
Bu kutlamaların 23 Nisan ile aynı döneme denk gelmesini "Temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin" hususi gayretlerine bağlayan Genelkurmay, "Dini duyguların istismar edildiği" tespitini de yaptı. Buna dayanak olarak gösterilen haberlerinin içerisinde tekzip edilenlerin olması TSKk'nın asıl maksadını da ortaya koyuyordu. Gelişmelerin buradan Cumhurbaşkanlığı seçimine ve "Sözde değil özde rejime bağlılık" ilkesine bağlanmasıyla bildiri; hükümetin içişlerine tamamıyla karışarak muhtıra hüviyetine bürünmekteydi. Bildiride ayrıca seçimlerin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvuran ana muhalefet partisine de örtülü bir destek sunulmuş oldu. Laikliğin tartışılmasından endişe duyulduğunun ifadesiyle devam eden e-Muhtıra "Özetle, cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Atatürk'ün, "Ne Mutlu Türküm Diyene!" anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır." düşmanlaştırmasıyla bitiyor ve TSK'nın müdahalelerine devam edeceği "kesin inancıyla" noktalanıyordu.

E-muhtıra da denilen bildiri üzerine o dönemde Başbakanlık görevini yürüten Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gece acilen yapılan toplantıdan dik duruş kararı çıktı. Hükümet ertesi gün yaptığı açıklamada Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'a "memur" olduğunu, Genelkurmay Başkanı'nın resmi olarak Başbakan'a bağlı olduğunu görevleri itibarıyla Başbakan'a karşı sorumlu olduğunu hatırlattı. Hükümet'in dik durmasına büyük halk desteği geldi. Genelkurmay bildiriye karşı sessiz kalırken dönemin komutanları kamuoyunda yükselen tepki sonrası bildiriyi savunamaz duruma geldiler. Tarihe 'e-Muhtıra' olarak geçen 27 Nisan Bildirisi nihayetinde Genelkurmay'ın sitesinden de kaldırıldı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapıldığı ilk turunun gecesinde yayımlanan ve 4 yıl boyunca sitede tutulan muhtıra, 30 Ağustos 2011'de veri tabanından silindi.

28 Şubat Postmodern darbesinden sonra e-Muhtıra olarak tarihe geçen ve milli iradeye yeni bir müdahalede bulunmak isteyen bu darbe girişimi de öncekiler gibi yine CHP'den destek buldu. CHP e-Muhtıra'ya sahip çıktı ve bu darbe girişimin eleştirmek yerine hükümeti hedef aldı. Eğer karşılarında tereddüt eden bir iktidar bulsalardı, o muhtıra 12 Mart'tan daha etkili olacaktı. Öncelikle demokrasi isteyen darbeye karşı çıkan kim olursa olsun "yargılama" sebebi olacaktı. Bu da yine uzun bir işkenceler dönemi demekti ve yine bu, neredeyse bütün bir halk demekti. Tabi bu tamamen bir askeri darbe olmadığı için "kin ve nefret" oranı da o derece fazla olacaktı. Bir gece alınacaktık hepimiz teker teker veya toptan toptan. Nereye gittiğimiz belli olmayacak, akıbetimizi öğrenen bile bulunmayacaktı. Ülkede yatırım duracak, sahip olunan her şey sahip olunmamış gibi işlem görecekti. Makamlar gidecekti teker teker.

Siyasetçilerin tamamı çok ağır şekilde cezalandırılacaktı, darbenin siyasi ayağı hariç. İnsanlar konuşmaya korkacak, yürümeye korkacak, gölgesinden bile herkes ürkecekti. Korkan toplumları yönetmek çok kolaydı. Ülkeyi babasının çiftliğine dönüştürecek olan cunta, doymaz bilmez iştahıyla her şeye sahip olacak, daha çok isteyecek, daha çok isteyecekti. Ve en kötüsü, Anadolu'nun en ücra yerlerinde "yetki" alan sorumsuzların işleyeceği akıl almaz suçlardı. Bütün bunlar farazi değil, iki kanlı darbede de yaşananlardı. Darbe başarılı olsaydı, akacak kanın gireceği damar kalmayacaktı. Arkasında pusuda bekleyen ve üstü örtülen sorunlar kaşınacaktı. Terör örgütleri saklandıkları yerden çıkacak, yeni yeni terör örgütleri oluşacak, milis güçler için çabalayıp duranlar bulunacaktı. Korkunç değil mi, tıpkı Suriye'deki gibi...