktardı.

"GAZZE'Yİ ASLA UNUTMAMALIYIZ"

Tüm bu bölgesel satranç hamlelerinin arkasında asıl meselenin Gazze'deki soykırım olduğunu hatırlatan Gazeteci yazar Güngör Yavuzaslan, "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan'ın da sürekli belirttiği gibi, Gazze'deki ateşi söndüremezsek bu ateş tüm Ortadoğu'ya yayılır. Bölgedeki tüm bu manevraların arasında Gazze gündemin gerisinde kalmamalı, oradaki mağdur çocukları ve vahşeti asla unutmamalıyız" ifadelerini kullandı.

TRUMP NATO'YA NEDEN TEPKİLİ?

ABD eski Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik sert stratejisi ve bölgedeki kritik gelişmeler, A Haber ekranlarında masaya yatırıldı. SETA Araştırmacısı Dr. Tunç Demirtaş, Trump’ın "Erdoğan harika bir lider" çıkışından Hürmüz Boğazı’ndaki stratejik kördüğüme kadar pek çok konuyu çarpıcı detaylarla analiz etti.

TÜRKİYE KÜRESEL SİSTEMDE OYUN KURUCU AKTÖR

Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkındaki övgü dolu sözlerini değerlendiren Dr. Tunç Demirtaş, "Türkiye son çeyrek asırda küresel sistemde sadece bir oyuncu değil, ciddi anlamda oyun kurucu bir aktör olarak bulunuyor. Trump ile Sayın Cumhurbaşkanımız arasındaki iyi ilişki bilinen bir gerçek. Türkiye, krizlere yönelik çözüm önerileri ve istikrarlı duruşuyla bölgenin huzuru için kilit bir rol oynuyor," ifadelerini kullandı. Demirtaş, Türkiye’nin NATO içindeki konumuna ve askeri kapasitesine dikkat çekerek, "Türkiye, NATO’nun en büyük ikinci askeri gücü olarak bölgedeki barışın tesis edilmesinde mimar bir pozisyondadır," sözleriyle Ankara'nın stratejik önemini aktardı.

HARK ADASI: İRAN EKONOMİSİNİN CAN DAMARI HEDEFTE

Trump’ın İran’a yönelik "ağır darbe" planının detaylarını yorumlayan Demirtaş, "Hark Adası, İran’ın finans ve enerji sistemi açısından kalbi niteliğindedir. İran ekonomisinin yüzde 80-90 bandındaki petrol ihracatı bu ada üzerinden yapılıyor. Buradaki siloların ve altyapının hedef alınması, savaşın seyrini ve İran’ın devamlılığını doğrudan etkileyecek bir hamledir," değerlendirmesinde bulundu. Hark Adası’nın sadece petrol değil, tatlı su arıtma tesisleriyle de hayati bir önem taşıdığını vurgulayan Demirtaş, "Ekonomiyi ortadan kaldırdığınızda savaşın sürdürülebilirliğini de etkilemiş olursunuz," ifadelerini kullandı.

NATO’DA HAYAL KIRIKLIĞI VE YENİ İTTİFAKLAR

Trump’ın NATO’ya yönelik sitemlerini ve Körfez ülkelerine olan övgülerini ele alan Dr. Tunç Demirtaş, "Trump, NATO’nun sürecin dışında kalmasından dolayı ciddi bir hayal kırıklığı yaşıyor. Bahreyn ve Kuveyt gibi ülkelerin NATO’dan daha sağlam durduğunu ifade etmesi, savaşın sonunda bir bedel ödetileceğinin üstü kapalı mesajı olabilir," sözleriyle durumu özetledi. Demirtaş, Trump’ın "Hürmüz ile benim işim yok, onlar baksınlar" şeklindeki yaklaşımını, sorumluluğu bölge ülkelerine yıkma çabası olarak değerlendirdi.

MEZHEP ÇATIŞMASI VE VEKİL GÜÇLER RİSKİ

Bölgedeki vekil güçlerin savaşa dahil olma ihtimalini değerlendiren Demirtaş, "Hakan Fidan’ın uyarıları bu noktada çok önemli. ABD’nin bir kara operasyonuna bölge ülkelerini dahil etme çabası, mezhepsel ve kimlik çatışmalarını tetikleyebilir. Husiler, Hizbullah ve diğer vekil güçlerin daha aktif rol üstlenmesi, savaşı haftalarca sürecek bir bölgesel yangına dönüştürebilir," uyarısında bulundu. Demirtaş, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin bu süreçteki şahin duruşunun İran tarafından vekil güçler aracılığıyla karşılık bulabileceğini, "Husilerin gece yarısı yaptığı 'artık savaşın içindeyiz' açıklaması, çatışmanın hacminin büyüyeceğini gösteriyor," sözleriyle aktardı.

TRUMP’IN MASASINDAKİ "ADALAR" OPERASYONU

ABD basınına yansıyan haberleri ve Trump’ın olası hamlelerini A Haber'de değerlendiren Prof. Dr. İsmail Ermagan, "Müzakereler yerine İran’a ağır bir darbe indirmeyi planlayan Trump’ın hedefinde Hark Adası ve çevresi var. İran’ın enerji hattının sevkiyatı buradan yapılıyor ve devasa depolama tesisleri bu bölgede bulunuyor," ifadelerini kullandı. Ermagan, bölgedeki gerilimin her geçen gün tırmandığına dikkat çekerek, "Savaşın belli dönemlerde prime-time’ları vardır; şu an Hark Adası tam olarak bu noktada duruyor. İran’ın enerji satış oranlarının yüzde 90’ı bu ada üzerinden gerçekleştiriliyor," sözleriyle bölgenin hayati önemini aktardı.

HÜRMÜZ BOĞAZI: DÜNYANIN ENERJİ DAMARI

Hürmüz Boğazı’nın sadece İran için değil, tüm dünya için kritik bir geçiş noktası olduğunu vurgulayan Ermagan, "Dünya enerji piyasasının akışının yüzde 20’si buradan geçiyor. İran bu kartı şu an masada çok güçlü bir şekilde kullanıyor. Trump’ın 'oraya gireceğim, adayı açacağım' şeklindeki süper-sonik ifadeleri bölgedeki tansiyonu zirveye taşıyor," değerlendirmesinde bulundu. Ermagan, olası bir askeri harekatın sonuçlarına ilişkin olarak, "Bunu Rambo filmlerindeki gibi Hollywood’da yapabilirler ama gerçekler farklı. Putin ve Çin, İran’ın arkasında dururken bu kadar kolay bir cerrahi müdahale yapılmasına izin vermeyeceklerdir," ifadelerini kullandı.

KÜRESEL EKONOMİDE "PETROL" DEPREMİ: MUTFAKTAKİ YANGIN BÜYÜYOR

Körfez’deki istikrarsızlığın doğrudan asgari ücretlinin cebini etkilediğini belirten Prof. Dr. İsmail Ermagan, "Hürmüz’den çıkılamaması demek, sadece petrol fiyatlarının artması değil; gıda fiyatlarının, petro-kimya ürünlerinin ve sigorta maliyetlerinin de katlanması demektir. Motorin 55 liradan 75 liraya çıktığında bu sadece yakıtı değil, sofranıza gelen her ürünü etkiler," uyarısında bulundu. Ermagan, büyük devletlerin 2050 vizyonu çerçevesinde güç savaşı verdiğini belirterek, "Çin 5 aylık stokunu yaptı bile. Bu bir büyükler savaşı ve biz de bu süreci kendi menfaatlerimiz doğrultusunda okumalıyız," sözlerini kullandı.

TÜRKİYE’NİN STRATEJİK GÜCÜ VE "SEVR" SENDROMU

Türkiye’nin bölgedeki gelişmeleri korkuyla değil, özgüvenle okuması gerektiğini ifade eden Ermagan, "İçimizdeki Sevr sendromundan, 'sıra bize gelecek' korku politikasından kurtulmamız gerekiyor. Türkiye bugün NATO üyesi, kendi İHA’sını, SİHA’sını üreten ve savunma sistemlerini güçlendiren bir ülke," ifadelerini kullandı. Ermagan, yerli ve milli teknolojinin önemine vurgu yaparak, "Kızılelma gibi projelerle motor teknolojimizi de tamamladığımızda tam bağımsız bir güç olacağız. İran-İsrail bloğunun bölgeyi ateşe atmasını izlerken, Türkiye kendi istikrarını koruyacak güçtedir," sözleriyle analizini tamamladı.

SAHADAN GELEN GERÇEKLER: HİZBULLAH ETKİSİZ DEĞİL

A Haber’de konuşan Askeri Stratejist Cüneyt Küsmez, Lübnan cephesinde yaşanan gelişmeleri ve  sahadaki askeri gerçeklerle masa başı analizler arasındaki uçuruma ilişkin konuştu. Küsmez, Gazze Savaşı sürecine dikkat çekerek, Hizbullah’ın o dönemde de İsrail’e angaje olduğunu hatırlattı. Küsmez, "Hatırlarsanız Gazze Savaşı sırasında Hizbullah da İsrail’e angaje olmuştu. O dönemde Lübnan’ın güneyi dâhil Beyrut, İsrail tarafından bombalanmıştı" ifadelerini kullandı.

Ancak bugün gelinen noktada tablo çok daha çarpıcı. Küsmez, "İsrail istihbaratı, sadece Hizbullah’ın yönetim kademelerini hatırlayın peşi sıra suikastlar yapılmıştı etkisiz kılmış ama Hizbullah’ın savaşçı kadrolarını çözememiş" sözleriyle sahadaki gerçekliği ortaya koydu.

LİTANİ HATTI: İSRAİL İLERLEYEMİYOR

Güney Lübnan’daki coğrafi yapı ve Hizbullah’ın hazırlıkları, İsrail için ciddi bir engel oluşturuyor. Özellikle Litani Nehri’nin güneyi, çatışmaların kilitlendiği kritik bir hat haline gelmiş durumda.

Küsmez, "Hizbullah’ın savaşa müdahil olduğu süreçten itibaren hazırlığını yapmış bir yapı var. Bölgede Hizbullah, İsrail tarafından etkisiz kılınamamış. Bu durum çok net" şeklinde konuştu.

Sahadaki veriler de bu tespiti destekliyor. İmha edilen tanklar, devam eden füze saldırıları ve İsrail’in ilerleyememesi dikkat çekiyor. Küsmez bu durumu, "İsrail’in hâlâ 10 kilometrelik Litani-İsrail sınırı mesafesinin sadece 1-2 kilometresinde çakılıp kalması, Hizbullah’ın askeri potansiyelini gösteriyor" sözleriyle aktardı.

ANALİZLER EKSİKTİ: HİZBULLAH’IN ASKERİ KAPASİTESİ DEVAM EDİYOR

Bugüne kadar yapılan birçok analizin eksik kaldığını belirten Küsmez, Hizbullah’ın tamamen etkisiz hale getirildiği yönündeki değerlendirmelere karşı çıktı.

Küsmez, "Hep şu analizler eksik kaldı: ‘Hizbullah’ın yönetim kademeleri tamamen bertaraf edildi, dolayısıyla direnç kalmadı.’ Ama sahaya baktığımızda bunun doğru olmadığını görüyoruz" ifadelerini kullandı.

İSRAİL ORDUSU SAYI OLARAK VAR AMA SAHADA SINIRLI

İsrail ordusunun sayısal gücüne de değinen Küsmez, açık kaynak verilerine göre önemli bir askeri kapasite bulunduğunu ancak bunun sahaya aynı şekilde yansımadığını vurguladı.

Küsmez, "Toplamda İsrail’in silahlı kuvvetleri yaklaşık 16-17 tugay seviyesinde aktif güce sahip. Bunun yaklaşık 100 bini muharebeye girebilecek düzeyde" dedi.

Ancak bu gücün sıcak çatışma tecrübesi konusunda ciddi soru işaretleri barındırdığı ifade ediliyor.

2006 TRAVMASI: GÜNEY LÜBNAN’DA BAŞARISIZLIK

İsrail ordusunun geçmişte Güney Lübnan’da yaşadığı başarısızlıklar, bugünkü stratejiyi de şekillendiriyor.

Küsmez, "İsrail ordusu en son Güney Lübnan’a girdiğinde, Hizbullah’ın bulunduğu bölgeleri sokak sokak temizlemek istedi ancak başarısız oldu ve rezil bir şekilde çıktı" sözleriyle bu tarihi kırılmayı hatırlattı.

Bu deneyimin ardından İsrail’in strateji değiştirdiği belirtiliyor.

YENİ STRATEJİ: HAVADAN YIKIM, KARADAN KAÇINMA

İsrail’in bugün uyguladığı askeri doktrin, doğrudan kara çatışmasından ziyade hava gücüne dayanıyor.

Küsmez bu değişimi, "Bundan sonraki tehdidi bertaraf etmenin temel noktasını hava gücünü kullanarak, yakarak, yıkarak belirlediler. Gazze’de bunu gördük" sözleriyle açıkladı.

Bu strateji, sahada ilerleyemeyen bir ordunun alternatif yöntemi olarak değerlendiriliyor.

“KARA HAREKÂTI YAPACAK GÜÇ YOK”

En çarpıcı değerlendirmelerden biri ise İsrail ordusunun kara operasyon kapasitesine yönelik oldu.

Küsmez, "Bugün bile Güney Lübnan’a kendi ordusunu sokabilecek bir güçte İsrail ordusu yok aslında. Buna dair bir tecrübesi de yok" ifadelerini kullandı.

İsrail’in daha çok kıyı hatlarında ve sınıra yakın bölgelerde varlık gösterebildiği belirtiliyor.

GAZZE ÖRNEĞİ: TÜNELLER BULUNAMADI, HAMAS ETKİSİZLEŞTİRİLEMEDİ

Gazze’de yaşananlar da bu değerlendirmeleri destekler nitelikte. Küsmez, "Gazze’de bile bir Hamas tüneli gösterilemedi, etkisiz kılınmış bir güç dünya kamuoyuna sunulamadı" diyerek İsrail’in sahadaki başarısına dair soru işaretlerini dile getirdi.

“SOKAK SOKAK TEMİZLİK YETENEĞİ YOK”

Modern şehir savaşlarının en kritik unsuru olan sokak hâkimiyeti konusunda da İsrail’in yetersiz olduğu iddia ediliyor.

Küsmez, "Sokak sokak, cadde cadde, ev ev arama yapabilecek bir yeteneği yok" dedi ve bu tür operasyonel başarıyı örnek olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin geçmiş operasyonlarıyla kıyasladı.

SOSYAL YAPI VE ZAYİAT GERÇEĞİ

Savaşın yalnızca askeri değil, toplumsal bir boyutu da var. Küsmez, İsrail toplumunun yüksek kayıpları kaldırabilecek bir yapıya sahip olmadığını vurguladı.

"Bu başarıyı kaldırabilecek, muhtemel zayiatı tolere edebilecek bir sosyal yapısı da yok" diyen Küsmez, İsrail Genelkurmayı’nın da bunun farkında olduğunu belirtti.

GENELKURMAY GERÇEKLİĞİ GÖRÜYOR

İsrail Genelkurmay Başkanı’nın sahadaki durumu gerçekçi bir şekilde analiz ettiğini belirten Küsmez, askeri bakış açısının politik söylemlerden farklı olduğuna dikkat çekti.

Küsmez, "Genelkurmay Başkanı asker olduğu için harekâtın gerçekliğinden yola çıkıyor, politik gerçeklikten değil" ifadelerini kullandı.

PENTAGON’DAN KRİTİK UYARI: ZAYİAT KAÇINILMAZ

Savaşın bölgesel bir boyuta evrilme ihtimali de gündemdeki yerini koruyor. Küsmez, ABD’nin de benzer bir risk analizi yaptığını hatırlattı.

Küsmez, "Pentagon da İran savaşı öncesinde ‘Amerikan ordusu İran ile muhtemel bir savaşa girdiğinde zayiatımız olacak’ dedi" sözleriyle uluslararası boyuttaki risklere dikkat çekti.

SAHADA DİRENÇ, MASADA BELİRSİZLİK

Tüm bu değerlendirmeler, sahada Hizbullah’ın hâlâ güçlü bir aktör olduğunu ve İsrail’in askeri hedeflerine ulaşmakta zorlandığını ortaya koyuyor.

Orta Doğu’da ise tablo net: Cephe genişliyor, risk büyüyor ve savaşın yönü her an değişebilecek kadar belirsizliğini koruyor.