
Rifkin'in Türkiye'ye bile uğramadan CHP üzerinden kısa sürede yüklü kazanç elde etmesi yeni bir skandal olarak kayıtlara geçti. Öte yandan CHP kulislerini hareketlendiren tasfiye operasyonuna ilişkin kararın Kılıçdaroğlu'nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile görüşmesi sonrası alınması da dikkat çekti.

Partideki "değişim" hareketinin lideri haline gelen İmamoğlu, daha önce de kendisine yakınlığı ile bilinen Gökhan Günaydın'ın TBMM Grup Başkanvekilliği'ne getirilmesinde önemli rol oynamıştı. Partide kendi makamı dışındaki tüm birimleri yenileme hareketi başlatan Kılıçdaroğlu, daha önce de tüm MYK'nın istifasını onaylamış ve yeni bir MYK oluşturmuştu.

YEREL SEÇİMDEN ÖNCE Mİ, SONRA MI?
Öte yandan kongreler takvimi açıklanmasına rağmen seçimli kurultayın ne zaman yapılacağına ilişkin belirsizlik de devam ediyor. CHP Genel Merkezi'nde çeşitli formüllerin masada olduğu bildirilirken, İmamoğlu ile yaşanan krizin seyrine göre kurultayın yerel seçim sonrasına bırakılmasının da hâlâ rafa kalkmadığı öğrenildi.
İMAMOĞLU DA ÖZELEŞTİRİ YAPACAK MI?
Diğer yandan SABAH yazarı Mahmut Övür, CHP'de parti içindeki hareketliliği tetikleyerek sessiz sedasız koltuğu ele geçirmek isteyen Ekrem İmamoğlu'nun çalışmalarıyla ilgili dikkat çeken bir analiz yaptı.
Övür İmamoğlu'nun yaptırdığı kamuoyu çalışmasına dikkat çekerek yenilginin ortaklığını olduğu gibi Kılıçdaroğlu'na ihale etme çabasının altını çizdi.
İşte Övür'ün yazısı:
İki mayıs seçiminde Millet İttifakı bileşenlerinin ağır bir yenilgi aldığını kendileri de kabul ediyor.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu her ne kadar "Pişmanlığım olmadı, yapılan her şey doğruydu" dese de çevresi ve "dostları" durumun öyle olmadığının farkında.
Bu konuya özel dikkat çeken ve ısrar eden isim de İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu. Daha ilk gün, genel başkanının ne diyeceğini beklemeden, "değişimden" söz ederek yenilgiyi kendisi için bir fırsata dönüştürmek istedi.
Önce üstü kapalı ama hedefi belli bir açıklama yaptı:
"Bir özeleştiri, bir muhasebe gerekiyor. Bunun yapılması gereken hassas alanlar vardır. Dokuz yılda üç kez cumhurbaşkanlığı seçimi kaybettik. Değişimin bir kurul, heyet değişimiyle olmayacağını hepimiz biliyoruz. Kulak tıkayarak yol yürümek olmaz."
Araya ne anlama geldiği muğlak şöyle büyük laflar da ekledi
"Demokrasinin bir neferi olarak her kavrama dönük mücadeleyi en üst seviyede vereceğim..."
Sonra da herkesin bir "muhasebe" yapması gerektiğini söyledi:
"Genel merkezinden en ücradaki örgütüne kadar muhasebe şart..."
'ASIL SORUMLU KILIÇDAROĞLU'
Bu eleştirileri yaparken Kılıçdaroğlu'nu direkt hedefe koymadı. Onu da siyasi danışmanı ve reklamcısına bıraktı.
Hatırlarsanız İmamoğlu'nu daha ilk günden "o makamın" sahibi ilan eden danışmanı Necati Özkan, bu kez de elini çabuk tutuyor ve onun açıkça söylemediklerini söylüyordu.
İşin sırrı tam da buradaydı. İşte Özkan'ın nokta atışı:
"Seçimde Millet İttifakı partilerinin yönetim organları, seçimle ilgili tüm yetkiyi genel başkanlara vermişti. Dolayısıyla en büyük özeleştiri yükümlülüğü genel başkanların. Genel başkan, kendisine oy veren on milyonlarca seçmenin beklentisinin aksine özeleştiri yapmadı."
Peki seçim sürecinin en önemli aktörlerinden İmamoğlu yaptı mı?
Yapmadığını biliyoruz ama Özkan'ın cevabı bir hayli ilginç:
"Kemal Bey'in adaylığı kesinleştikten sonra Ekrem Başkan bu seçimin en çalışkan neferi olacağını ilan etmişti. Herkes takdir eder ki, elinden ne geliyorsa yaptı."
İmamoğlu'nun sütten çıkmış ak kaşık misali elinden geleni yaptığı için özeleştiri yapmasına da gerek yokmuş. Oysa herkes biliyor, İmamoğlu başından beri bu sürecin içinde ve tarihin yanlış yerinde durduğu için de artık "Kaybedenler Kulübü"nün bir üyesi.
'DEĞİŞİMİ SOLCULAR YAPAR'
Bırakın İmamoğlu'nun sürece dahlini sadece o seçim gecesi "Aramızda kalsın" parodisiyle "yalan" söylemesi bile samimi olmayan bir siyasetçinin hesap vermesi için yeterli. Son sözü "Kemalci" bir CHP'liye bırakıyorum:
"Bu yenilginin yaşanmasından hepimiz sorumluyuz. Tabii ki ilk sırada genel başkanımız var. Ama emin olun ikinci sırada İmamoğlu gelir. Aslında onun günahı çok daha büyük. Daha başından itibaren o makama gözünü dikti, partinin içini karıştırmak için yapmadığı kalmadı. Geziler düzenledi, Akşener'le kapalı kapılar arkasında pazarlıklar yapıp Saraçhane'de şova dönüştürdü, kendi medyasını oluşturup operasyon yaptı. Siyasi olarak ne farkı var doğrusu anlamış değilim. HDP'yle kurulan siyasi ilişkilerin daha fazlasını kendisi kurdu. Bütün bunlar partiye zarar vermedi mi? Eğer özeleştiri yapılacaksa önce kendisi yapsın. Ayrıca CHP'de değişim olacaksa onu biz solcular yaparız, sağcılar değil."
'GERÇEK DIŞI, KURGU KARAKTER'
Bu arada İmamoğlu çalıştığı düşünce kuruluşuna "Neden kaybettik?" muhasebesi yaptırmış. Kendisiyle ilgili tek satır olmamasına şaşırmadım ama şuna şaşırdım:
"Bildiğimiz, tanıdığımız, sevdiğimiz Kılıçdaroğlu gitti, yerine gerçek dışı, kurgu bir karakter olan Kılıçdaroğlu geldi."
Sahi mi? Bunlar olurken siz neredeydiniz?