RAMAZAN


"Allah'ım! Kalbimde nur, gözümde nur, kulağımda nur, sağımda nur, solumda nur, üstümde nur, altımda nur, önümde nur var eyle, benim nurumu artır."
Namazı belirlenen vaktinde kıl. Boş vaktin olduğunda zamanından önce kılma; meşguliyetten dolayı geciktirme.
Bilmiş ol ki, işleyeceğin her amel, namazına bağlıdır.
Bakara - 94
"De ki: "Eğer Allah Katında ahiret yurdu, başka insanların değil de, yalnızca sizin ise, (ve) doğru sözlüyseniz, öyleyse hemen ölümü dileyin."
Bakara - 94
(Buhârî, "Libâs", 43)
Allah'ın en sevimli kabul ettiği amel, az da olsa devamlı olandır.
SIKÇA SORULAN SORULAR
Ramazan ayının başlamasıyla birlikte çocuklar da bu manevi atmosferin bir parçası olmak ister. Aileler ise onların bu isteğini desteklerken sağlıklarını gözeterek kontrollü bir şekilde oruç tutmalarına imkan tanır. Bu uygulama "tekne orucu" olarak adlandırılır.
Fikriyat'a göre; Anadolu'da köklü bir gelenek olarak bilinen tekne orucu, küçük yaştaki çocukların oruca alışmasını kolaylaştırmak ve dini bilinç kazanmalarına katkı sağlamak amacıyla ortaya çıkmıştır.
Diyanet İşleri Başkanlığına göre yolculuk, oruç konusunda geçerli mazeretler arasında yer alır. Yolculuk ve hastalık gibi mazeretler devam ettiği sürece kişi oruç tutmayabilir. Mazeret ortadan kalktığında ise tutulamayan Ramazan oruçları kaza edilir.
Kur'an-ı Kerim'de bu konuda şöyle buyrulmaktadır:
"... Kim de hasta veya yolcu olursa, (oruç) tutmadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun." (Bakara, 2/185)
Sürekli uzun yola çıkan kaptanlar ve sürücüler de yolcu hükmündedir. Ancak yolculuk sırasında herhangi bir zorluk yaşamayan kimselerin oruç tutmasının daha faziletli olduğu ifade edilmektedir.
Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından aktarılanlara göre, halk arasında fitre diye bilinen fıtır sadakası (sadaka-i fıtır); insan olarak yaratılmanın ve Ramazan bayramına ulaşmanın bir şükrü olarak; dinen zengin olup Ramazan ayının sonuna yetişen Müslüman'ın, belirli kimselere vermesi vâcip olan bir sadakadır. (Nevevî, el-Mecmû', 6/103-105)
Vâcip oluşu, sünnetle sabittir. (Buhârî, Zekât, 70-78 [1503-1512]; Müslim, Zekât, 12-21 [984-985])
Kişi, kendisinin ve küçük çocuklarının fitrelerini vermekle yükümlüdür. Hz. Peygamber (s.a.s.), köle-hür, büyük-küçük, kadın-erkek her Müslüman için fitrenin gerektiğini ifade etmiştir. (Buhârî, Zekât, 70; [1503; Ebû Dâvûd, Zekât, 20 [1619])
Fıtır sadakasının vâcip olma zamanı Ramazan Bayramı'nın birinci günü olmakla birlikte, bayramdan önce de verilebilir. Hatta bu daha faziletlidir. Nitekim bayram namazından önce verilmesi müstehap kabul edilmiştir. Bununla birlikte, bayram günü veya daha sonra da verilebilir. Ancak bayramdan sonraya bırakılması mekruhtur.
Şâfiî mezhebinde ise; fitreyi, meşru bir mazeret bulunmadıkça bayramın birinci gününün gün batımından sonraya bırakmak haramdır. Fitreyi Ramazan'ın ilk günlerinde vermek de caizdir. (Nevevî, el-Mecmû', 6/128)
Fitrenin hedefi, bir fakirin içinde yaşadığı toplumun hayat standardına göre bir günlük yiyeceğinin karşılanması suretiyle onun bayram sevincine iştirak etmesine katkıda bulunmaktır.
Günümüzde fıtır sadakası miktarının belirlenmesinde, kişinin bir günlük normal gıda ihtiyacını karşılayacak miktarın ölçü alınması daha uygundur. Kişi dinen zengin sayılanlara, usûlüne (anne, baba, dedeler ve nineler), fürûuna (çocuk ve torunlar) ve eşine fıtır sadakası veremez. Fitreler bir fakire verilebileceği gibi birkaç fakire de dağıtılabilir. (Kâsânî, Bedâ'i, 2/75) Ancak bir kişiye verilen miktarın bir fitreden az olmaması evlâdır.
Türbe ziyareti mezar ziyaretidir. Mezarları ziyaret sünnettir. Peygamberimiz buna teşvik etmiştir. Ancak orada mum yakmak, çaput bağlamak, etrafında tavaf etmek, ondan bir şey istemek gibi hususlar bid'attır. Şirke yol açacak tavırlardır. Ancak orada durup Allah'tan tevbe ve istiğfar dilenir ve türbe sahibine de dua edilir. Doğru olanı budur.
Kur'an'da bizim Peygamberimizden önceki peygamberlerin namaz kılmakla emrolundukları değişik vesilelerle belirtilmektedir (Bakara 2/83; Yûnus 10/87; Hûd 11/87; İbrâhim 14/37, 40; Meryem 19/30-31, 54-55; Tâhâ 20/14; Enbiyâ 21/72-73;
Lokmân 31/17). Bundan anlaşıldığına göre namaz ibadeti sadece Muhammed ümmetine has olmayıp önceki dinlerde de bulunmaktaydı.
Bu ayetlerde eski ümmetlerin namazlarında da kıyam, rükû ve secde gibi temel rükünlerin var olduğu bildirilmekle birlikte nasıl kılındığı tam olarak açıklanmamıştır.
Unutarak yemek içmek orucu bozmaz. Hz. Peygamber (s.a.s.), "Bir kimse oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse orucunu tamamlasın, bozmasın. Çünkü onu, Allah yedirmiş, içirmiştir."(Buhârî, Savm, 26) buyurmuştur.
Unutarak yiyip içen kimse, oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzındakileri çıkarıp ağzını yıkamalı ve orucuna devam etmelidir. Oruçlu olduğu hatırlandıktan sonra mideye bir şey inerse, oruç bozulur (Merğînânî, el-Hidâye, II, 253-254).
Diyanet İşleri Başkanlığına göre takvimlerde yer alan "imsak" vakti, oruca başlama zamanını ifade eder. İmsak vakti aynı zamanda gecenin sona erdiği, yatsı namazı vaktinin çıktığı ve sabah namazı vaktinin girdiği andır. Sabah ezanı da bu vakitte okunur.
Bu nedenle ezanın başlamasıyla birlikte yeme ve içmenin bırakılması gerekir. Ancak ezan okunmaya başladığı anda ağızda bulunan lokmanın yutulmasında bir sakınca bulunmamaktadır.
Teravih namazı yatsı namazı ile birlikte eda edilir. Bilindiği üzere yatsı namazı 4 ilk sünnet, 4 farz, son 2 sünnet ve 3 vitir vacip olmak üzere 13 rekattır. Ramazan ayında teravih namazı ile birlikte yatsı namazı 33 rekattır. Yani teravih namazı başlı başına 20 rekattır.
TERAVİH NAMAZI NASIL KILINIR?
Teravih namazı 20 rekat olarak kılınır. Hz. Muhammed teravihi cemaatle kıldırdıkları zaman 8 rek'at olarak kıldırmışlar, Ashâb da evlerinde bu namazı 20 rek'ata tamamlamışlardır. 20 rek'atın tamamının mescidde kılınmaya başlaması, Hz. Ömer zamanından itibarendir. O günden beri de 20 rekat olarak camilerde kılınmıştır.
* Teravihi en faziletli kılma şekli, 10 selâm ile ikişer rek'atlar halinde kılmaktır. Yaygın olan kılma şekli ise, 4 rek'atta bir selâm vermek suretiyle kılmaktır. 6 rek'atta bir selâm vererek de kılınabilir.
Teravihi iki rek'atta bir oturmak suretiyle tek selâmla 20 rek'at birden kılmak da mümkündür. Ancak gece namazlarını 8 rek'attan çok olarak bir selâmla kılmak mekruh olduğundan teravihi de bu tarzda kılmamalıdır.
Teravih kaç selâmla kılınırsa kılınsın, iki rek'atta bir mutlaka oturarak kılınmalıdır.
Eğer iki rek'attan sonra oturmayıp 4 rek'atta bir oturulmuş ise, o 4 rek'atlar iki rek'at sayılır. Selâm verilmese bile, her iki rek'at sonunda mutlaka oturulmalıdır.
* Teravih kelimesinde rahatlama mânası vardır. Bu sebeble 4 rek'at başında selâmdan sonra biraz oturularak rahatlanmalıdır. Bu süre içinde isteyen kendi kendine bir şeyler okur. Yahut tefekkür eder. Yahut da tesbihte bulunur. Bunlarda, namaz kılan kimse muhayyerdir. Memleketimizde ise, ekseriya müezzinler, cemaatın da iştirâkiyle sesli olarak salâvat okur, cehrî zikir yaparlar.
* Teravih namazı dörder dörder kılınıyorsa ilk oturuşta Tahiyyat'dan sonra salâvatlar da okunur. Bu, sünnet-i müekkededir. Hattâ bâzı müctehidlere göre farzdır. Cemaat usansa bile, imam bunları terkedemez. Ayrıca 3. rek'atın başında da Fâtiha'dan önce yine Sübhâneke okunur.
* Teravihi hatim ile kılmak da sünnettir. Cemaate ağır gelmesi sebebiyle hatimle kılmak sünneti terkedilmez. Bir beldenin bir camiinde bu sünnet mutlaka yerine getirilmelidir.
* Yatsının farzını tek başına kılan kimse teravihi cemaatle kılabilir. Ancak yatsının farzı cemaatle kılınmadan teravihin cemaatle kılınması caiz olmaz.
* Cemaatin memnun olması için imamın kırâet ve rükünleri sür'atle yapması mekruhtur. Mes'ûliyet duygusu taşıyan bir imam, çabuk kıldırayım diye kırâeti anlaşılmaz hâle getirmekten, ta'dîl-i erkânı terkten, tesbih sayılarını üçten az yapmaktan kaçınır.
* Hatimle namaz kıldıran imam, hatmi Ramazan-ı şerîf'in 27. gecesi tamamlamalıdır. Hatimle kılınmıyorsa Fîl sûresinden aşağısını okumak, tek sûre ve karışık âyetler okumaktan daha faziletlidir. Böylece rek'at sayısı da daha kolay bilinir.
* Bir özür olmaksızın teravihi oturarak kılmak câiz ise de, fazilet ve sevabını azaltır.
İmam kendisinde özür olsun olmasın teravihi oturarak kıldırabilir. Cemaat ise ayakta kılarlar. Ancak ayrılık olmasın diye cemaatın da oturarak kılmaları müstehab olur.
* Teravihi ve vitri başka başka imamlarla kılmak câizdir.
* Uyku iyice bastırmış halde teravih kılmak mekruhtur.
* Vitir ile teravih arasında biraz oturmak da müstehabdır.
* Teravihi cemaatle kılan, vitri de cemaatle kılacağı gibi, yalnız başına da kılabilir.
* Teravih namazının her iki rek'atında teravih namazına niyet etmek gerekmez. Çünkü 20 rek'attan ibaret teravih namazı, bir tek namaz hükmündedir. Bunun için namaza başlarken yapılan niyet kâfidir.
PEYGAMBER EFENDİMİZ TERAVİH NAMAZINI NASIL KILARDI?
Teravih namazını başlangıçta cemaate bizzat kıldıran Hz. Peygamber ümmetinin yükünü arttırabileceği düşüncesiyle bu uygulamadan vazgeçmiştir. Onun bu namazı iki veya üç gün mescitte kıldırdığı, cemaatin gittikçe çoğaldığını görünce mescide çıkmadığı ve bunu Allah'ın farz kılabileceği endişesiyle yaptığını söylediği rivayet edilir. Resûlullah'ın kıldırdığı teravih namazlarından birini anlatan Ebû Zer el-Gıfârî onun namazı neredeyse sahura kadar uzattığını söyler.
Hz. Aişe'den gelen rivayetlerden birinde o şu açıklamayı yapar: "Resûlullah bir gece mescitte namaz kıldı. Cemaat de ona uydu. İkinci gece yine aynı şekilde namaz kıldı. Derken cemaat çoğaldı. Üçüncü yahut dördüncü gece cemaat yine toplandı, fakat Resûlullah onların yanına çıkmadı. Sabah olunca (cemaate) 'Yaptığınızı gördüm! Aslında sizin yanınıza çıkmama bir engel yok idiyse de, bu namazın size farz kılınacağından endişe ettim (de bu sebeple çıkmadım)' buyurur." Yine Hz. Aişe'den Hz. Peygamber'in kendisine odası önünde hasır sermesini istediği ve üç gece arka arkaya teravih kıldırdığı, dördüncü gece hasırı toplatarak uygulamayı bıraktığı rivayeti de gelir.
Hz. Peygamber, ramazanın yirmi üçüncü, yirmi beşinci ve yirmi yedinci gecesi olmak üzere teravihi bizzat cemaate kıldırmış, hatta son cemaatine aile fertlerini de çağırmıştır.
Teravihin tek başına kılınmasına Hz. Ebû Bekir döneminde devam edildi. Bu uygulamanın camide meydana getirdiği dağınıklığı, artık farz kılınma ihtimali bulunmadığını ve Resûl-i Ekrem'in konuyla ilgili sözünden çıkan anlamı dikkate alan Hz. Ömer 635 yılında Übey b. Kâ'b'dan cemaate teravih namazı kıldırmasını istedi ve bu uygulama günümüze kadar sürdü.
Sahur yemeği, oruç tutacak kişilerin imsak vaktinden önce gece yedikleri yemektir. Hz. Peygamber (s.a.s.) sahura kalkmış ve bunu ümmetine de tavsiye etmiştir.
Din alimleri, hadisler ve uzmanlar, sahurun oruca dayanma gücü vermesi nedeniyle ve vücudun zinde kalması için sahura kalkmayı tavsiye ediyor.
Dini açıdan bakıldığında ise sahur vaktinden önce niyetlenen bir kişinin sahura kalkmadan oruç tutmasında bir sakınca görülmüyor.
DİYANET'E GÖRE SAHURA KALKMANIN ÖNEMİ
Resûl-i Ekrem (s.a.s.), sahur yemeğinde "bereket" (Buhârî, Savm, 20 [1923]; Müslim, Sıyâm, 45 [1095]) olduğunu ifade etmiş ve sahur yemeğinin, Müslümanların orucu ile Ehl-i kitabın orucu arasındaki en önemli farklardan biri olduğunu belirtmiştir (Müslim, Sıyâm, 46 [1096]).
Onun sahurla ilgili söz ve uygulamalarından hareketle fakihler, sahura kalkmanın ve sahuru geciktirmenin sünnet olduğunu söylemişlerdir (Kâsânî, Bedâî', 2/105).
Âlimler, sahurun oruca dayanma gücü verdiğini, maddî-manevî bereketlere vesile olacağını bildirmişlerdir. Çünkü kişi sahura kalkmakla seher vaktini uyanık geçirmiş ve bu vakitte hem dua hem de istiğfar etmek suretiyle cennet ehlinin özelliklerine sahip olmuştur (ez-Zâriyât, 51/18).
Bu şekilde manevî lezzetlerle başlanan oruç daha canlı, daha şevkli tutulur. Bu tür maddî-manevî bereketleri olan sahur, ihmal edilmemelidir.






















