Hürmüz Boğazı'nda geri sayım! İran'dan 'füze hakimiyeti' ilanı

Hürmüz Boğazı'nda geri sayım! İran'dan 'füze hakimiyeti' ilanı

İsrail, İran ve Lübnan’dan gelen ardı arkası kesilmeyen füze saldırılarıyla adeta ateş hattına döndü. İran ordusu, İsrail’in en kritik noktalarından biri olarak gösterilen Dimona Nükleer Tesisi’ni hedef alarak gerilimi tırmandırdı. Aynı saldırı dalgasında ülkenin güneyindeki Arad kenti de vuruldu. ABD’nin bölgeye yönelik askeri yığınak hazırlıkları sürerken, uzman isimler ve A Haber ekibi bölgeden detayları aktardı.

ABD ve İsrail ile İran arasında artan gerilim Orta Doğu'da tansiyonu yükseltti. Karşılıklı saldırı ve misilleme açıklamaları dikkat çekerken, bölgede askeri hareketlilik hız kazandı. İran'ın Tel Aviv'e yönelik füze hamleleri sonrası gelişmeler yakından takip ediliyor. Bölgedeki son durumu A Haber Programlar Müdürü Emine Kavasoğlu İsrail'den, A Haber muhabiri Ekber Karabağ ise Tahran'dan aktarırken, uzman isimler yaşananları değerlendiriyor. İşte Orta Doğu'daki kritik gelişmelerin perde arkası...

İŞTE DAKİKA DAKİKA YAŞANANLAR

CANLI ANLATIM

SİYONİSTLERİN KİRLİ PLANI DEŞİFRE OLDU

Uluslararası İletişim Uzmanı Dr. Tolga Sakman, A Haber canlı yayınında İsrail'in İran saldırısını bahane ederek bölgeyi topyekûn bir din savaşına sürükleme planını deşifre etti. Sakman, Netanyahu yönetiminin nihai hedefinin ilk kıblemiz Mescid-i Aksa'yı yıkarak yerine Süleyman Mabedi'ni inşa etmek olduğunu ve bu uğurda Hristiyanlar ile Müslümanları da çatışmanın içine çekmek için özel bir çaba sarf ettiğini vurguladı. İsrail'de savaş istemeyenlerin ülkeyi terk ettiğini, geriye en radikal şahinlerin kaldığını belirten Sakman, yaşanan her olayın bu "Mesih'i getirme" planı için bir basamak olarak kullanıldığını gözler önüne serdi.

SAVAŞ İSTEMEYENLER GİTTİ, ŞAHİNLER KALDI

İran-İsrail geriliminin ardından İsrail içindeki dinamikleri değerlendiren Dr. Tolga Sakman, ülkede barış istemeyen bir grubun kaldığına dikkat çekti. Sakman, "Maalesef şunu ortaya koymak lazım, ülkede savaş olmasını istemeyenler, ikinci vatandaşlığı olduğu ülkelere göçtüler. Kaçtılar savaştan. E şimdi kalanlar en şahinleri" sözleriyle mevcut durumu özetledi. Bu radikal grubun, savaşın daha da keskinleşerek hedefe ulaşması noktasında oldukça istekli olduğunu belirten Sakman, geçmişte Tel Aviv'de yapılan gösterilerin yanlış anlaşıldığını, halkın Netanyahu'ya tepkisinin savaş karşıtlığından değil, "daha sert" saldırmadığı için olduğunu, "O tepki Netanyahu'nun az şekilde hareket ettiği, yumuşak kaldığı içindi. O eylemler 'daha fazla bastır, daha fazla hedefi yok et' talepleriydi" ifadeleriyle aktardı.

ASIL HEDEF MESCİD-İ AKSA: DİN SAVAŞI FORMATI DEVREDE

Gündemin en sıcak maddesi olan Mescid-i Aksa'ya yönelik tehditleri analiz eden Dr. Tolga Sakman, İsrail'in çatışmayı bilinçli olarak dini bir boyuta taşıdığını söyledi. Sakman, "Orayı daha da köpürtmeye çalışıyorlar. Bunu tamamen bir din savaşı haline getirmeye çalışıyorlar" diyerek tehlikenin altını çizdi. Netanyahu'nun kişisel olarak teolojik ve mesiyanik hedefleri olduğunu belirten uzman isim, "Netanyahu'nun öyle teolojik şeyleri var. Hani böyle Mesih'i gelmeye zorlama vesaire gibi böyle uç fikirleri var savaşı yayarak" şeklinde konuştu. Sakman, bu kirli planın sadece Müslümanları değil, Hristiyanları da hedef aldığını, "Hristiyanları ve Müslümanları da bir şekilde buna inandırmak, bu din savaşı formatını kabul ettirmek için özel bir çabası da var. Çünkü eğer öyle olursa kafasındaki din savaşı formülü hayata geçer" sözleriyle açıkladı. Bu stratejinin bir parçası olarak Hristiyanlar için kutsal olan Kutsal Diriliş Kilisesi'nin de kapatılarak Katoliklerin girişinin engellendiğini hatırlattı.

SAVAŞ BAHANE, SÜLEYMAN MABEDİ ŞAHANE!

Dr. Tolga Sakman, tüm bu yaşananların Mescid-i Aksa'nın yıkılıp yerine Süleyman Mabedi'nin inşa edilmesi hedefine hizmet eden birer bahane olduğunu belirtti. Yıllardır Mescid-i Aksa'nın altında "bilimsel araştırma" adı altında kazılar yapıldığını ve temellerinin zayıflatılmaya çalışıldığını söyleyen Sakman, Netanyahu'nun bu savaşı planını hızlandırmak için bir fırsat olarak gördüğünü ifade etti. Sakman, "Savaşın formatını bu şekle getirmek için elinden geleni yapıyor. Yani savaşın varlığı artık yavaş yavaş o teolojik temeller üzerine oturtulup herkesi de buna inandırabilirse, işte o zaman gerçekten bunu bahane edebilir" değerlendirmesinde bulundu. Dr. Sakman, yıllar önce genç bir siyasetçiyken bir hahamın Netanyahu'ya, "Senden beklediğimiz bu" diyerek bugünkü hedefleri işaret ettiğini hatırlatarak, mevcut görüntülerin bu büyük ve tehlikeli planın bir parçası olarak daha sık gündeme geleceği uyarısını yaptı.

 

Ahaber

İRAN'DAN "FÜZE HAKİMİYETİ" İLANI

İran'ın İsrail'e yönelik gerçekleştirdiği füze saldırıları bölgede tansiyonu zirveye taşıdı. A Haber Programlar Müdürü Emine Kavasoğlu, İran füzelerinin vurduğu Arad kentinden gerçekleştirdiği canlı yayında, stratejik noktaların hedef alındığını ve İsrail'in hava savunma sistemlerinin adeta kör edildiğini bildirdi. Dimona Nükleer Santrali yakınları ve sivil yerleşim alanlarında yaşanan büyük yıkım, savaşın 23. gününde yeni bir aşamaya geçildiğini kanıtlarken, bölgedeki güvenlik önlemleri en üst seviyeye çıkarıldı.

ARAD VE DİMONA’DA STRATEJİK YIKIM

Saldırının gerçekleştiği noktadan son durumu bildiren Emine Kavasoğlu, "Zaman zaman alarmlar çalmaya devam ediyor ancak Arad kentinde ağır bir hasar söz konusu. Patlama öylesine şiddetliydi ki çevredeki pek çok bina ve araç ağır hasar gördü. İsrail tarihine 21 Mart, en büyük kayıplardan biri olarak geçti" ifadelerini kullandı. Kavasoğlu, saldırının sadece sivil alanları değil, stratejik noktaları da vurduğunu belirterek, "İran, Dimona Nükleer Santrali’nin bulunduğu bölge başta olmak üzere iki ayrı noktaya Fettah-2 füzeleriyle saldırdı. Dimona’ya sadece 10 kilometre uzaklıktaki bu bölge ağır darbe aldı" sözleriyle yıkımın boyutunu aktardı.

HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ ÇARESİZ KALDI

İsrail’in savunma kalkanlarının İran’ın yeni taktiği karşısında yetersiz kaldığını vurgulayan Kavasoğlu, "Hava savunma sistemlerine, Demir Kubbe’ye ve Tahat sistemlerine güvenen İsrail’i, İran deyim yerindeyse kör etti. Geçtiğimiz hafta küme başlıklı füzeler kullanılmıştı ancak bu kez taktik değişti ve Fettah-2 füzeleri devreye girdi" dedi. Bu füzelerin teknik üstünlüğüne dikkat çeken Kavasoğlu, "Yüksek manevra kabiliyetine sahip ve ses hızının 15 katına çıkabilen Fettah-2 füzeleri, İsrail’in hava savunma sistemlerinin müdahale etmesini tamamen engelledi" şeklinde konuştu.

İran kanadından gelen iddialı açıklamaları paylaşan Emine Kavasoğlu, "Devrim Muhafızları yaptıkları açıklamada artık füze hakimiyeti ilan ettiklerini duyurdular. Önümüzdeki dalgalarda kullanılacak taktiklerin ve fırlatma sistemlerinin ABD ve İsrail komutanlarını hayretler içerisinde bırakacağını, güney semalarının artık aydınlık olacağını belirttiler" ifadelerini kullandı. Kavasoğlu, İran’ın en kritik noktaları bile rahatlıkla vurabileceği mesajını bu saldırıyla verdiğini belirtti.

ENERJİ VE SU ALTYAPISINA YÖNELİK BÜYÜK TEHDİT

Savaşın genişleme potansiyeline dair çarpıcı bilgiler veren Kavasoğlu, "İran tarafı, eğer kendi yakıt ve enerji altyapılarına saldırı düzenlenirse, bölgedeki ABD üslerini ve İsrail’e ait tüm enerji ve bilgi teknolojileri altyapısını hedef alacaklarını açıkladı. Özellikle deniz suyu arıtma tesislerinin hedef alınması demek, Körfez bölgesinin büyük bir susuzluk ve su krizi riskiyle karşı karşıya kalması anlamına geliyor" uyarısında bulundu.

SAHADA YOĞUN GÜVENLİK VE KISITLAMALAR

Saldırı sonrası bölgedeki son durumu aktaran Emine Kavasoğlu, "Şu an Arad’da yoğun bir temizlik ve hazırlık çalışması var. Bölge demir bariyerlerle kapatıldı ve basın mensupları uzaklaştırıldı. İsrail yönetimi, hasarın görüntülenmesini engellemeye çalışıyor. Ayrıca telefonlarda ve iletişim ağlarında zaman zaman ciddi kısıtlamalar ve kesintiler yaşanıyor" diyerek bölgedeki sıkı yönetim atmosferini sözlerine ekledi.

TRUMP'IN HÜRMÜZ İÇİN VERDİĞİ SÜRE DOLUYOR! İRAN'A KARA OPERASYONU OLUR MU?

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a Hürmüz Boğazı'nı açması için verdiği 48 saatlik sürede 24 saat doldu. Öte yandan ABD'nin Hark Adası'na yönelik operasyon seçeneklerinin masada olduğu bilgisini paylaşması kara harekatı ihtimalini güçlendirirken Orta Doğu'da ne gibi  bir senaryo ortaya çıkar. Sinan Tatlı'nın sunduğu A Haber Gece programına konuk olan Uluslararası İlişkiler Uzmanı Sinan Demirtürk, Körfez'de yaşanan gelişmeleri ve Trump'ın olası savaş planlarına dair değerlendirmelerde bulundu. 

ARKA KAPI DİPLOMASİSİ VE GİZLİ MÜZAKERELER

Savaşın gidişatını değiştirecek kritik saatlere girildiğini vurgulayan Sinan Demirtürk, "Trump bu 48 saat sonrasında savaştaki gerilimi daha da arttırmayı hedefliyor olabilir. Çünkü biz dolaylı olarak bir müzakere zemininin arka kapı diplomasisi olarak da var olduğunu, yaşandığını okuyoruz. Bu anlamıyla bazı Amerikalı diplomatlar ve Trump'ın yakınları aynı zamanda müzakerenin bazı şartlarını da ifade ediyorlar. Tabii ki bu Umman'daki ya da İsviçre'deki masadan çok farklı bir formatı içeriyor." ifadelerini kullandı.

İRAN’IN DİMONA VE ARAD'I VURMASI SAVAŞIN KADERİNİ DEĞİŞTİRDİ

İran’ın saldırılarının İsrail için yıkıcı sonuçlar doğurduğunu belirten Sinan Demirtürk, "İran çok net bir şekilde cevap veriyor ve bu anlamıyla hem Dimona'daki hem de Arad'daki bu son iki saldırı savaşın kaderini değiştirebilecek bir eylem olarak da okunabilir. Bu anlamıyla hem İsrail'de askeri kayıpların fazla olması hem önemli bir nükleer tesisin ağır bir yara almış olması ve bu gece bu saldırının tekrarlanmış olması, İsrail'e verilmiş olan tahribatın derinleştiği bir süreç yaşatıyor." sözleriyle askeri tablonun vahametini aktardı.

TRUMP’IN ÖLDÜRÜCÜ DARBE PLANI VE SUİKAST ZİNCİRİ

Bölgenin topyekûn bir genişleme eğiliminde olduğunu ve Trump’ın "nihai vuruş" peşinde olduğunu ifade eden Sinan Demirtürk, "Onlarca sivilin hayatını kaybetmiş olduğu bir yayılım içerisinde, genişleme eğilimi içerisinde bulunuyor olması da savaşın kaderinde büyük bir tesir meydana getirecek. Bu anlamıyla bir öldürücü darbe peşinde olabileceğini tahmin ediyorum Trump'ın. Daha kritik hedeflerin vurulabileceği ve geçtiğimiz hafta cereyan eden Ali Laricani başta olmak üzere pek çok ismin öldürülmüş olduğu suikastler benzeri gibi çok sert bir cevabın da beklenebileceğini tahmin ediyoruz." şeklinde konuştu.

HÜRMÜZ VE HARK ADASI HEDEFTE: SERT DALGA BEKLENİYOR

Amerika’nın savaşı zamana yaymak istemediğini ve kısa sürede sonuç odaklı bir imha süreci planladığını dile getiren Sinan Demirtürk, "Savaşın çok uzun aylar devam etmesi istikametinde bir iradeye sahip değil Amerika. Bu anlamıyla ağır bir baskı altında olduğu okunuyor Donald Trump'ın. Bu yönüyle de daha sert ve öldürücü bir darbenin beklenebileceği kanaatini taşıyoruz ki; hem Hark Adası’nın hedef alınmış olması hem de Hürmüz’ü koruyan birtakım jeopolitik hedeflerin de vurulduğu, İran'ın bir anlamıyla körfezi tutan donanmasının, kara unsurlarının ve füze rampalarının yeniden vurulmaya başlanmış olduğu daha sert bir dalgayı beklemek gerekiyor." diyerek sıcak bölgedeki büyük tehlikeyi gözler önüne serdi. 

 

ÜRDÜN'DE SAVAŞ TEDİRGİNLİĞİ! BÖLGEDEKİ SON DURUM NE?

Orta Doğu'da savaşın ateşi giderek artarken İran'ın sınır komşusu Ürdün'de de tedirginliğe neden oluyor. AA Orta Doğu Haberleri Müdürü Turgut Alp Boyraz, Ürdün'de yaşanan son gelişmeleri aktardı. 

ÜRDÜN’ÜN KRİTİK HATTI: KÖRFEZLE PARALEL TUTUM

Bölgedeki sıcak gelişmeleri  paylaşan AA Orta Doğu Haberleri Müdürü Turgut Alp Boyraz, "Ürdün'ün genel tutumu Körfez'deki müttefikleriyle paralel. İran'ın bölge ülkelerine misilleme olarak söyleyip yaptığı saldırılara karşı çıkıyor." ifadelerini kullandı. Ürdün’ün stratejik konumuna dikkat çeken Boyraz, "Ürdün İsrail ile sınırdaş ve yaklaşık 450-500 kilometre boyunca uzanıyor. İsrail’den İran’a ya da İran’dan İsrail’e atılan füzeler bu toprakların üzerinden geçiyor. Hava savunma sistemlerinin bu füzelere müdahale ettiğini burada çıplak gözle görebiliyoruz." şeklinde konuştu.

"İSRAİL’İN KANLI HESABI: NETANYAHU SAVAŞI UZATMAK İSTİYOR"

Bölgedeki barış çabalarına rağmen savaşın fitilini ateşlemek isteyen çevrelerin olduğunu vurgulayan Turgut Alp Boyraz, "Bu savaşın uzamasını isteyen tek bir ülke var, o da İsrail ve lideri Netanyahu. Katar Dışişleri Bakanı’nın da belirttiği gibi, bu savaştan yarar sağlayan çevreler belli." sözleriyle İsrail yönetimini işaret etti. İsrail içindeki kamuoyu desteğine de değinen Boyraz, "İsrail'de yapılan bir ankete göre halkın yüzde 79.8’i, yani neredeyse yüzde 80’i savaşı destekliyor. Geriye kalan yüzde 20’lik kesim ise İsrail vatandaşı olan Araplardan oluşuyor. Yani Yahudi toplumunun neredeyse tamamı bu savaşın arkasında." değerlendirmesinde bulundu.

İSRAİL'İN HÜRMÜZ BOĞAZI ÜZERİNDEN KİRLİ PLANI 

İsrail’in stratejik hedeflerinin sadece askeri değil, aynı zamanda ekonomik ve coğrafi olduğunu belirten Boyraz, "İsrail; İran ve Körfez ülkeleri kaosa gitsin, Hürmüz Boğazı tartışmaya açılsın istiyor. Hedefleri, 2019’da dillendirilen Abraham Anlaşmaları ile petrol ve gazın karadan İsrail’in Hayfa Limanı’na gelmesi ve oradan Doğu Akdeniz üzerinden Avrupa’ya gitmesi." diyerek kirli enerji planını deşifre etti. Boyraz ayrıca, Lübnan cephesinde İsrail’in Litani Nehri’ne kadar olan bölgeyi tampon bölge yapmak istediğini ve bu uğurda nehir üzerindeki köprüleri tek tek havaya uçurduğunu sözlerine ekledi.

KÖRFEZ EKONOMİSİNE AĞIR DARBE: 5 YILLIK HASAR

Savaşın ekonomik maliyetinin bölge ülkeleri için yıkıcı boyutlara ulaştığını ifade eden Turgut Alp Boyraz, "İsrail’in Tahran’daki yakıt tankerlerine saldırısına misilleme olarak İran, Katar’daki dünyanın en büyük sıvılaştırılmış gaz ihracat üssünü vurdu. Yetkililere göre bu üssün tadilatı tam 5 yıl sürecek. Tüm bunlar Körfez’in istikrarına ve ekonomisine büyük zarar veriyor." şeklinde konuştu.

"ÜRDÜN'DE HER 40 DAKİKADA BİR SİREN ÇALIYOR"

Ürdün’deki günlük yaşama dair gözlemlerini aktaran Boyraz, "Burada günlük hayat normal akışında devam ediyor gibi görünse de her 40 dakikada bir veya saatte bir sirenler çalıyor. İran’dan İsrail’e füze atıldığında sirenler önce burada, 5 dakika sonra ise Tel Aviv’de çalıyor." dedi. Gökyüzündeki tehlikeyi bizzat gözlemlediğini belirten Boyraz, "Zaman zaman havada vurulan füzeleri görüyoruz. Şarapneller özellikle Ürdün’ün kuzey ve güney kısımlarına düşüyor. Uçuşlar büyük oranda iptal edilmiş durumda, sadece Ürdün’ün kendi havayolu şirketi uçuyor." ifadeleriyle bölgedeki gergin bekleyişi özetledi. 

HÜRMÜZ BOĞAZI'NDA 48 SAATLİK ÜLTİMATOM! ABD'NİN İRAN PLANI DEŞİFRE OLDU

Orta Doğu’da enerji koridorları ve stratejik dengeler bıçak sırtında! ABD’nin İran’a yönelik sunduğu 6 maddelik ağır ültimatomda sona yaklaşılırken, Hürmüz Boğazı için verilen 48 saatlik sürenin son 24 saatine girildi.

Askeri Stratejist Doç. Dr. Kemal Olçar, A Haber ekranlarında bölgedeki sıcak temas noktalarını ve "sıklet merkezi" haline gelen Hürmüz Boğazı üzerindeki planları deşifre etti. 

ABD'NİN İRAN PLANI: 6 MADDELİK AĞIR PAKET

Savaşın ilk günlerinden bu yana değişmeyen ABD stratejisi, İran’ın nükleer ve askeri kapasitesini tamamen tasfiye etmeyi hedefliyor. Washington yönetiminin masaya koyduğu sert talepleri değerlendiren Doç. Dr. Kemal Olçar, "ABD’nin şu anda İran’a yönelik altı tane isteği var. Bu istekler içerisinde nükleer bir numara; nükleerle ilgili hiçbir tesis olmayacak, bu kapasite sıfırlanacak deniyor. İkinci olarak füzeler hedefte; özellikle balistik nitelikteki füzeler 5 yıl boyunca üretilmeyecek, mevcutlar imha edilecek ve menzilleri 300 kilometre ile sınırlandırılacak" ifadelerini kullandı. 

HÜRMÜZ BOĞAZI İÇİN SON 24 SAAT: ENERJİ KRİZİ KAPIDA

Küresel enerji arzının en kritik noktası olan Hürmüz Boğazı’nda zaman daralıyor. ABD’nin boğazın açılması için verdiği mühletin dolmak üzere olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Kemal Olçar, "Hürmüz Boğazı kesinlikle açılacak diyorlar. Hatta 48 saat süre verdiler dün akşam itibarıyla; şu an 24 saat doldu, geriye sadece 24 saat kaldı. Şu anda sıklet merkezi orası haline geldi. Eğer Hürmüz Boğazı açılırsa enerji darboğazı ve akışkanlık sorunları ortadan kalkacak. Körfez ülkelerindeki devasa petrol ve doğalgaz tesisleri şu anda kilitlenmiş durumda ve uluslararası pazara akmıyor" sözleriyle krizin ekonomik boyutuna dikkat çekti.

KEŞM ADASI'NDA ULUSLARARASI KOMİSYON PLANI

ABD ve müttefiklerinin Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyet planı, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne benzer bir yapıyı öngörüyor. Boğazın kontrolü için yeni bir mekanizma kurulmak istendiğini belirten Olçar, "ABD burayı açmaya çalışıyor ve burada bir Boğazlar Sözleşmesi yapıp uluslararası bir komisyon kurmak istiyor. Japonya, İngiltere, Fransa gibi ülkeler bu tarafsız komisyona katılabileceklerini deklare ettiler. Muhtemelen Keşm Adası civarında bir komisyon karargahı kuracaklar ve giriş çıkışların hepsini buradan kontrol altına alacaklar" şeklinde konuştu.

ABD'DEN BİNLERCE ASKER GELİYOR

Bölgedeki askeri hareketlilik, beklenen bir çıkartma harekatının işaretlerini taşıyor. Doç. Dr. Kemal Olçar, İran’ın karşısındaki devasa askeri yığınağı şu sözlerle aktardı:

"İran olarak duydunuz ki Japonya’dan 5.000 kişi geliyor; bunlar çıkartma gemileriyle beraber gelecek olan birlikler. Amerika’dan da 2.500 kişilik bir paraşütçü, yani hava indirme birliği geliyor. Bu askeri kapasite karşısında İran’ın şu an itibarıyla kıyı şeridinde nasıl bir önlem alacağı büyük önem taşıyor."

DENİZ ALTINDAKİ GİZLİ TEHLİKE: 'UYUYAN MAYINLAR'

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı savunma stratejisinin en güçlü unsurlarından biri deniz altındaki mayın envanteri olarak öne çıkıyor. Boğazın yoğun şekilde mayınlanacağını belirten Doç. Dr. Kemal Olçar, "İran’ın elinde demirli mayınların yanı sıra manyetik mayınlar ve deniz dibine monte edilen, uzaktan patlatılabilen 'uyuyan mayınlar' da var. İran mayın konusunda envanteri çok güçlü bir ülke, bu yüzden Hürmüz Boğazı'nı yoğun bir şekilde mayınlayacaktır" sözleriyle denizdeki tehlikeye işaret etti.

BALİSTİK FÜZELER TETİKTE: 'DENK GELENİ VURUN' TALİMATI

İran’ın balistik füze kapasitesinin halen operasyonel olduğunu ve her an ateşlenebileceğini vurgulayan Olçar, "Balistik füzelerde durum değişmiş değil; yerlerinde duruyorlar. Bazıları tekerlekli, kundağı motorlu ve yer değiştirebilir özellikte. Başından beri aynı talimatla gidiyorlar; ellerinde hedef listesi var ve 'denk geleni vurun' talimatıyla bekliyorlar" şeklinde konuştu.

ABD İRAN ADALARINA İŞGAL Mİ EDECEK?

Orta Doğu'da ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırıları sürerken bölgede Tahran'a yönelik kara harekatı ihtimali ise gündemden düşmüyor. Peki ABD'nin İran'daki adaları işgal etmesi mümkün mü? A Haber'de Canan Barlas ile Gündem programına konuk olan Askeri Stratejist İlker Güçlü, bölgedeki savaşı ve olası senaryoları değerlendirdi. 

KÖRFEZ'İN STRATEJİK KİLİDİ: FARSİ ADASI

Basra Körfezi'nin tam merkezinde yer alan ve İran’ın bölgedeki eli kolu haline gelen adalar, küresel güçlerin hedef tahtasına oturdu. Stratejik önemiyle dikkat çeken noktaları harita üzerinde tek tek işaretleyen İlker Güçlü, "Tunb ve Farsi Adası burada. Farsi Adası'nda, tekrar edelim İran’ın gözü burası. Yani bütün haber alması, işte gözlemleri, istihbarat sağladığı radarları hep burada." sözleriyle bölgenin İran için hayati bir 'istihbarat üssü' olduğunu vurguladı. Bu nokta, körfezdeki tüm gemi trafiğinin ve askeri hareketliliğin saniye saniye izlendiği bir 'gözlem kulesi' niteliği taşıyor.

ADALARDAKİ İSTİHBARAT AĞI: BÜYÜK VE KÜÇÜK TUNB

Sadece Farsi Adası değil, bölgedeki Tunb adaları da İran’ın savunma hattının en kritik parçalarını oluşturuyor. Adaların coğrafi konumunu ve askeri kapasitesini analiz eden İlker Güçlü, "Büyük Tunb ve Küçük Tunb var. Bu Tunb adalarında da aynı şekilde radarları ve gözlem istasyonları var." ifadelerini kullandı. Bu adalar, İran’ın körfezdeki hakimiyetini perçinleyen ve olası bir saldırıya karşı erken uyarı sistemi görevi gören devasa radar ağlarıyla donatılmış durumda.

AMERİKA'NIN DEHŞET SENARYOSU: HAVA HAREKATI VE İMHA

Pentagon koridorlarında konuşulan ve bölgedeki güç dengelerini altüst edecek o 'imha' planı, askeri stratejistlerin masasında. Amerika'nın bu stratejik noktaları nasıl saf dışı bırakabileceğini teknik bir dille anlatan İlker Güçlü, "Öncelikle hava gücüyle Amerika bu üç tane adada İran’ın bu imkan kabiliyetlerini elinden alacak bir bombardımanla burayı devre dışı bırakabilir." şeklinde konuştu. 

TRUMP VE DERİN DEVLET ARASINDAKİ BÜYÜK ÇATLAK

Savaşın sadece sahada değil, Beyaz Saray’ın gizli odalarında da sürdüğü gerçeği bir kez daha gün yüzüne çıktı. ABD Başkanı Donald Trump’ın yaklaşımları ile Amerikan müesses nizamının arasındaki uçurum, operasyonun geleceğini belirliyor. İlker Güçlü, bölgedeki siyasi ve askeri çatışmanın perde arkasını "Trump aslında bu savaşı bir an önce bitirmek istiyor. Ama Amerikan Derin Devleti devam etmek istiyor." sözleriyle özetledi. 

 

İRAN: ENERJİ ALTYAPILARINA SALDIRI OLURSA HÜRMÜZ KAPATILACAK

Sıcak bölgedeki gelişmeleri anbean takip eden A Haber Muhabiri Ekber Karabağ, "İran, bugüne kadar İsrail’e karşı gerçekleştirdiği en şiddetli saldırıyı hayata geçirdi. Bu saldırı, aslında İran’ın kendi nükleer tesislerine yönelik yapılan müdahalelere bir cevap niteliği taşıyor" ifadelerini kullandı.

Karabağ, İran’ın stratejisini şu sözlerle aktardı:

"(İranlı yetkililer) 'Biz göze göz, dişe diş politikası uyguluyoruz. Hangi sektörümüz vurulursa aynı şekilde karşılık vereceğiz' şeklinde sürekli bir uyarı halindeydiler."

Özellikle Natanz nükleer tesisine yapılan saldırının ardından İran’ın düğmeye bastığını belirten Karabağ, "Kısa bir süre sonra Dimona bölgesi hedef alındı. Burada bildiğiniz üzere çok önemli bir nükleer tesis bulunuyor. Bu saldırılarda Fattah gibi oldukça gelişmiş hipersonik füzeler kullanıldı ve son saldırı dalgası oldukça etkili oldu" dedi.

72. DALGA OPERASYONU VE AMERİKAN ÜSLERİNE SICAK TEMAS
Savaşın 23. gününde çatışmaların durulmak yerine daha da genişlediğini vurgulayan Ekber Karabağ, "72. saldırı dalgasında hem İsrail’i hem de bölge ülkelerindeki Amerikan üslerini doğrudan hedef aldı. Ayrıca Irak’ın kuzeyindeki bölücü grupların mevzileri de bu ateş hattının içinde kaldı" şeklinde konuştu. İran’ın kapasitesinin hala yerinde olduğunu belirten Karabağ, "İsrail tarafı İran’ın füze kapasitesini %60-70 oranında yok ettiklerini söylese de saha bunu doğrulamıyor. İran hala her gün 3-4 dalga operasyon yapabilecek güce sahip ve karşı tarafa ciddi zararlar veriyor" sözleriyle bölgedeki askeri dengeyi tarif etti.

TRUMP’TAN 48 SAATLİK ÜLTİMATOM: ENERJİ ALTYAPISI HEDEFTE
Diplomasi koridorlarında ise kelimenin tam anlamıyla bir "restleşme" yaşanıyor. Ekber Karabağ, ABD kanadından gelen tehdidi şu şekilde aktardı: "Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nın açılması için İran’a tam 48 saatlik bir süre verdi. Aksi takdirde İran’daki enerji altyapısını doğrudan hedef alacağını ilan etti." Trump’ın bu çıkışına İran’ın en üst düzeyden yanıt verdiğini belirten Karabağ, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, "Hürmüz Boğazı, bize saldıran ülkeler dışındaki tüm devletlere açıktır. Ancak birileri bizi tehdit ediyorsa, bunun cevabını bizzat meydanda alacaktır" ifadelerini kullandı sözleriyle Tahran’ın geri adım atmayacağını vurguladı.

İRAN’DAN KIYAMET SENARYOSU: "HÜRMÜZ TAMAMEN KAPATILACAK"
Sadece siyasi makamlar değil, İran Devrim Muhafızları da savaşın şiddetini artıracak bir açıklamayla sahneye çıktı. Ekber Karabağ, Devrim Muhafızları’ndan gelen o çarpıcı mesajı, "Eğer İran’ın enerji altyapısına bir saldırı olursa, İran Hürmüz Boğazı’nı tamamen kapatacaktır. Burası, altyapı yeniden onarılana ve ihya edilene kadar kapalı tutulacak. Sadece bu da değil; İran hem İsrail’in enerji tesislerini hem de bölgedeki ABD üslerine ev sahipliği yapan ülkelerin enerji altyapısını vuracağını açıkladı" sözleriyle paylaştı.

İRAN MEDYASI:KARANLIĞA HAZIR OLUN"
Bölgedeki psikolojik harp ise medya üzerinden yürütülüyor. İran merkezli haber ajanslarının manşetlerini A Haber ekranlarına taşıyan Karabağ, Tasnim Haber Ajansı, "Hürmüz Boğazı’nı kullanma paketi bölge ülkeleri için sona ermiştir" ifadesine yer verdiğini söyledi. Karabağ, diğer ajanslardaki ürkütücü başlıkları ise şöyle özetledi: "Mehr Haber Ajansı, 'Bölge ülkeleri karanlığa ve elektriksiz günlere hazırlıklı olsun' manşetini atarken; bir başka yayın organı ise daha da ileri giderek 'Bölge ülkelerinin göreceği en son ışık, İran füzelerinin ışığı olacaktır' şeklinde bir tehdit savurdu."

GÖKYÜZÜNDE SAVAŞ: F-15, F-35 VE F-16’LAR BİR BİR VURULUYOR
Savaşın sadece karada değil, gökyüzünde de çok şiddetli geçtiğini belirten muhabirimiz Ekber Karabağ, düşürülen uçaklarla ilgili sıcak bilgileri şu sözlerle aktardı: "İran ordusuna (Erteş) bağlı hava savunma sistemleri, Hürmüz yakınlarında bir F-15 savaş uçağını vurduklarını açıkladı. Henüz uçağın kime ait olduğu netleşmese de bölgedeki hareketlilik sürüyor." Geçtiğimiz günlerde yaşanan benzer olayları da hatırlatan Karabağ, "Daha önce bir F-35 hedef alınmıştı ve ABD bunun acil iniş yaptığını kabul etmek zorunda kalmıştı. Dün ise Devrim Muhafızları bir F-16 uçağını vurdu. İsrail tarafı uçağın vurulduğunu doğruladı ancak güvenli bir şekilde iniş yapabildiğini iddia etti. Son üç gündür İran’ın hava savunma konusunda elinin ciddi şekilde güçlendiğini görüyoruz" değerlendirmesinde bulundu.

ARASH-2 İNSANSIZ HAVA ARAÇLARI SAHNEDE: RADARLARA YAKALANMIYOR!
İran’ın askeri stratejisindeki "görev paylaşımına" da değinen Karabağ, Devrim Muhafızları’nın daha çok füze saldırılarına odaklandığını, klasik ordunun ise gelişmiş İHA’ları kullandığını belirtti. Ekber Karabağ, "Erteş envanterindeki Arash-2 İHA’ları bugün çok kritik bir operasyona imza attı. 2000 kilometre menzile sahip ve radara yakalanmayan bu özel tasarım araçlarla Ben Gurion Havalimanı’ndaki yakıt depoları hedef alındı. Sabah saatlerinde gelen bilgiler, uçaklara yakıt ikmali yapan bu depoların vurulduğu yönünde" dedi.

BELİRSİZLİK VE GERİLİM HAT SAFHADA
48 saatlik sürenin dolmasına az bir zaman kala bölgedeki bekleyişin yerini büyük bir korkuya bıraktığını ifade eden Karabağ, "Trump bu tehdidini gerçekleştirir mi bilinmez ama eğer yaparsa, bu savaşın geri dönülemez yeni bir aşamaya geçeceği kesin" diyerek sözlerini noktaladı.

"ABD KENDİ SONUNU HAZIRLIYOR İSRAİL'İN MÜHİMMAT STOKU AZALIYOR"

Uluslararası sistemin rastgele değil, belirli yapılar üzerinde yükseldiğini ve bu yapıların siyasi, askeri, hukuki ve sosyal katmanlardan oluştuğunu belirten Dr. Eyyub Kandemir A Haber'de yaptığı açıklamada "Uluslararası sistem ya da ilişkiler, yapılar üzerinde kurulur ve bu yapılar üzerinde icra edilirler. Biz bu yapılara politik, yani siyasi yapı diyoruz. Politik yapıda da 'büyük güçler' dediğimiz, uluslararası ilişkilerin genelinde etkin olan güçlerin varlığı kritiktir" ifadelerini kullandı. Bu güç odaklarının sayısındaki veya mevcut güç oranlarındaki herhangi bir değişimin, tüm sistemin mantığını kökten değiştirdiğine dikkat çeken Kandemir, uluslararası sistemin dört ana sütununu; siyasal-askeri yapılar, hukuki yapılar (BM Güvenlik Konseyi gibi), çevre güvenliği-kültürel unsurları kapsayan sosyal yanlar ve ekonomik sistem olarak sıraladı.

1945 RUHU ÖLDÜ: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ARTIK İŞLEVSİZ
Mevcut dünya düzeninin 1942-1945 yılları arasındaki kanlı savaşların bir ürünü olduğunu hatırlatan Dr. Eyyub Kandemir, "Şu anda üzerinde yaşadığımız dünya, aslında 1942 ile 45 arasında Almanların Rusya’ya saldırmasıyla beraber Rusların artık Almanya’nın karşısında ve Anglo-Sakson bloğun yanında savaşmasıyla başladı. Bu dünyayı kuran akıl, yani Anglo-Sakson ve Rus aklıydı," sözleriyle mevcut sistemin genetik kodlarını deşifre etti. Birleşmiş Milletler sisteminin de bu ittifak tarafından kurulduğunu belirten Kandemir, "Burada bir ABD ve eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin birbiriyle olan ittifakı sonucunda şu anda yaşadığımız ve halihazırda artık çalışmadığını anladığımız uluslararası sistem kuruldu. Bugün hukuki yapı, yani BM Güvenlik Konseyi artık çalışmıyor, sistem sağlıklı değil," şeklinde konuşarak küresel yönetişimin iflas ettiğini dile getirdi.

UKRAYNA SAVAŞI VE AVRUPA’NIN "ETKİSİZLEŞTİRİLMİŞ" KONUMU
Küresel güç yapısındaki değişimin Ukrayna-Rusya savaşı üzerinden yeni bir boyuta evrildiğini ifade eden Dr. Eyyub Kandemir, Avrupa’nın bu denklemdeki dramatik düşüşüne vurgu yaptı. Kandemir, "Güç yapısında bir değişim var. Avrupa’nın zaten gücünün sönümlendiğini biliyorduk, artık etkisizleşti. ABD’den ayrışan, Macron’un 'NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti' açıklamalarıyla somutlaşan Fransa’nın tavrı gibi durumları tekrar ABD’ye yanaştıracak bir dış tehdidin Avrupa’ya hissettirilmesi lazımdı. Rusya-Ukrayna savaşı bu bağlamda, ABD elitlerinin kışkırtması ve gizli desteğiyle ortaya çıktı," analizinde bulunarak, Washington'ın Avrupa’yı yeniden dizayn etme operasyonuna dikkat çekti. 

İRAN-İSRAİL GERİLİMİNDE "ÇİN" FAKTÖRÜ VE TEKNOLOJİK SIÇRAMA
Orta Doğu’daki sıcak temas noktalarında yaşananların sadece bölgesel bir çatışma olmadığını, perde arkasında devasa bir Çin desteği bulunduğunu kaydeden Dr. Eyyub Kandemir, "ABD’nin Çin ile olan güç rekabetinde yeni bir güç ortaya çıktı: Çin. Çok güçlendi, güç değişimi oldu. Hindistan gibi yeni güçler de BM Güvenlik Konseyi sisteminde yok ama sahada varlar. İran’da yaşananlar, aslında Çin’e gerçekleştirilmek istenen bir müdahalenin ön cephesidir," ifadelerini kullandı. Özellikle İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarındaki yüksek isabet oranının kaynağını açıklayan Kandemir, "Mayıs ayındaki savaşta bu kadar isabetli atışlar görmemiştik. İranlıların 'biz geliştirdik' demesiyle açıklanacak bir durum değil bu. İranlıların Çin’den ciddi manada hem sayı hem de teknoloji transferi olarak füze isabetini artıracak destek aldığını görüyoruz," sözleriyle savunma sanayiindeki gizli ittifakı ifşa etti.

KUZEY KUTBU YOLU: YENİ SÜVEYŞ VE JEOPOLİTİK DEPREM
Küresel ticaret rotalarındaki değişimin dünya düzenini nasıl kökten sarstığını tarihsel örneklerle anlatan Dr. Eyyub Kandemir, Kuzey Kutbu yolunun açılmasının stratejik önemine değindi. Kandemir, "Her uluslararası ticaret yolu açılmasında sistemde değişimler olur. Süveyş Kanalı 1869’da açıldı, 1882’de fiilen elimizden çıktı. 1952’de İngiltere ve Fransa’nın Mısır’a müdahalesini ABD ve SSCB engelleyerek statükoyu belirledi. Şimdi Kuzey Kutbu’nun açılmasıyla beraber petrol hareketleri artık Süveyş’ten değil, yukarıdan çok daha kısa gidecek. Bu durum hem Rusya’yı güçlendirecek hem de Çin mallarının Avrupa’ya çok daha kısa sürede ulaşmasını sağlayacak. Bu, ABD’nin hiç işine gelmeyen bir durumdur," şeklinde konuştu. 

ABD KENDİ SONUNU MU HAZIRLIYOR?
ABD'nin mevcut küresel liderliğini korumak adına attığı adımların aslında kendi hegemonyasına zarar verdiğini belirten Dr. Eyyub Kandemir, "ABD kendi uluslararası liderliğinin, hegemonyasının tabutuna çiviyi kendisi çakmaktadır. Çünkü bu harekatlara ABD ordusu bu kadar hazır değildi. İran’daki müdahale ve iç destek kaybı ile bu işin kolay biteceğini düşündüler ancak her geçen hafta ve gün ABD’nin aleyhine yazıyor. İsrail şu an drone’lara ve füzelere karşılık veremiyor, Demir Kubbe çalışmıyor çünkü mühimmat stokları bitiyor," ifadeleriyle ABD'nin stratejik bir çıkmaza girdiğini ve "sıcak temas" noktalarındaki başarısızlığın küresel sistemin sonunu hızlandırdığını belirterek sözlerini tamamladı.

 

İSRAİL'DE KIYAMET GECESİ! İRAN'IN SÜPERSONİK FETTAH FÜZELERİ NÜKLEER KALBİ VURDU

Orta Doğu’da kartlar yeniden karılıyor, 21 Mart tarihi savaşın geri dönülemez kırılma noktası olarak kayıtlara geçiyor. İran’ın sesten 13 kat hızlı uçan süpersonik Fettah füzeleri, İsrail’in nükleer merkezine ev sahipliği yapan Dimona ve stratejik Arad bölgesini cehenneme çevirdi.

ABD üretimi THAAD sistemlerinin çaresiz kaldığı, sirenlerin sustuğu dehşet gecesinde binalar enkaza dönerken, bölgeden gelen kimyasal sızıntı uyarıları paniği en üst seviyeye taşıdı. A Haber Programlar Müdürü Emine Kavasoğlu, kâbusun yaşandığı Arad’daki o enkazın içinden, stratejik tesislerin dibinden en taze detayları aktarıyor.

ARAD’DA ENKAZIN ORTASINDA SICAK TEMAS

İsrail’in en korunaklı bölgelerinden biri olan Arad’da güvenlik çemberinin aşılmasının ardından yıkımın boyutu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildi. Bölgedeki son durumu kameraman Niyazi Akkuş’un görüntüleri eşliğinde aktaran Emine Kavasoğlu, "Evet şu anda Arad’dayız ve güvenlik çemberinin dışarısından bu kez içeriye alınabildik. Ve içerideki enkazın boyutlarını şimdi kameraman arkadaşım Niyazi Akkuş sizlerle paylaşacak. Dün akşam saatlerinde Dimona ve Arad’da gerçekleşen o art arda füze saldırıları sonrası İsrail için en korkutucu, en kâbus günlerden biri yaşandı. 21 Mart tarihi savaşın belki de dönüm noktası olarak kayıtlara geçti." ifadelerini kullandı. Kavasoğlu, Arad’da bir sitenin tam ortasına düşen füzenin binaları tamamen kullanılamaz hale getirdiğini belirtti.

SİRENLER SUSTU, FÜZELER DÜŞTÜ: SAVUNMA SİSTEMİ SKANDALI

Saldırı anında yaşanan teknik ihmaller ve savunma zafiyeti İsrail kamuoyunda infiale yol açtı. Yaralı sayısının hızla arttığını vurgulayan Emine Kavasoğlu, "Şu anda Arad’dayız; binaların tamamı kullanılamaz hale geldi, enkaza dönmüş durumda. Yüzlerce yaralı var; İsrail medyasına göre kimi yerlerde 115, kimi noktalarda 120 yaralının olduğu yönünde bilgiler var." bilgisini paylaştı.

Erken uyarı sistemlerindeki büyük zafiyete dikkat çeken Kavasoğlu, "Görgü tanıklarının ve yaralıların iddiasına göre, erken uyarı sistemlerinin devreye girmemesinden dolayı bu kadar yoğun bir tahribat yaşandı. Zira alarmların çalmasıyla, erken uyarı sisteminin çalmasıyla birlikte füzelerin düştüğünü aynı dakikalarda gördük açıklamasını yaptı yaralılar." sözleriyle skandalı aktardı.

450 KİLOGRAMLIK ÖLÜMÜN ADI: SÜPERSONİK FETTAH-2

İran’ın saldırıda kullandığı füzelerin teknolojik gücü, İsrail’in savunma kalkanlarını kağıt gibi delip geçti. Kullanılan silahların teknik detaylarını paylaşan Emine Kavasoğlu, "İşte füze tam da bu noktaya düştü ki 450 kilogramlık füze başlığı olduğu bilgisi var. İran, Fettah füzeleriyle gerçekleştirdi bu saldırıyı ve süpersonik olan bu füzeler, hava savunma sistemlerini onlara müdahale etmeden hedeflerine ulaşabilmesiyle biliniyor. Sesten 12-13 kat daha hızlı süpersonik füzeler olarak biliniyor Fettah-1 ve Fettah-2 füzeleri ki Beyt Şemeş’te de aynı füze kullanılmıştı." açıklamasında bulundu.

STRATEJİK HEDEF: NÜKLEER TESİSLERE SADECE 10 KİLOMETRE
Saldırıların gerçekleştiği noktaların tesadüf olmadığı, İsrail’in nükleer ve askeri kalbinin hedef alındığı bildirildi. Bölgenin stratejik önemini anlatan Emine Kavasoğlu, "Arad’dayız ama Dimona’da da aynı tehlike vardı. Dimona önemli zira İsrail’in hiçbir zaman kabul etmediği nükleer santralin hemen yanı başı; yaklaşık 10 kilometre uzağında bir noktadan bahsediyoruz. Burası da Dimona Nükleer Santrali’ne yaklaşık 30 kilometre mesafede. Tabii bir yandan da hava üslerinin de bulunduğu bir nokta; dolayısıyla burası stratejik bir bölge." ifadelerini kullandı.

AMERİKAN THAAD SİSTEMLERİ SINIFTA KALDI

Milyarlarca dolarlık hava savunma sistemlerinin Fettah füzeleri karşısında etkisiz kalması, müttefikler arasında yeni bir tartışma başlattı. Kavasoğlu, "Hava savunma sistemleriyle ilgili hemen bir soruşturma başlatıldı. Çünkü Amerikan yapımı THAAD’ların bu füzelere müdahale edemediği ve direkt isabet alması sebebiyle de soruşturma başlatıldığı duyuruldu." diyerek savunma sanayindeki büyük depremi haber verdi.

İRAN'DAN NET MESAJ: "SÜRPRİZLERİMİZ VAR"

Tahran yönetiminden gelen açıklamalar, saldırıların şiddetinin artabileceğine işaret ediyor. İran’ın kararlılığını aktaran Emine Kavasoğlu, "İran’dan art arda açıklamalar gelmişti. Natanz’ın vurulmasının ardından; 'Eğer bizim altyapı tesislerimiz hedef alınmaya devam ederse biz de İsrail’i ve Amerika’nın üslerini hedef almayı sürdürceğiz ve sürprizlerimiz var' demişlerdi ki öyle de oldu. Aslında hiç kimsenin bu kadar yoğun, bu kadar şiddetli bir tahribat bırakacağını beklemiyordu." dedi.

Kavasoğlu ayrıca İran’ın, "Bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz saldırıların hepsini aslında biz İsrail’in eksiklerini, açıklarını bulmak için gerçekleştirdik" diyerek daha büyük saldırıların sinyalini verdiğini aktardı.

TEL AVİV’DE KAOS: 11 NOKTAYA ROKET PARÇALARI DÜŞTÜ

Savaşın ateşi sadece çöl bölgelerini değil, İsrail’in merkezi Tel Aviv’i de yakmaya başladı. Kavasoğlu, "İsrail’in artık her bir noktası, buna Tel Aviv de dahil olmak üzere risk altında. Kısa süre önce Tel Aviv’de de sirenler çaldı ve 10'un üzerinde farklı noktaya roket parçaları düştü. Petah Tikva ve Tel Aviv merkezde yaralılar ve hayatını kaybedenler var." bilgisini paylaştı.

NETANYAHU'DAN 'KARANLIK GECE' İTİRAFI

Yıkımın boyutu ağaçların bile kökünden söküldüğü şiddetli bir patlamayı işaret ederken, siyasi kanattan da ilk itiraf geldi. Kavasoğlu, "Ağaçların bile köklerinden söküldüğünü söyleyelim. Yedi-sekiz bina ağır hasar almış durumda, binaların camları tamamen parçalandı. Karşı taraftaki alışveriş merkezinde de hasar var. Başbakan Netanyahu da 'Zorlu bir gece geçirdik' diyerek bu saldırının ne kadar büyük olduğunun altını çizmişti." ifadelerini kullandı.

NÜKLEER MERKEZDE CEHENNEM GECESİ! İRAN’IN FATTAH FÜZELERİ İSRAİL’İ VURDU

İsrail’in nükleer programının kalbi olan Dimona ve stratejik Arad bölgesi, İran’ın Fettah füzeleriyle gerçekleştirdiği doğrudan saldırıyla sarsıldı. 450 kilogramlık savaş başlıklarının yarattığı devasa yıkım bölgeyi adeta savaş alanına çevirirken, ABD yapımı THAAD hava savunma sistemlerinin füzeleri saptayamaması dünya gündemine bomba gibi düştü.

Sirenlerin çalmadığı, savunma kalkanlarının delindiği dehşet gecesinde yüzlerce yaralı olduğu bildirilirken, nükleer tesislere sadece 10 kilometre mesafede gerçekleşen bu patlamalar, bölgedeki tansiyonu geri dönülemez bir noktaya taşıdı. İşte A Haber Programlar Müdürü Emine Kavasoğlu’nun ateş hattından aktardığı o tarihi tanıklık ve bölgedeki son durum.

ATEŞ HATTI DİMONA: BİNALAR YERLE BİR OLDU

Ortadoğu’da sıcak temasın en şiddetli yaşandığı noktalardan biri olan Dimona’da günün ilk ışıklarıyla birlikte yıkımın boyutu gözler önüne serildi. Bölgedeki son durumu yerinde inceleyen A Haber Programlar Müdürü Emine Kavasoğlu, "Evet Dimona’dayız. Dün akşam saatlerinde deyim yerindeyse cehennem yaşandı burada ve pek çok bina çevrede, İran’ın Fettah füzelerini ateşlemesi sonucu ve binalara direkt isabet etmesi sonucu büyük hasar görmüş durumda. Bir yandan şimdi ev sahipleri, konut sahipleri gelip evlerini kontrol ediyorlar; bir yandan arama kurtarma çalışmaları yoğun bir şekilde devam ediyor." ifadelerini kullandı.

NÜKLEER KALBE DOĞRUDAN DARBE: STRATEJİK HEDEF DİMONA

Saldırının hedef seçilen bölge itibarıyla sembolik ve askeri anlamı oldukça büyük. Dimona’nın İsrail için taşıdığı hayati öneme dikkat çeken Emine Kavasoğlu, "Tabii Dimona çok önemli; İsrail’in Negev Çölü’nde bulunan ve nükleer programının kalbi olarak kabul edilen stratejik bir nokta burası. Temel olarak sınırları içinde Şimon Peres Negev Nükleer Araştırma Merkezi olarak geçiyor asıl adı ama İsrail’in yıllardır sakladığı bir nükleer tesis aslına bakarsanız. Silah envanterinin plütonyum üretim merkezi olarak da kullanıldığına inanılan bir nokta. Dolayısıyla İran’ın hedefinde hem 12 Gün Savaşları’nda hem de bu savaşta her daim hedefindeydi." sözleriyle bölgenin neden doğrudan hedef alındığını açıkladı.

THAAD SİSTEMLERİNDE BÜYÜK ZAFİYET: FETTAH FÜZELERİ ÖNLENEMEDİ

İran’ın teknolojik üstünlük iddiasıyla fırlattığı füzelerin, dünyanın en gelişmiş hava savunma sistemlerini devre dışı bıraktığı iddiaları gündemi sarstı. Yaşanan teknik zafiyeti aktaran Kavasoğlu, "Günler boyunca zaten burası isabet ettirilmeye çalışılarak bir saldırı gerçekleştirilmişti. Dün de sekiz kez bir saldırı gerçekleşti. Yedisi hava savunma sistemleri tarafından imha edilse de sekizinci saldırıda işte tam bulunduğumuz noktaya, Dimona’ya isabet etti. Direkt isabet etti; hava savunma sistemleri müdahale gerçekleştiremedi ki Amerika Birleşik Devletleri’ne ait THAAD hava savunma sistemlerinin bu Fettah füzelerini önlemede yetersiz kaldığı ve bunları saptayarak önleyemediği konuşuluyor ki bununla ilgili de bir soruşturma başlatıldı." şeklinde konuştu.

SİRENLER SUSTU HALK ÖFKELİ: DEMİR KUBBE TARTIŞILIYOR

Saldırı anında erken uyarı sistemlerinin çalışmaması sivil halk arasında büyük bir panik ve öfke patlamasına neden oldu. Halkın tepkisini dile getiren Kavasoğlu, "Tabii şunu da hemen söyleyelim; bir yandan siren seslerinin çalmadığı ve insanların bu sebeple de tepki gösterdiklerini de söyleyelim. Çünkü o siren sesleri, erken uyarı sistemleri devreye girdiği anda füzelerin düştüğü an arasında hiçbir fark yoktu. Dolayısıyla zaten sorgulanmaya başlanan Demir Kubbe ve diğer hava savunma sistemleri anitibarıyla artık daha çok hedefe oturmuş durumda." ifadelerini kullandı. 450 kilogramlık devasa başlığa sahip füzenin onlarca binayı ağır hasarlı hale getirdiğini vurgulayan Kavasoğlu, sadece Dimona’da 51 kişinin yaralandığını bildirdi.

İSRAİL’DEN KAÇIŞ BAŞLADI: DİMONA’NIN YARISI TERK ETTİ

İran’ın saldırıların devam edeceği yönündeki tehditleri, bölgedeki demografik yapıyı sarsmış durumda. Halkın korku içinde bölgeyi terk ettiğini söyleyen Kavasoğlu, "Şunu da belirtmekte fayda var ki bir yandan da zaten İsrail’den artık insanların bu korkuyla, bu panikle ayrılmış olduklarını söylüyorduk. Dün akşam yaşanan gelişmeler sonrasında Dimona’nın nüfusunun neredeyse yarısı bölgeden ayrılmayı tercih etti zira art arda hedef olacağını İran açık açık söyledi. Çünkü 'Bu sadece bir ön gösterimdi, tüm Dimona tesislerini vurabileceğimizin bir göstergesiydi' açıklaması yapıldı." dedi.

ARAD’DA DEHŞET: SİRENLER HİÇ DUYULMADI

Saldırıların bir diğer ayağı olan Arad bölgesinde durumun çok daha vahim olduğu belirtiliyor. Arad’daki yıkımı aktaran Kavasoğlu, "Bunun yanı sıra yine Arad da hedefteydi. Arad’da da aynı şekilde direkt isabet etmesi sonucu füzelerin yoğun bir hasar yaşandı, yoğun bir hasar meydana geldi. Orada yaralı sayısının daha fazla olduğunu söyleyeyim çünkü Arad bölgesi daha önce belki de siren seslerinin hiç duyulmadığı noktalardan bir tanesiydi. Ve yine orada da erken uyarı sistemlerinin devreye girmekte geç kaldığı, füzelerin düştükten sonra, füzelerin düşmesiyle birlikte çaldığı açıklamaları yapıldı orada yaşayanlar tarafından. Yüzün üzerinde yaralı var; 117 kimi kaynaklara göre, kimi kaynaklara göre 120’nin üzerinde yaralı var." sözleriyle bilançonun ağırlığını paylaştı.

SAVAŞIN DÖNÜM NOKTASI: FETTAH FÜZELERİ VE BEYT ŞEMEŞ

İran’ın Fettah füzelerini kullanması savaşın seyrini değiştiren bir unsur olarak görülüyor. Daha önceki saldırılarla kıyaslama yapan Kavasoğlu, "Henüz hayatını kaybedenlere ilişkin bir açıklama yapılmadı ama Fettah füzeleriyle vurulması tabii ki savaşın dönüm noktalarından bir tanesi olarak da kayda geçti. Zira savaşın ilk günlerinde Beyt Şemeş’te yine Fettah füzeleriyle hedef alınmış ve bir mahalle tamamen yerle bir olmuştu. İsrail ilk kez belki de bu kadar büyük bir yıkımla, bu kadar büyük bir yaralıyla kayda geçti. Çünkü genel olarak o yaralı sayıları ya da füzelerin havada imha edilmesi sonrasında düşen misket parçalarıyla birlikte o hasar gören noktalar cam kırıkları, bina yıkıntısı olmasa da bina hasarları olarak kayda geçiyordu." şeklinde konuştu.

TRUMP’IN MÜHLETİ VE İRAN’IN 'PAZAR' CEVABI

Küresel liderlerin açıklamalarıyla gerilim diplomatik bir satranca dönüşmüş durumda. Trump ve İran arasındaki restleşmeyi aktaran Kavasoğlu, "Şimdi Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump 48 saat içinde Hürmüz Boğazı açılmazsa daha büyük saldırılar gerçekleştireceklerini duyurmuştu. İran’dan da buna bir cevap geldi: 'Eğer bu açıkladığınızı hayata geçirmeyi düşünüyorsanız Pazar gününden itibaren bölge çok daha büyük gerilimlere hazır olsun' dedi; yani bugünü işaret etti." sözleriyle tehlikenin boyutunu vurguladı.

İHANETİN BELGESİ: İSRAİL ORDUSUNDA CASUS KRİZİ

İsrail’in savunma zafiyetinin arkasında yatan çarpıcı bir istihbarat skandalı da ortaya çıktı. Ordu içerisindeki sızıntılara değinen Kavasoğlu, "Hava savunma sistemlerine ilişkin tartışmalar geçtiğimiz günlerde yaşanmaya başlamıştı ki bir casus krizi yaşamıştı İsrail. İran’a para karşılığı hava savunma sistemlerinin yerlerinin, bataryaların yerlerinin, nerelerde kullanıldıklarını, nasıl kullanıldıklarını anlattığına dair bir yedek asker gözaltına alınmıştı ve vatana ihanet suçlamasıyla tutuklanmıştı. İddianamesi de hazırlanmıştı ki bu geçtiğimiz sene 2025 yılında bir kez daha yaşanmıştı İsrail’de. İki asker yine o zaman da gözaltına alınmıştı. Tabii bu askerin hem 12 Gün Savaşları’nda hem de 7 Ekim olaylarında görev almış olması paniği daha da genişletti. Shin Bet bir soruşturma başlattı; hemen sonrasında yeni ajanlar var mı araştırmasına geçti İsrail." ifadelerini kullandı.

ÖLÜ SAYISI GİZLENİYOR MU?

Resmi açıklamalar ile sahadaki manzara arasındaki çelişki de dikkatlerden kaçmadı. Hayatını kaybedenlere ilişkin çelişkili bilgilere değinen Emine Kavasoğlu, "İsrail basınında konuşulan şu aslında; şimdi ilk etapta bir 6 kişi hayatını kaybetti diye bir haber yayınlanmıştı ancak o haber geri çekildi. Doğruydu mu geri çekildi, bir ölü sayısı paylaşılmak istenmedi mi bununla ilgili bilgi sahibi değiliz. Ama görmüş olduğumuz manzarayla burada ya da Arad’da hayatını kaybeden birinin olmaması, varsa eğer bir mucize olabilir ancak ki böyle bir şeyin de olması çok da mümkün gözükmüyor." değerlendirmesinde bulundu.

 

KARŞILIKLI ALTYAPI TEHDİTLERİ: BÖLGE KARANLIĞA GÖMÜLÜR | İŞTE TAHRAN'DA SON DURUM

A Haber Tahran Muhabiri Ekber Karabağ bölgeden son durumu aktardı. Karabağ'ın aktardığına göre Bölgedeki gerilimin fitilini ateşleyen açıklama, sabah saatlerinde ABD cephesinden geldi.

ABD Başkanı Donald Trump, "Hürmüz Boğazı'nın açılmaması durumunda İran'ın enerji tesislerine ve altyapısına yönelik saldırı gerçekleştireceğiz" ifadelerini kullandı. Bu tehdide İran kanadından tepki gecikmezken, İran Meclis Başkanı ve ardından Mesut Pezeşkiyan’ın birinci yardımcısı, "İran’ın altyapısının hedef alınması durumunda biz de bölgedeki altyapıları hedef alarak tüm bölgeyi karanlığa gömeceğiz" sözleriyle Tahran’ın mütekabiliyet ilkesiyle hareket edeceğini söyledi. 
İRAN MEDYASI: ELVEDA ELEKTRİK"
Gerilim sadece siyasi söylemlerle sınırlı kalmadı. İran devlet medyası ve haber ajansları, bölge ülkelerini hedef alan haritalar paylaşarak tehdidin boyutunu gözler önüne serdi. Mehr Haber Ajansı, "Bölge ülkeleri elektriğe veda etsin" başlığıyla yayımladığı haberde, olası bir saldırı durumunda hangi enerji santrallerinin vurulacağını işaret ederek bölge ülkelerine gözdağı verdi.
GÖKYÜZÜNDE SICAK TEMAS: 3 GÜNDE 3 UÇAK İDDİASI
Askeri kanatta ise iddialar oldukça çarpıcı. İran ordusu, ülkenin güneyinde Hürmüz Boğazı yakınlarında bir F-15 savaş uçağının vurulduğunu duyurdu. Henüz uçağın kime ait olduğu ve akıbeti netleşmezken, son üç güne dair bilanço dikkat çekti. İranlı yetkililer, "Dün İsrail’e ait bir F-16 uçağını, önceki gün ise ABD’ye ait bir F-35 savaş uçağını vurduk" ifadelerini kullanarak savunma sistemlerinin aktif ve etkin bir şekilde çalıştığını savundu.
NEVRUZ COŞKUSUNUN YERİNİ SAVAŞ KORKUSU ALDI
Ekber Karabağ'ın aktardığına göre Tahran’ın simge noktalarından biri olan Azadi Meydanı’nda ise alışılmışın dışında bir sessizlik hakim. Normal şartlarda Nevruz bayramı sebebiyle piknik yapan ve kutlama yapan insanlarla dolup taşması gereken meydanda, savaş endişesi nedeniyle insan sayısının oldukça azaldığı gözlemlendi. Birçok vatandaşın başkentten ayrıldığı belirtilirken, bölge ekonomisi için kritik öneme sahip olan Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlik, petrol ihtiyacının %90’ını buradan karşılayan Japonya gibi ülkeleri de teyakkuza geçirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçı, "Biz boğazı kapatmadık, sadece bu savaşa dahil olan ülkelerin geçişine izin vermiyoruz; diğer ülkeler koordineli şekilde boğazı kullanabilir" sözleriyle boğazdaki geçiş rejimine dair Tahran’ın son tutumunu paylaştı.

TAHRAN ATEŞ ALTINDA! HİPERSONİK FÜZELER SONRASI KARŞILIKLI SALDIRILAR… TRUMP’TAN 48 SAATLİK TEHDİT

Orta Doğu’da savaşın 23. gününde tansiyon zirveye çıktı. İran’ın İsrail’de Dimona ve Arad’ı hipersonik füzelerle vurmasının ardından ABD ve İsrail’den misilleme geldi. Tahran gece boyunca patlamalarla sarsılırken, sahadaki gelişmeler yeni bir cepheyi de beraberinde getirdi. A Haber ekranlarında aktarılan son bilgilere göre bölgede sadece askeri değil, enerji ve küresel güvenlik dengelerini etkileyecek kritik bir kırılma yaşanıyor.

HİPERSONİK SALDIRI SONRASI MİSİLLEME: TAHRAN’DA PATLAMA SESLERİ

A Haber canlı yayınında gelişmeleri aktaran sunucu, İran’ın İsrail’de Dimona ve Arad kentlerini hipersonik “Fettah” füzeleriyle vurmasının ardından ABD ve İsrail’in karşılık verdiğini belirterek, “Tahran’da patlama sesleri duyuldu” ifadelerini kullandı.

Aynı yayında, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik sert bir uyarı yaptığı hatırlatılarak, “İran 48 saat içinde Hürmüz Boğazı’nı tamamen açmazsa enerji altyapısını hedef alacağız” şeklindeki tehdidin altı çizildi.

TAHRAN’DAN SICAK BİLGİLER: GECE BOYU SALDIRI

A Haber muhabiri Ekber Karabağ, Tahran’dan aktardığı son durumu, “Gece boyunca Tahran’a yönelik saldırılar devam etti. ABD ve İsrail’in saldırıları sürdü. Burada bulunduğumuz süre içinde farklı noktalardan patlama sesleri duyduk” sözleriyle aktardı.

Karabağ, sahadaki atmosferi aktarırken, “Tahran semalarında bir insansız hava aracının, füzelerini fırlatmadan önce düşürüldüğü İran ordusu tarafından açıklandı” ifadelerini kullandı.

İRAN’DAN DİKKAT ÇEKEN İDDİA: F-16 VURULDU

İran cephesinden gelen açıklamalara da değinen Karabağ, “İran dün bir F-16’yı vurduğunu açıkladı ve bu gelişme ülkede geniş yankı buldu” sözleriyle dikkat çekti.

Ancak nükleer tesislere yönelik saldırıların bu gelişmenin önüne geçtiğini belirten Karabağ, sahadaki önceliğin stratejik hedeflere kaydığını ifade etti.

73. DALGA SALDIRI: “EN BÜYÜK OPERASYONLARDAN BİRİ”

İran’ın saldırı kapasitesine ilişkin çarpıcı bir detayı paylaşan Karabağ, “İran, sabaha karşı İsrail’e karşı bugüne kadar yaptığı en büyük saldırılardan birini gerçekleştirdi. Bu, 73. dalga saldırı olarak kayıtlara geçti” sözleriyle operasyonun boyutuna dikkat çekti.

Bu saldırılara ilişkin resmi açıklamada İran’ın Hizbullah’a da teşekkür ettiğini belirten Karabağ, özellikle İsrail’in kuzey ve orta bölgelerine yönelik baskıların bu süreçte etkili olduğunu vurguladı.

“İSRAİL HAVA SAHASI SAVUNMASIZ” AÇIKLAMASI

İran Meclis Başkanı’nın açıklamalarına da yer veren Karabağ, “Dimona bölgesinin İsrail’de en korunaklı alanlardan biri olduğu vurgulandı ve ‘İsrail hava sahası bundan sonra savunmasızdır, planlarımızı uygulamak için uygun ortam oluştu’ denildi” ifadelerini kullandı.

Bu açıklama, savaşın seyrine dair en kritik mesajlardan biri olarak değerlendiriliyor.

TRUMP’IN 48 SAATLİK ÜLTİMATOMU GÜNDEMDE

Tahran’da en çok konuşulan konunun Donald Trump’ın açıklamaları olduğunu belirten Karabağ, “Trump’ın İran’a 48 saat süre vererek Hürmüz Boğazı’nı açmazsa enerji altyapısını hedef alacaklarını söylemesi Tahran’da geniş yankı buldu” dedi.

İRAN’DAN SERT YANIT: “BİZ DE KARŞILIK VERİRİZ”

İran’ın bu tehdide gecikmeden yanıt verdiğini belirten Karabağ, “İran, böyle bir durumda bölgedeki enerji altyapılarını, bilgi teknolojisi merkezlerini ve su arıtma tesislerini hedef alacağını açıkladı” sözleriyle karşılıklı tehditlerin tırmandığını aktardı.

Karabağ ayrıca İran’ın geçmişte yaptığı misilleme tehditlerini büyük ölçüde hayata geçirdiğini vurgulayarak, sahadaki riskin büyüklüğüne dikkat çekti.

DİEGO GARCIA GERİLİMİ: “İRAN BAĞLANTISI YOK” İDDİASI

Bölgede dikkat çeken bir diğer gelişmeye değinen Karabağ, “Diego Garcia’ya yönelik iki füze saldırısı iddiası gündeme geldi ancak İranlı bir yetkili bu saldırıyla bağlantılarının olmadığını öne sürdü” ifadelerini kullandı.

Bu konuda resmi düzeyde İran Devrim Muhafızları’ndan henüz net bir açıklama yapılmadığı bilgisi paylaşıldı.

İNGİLTERE DE SAHADA: NÜKLEER DENİZALTI İDDİASI

Savaşın uluslararası boyutuna dikkat çeken Karabağ, İngiliz medyasındaki iddiaları aktararak, “İngiltere’nin Mekran Denizi’ne, İran kıyılarına yakın bir noktaya nükleer denizaltı gönderdiği öne sürülüyor” dedi.

İran Dışişleri Bakanlığı’nın bu konuda daha önce uyarıda bulunduğunu hatırlatan Karabağ, “İran, ABD’nin İngiltere üslerini kullanması halinde İngiltere’ye karşı da meşru savunma hakkını kullanabileceğini açıkça ifade etmişti” şeklinde konuştu.

ATEŞ HATTI GENİŞLİYOR: BÖLGESEL SAVAŞ RİSKİ ARTIYOR

Sahadaki gelişmelerin yalnızca iki ülkeyle sınırlı kalmadığını ortaya koyan bu tablo, Orta Doğu’da çok cepheli bir savaş ihtimalini güçlendiriyor. Tahran’da gece boyunca süren patlamalar, karşılıklı tehditler ve uluslararası aktörlerin sahaya dahil olması, savaşın daha da derinleşebileceğine işaret ediyor.

A Haber ekranlarına yansıyan bu sıcak gelişmeler, bölgede her an yeni bir kırılmanın yaşanabileceğini gösterirken, dünya gözünü yeniden Orta Doğu’daki bu kritik ateş hattına çevirmiş durumda.

SAVAŞTA YENİ BİR AŞAMAYA MI GEÇİLDİ?

İran'ın İsrail'e yönelik gerçekleştirdiği karşı füze saldırıları bölgede tansiyonu zirveye taşıdı. A Haber Programlar Müdürü Emine Kavasoğlu, İran füzelerinin vurduğu Arad kentinden gerçekleştirdiği canlı yayında, stratejik noktaların hedef alındığını ve İsrail'in hava savunma sistemlerinin adeta kör edildiğini bildirdi. Dimona Nükleer Santrali yakınları ve sivil yerleşim alanlarında yaşanan büyük yıkım, savaşın 23. gününde yeni bir aşamaya geçildiğini kanıtlarken, bölgedeki güvenlik önlemleri en üst seviyeye çıkarıldı.

ARAD VE DİMONA’DA STRATEJİK YIKIM

Saldırının gerçekleştiği noktadan son durumu bildiren Emine Kavasoğlu, "Zaman zaman alarmlar çalmaya devam ediyor ancak Arad kentinde ağır bir hasar söz konusu. Patlama öylesine şiddetliydi ki çevredeki pek çok bina ve araç ağır hasar gördü. İsrail tarihine 21 Mart, en büyük kayıplardan biri olarak geçti" ifadelerini kullandı. Kavasoğlu, saldırının sadece sivil alanları değil, stratejik noktaları da vurduğunu belirterek, "İran, Dimona Nükleer Santrali’nin bulunduğu bölge başta olmak üzere iki ayrı noktaya Fettah-2 füzeleriyle saldırdı. Dimona’ya sadece 10 kilometre uzaklıktaki bu bölge ağır darbe aldı" sözleriyle yıkımın boyutunu aktardı.

HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ ÇARESİZ KALDI

İsrail’in savunma kalkanlarının İran’ın yeni taktiği karşısında yetersiz kaldığını vurgulayan Kavasoğlu, "Hava savunma sistemlerine, Demir Kubbe’ye ve Tahat sistemlerine güvenen İsrail’i, İran deyim yerindeyse kör etti. Geçtiğimiz hafta küme başlıklı füzeler kullanılmıştı ancak bu kez taktik değişti ve Fettah-2 füzeleri devreye girdi" dedi. Bu füzelerin teknik üstünlüğüne dikkat çeken Kavasoğlu, "Yüksek manevra kabiliyetine sahip ve ses hızının 15 katına çıkabilen Fettah-2 füzeleri, İsrail’in hava savunma sistemlerinin müdahale etmesini tamamen engelledi" şeklinde konuştu.

İRAN'DAN "FÜZE HAKİMİYETİ" İLANI

İran kanadından gelen iddialı açıklamaları paylaşan Emine Kavasoğlu, "Devrim Muhafızları yaptıkları açıklamada artık füze hakimiyeti ilan ettiklerini duyurdular. Önümüzdeki dalgalarda kullanılacak taktiklerin ve fırlatma sistemlerinin ABD ve İsrail komutanlarını hayretler içerisinde bırakacağını, güney semalarının artık aydınlık olacağını belirttiler" ifadelerini kullandı. Kavasoğlu, İran’ın en kritik noktaları bile rahatlıkla vurabileceği mesajını bu saldırıyla verdiğini belirtti.

ENERJİ VE SU ALTYAPISINA YÖNELİK BÜYÜK TEHDİT

Savaşın genişleme potansiyeline dair çarpıcı bilgiler veren Kavasoğlu, "İran tarafı, eğer kendi yakıt ve enerji altyapılarına saldırı düzenlenirse, bölgedeki ABD üslerini ve İsrail’e ait tüm enerji ve bilgi teknolojileri altyapısını hedef alacaklarını açıkladı. Özellikle deniz suyu arıtma tesislerinin hedef alınması demek, Körfez bölgesinin büyük bir susuzluk ve su krizi riskiyle karşı karşıya kalması anlamına geliyor" uyarısında bulundu.

SAHADA YOĞUN GÜVENLİK VE KISITLAMALAR

Saldırı sonrası bölgedeki son durumu aktaran Emine Kavasoğlu, "Şu an Arad’da yoğun bir temizlik ve hazırlık çalışması var. Bölge demir bariyerlerle kapatıldı ve basın mensupları uzaklaştırıldı. İsrail yönetimi, hasarın görüntülenmesini engellemeye çalışıyor. Ayrıca telefonlarda ve iletişim ağlarında zaman zaman ciddi kısıtlamalar ve kesintiler yaşanıyor" diyerek bölgedeki sıkı yönetim atmosferini sözlerine ekledi.

İSRAİL'DEN KORKUNÇ PLAN! TRUMP'IN ÇEKİLME HAMLESİNİ BALTALADILAR

Sabah Gazetesi Dış Haberler Müdürü Bercan Tutar, A Haber canlı yayınında İran-İsrail geriliminde perde arkasında yaşananları deşifre etti. Tutar, ABD Başkanı Trump'ın "askeri zafer" ilan ederek savaşı bitirme hamlesi sonrası İsrail'in paniğe kapıldığını ve savaşı kasten derinleştirerek küresel bir boyuta taşıdığını belirtti. İsrail'in, askeri hedeflerden enerji ve sivil altyapıya yönelerek çatışmayı "Amerika'nın ve NATO'nun savaşı" haline getirme planını adım adım uyguladığını ifade eden Tutar, bu hamleyle hem "güvenli ülke" mitinin yıkıldığını hem de bölgenin topyekûn bir kaosa sürüklendiğini vurguladı.

TRUMP "BİTTİ" DEDİ, İSRAİL SAVAŞI ALEVLENDİRDİ

Çatışmanın seyrini değiştiren kırılma noktasının ABD Başkanı Trump'ın açıklamaları olduğunu belirten Bercan Tutar, "Trump'ın 'askeri zafer ilan ettik' şeklinde bir çıkışı vardı. Ondan sonra zaten İsrail'de panikleme başladı, yani 'Amerika veya Trump savaşı bitirecek mi?' şeklinde" diyerek sürecin başlangıcını özetledi. Bu paniğin hemen ardından İsrail'in savaşı kasıtlı olarak tırmandırdığını belirten Tutar, "O Trump'ın hemen açıklamasından sonra savaşı daha da derinleştiren, bugünkü aşamaya getiren, Güney Pars bölgesine İsrail'in saldırısı başladı. Bu saldırı, aslında Trump'ın olası savaş bataklığından çıkış stratejisini tamamen baltaladı" sözleriyle İsrail'in hamlesini deşifre etti.

SAVAŞIN ANLAMI DEĞİŞTİ: HEDEFTE ENERJİ VE SİVİL ALTYAPI VAR

İsrail'in Güney Pars gaz sahasına saldırmasının ardından İran'ın da Katar'daki dünyanın en büyük doğalgaz tesislerinden biri olan Ras Laffan'a misillemede bulunduğunu aktaran Tutar, bu karşılıklı hamlelerle savaşın karakterinin değiştiğini vurguladı. Tutar, "Savaşın hem haritasının genişlemesi, sadece harita genişlemiyor, bir de anlamı değişiyor. Askeri hedeflerden ziyade artık enerji hedefleri, sivil altyapı hedef alınıyor. Enerji savaşına çevirdiği zaman küreselleşiyor savaş" ifadelerini kullandı. Tutar'a göre, İsrail'in sadece İran halkına gaz sağlayan bir bölgeyi vurması, kendi "muhalefeti destekliyorum, sizi özgürleştireceğim" söyleminin ne kadar art niyetli olduğunu da ortaya koydu.

İSRAİL'İN KÜRESEL PLANI: "BU SAVAŞ AMERİKA'NIN SAVAŞI"

Bercan Tutar, İsrail'in temel amacının savaşı yerel bir çatışma olmaktan çıkarıp küresel bir probleme dönüştürmek olduğunu belirtti. Tutar, İsrail'in stratejisini, "Savaşı bir anda İsrail'in üzerinden alıp, Amerika'nın savaşı haline getirdi. Şimdi de Avrupa'nın ve NATO'nun savaşı haline getirme çabaları var İsrail'in. Dünya kamuoyuna, 'Ben İran'ın saldırı tehdidi altındayım, beni koruyun' mesajı veriyor ve bunu da başardı" sözleriyle aktardı. Hürmüz Boğazı'nda devreye girmeyen Avrupa'nın, bu hamleler sonrası Hürmüz koalisyonuna katılma kararı aldığını hatırlatan Tutar, G7 ülkelerinin ve Körfez ülkelerinin de İran'a yönelik baskıyı artırdığına dikkat çekti.

"GÜVENLİ ÜLKE" MİTİ YIKILDI: DEMİR KUBBE DELİNDİ

İran füzelerinin nükleer tesislerin bulunduğu Dimona ve Arat gibi stratejik bölgelere düşmesinin büyük bir şok etkisi yarattığını ifade eden Tutar, bu durumun İsrail'in en temel algısını yerle bir ettiğini söyledi. Tutar, "İsrail kurulduğundan beri böyle bir yıkım yaşamamıştı. O 'güvenli ülke, demir kubbenin delinemeyeceği' miti tamamen ortadan kalktı. Hamas'ın yıktığı o Siyonist miti, yani yüksek güvenlikli, kimsenin bize saldıramayacağı, yeryüzündeki cennet algısını İran tarumar etti" dedi. Halk arasında büyük protestoların başladığını ve göç dalgasının yaşandığını belirten Tutar, "güvenli bölge" olarak bilinen güneyin bile artık hedefte olmasının büyük bir travma yarattığını ekledi.

İRAN DİKEN ÜSTÜNDE: RUSYA VE ÇİN YALNIZ BIRAKTI

Bercan Tutar, İran'ın bu saldırılarla askeri kapasitesini gösterse de aslında büyük bir yalnızlık ve çaresizlik içinde olduğunu vurguladı. Tutar, "İran'a geçmiş değil, İran şu anda tam diken üstünde. Can havliyle bu saldırıları yapıyor" diyerek durumun ciddiyetini ortaya koydu. Rusya ve Çin gibi müttefiklerinin İran'ı kaderine terk ettiğini söyleyen Tutar, "En sadık müttefikim dediğin Rusya ve Çin'e sığınmışsın ama onlardan da üvey evlat muamelesi görüyorsun. İstediklerini vermiyorlar. Mesela S-400'leri Hindistan'a veriyorsun ama İran'a verirken çok nazlanıyorsun" şeklinde konuştu. Buğday, gübre ve ticaret krizi yaşayan İran'ın, Hürmüz Boğazı ve adalarının işgaliyle tamamen çökertilme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirten Tutar, "En fazla 4-5 aylık buğday stoku var. Ondan sonra açlıkla baş başa kalacaklar" diyerek ülkenin içinde bulunduğu ekonomik çıkmazı gözler önüne serdi.

İRAN DİRENİŞİ TRUMP'IN HESAPLARINI ALTÜST ETTİ

ABD ile İran arasında tırmanan gerilimi ve Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı çıkışını Dış Politika Yazarı Mehmet Beyhan çarpıcı detaylarla A Haber canlı yayınında analiz etti. Beyhan, bölgedeki savaşın faturasının doğrudan Amerikan halkına kesildiğini ve Trump’ın "Hürmüz" tehdidinin sahada hiçbir karşılığı olmadığını vurgularken; Türkiye’nin barış ve adalet temelli diplomasisinin bölgesel çözüm için tek anahtar olduğunu belirtti.

PLAN KISA SAVAŞTI, GERÇEK UZUN KRİZ OLDU

Savaşın sahadaki gidişatını değerlendiren Mehmet Beyhan, "ABD ve İsrail İran'ı devirmeyi hedefliyordu ama İran hem askeri hem de politik olarak şu ana kadar çok büyük bir direnç gösterdiğini bütün dünya izliyor" sözleriyle direnişin boyutuna dikkat çekti. Trump’ın savunma sistemlerinin yok edildiği yönündeki iddialarına değinen Beyhan, "Savunma sistemi yok edilen bir ülke bu kadar rahat nasıl saldırabiliyor?" sorusunu sorarak sahadaki çelişkiye işaret etti. Sürecin gidişatını özetleyen yazar, "Plan kısa savaştı, gerçek uzun kriz oldu. Savaş Orta Doğu'da başladı ama faturası Amerikan pompalarına yansıdı" ifadelerini kullandı.

CEPHEDEKİ BOMBA AMERİKAN SÜRÜCÜSÜNÜN CEBİNİ YAKIYOR

Savaşın ekonomik yansımalarının ABD iç siyasetini sarsacağını belirten Beyhan, "Füzeler orada atılıyor fakat faturalar burada ödeniyor. Dolayısıyla Amerikan halkı bütün bu gelişmelere büyük bir tepki gösteriyor" şeklinde konuştu. Pentagon’un 200 milyar dolarlık ek bütçe talebine ve yükselen enflasyona dikkat çeken Beyhan, "Amerikan kamuoyu, İsrail'in gerçekten Amerika'nın stratejik ortağı mı yoksa stratejik külfeti mi olduğu sorusunu sormaya başladı" sözleriyle Washington’daki rüzgarın tersine döndüğünü aktardı.

NETANYAHU BÜTÜN İNSANLIĞIN BAŞINA BELA OLDU

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun politikalarını sert dille eleştiren Mehmet Beyhan, "Bu savaş Netanyahu ve etrafındaki dar bir çetenin savaşı. İsrail halkının da aslında güvenliğini büyük bir tehlikeye attı" dedi. Bölgedeki insani drama ve güvenlik krizine değinen Beyhan, "Ya Netanyahu'nun bu saldırgan politikalarına karşı net bir tavır alınmalı ya da Netanyahu bütün bir insanlığın başına bela olacak demiştik ve şimdi geldiğimiz nokta itibariyle de böyle olduğu anlaşılıyor" ifadeleriyle uluslararası topluma uyarıda bulundu.

KARA HAREKATI ABD İÇİN İKİNCİ VİETNAM OLUR

Muhtemel bir kara operasyonunun sonuçları hakkında çarpıcı bir öngörüde bulunan Beyhan, "Kesinlikle böyle bir kara harekatının Amerika açısından ikinci bir Vietnam olacağını, büyük bir felaket olacağının altını özellikle çiziyorlar" sözlerini kullandı. İran’ın coğrafi yapısı ve halkın motivasyonunun yüksekliğine dikkat çeken yazar, "İran bir Venezuela değildir, dolayısıyla bu büyük bir hata olur" uyarısını yineledi.

TÜRKİYE'NİN BARIŞ VİZYONU TEK ÇIKIŞ YOLU

Çözümün diplomasi masasında olduğunu vurgulayan Mehmet Beyhan, Türkiye’nin rolüne ilişkin olarak, "Türkiye hem bölge ülkesi olması hasebiyle İran'la konuşabiliyor hem de NATO üyesidir. Bu bakımdan Türkiye'nin arabulucu olması her iki taraf açısından da uygundur" değerlendirmesinde bulundu. Başkan Erdoğan’ın adalet temelindeki dış politikasının dünyadaki yankısına değinen Beyhan, "Türkiye'nin barış ve adalet temelinde yürüttüğü dış politika bütün bir dünyada sevgiyle karşılanıyor" sözleriyle konuşmasını tamamladı.

RUSYA VE ÇİN, WASHINGTON’U İRAN ÜZERİNDEN KİLİTLİYOR!

Dünya, kritik bir dönemeçten geçiyor! İran’ın dini liderinin suikastla öldürülmesinin ardından bölgede başlayan “misilleme fırtınası”, İsrail ve ABD’nin savunma kalkanlarını delip geçti. İsrail kamuoyunda yaşanan derin travma, Netanyahu’nun “mağduriyet” üzerinden kurduğu yeni küresel strateji ile birleşti. Trump ise Yahudi lobisinin baskısı altında İran bataklığına sürükleniyor ve Ortadoğu geri dönülmez bir eşiğe yaklaşıyor. Medvedev’in “Amerika’nın varlığı şüpheli” çıkışı ve Rusya-Çin ittifakının Washington’ı İran üzerinden kilitleme planı, ateş hattındaki dengeleri tamamen değiştirdi. İşte Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Oktay’ın A Haber ekranlarında açıkladığı, askeri gelişmelerin perde arkası…

İSRAİL’İN HAVA SAVUNMASI VE ABD’NİN KRİTİK ROLÜ

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Oktay, "Çok önemli dakikalara şahit oluyoruz. İsrail'in hava savunma sistemleri ve Amerika'nın Akdeniz'e getirdiği uçak gemisiyle İsrail korunuyordu. Bu sayede İsrail, İran'ın önemli noktalarına saldırabiliyordu. Amerika'nın bölgedeki üsleri ve denizdeki uçak gemisi üzerinden de İran’a binlerce hedef vuruluyordu" ifadelerini kullandı.

Oktay, dini rehberin öldürülmesinin ardından İran’ın İsrail ve Amerika’ya karşı misilleme gerçekleştirdiğini vurgulayarak, "Bu iki şehre yapılan saldırılar İsrail halkında büyük bir travmaya yol açtı ve Amerika’daki Yahudi basını ve lobileri üzerinden Trump’a baskı yapılmaya başlandı. Amaç, İran’ın altyapısı ve enerji kaynaklarına yönelik saldırıları artırmak ve Amerikan kamuoyunu harekete geçirmekti" sözleriyle aktardı.

NETANYAHU’NUN STRATEJİK HAMLELERİ

Prof. Dr. Oktay, Netanyahu’nun durumu kendi lehine çevirmeye çalıştığını belirterek, "Netanyahu, hem İsrail’in acziyetini göstermek hem de dünya çapındaki Yahudileri harekete geçirip kamuoyu oluşturmak istiyor. Saldırılar, İsrail’de ve Avrupa’da destek sağlama gayretini artırıyor. Geçmişte Şam Elçiliği saldırısı sonrası İsrail, Avrupa ve Amerika’da destek sağlamıştı; şimdi de aynı stratejiyi kullanıyor. Netanyahu, duygusal zemini fırsata çevirerek ülkelerin yanında yer almasını sağlamaya çalışıyor" ifadelerini kullandı.

TRUMP VE ABD’NİN DİKKATLİ POLİTİKASI

Oktay, Trump’ın doğrudan İran’a saldırmaktan kaçındığını ifade ederek, "Trump, uçak gemisi ile caydırıcılık sağlıyor. Ancak Netanyahu’nun baskıları ve Rusya ile Çin’in İran’a verdiği destekler, Amerika'yı İran bataklığına çekiyor. Bu, hem İran’ı zor durumda bırakacak hem de Amerika’nın büyük kayıplar yaşamasına yol açacak bir durum" şeklinde konuştu.

Medvedev’in açıklamasına da değinen Oktay, "Medvedev, 'İran varlığını sürdürecek, Amerika’nın varlığı şüpheli' diyerek Amerika’nın İran’a yönelik saldırılarının uzun vadede risk oluşturacağını vurgulamıştı" dedi.

RUSYA VE ÇİN’İN STRATEJİK DESTEĞİ

Prof. Dr. Oktay, benzer bir stratejinin Rusya-Ukrayna krizinde görüldüğünü hatırlatarak, "Dış güçler Ukrayna’yı destekleyerek Rusya’yı bölgeye çekmişti. Şimdi Rusya ve Çin, aynı şekilde Amerika’yı İran üzerinden dengelemeye çalışıyor. Trump ise Yahudi lobisinin baskısı altında, İran’ı dönüştürme hedefiyle Amerika’yı riskli bir duruma sokuyor" ifadelerini kullandı.

İRAN VE DEVRİM MUHAFIZLARI’NIN AKTİF ROLÜ

Oktay, İran’ın dini rehberin öldürülmesinin ardından tüm imkanlarını kullanarak İsrail’e saldırdığını vurguladı ve, "Bu süreçte Devrim Muhafızları da aktif hale geliyor. Amerika, İran’daki durumdan dolayı Körfez’e odaklanmak zorunda kalıyor ve kısmi askeri harekat ihtimali gündeme gelebilir" şeklinde konuştu.

Devrim Muhafızları’nın diplomasi sürecini engellediğini belirten Oktay, "Haziran savaşından bu yana yapılan görüşmeler sonuçsuz kaldı. Amerika, diplomasi zemini kurmaya çalışsa da Devrim Muhafızları engel teşkil ediyor" dedi.

GELECEK SENARYOLARI VE KRİTİK UYARILAR

Prof. Dr. Oktay, önümüzdeki süreçle ilgili değerlendirmesinde, "Savaşın farklı evreleri yaşanacak. İran, aklıselim davranıp Amerika’ya kriz yaşatmayı hedeflememeli. Görüşme zemini hazırlanarak müzakerelerin yeniden başlaması sağlanabilir" sözleriyle uyarıda bulundu.

ABD-İSRAİL ŞOKTA: DIMONA VE ARAD VURULDU

İran, Hayfa, Dimona ve Akabe hattında kurduğu ‘ölüm üçgeni’yle İsrail’i köşeye sıkarken, yıllardır gizli kalan nükleer sırlar birer birer gün yüzüne çıkıyor. Trump’ın “İran’ın gücü azaldı” iddiaları sahada darmadağın olurken, Tahran’ın yeni nesil ‘Hürremşah’ füzeleri savaşın kaderini baştan yazıyor. Saldırı sonrası İsrail’de gaz maskeleri dağıtılıp, kimyasal sızıntı alarmları verilirken A Haber de kritik gelişmeler deşifre edildi. Askeri Stratejist Doç. Dr. Kemal Olçar ve Akademisyen Prof. Dr. Muharrem Ekşi konuyu masaya yatırırdı. İşte üç haftadır süren kanlı direniş ve İsrail’in ‘dokunulmaz’ denilen tesislerinin vurulmasının perde arkası…

HAYFA, DIMONA VE EİLAT: KRİTİK ÜÇGEN ETKİ ALTINDA

Bölgede yaşanan krtik saldırıya ilişkin konuşan Askeri Stratejist Doç. Dr. Kemal Olçar, "Ciddi bir zayiat var orada gözüken. Hayfa bölgesinde bir saldırı gerçekleşti İran tarafından. Dimona bölgesinde de bir saldırı oldu. Bir de Akabe Körfezi'nde -Eilat biliyorsunuz- limanda saldırı gerçekleşti. Dolayısıyla burayı baştan sona kapsayan kritik bir üçgen şu anda etki altına alınmış durumda" ifadelerini kullandı.

Olçar, özellikle Dimona bölgesindeki kayıpların yüksek olduğunu vurgulayarak, "Biz şu anda ölü ve yaralı sayılarını söylüyoruz; fakat daha ağır bir sonuç da var. Bunlardan biri insan kayıpları, diğeri ise tesislerin açığa çıkması. İsrail hiçbir zaman nükleer kapasitesini kabul etmedi; ancak şu anda nükleer noktaların İran veya İran’a bilgi sağlayan istihbarat tarafından öğrenildiği ortaya çıkmış oldu" sözleriyle durumu özetledi.

URANYUM ZENGİNLEŞTİRME TESİSLERİ AÇIĞA ÇIKTI

Olçar, Dimona’daki saldırının nükleer tesisleri açığa çıkardığını belirterek, "Bahsettiğim tesisler uranyum zenginleştirme tesisleri. Fordo, İsfahan, Natanz gibi. Amerikalılar bu üç noktada zenginleştirme faaliyetleri olduğunu söylüyor. Fordo’daki çok daha derin toprak altındaydı ve B2’lerle vuruldu. Dimona’da da uranyum zenginleştirme tesisleri olduğu ifade ediliyor" dedi.

Ayrıca İsrail’de kimyasal sızma ile ilgili alarmların verildiğini aktaran Olçar, "Belki yakında gaz maskesi dağıtılacak. Bu, nükleer çağın ve nükleer eşik sonrası dönemin altyapısının hazırlandığını gösteriyor" sözleriyle uyarıda bulundu.

NÜKLEER ZENGİNLEŞTİRME VE FÜZE TEHDİDİ

Olçar, enerji reaktörlerinin ayrı olduğunu ve Uluslararası Atom Enerjisi Denetimi altında olduğunu hatırlatarak, "Enerji üreten reaktörler ayrı, bunlar %20’nin altında zenginleştirilmiş ve Uluslararası Atom Enerjisi’ne açık. Uluslararası Ajans istediğinde denetler ve rapor hazırlar. %85 iddiası var; %20’nin üstü silah haline gelebiliyor. %20 zenginleşmiş Uranyum-235 ile 800 kilogram-1 ton gerekliyken, %90-95’e çıktığında aynı etki 5 kiloya düşüyor. Bu yüzden yüksek zenginleştirilmiş uranyum küçük miktarlarla büyük etkiler yaratıyor. Başlıklara takılıp havadan karaya, karadan karaya füzelerle atılabiliyor. Bu nedenle Dimona’da kayıpların yanı sıra uranyum tesisleri açığa çıkmış oldu" şeklinde detay verdi.

Olçar, nükleer kapasiteye doğrudan etki edilirse, nükleer silahla karşılık verilebileceği mesajını vurgulayarak, "Sen bana diyorsun ki: ‘Nükleer kapasiten olmayacak, füzelerin menzili ve hızı sınırlı olacak.’ Ama sende var. Ben de gördüm ve onu vurduk" ifadelerini kullandı.

İRAN’IN FÜZE DİRENCİ VE STRATEJİK HAMLELERİ

Akademisyen Prof. Dr. Muharrem Ekşi ise Dimona saldırısı sonrası İran’ın beklenmedik direncine dikkat çekti, "Trump, ‘10 bine yakın hedefi yok ettim, İran’ın füze stoğu %90 azaldı’ demişti. İran Meclis Başkanı ise bunu abartarak %300 olarak ifade etti. Ancak İran beklenmedik şekilde 3 haftadır direniyor. Amerika bombardıman yaparken, Devrim Muhafızları da füze saldırılarına devam ediyor" şeklinde konuştu.

Ekşi, İran’ın yeni ve gelişmiş füzelerle devam eden saldırısına ilişkin konuşarak, "Trump’ın dediği %90 doğru olmayabilir; İran da ilk başta eski füzeleri kullanıyordu, şimdi yeni ve gelişmişlerini devreye aldılar. Bu, müzakere sırasında ‘füze menzilini 300 km ile sınırlandırın’ denilmesine rağmen İran’ın Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia üssüne füze atabiliyor olmasını açıklıyor. İran, 50 yıllık füze birikimine sahip. Bölgesel güç olmasına rağmen Batı’nın yoğun yaptırımlarına rağmen İsrail ve Amerika karşısında direniyor. Müzakere masasında bile kartlar İran lehine dönmüş durumda. Amerika ve İsrail’in beklediği mutlak zafer çıkmayacak; İran da tam bir zafer elde edemiyor ama beklenmedik başarı sağlıyor."

FÜZE STOKLARI, PLANLI KULLANIM VE SAVAŞ YAYILIMI

Olçar, İran’ın mühimmat kullanımına dair ayrıntılara dikkat çekerek, "Stok erime ifadesine gelince… Bir askeri birliğin mühimmatları kontrollü kullanılır. İran’da üretim ve tüketim planlıdır. Füze ve sofistike silahların sarfiyatı kontrollüdür. Devrim Muhafızları’nın ikmal ve bakım birimleri bunu yönetiyor. Hedefler ve listeler önceden belirlenmiştir" ifadelerini kullandı.

Navigasyon ve radar sistemlerinin önceden tasarlandığını belirten Olçar, "Ani hedef atışları mümkün; ama kontrolsüz, rastgele atış olamaz. Plan vardır; sarfiyat azaldıkça ne yapılacağı da planlıdır. Savaşın bir yayılma ve belirli bir periyodu vardır. Doruk noktasından sonra savaş tırmanışı azalmaya başlar. Şu an ABD-İsrail zararları maksimum seviyede; İran hâlâ inisiyatifi kaybetmiş değil. ABD-İsrail’in zararı büyüyor; İran’ın faydası artıyor" sözleriyle kritik dengeyi özetledi.

HÜRREMŞAH 4 VE ARAT FÜZELERİNİN ÖZELLİKLERİ

Olçar, kullanılan füzelerin teknoloji ve dağılımına ilişkin, "Hürremşah 4 ve Arat’a atılanların etkisi farklı; Dimona’ya ne atıldığı bilinmiyor ama misket bombası olduğu kesin. Bu teknoloji kısa ve orta menzillilerin hepsinde var. Otobüs veya bas yapısı içerisine başlık konulabilir; Hürremşah 4’te 80 adet küçük füzeciği kapsıyor. Belli bir irtifaya geldiğinde balistik füze, kapakları açıyor ve füzeler yanlara doğru dağılacak şekilde düşüyor. Bu en üst lider seviyesinin kararıyla uygulanıyor; Mücteba Hamaney’in talimatıyla yapılıyor olması muhtemel" ifadeleriyle İran’ın teknik kapasitesine dikkat çekti.

İRAN’IN STRATEJİK HAMLESİ: İSRAİL’DE ERKEN UYARI HATLARI HEDEFTE

Emekli Hava Pilot Tuğgeneral Dr. Hüseyin Fazla, A Haber’de yaptığı değerlendirmelerde İran’ın son saldırı stratejisinde doğrudan hedef yerine savunma altyapısını hedef alarak İsrail ve ABD’nin erken uyarı sistemlerini zayıflatmayı amaçladığını söyledi. Fazla, bölgedeki radar ağlarının devre dışı bırakılması, füze savunma zincirinde kritik boşluklar oluştururken, gelişmiş güdüm teknolojileri ve çoklu başlık sistemleri tehdidin boyutunu artırdığını söyledi.

ERKEN UYARI HATTI NEDEN HEDEFTE?

Emekli Hava Pilot Tuğgeneral Dr. Hüseyin Fazla, İran’ın daha önce Katar, Bahreyn, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Ürdün ve Irak’taki noktaları hedef almasının stratejik anlamına dikkat çekerek, "Bu bölgelerin vurulmasının temel nedeni, erken uyarı sağlayan radar ağlarını devre dışı bırakmaktır" ifadelerini kullandı. Fazla, erken tespitin hava savunmasındaki kritik rolünü vurgulayarak, "Düşmanı ne kadar erken tespit ederseniz, hava savunma sistemleriniz o kadar etkili olur" sözleriyle aktardı.

KATMANLI SAVUNMA ZİNCİRİ NASIL İŞLİYOR?

Fazla, modern hava savunmasının çok katmanlı bir yapıya sahip olduğunu belirterek, "İlk müdahale farklı ülkelerdeki sistemlerle yapılabilir, ardından deniz konuşlu unsurlar ve son aşamada İsrail’in kendi sistemleri devreye girer" ifadelerini kullandı. Bu zincirin THAAD, SM-3, Arrow sistemleri, Davut’un Sapanı ve Demir Kubbe gibi aşamalardan oluştuğunu belirten Fazla, "Ancak sensör verileri kesildiğinde bu sistemler tehdidi daha geç algılar" sözleriyle aktardı.

RADAR VE SENSÖR KAYBI NE ANLAMA GELİYOR?

Fazla, sensörlerin zayıflatılmasının doğrudan görüş kabiliyetini düşürdüğünü belirterek, "Her sistemin kendi radarı var ancak bunlar tehdidi daha geç fark eder" ifadelerini kullandı. Erken uyarı verisinin önemine değinen Fazla, "Uzaktan gelen veri sayesinde füzenin düşeceği yer önceden hesaplanabilir" sözleriyle aktardı.

CEP VE HASSAS VURUŞ KABİLİYETİ

Füze teknolojisinde doğruluk oranına dikkat çeken Fazla, "Dairesel Hata Payı yani CEP, bir mühimmatın hedefe ne kadar yakın düştüğünü gösterir" ifadelerini kullandı. Gelişmiş sistemlerde bu sapmanın metreler seviyesine indiğini belirten Fazla, "Askeri GPS sistemleriyle bu hata payı 1 metreye kadar düşebilir" sözleriyle aktardı.

GPS SAVAŞI: JAMMING VE SPOOFING

Elektronik harp boyutuna da değinen Fazla, "GPS sistemleri karıştırma ve yanıltma teknikleriyle etkisiz hale getirilebilir" ifadelerini kullandı. Çoklu uydu sistemlerinin önemine dikkat çeken Fazla, "Çin’in BeiDou, Rusya’nın GLONASS sistemi gibi alternatifler bu karıştırmalara karşı daha dirençli bir yapı oluşturur" sözleriyle aktardı.

HİPERSONİK VE MANEVRA KABİLİYETİ FARKI

Balistik füzelerin doğası gereği yüksek hızlara ulaştığını belirten Fazla, "Asıl fark hız değil, manevra kabiliyetidir" ifadelerini kullandı. İran’ın Fettah serisi füzelerine değinen Fazla, "Bu füzeler uçuş sırasında yön değiştirerek savunma sistemlerini zor durumda bırakır" sözleriyle aktardı.

DOYGUNLUK SALDIRISI: SAVUNMAYI AŞMA TAKTİĞİ

Fazla, çoklu başlık ve misket mühimmat kullanımının savunma sistemlerini zorladığını belirterek, "Tek bir füzenin çok sayıda parçaya ayrılması savunmayı doygunluğa ulaştırır" ifadelerini kullandı. Bu taktiğin sistemleri yormaya yönelik olduğunu vurgulayan Fazla, "Aynı anda yüzlerce hedef oluştuğunda savunma kapasitesi aşılabilir" sözleriyle aktardı.

STRATEJİK SONUÇ: SAVUNMADAN ÖNCE GÖRÜŞ KAYBI

Genel tabloyu değerlendiren Fazla, "İran’ın ilk hamlesi doğrudan saldırı değil, savunma sistemlerinin gözünü kör etmektir" ifadelerini kullandı. Bu durumun İsrail ve ABD için ciddi bir zafiyet oluşturduğunu belirten Fazla, "Erken uyarı olmadan en gelişmiş sistemler bile etkinliğini kaybeder" sözleriyle aktardı.

İSRAİL'DE KİMYASAL GAZ PANİĞİ VE DEMİR KUBBE’NİN ÇÖKÜŞÜ

Orta Doğu'daki büyük savaşın 22. gününde dünya nefesini tuttu, sıcak bölgeden gelen haberler dehşetin boyutunu gözler önüne serdi. İsrail’in nükleer tesislerinin bulunduğu stratejik Dimona bölgesi, İran ve müttefikleri tarafından ateş hattına alındı. Demir Kubbe’nin delik deşik olduğu saldırılarda yaralı sayısı hızla 51’e yükselirken, bölgeye isabet eden roketlerden sızan zehirli gazlar nedeniyle "kimyasal felaket" alarmı verildi.

DİMONA’DA KİMYASAL ALARM: "BÖLGEYE YAKLAŞMAYIN"

İsrail’in nükleer tesislerinin bulunduğu Dimona çevresinde yaşanan can pazarını aktaran A Haber Programlar Müdürü Emine Kavasoğlu, "Yaralı sayısı 51'e yükseldi an itibarıyla ama daha da önemlisi şu anda bölgede roketlerden sızan gazlar sebebiyle büyük bir panik yaşanıyor. İsrail Kızılayı tarafından daha önce hidrazin bazlı gaz uyarısı yapılmıştı. Füze yakıtında kullanılan bu gazın sızması sebebiyle kimyasal korku had safhada. Bölgede 'Yaklaşmayın, gaz sızıntısı olabilir' anonsları yapılıyor. Bu gaz akciğer yetmezliğine, şuur bozukluğuna ve nörolojik hastalıklara sebep oluyor" ifadelerini kullandı.

DEMİR KUBBE ÇARESİZ KALDI: DOĞRUDAN İSABET!

İsrail’in hava savunma sisteminin bu kez iflas ettiğini belirten Kavasoğlu, "Şu anda herkes Demir Kubbe'nin hatasından bahsediyor. Açıklanan 51 yaralı var ve aralarında durumu ağır olanlar mevcut. Bu kadar yüksek bir yaralı sayısı savaşın ilk gününden bu yana görülmemişti. Eve isabet eden doğrudan bir roketten bahsediliyor. Dimona’da 12 ayrı noktada ağır hasar tespit edildi. Hizbullah’ın İsrail ordusunun füze tespit etmesini engellemesi, saldırının ne kadar koordineli olduğunu gösteriyor" sözleriyle sahadaki askeri hezimeti aktardı.

İRAN’DAN GÖVDE GÖSTERİSİ: "HATALARINIZI ÖĞRENDİK"

İran’ın saldırıdan hemen önce yaptığı hamleleri hatırlatan Emine Kavasoğlu, "Saldırıdan kısa süre önce İran Genelkurmay Başkanı 4.000 kilometre menzilli yeni füzelerini anlatmıştı. İran tarafı, 'Biz düşmanımızın eksiklerini görmek için bugüne kadar füzelerimizi gönderdik, artık hataları biliyoruz. Daha büyük ve geniş çapta hasar verecek füzelerimizi kullanacağız' açıklamasını yaptı. Dimona’daki bu ağır tablo, İran’ın sözlerini doğrular nitelikte. Psikolojik üstünlük artık tamamen İran’a geçmiş durumda" şeklinde konuştu.

İSRAİL’İN YUMUŞAK KARNI HEDEFTE: STRATEJİK ÜÇGEN VURULUYOR

Savaşın coğrafi olarak İsrail’in en kritik noktalarına yayıldığını vurgulayan Kavasoğlu, "Sadece Dimona değil; Eilat Limanı ve Hayfa da hedefte. Eilat’ta patlamalar var, Hayfa’da denizaltı üssü, Dimona’da ise hava üssü ve nükleer tesis bulunuyor. Bu üç nokta İsrail’in yumuşak karnı olan bir üçgen ve bugün bu noktalar bir bir vuruluyor. Artık Tel Aviv’deki hava imhalarını konuşacak durumda değiller, tüm odak noktası Dimona’ya dönmüş durumda" ifadelerini kullandı.

"İRAN’IN NÜKLEER ALTYAPISI TAMAMEN YOK EDİLEMEZ"

Orta Doğu’da artan gerilimle birlikte İsrail’in nükleer kapasitesi, askeri üsleri ve stratejik konuşlanmaları yeniden gündemde. A Haber’de konuşan Orta Doğu Uzmanı Mete Sohtaoğlu, İran'ın nükleeer altyapısına dikkat çekerek sahadaki askeri hareketliliğe ilişkin konuştu. 

DİMONA MERKEZLİ NÜKLEER YAPI GENİŞLİYOR

Orta Doğu Uzmanı Mete Sohtaoğlu, İsrail’in nükleer faaliyetlerinin özellikle güney bölgelerde yoğunlaştığını belirterek, “Dimona dediğimiz yer 1950’lerde Fransız desteğiyle kurulmuş bir merkez. Haziran 2025 itibarıyla burada yeni inşaat faaliyetleri başladığını uydu görüntülerinden tespit ettik” ifadelerini kullandı.

İsrail’in nükleer kapasitesine ilişkin uluslararası verileri de değerlendiren Sohtaoğlu, SIPRI raporlarına atıfla bulunarak, “İsrail’in elinde 90 ila 300 arasında nükleer savaş başlığı olduğu tahmin ediliyor. Bu hesaplamalar uranyum zenginleştirme, sevkiyat ve depolama tesisleri dikkate alınarak yapılıyor” sözleriyle aktardı.

NÜKLEER ÜÇLÜ: KARA, HAVA VE DENİZ GÜCÜ

İsrail’in yalnızca nükleer başlıklara değil, bu başlıkları taşıyabilecek çok yönlü sistemlere de sahip olduğunu vurgulayan Sohtaoğlu, “F-15 ve F-16’lardan atılabilen, Dolphin sınıfı denizaltılara entegre edilmiş ve Jericho füzeleriyle kullanılabilen kara, hava ve deniz tabanlı nükleer kapasite söz konusu” ifadelerini kullandı.

Hayfa’da konuşlu denizaltıların bu sistemin önemli bir parçası olduğuna dikkat çekildi.

GÜNEY STRATEJİSİ: TEHDİTTEN UZAKLAŞTIRMA HAMLESİ

İsrail’in nükleer tesislerini güneyde toplamasının stratejik bir tercih olduğunu belirten Sohtaoğlu, “Bu konuşlanmanın temel nedeni, özellikle Lübnan’ın güneyinden gelebilecek roket ve füze tehditlerinin menzilinden uzaklaşma hedefidir” dedi.

Ayrıca nükleer faaliyetlerin tek bir noktada değil geniş bir alana yayıldığını ifade ederek bunun güvenlik açısından bilinçli bir dağılım olduğunu vurguladı.

GAZZE SONRASI DİKKAT ÇEKEN ASKERİ HAREKETLİLİK

Gazze süreci sonrası bölgede dikkat çeken askeri hareketlilik yaşandığını belirten Sohtaoğlu, “Gazze’ye yardım için kurulan seyyar iskele çevresinde beklenenin aksine yoğun hava savunma sistemleri gördük. Bu sistemler daha sonra güneye taşındı ve Hatzerim bölgesinde büyük bir askeri inşaat başladı” sözleriyle aktardı.

Uydu görüntülerine göre bölgede 20 ila 23 bin Amerikan askerinin konuşlanabileceği bir askeri yerleşkenin hazırlandığı da iddialar arasında yer aldı.

İsrail’in güneyindeki Ramon ve Hatzerim üslerinin aktif şekilde kullanıldığını ifade eden Sohtaoğlu, “F-35, F-15 ve F-16 savaş uçakları Gazze, Suriye ve diğer bölgelere yönelik operasyonlar için bu üslerden kalkıyor” dedi.

WEIZMANN ENSTİTÜSÜ VE YAPAY ZEKA SAVAŞI

Tel Aviv’in güneyinde bulunan Weizmann Enstitüsü’nün kritik rolüne dikkat çeken Sohtaoğlu, “Burada savaş başlıkları, yapay zeka sistemleri ve savaş alanı analizleri yapılıyor. İran bu enstitüdeki 24 laboratuvarı vurmayı başardı” ifadelerini kullandı.

Bu merkezde geliştirilen sistemlerin, pilotlara hedef seçimi konusunda anlık veri sağlayabildiği belirtildi.

İRAN’IN NÜKLEER ALTYAPISI TAMAMEN YOK EDİLEMEZ

İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırıların etkisini de değerlendiren Sohtaoğlu, Natanz, İsfahan ve Fordo gibi bölgeleri işaret ederek, “Bu tesisler 70-80 metre yerin altında. Tamamen yok edilmesi mümkün değil. En fazla 10-15 yıl geriye götürülebilir” sözleriyle aktardı.

YIKIMIN BOYUTU A HABER'DE

İran ordusu, İsrail’in en kritik noktası olan Dimona Nükleer Santrali’ne saldırı başlattı.

Bölgeden gelen yeni görüntüler ilk kez A Haber’de yayınlandı.

İRAN’DAN İSRAİL’E MİSLİYLE İNTİKAM YEMİNİ!

Orta Doğu’da gerilim nükleer boyuta taşındı. İran’ın Natanz nükleer tesisinin ABD yapımı sığınak delici füzelerle hedef alındığı iddiaları bölgeyi yangın yerine çevirirken, Tahran yönetimi "göze göz" politikasıyla misilleme sinyali verdi. İsrail’e ait bir F-16’nın İran hava savunma sistemleri tarafından vurulması savaşın seyrini değiştirirken, Devrim Muhafızları stratejik enerji hatlarını ve boğazları güvensiz hale getirecekleri uyarısında bulundu.

NATANZ’DA SIĞINAK DELİCİ ALARMI

İran’daki nükleer tesislerin hedef alınmasıyla tırmanan krizi değerlendiren A Haber muhabiri Ekber Karabağ, "İran’ın Natanz nükleer tesisine yönelik yapılan saldırılar ki İsrail bunların Amerika Birleşik Devletleri tarafından ve sığınak delicilerle yapıldığını öne sürüyor" bilgisini paylaştı.

Tesisteki son duruma ilişkin Tahran’dan gelen açıklamaları aktaran Karabağ, "İran tarafı söz konusu tesiste bir sızıntının, radyoaktif sızıntının olmadığını ve bu bölgede yaşayan insanların merak etmemesi, kaygılanmaması gerektiği yönünde ifadeler kullanıyor" şeklinde konuştu.

"GÖZE GÖZ" POLİTİKASIYLA MİSLİYLE KARŞILIK

İran’ın saldırılara karşı tavrının net olduğunu vurgulayan Karabağ, "Geçtiğimiz günlerde İranlı yetkililerin 'Göze karşı göz politikası uyguluyoruz. Bizden hangi tesis vurulursa karşılık vereceğiz' şeklinde bir açıklaması vardı. İran da bunu yaptı aslında. Petrol tesisleri hedef alındığında bölgedeki petrol tesislerini, gaz tesisleri hedef alındığında Katar’daki gaz tesislerini vurdu" ifadelerini kullandı.

Şimdi bir nükleer tesisin vurulmasıyla gözlerin İsrail’deki Dimona nükleer tesisine çevrildiğini belirten Karabağ, İran’ın her saldırıya misliyle karşılık vereceğini aktardı.

HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİNDEN F-16 DARBESİ

Savaşın hava sahasındaki dengeleri değiştiren gelişmeyi duyuran Ekber Karabağ, "İsrail’e ait bir F-16’nın İran hava savunma sistemleri tarafından vurulması İran’da çok tartışıldı. Söz konusu savaş uçağının 03:45 geçe İran’ın orta bölgesinde Devrim Muhafızları'na bağlı sistemler tarafından vurulduğu ifade edildi" sözleriyle aktardı.

Daha önce de ABD’ye ait bir F-35’in vurulduğunu hatırlatan Karabağ, "İran’ın hava savunma sisteminin İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin anlattığının aksine tam olarak ortadan kalkmadığını söyleyebiliriz" değerlendirmesinde bulundu.

GELİŞMİŞ SİSTEMLER DEVREYE GİRİYOR

İran’ın askeri kapasitesini daha etkin kullanmaya başlayacağını belirten Karabağ, Hatemü’l-Enbiya Karargahı’ndan gelen açıklamaya dikkat çekerek, "İran’ın daha etkin operasyonlar yapmak için bundan sonra daha gelişmiş sistemleri devreye sokacağını ifade ediyor söz konusu yetkililer" dedi. Bu durumun sahadaki çatışmanın şiddetini artırabileceği öngörülüyor.

BİLANÇO YÜKSELİYOR
İsrail medyasında yer alan yeni bilgilere göre, İran’ın Dimona’ya yönelik gerçekleştirdiği füze saldırısı sonucu yaralı sayısı 47’ye yükseldi.

İRAN DİMONA NÜKLEER TESİSİ'Nİ HEDEF ALDI!

Ortadoğu’da barut fıçısı patladı, nükleer tesisler doğrudan hedef oldu! Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’ın nükleer kalbi Natanz’ı bombalamasının ardından Tahran’dan beklenen intikam hamlesi gecikmedi. İran ordusu, İsrail’in en kritik noktası olan Dimona Nükleer Santrali’ni ateş çemberine aldı. Sıcak bölgede siren sesleri dinmezken, İsrail ordusu en yüksek alarm seviyesine geçti. Bölgede tansiyon sadece nükleer tesislerde değil; Tel Aviv sokaklarında, stratejik radar üslerinde ve hava limanlarında da dehşet seviyesinde seyrediyor. Dünya, iki gücün birbirine doğrudan saldırdığı tarihi bir tanıklığa ev sahipliği yapıyor.


NATANZ’DAN SONRA DİMONA’YA MİSİLLEME YAĞMURU
Güne nükleer tesislerdeki patlama haberleriyle uyanan dünya, İran’ın sert yanıtıyla sarsıldı. Konuya ilişkin sunucu Merve Tepe, "Bugün gün boyu Natanz’a, İran’ın nükleer santraline yapılan saldırıyı anlattık. ABD, Natanz’ı bombalamıştı. Natanz sonrası İran’dan misilleme geldi; burası Dimona Nükleer Santrali’nin olduğu bölge" sözleriyle çatışmanın fitilinin nasıl ateşlendiğini özetledi. İsrail kanadı nükleer tesisin çevresinin hedef alındığını doğrularken, bölgeden gelen görüntülerde alevlerin geceyi aydınlattığı görüldü.

DİMONA’DA BİNALAR DOĞRUDAN VURULDU: YARALILAR VAR
Ateş hattının tam ortasından, Tel Aviv’den bildiren A Haber Programlar Müdürü Emine Kavasoğlu, sahadaki dehşet anlarını anbean aktardı. Kavasoğlu, "Çok hareketli bir akşam başladı. Dimona dünden bu yana hedef alınıyordu ama bugün direkt bir roketin bir binaya isabet etmesi sonrası şu an için 20 yaralı bildirildi. Şuan sayı 34'e çıktı.  Ancak yaralı sayısının artması bekleniyor çünkü bölge 2 saat içinde 3 kez vuruldu" ifadelerini kullandı. Bölgede yüksek alarm durumunun devam ettiğini belirten Kavasoğlu, sirenlerin kesilmediğini ve roket parçalarının 10’dan fazla noktaya düştüğünü vurguladı.

İSRAİL’İN PETROL CAN DAMARI HAYFA HEDEFTE
İran’ın saldırı stratejisinin sadece nükleer alanlarla sınırlı kalmadığı, İsrail’in ekonomisini ve lojistiğini de felç etmeyi amaçladığı görülüyor. Emine Kavasoğlu, "İran günlerdir ‘Altyapımıza zarar verirseniz, biz de daha ağır vuracağız’ diyordu. Geçtiğimiz günlerde Hayfa hedef alınmıştı. Orası İsrail’in en büyük petrol tesisi ve ülkenin petrol ihtiyacının %60’ını karşılıyor" diyerek Tahran’ın İsrail’in ekonomik can damarlarını hedef seçtiğine dikkat çekti.

İRAN DEVRİM MUHAFIZLARI’NDAN ‘22 GÜNLÜK TEST’ AÇIKLAMASI
Tahran yönetiminden gelen resmi açıklamalar, saldırıların tesadüf değil, uzun süreli bir planın parçası olduğunu ortaya koyuyor. Emine Kavasoğlu, İran Devrim Muhafızları’nın son derece kritik bir duyuru yaptığını belirterek, "22. güne kadar aslında düşmanın eksiklerini ve boşluklarını tespit etmek için bu saldırıları gerçekleştirdiklerini söylediler. Bundan sonra belirlenen hedeflere yönelik doğrudan saldırılar gerçekleşecek" bilgisini paylaştı. Bu açıklama, İran’ın savunma sistemlerini test ettiği aşamanın bittiğini ve artık "imha" aşamasına geçtiğini gösteriyor.

TEL AVİV’DE KIRMIZI ALARM: RADARLAR VE HAVAALANI ATEŞ ALTINDA
Savaşın gölgesi Tel Aviv ve çevresine de ağır bir şekilde düştü. Rishon LeZion bölgesinin hedefe konulduğunu belirten Kavasoğlu, "Dünden bu yana 14 kez siren seslerini duyduk. Stratejik bir nokta olan ve radarların bulunduğu bölge hedefteydi. Ayrıca Ben Gurion Havalimanı’nın yakınında olması nedeniyle de çok kritik bir bölge. İran tarafından ateşlenen füzelerin parçaları 11 ayrı noktaya isabet etti ve buralarda büyük yıkımlar meydana geldi," şeklinde konuştu. Savunma Bakanı Katz’ın bölgeyi ziyaret ederek "Tehlike geçene kadar operasyonlarımız sürecek" dediğini aktaran Kavasoğlu, her iki tarafın da geri adım atmaya niyeti olmadığını belirtti.

HAVACILIK SEKTÖRÜNDE BÜYÜK ÇÖKÜŞ: UÇUŞLAR DURDURULDU
Çatışmaların şiddeti, uluslararası havayolu şirketlerini de harekete geçirdi. Bölgedeki panik havasının en yüksek seviyede olduğunu ifade eden Emine Kavasoğlu, "Ben Gurion Havalimanı artık yoğun şekilde hedefte. ABD, New York uçuşlarını 31 Mayıs’a kadar askıya aldı. Almanya ve Lufthansa Nisan sonuna kadar uçuşları durdurdu. Körfez ülkeleri de aynı şekilde Nisan sonuna kadar uçuşları iptal etmiş durumda" sözleriyle İsrail’in dünyadan izole olmaya başladığını aktardı.

KRİTİK HÜRMÜZ BOĞAZI MESAJI VE ‘ALTYAPI’ TEHDİDİ
Hatem el-Enbiya sözcüsünden gelen açıklamalar ise savaşın coğrafi sınırlarının genişleyebileceğine işaret ediyor. Kavasoğlu, sözcünün, "Hürmüz’de üstünlüğümüz sürüyor. Odak noktamız topraklarımızın güvenliği. Güç elimizde ve bunu kanıtladık. Eğer altyapımıza zarar verilirse, biz tahmin edilenden çok daha fazla altyapıya zarar vereceğiz" dediğini belirterek Tahran’ın stratejik tehditlerini yinelediğini ifade etti.

NÜKLEER UZMANLARA GİZEMLİ SUİKAST İDDİASI
Sıcak çatışmalar sürerken, perde arkasında istihbarat savaşlarının da hız kazandığı iddia ediliyor. Emine Kavasoğlu, İsrail ordusunun yeni bir hamlesinden bahsedildiğini belirterek, "İki ayrı nükleer uzmanının hedef alındığı yönünde bir iddia var. Muhammed Ali Hudabesh ve Muhammed Rıza isimli iki bilim insanına suikast düzenlendiği konuşuluyor. Henüz İran tarafından teyit edilmese de İsrail’in suikastlarını bilim insanlarına çevirdiği görülüyor" diyerek nükleer savaşın sadece füzelerle değil, beyin takımı üzerinden de yürütüldüğünü kaydetti.

İSRAİL SAVUNMASINDA ÇATLAK: HAARETZ’DEN AĞIR HASAR RAPORU
İsrail’in "Demir Kubbe" ve "Davut Sapanı" gibi hava savunma sistemlerinin başarısı tartışılırken, Haaretz gazetesinden sarsıcı bir rapor geldi. Kavasoğlu, "Haaretz, İsrail’in 26 misket başlıklı füzeyi engelleyemediğini yazdı. Bu füzeler nedeniyle 150 ayrı noktada hasar tespit edildi; bunların 9 binden fazlası bina, 3 binden fazlası ise araç" diyerek sahadaki maddi kaybın ve savunmadaki açığın boyutlarını gözler önüne serdi. Lübnan ve İran hattından gelen İHA ve balistik füze saldırılarıyla yaralı sayısının 50’yi aştığını belirten Kavasoğlu, bugün için "belki de en fazla yaralının olduğu gün" değerlendirmesini yaptı. 

AVRUPA ENERJİ KRİZİYLE KAVRULUYOR! AKARYAKITTA YÜZDE 71'LİK DEV ZAM

Ortadoğu’daki çatışmaların gölgesinde Avrupa, tarihinin en büyük enerji krizlerinden birini yaşıyor. Hollanda’da akaryakıt fiyatları savaşın başlangıcından bu yana yüzde 71 oranında artarken, 1 litre mazotun fiyatı 140 TL’yi aştı. Doğalgaz rezervlerinin kritik seviyenin altına düştüğü kıtada halk, artan maliyetler karşısında sokağa çıkmaya hazırlanırken; gözler Brüksel’deki çözüm arayışlarına çevrildi.

LİTRE FİYATI 3 EURO’YA KOŞUYOR

Hollanda’daki son durumu aktaran A Haber muhabiri Fatih Özyar, "Savaşın başlamasıyla birlikte ilk günle şu andaki fiyatları karşılaştırdığımızda hem dizel hem de benzinin litre fiyatına yaklaşık yüzde 71 artış olduğu net bir şekilde görüyoruz" ifadelerini kullandı.

Bölgedeki fahiş artışı rakamlarla gözler önüne seren Özyar, "Bazı istasyonlarda 1 litre mazotun fiyatı 2 Euro 73 Cent’e, yani yaklaşık 140 TL’ye yükselmiş durumda. 40 senedir bu ülkede yaşıyorum, ilk kez böyle bir fiyatı gördüm. Analistler, belirsizliğin sürmesi halinde litre fiyatının 3 Euro’yu geçeceğini öngörüyor" sözleriyle tehlikenin boyutuna dikkat çekti.

SÜRÜCÜLER YEDEK DEPOCULARLA KOMŞU ÜLKELERE AKIN EDİYOR

Artan maliyetlerin tüketiciyi alternatif yollar aramaya ittiğini belirten Fatih Özyar, "Hollanda'da artan bu akaryakıt fiyatları nedeniyle artık sürücüler araçlarına yedek depo koyarak komşu ülkelere akın etmeye başladı. Belçika ve Almanya’da fiyatlar Hollanda ile kıyaslandığında daha düşük olduğu için buralarda depolama yapıyorlar" bilgisini paylaştı.

Brent petrolün varil fiyatının 107 dolara ulaştığını hatırlatan Özyar, Avrupa halkının özellikle ABD yönetimine ve Başkan Trump’a karşı büyük bir öfke içinde olduğunu, "Halk Amerika Birleşik Devletleri’ne çok kızgın. Artan enerji fiyatları artık tüketicilerin ve vatandaşın ceplerine doğrudan yansımış durumda" cümleleriyle aktardı.

DOĞALGAZ REZERVLERİ YÜZDE 8’İN ALTINA DÜŞTÜ

Krizin sadece akaryakıtla sınırlı kalmadığını, doğalgazda da büyük bir çıkmazın eşiğine gelindiğini vurgulayan Özyar, "Sıvılaştırılmış doğalgaz fiyatlarında savaşın başından bu yana yaklaşık yüzde 60-70’lere varan bir artış var. Hollanda'da doğalgaz rezervi yüzde 8’in altına düşmüş durumda ki bu çok ciddi bir seviye. Hürmüz Boğazı kapatıldı; peki bu rezerv depoları nereden dolacak? Tüm bu sorular şu an masada çözüm bekliyor" ifadelerini kullandı.