ABD-İran arasındaki 14 maddelik şartlı ateşkes planının şifreleri A Haber'de! Hürmüz Boğazı'nda ücret bilmecesi!

ABD-İran arasındaki 14 maddelik şartlı ateşkes planının şifreleri A Haber'de! Hürmüz Boğazı'nda ücret bilmecesi!

ABD ile İran arasında anlaşmaya varılmasının ardından Hürmüz Boğazı'ndaki abluka kalkarken, gözler İsrail’den gelecek hamlelere çevrildi. ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki krizin derinleştiğini belirtildi. İran'ın 14 maddelik mutabakat metni diplomatik kulislerde yerini alırken, İran medyasında ise Hürmüz Boğazı'nda geçiş ücreti olacağına ilişkin çarpıcı iddialar yer aldı. A Haber muhabiri Tahran'dan son durumu aktarırken, uzmanlar bölgedeki gelişmeleri değerlendirdi.

ABD ve İran arasında ateşkese varılmasının ardından Hürmüz Boğazı'nda açılırken, Tahranlı yetkililer ve ABD Başkanı Donald Trump ablukanın kaldırıldığını duyurdu. Karşılıklı mutabakat zaptının 19 Haziran 2026 Cuma günü İsviçre'nin Cenevre kentinde imzalanacağı ifade edilirken, JD Vance anlaşmanın dijital ortamda dün imzalandığını belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı'nın açılmasıyla geçişlerin ücretsiz olacağını vurgularken İran'dan ise konuya ilişkin birtakım iddialar ise kafaları karıştırmaya yetti. A Haber ekranlarında 14 maddelik şartlı ateşkes planı ele alınırken uzman isimler barış anlaşması ve sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

15-16 AĞUSTOS 2026 TARİHİNDE ABD-İRAN ATEŞKES ANLAŞMASINDA UZMANLARIN DEĞERLENDİRMELERİ

CANLI ANLATIM

HÜRMÜZ BOĞAZI'NDA "HİZMET BEDELİ" TARTIŞMASI! GEÇİŞLER ÜCRETLİ Mİ OLACAK?

ABD ve İran arasında barış anlaşmasının imzalanmasının ardından gözler Cenevre'de gerçekleşecek resmi törene çevrildi. ABD Başkanı Donald Trump Hürmüz Boğazı'ndaki ablukanın kalkmasının ardından geçişlerin ücretsiz olacağını belirtse de İran cephesinden konuya ilişkin belirtsizlik sürüyor. Tarafların uzlaşı sağlamasıyla Hürmüz'deki geçişler başlarken,Tahran'daki son gelişmeler ve ateşkesin sıcak bölgeye yansımalarını A Haber muhabiri Ekber Karabağ aktardı. 

FARKLI KESİMLERDEN ÇATLAK SESLERİ  

İran içinde bu tarihi gelişmeye dair farklı seslerin yükseldiğini belirten A Haber Muhabiri Ekber Karabağ, "Şu anda farklı kesimler bu durumu farklı şekillerde değerlendiriyor. Bazı gruplardan karşı çıkışlar, çatlak sesler de yükseldi. Ancak genel resme baktığımızda, ülkedeki siyasi aktörlerin büyük bir çoğunluğunun bu süreci benimsediğini ve desteklediğini net bir şekilde ifade edebiliriz." şeklinde konuştu. 

EKONOMİDE CAN SUYU: DÖVİZ KURLARINDA SERT DÜŞÜŞ

Atılan bu adımın İran ekonomisi için hayati bir önem taşıdığını dile getiren Ekber Karabağ, "Özellikle ekonomik açıdan bu durumun İran için devasa bir getiri sağlayacağı, adeta kaçınılmaz bir fırsat sunacağı herkes tarafından bilinen bir gerçek haline geldi. An itibarıyla bu kararın hayata geçmesiyle birlikte, yani Cuma gününden itibaren İran’a karşı uygulanan deniz ablukası tamamen kalkmış olacak. Bu durum İran’ın doğrudan ekonomik gelir elde etmesinin önünü açacak." ifadelerini kullandı. 

Bu gelişmenin piyasalardaki yankısına da değinen Karabağ, "İran piyasasına baktığımızda, kararın duyulmasıyla birlikte dolar ve döviz kurlarının yüzde 5’e yakın bir değer kaybettiğini görüyoruz. Orta vadede bu anlaşmanın tamamen işlerlik kazanmasıyla İran ekonomisinin büyük bir rahatlama yaşaması bekleniyor." sözleriyle piyasadaki sıcak gelişmeleri aktardı.

PEZEŞKİYAN’IN "YENİ DÜNYA" VİZYONU VE 2015 VURGUSU

Süreci 2015 yılındaki nükleer anlaşma dönemine benzeten Ekber Karabağ, "Orta vadede İran’a yönelik yaptırımların kalkmasıyla 2015 yılındakine benzer bir durum söz konusu olacak. Hatta bu konuya Mesud Pezeşkiyan da bizzat değindi. Pezeşkiyan, bu sürecin ülke için ekonomik olarak büyük bir fırsat sağlayacağını belirterek; İran için bambaşka bir dünya yaratabiliriz, bu hem ülkemiz hem de bölgemiz için çok büyük bir ekonomik fayda sağlayacaktır şeklinde konuştu." diyerek İran yönetiminin en üst düzeydeki vizyonunu paylaştı.

İSRAİL VE PAYDARİ CEPHESİ’NDEN SABOTAJ SİNYALLERİ

Sürecin çok da sancısız ilerlemeyeceğine dair uyarılarda bulunan Ekber Karabağ, "Mutlaka bu süreci baltalamak, tekerine çomak sokmak isteyenler olacaktır. Hem İran’ın içinden bazı radikal gruplar bu hamleyi yapmak isteyecektir hem de özellikle İsrail’in bu süreci tıkamak için elinden gelen her şeyi yapacağı bilinen bir gerçek. İran içindeki az sayıda ama sesi çok çıkan bazı gruplar, özellikle de Paydari Cephesi ve onlara yakın isimlerin bu meseleye şiddetle karşı çıktığını söyleyebiliriz." ifadelerini kullandı.

HÜRMÜZ BOĞAZI’NDA HAKİMİYET TARTIŞMASI

Karşı çıkan grupların ana gerekçesinin Hürmüz Boğazı üzerindeki denetim olduğunu belirten Ekber Karabağ, "Başlıca gerekçeleri İran’ın Hürmüz’ü dünyaya açmasıdır. Bu muhalif gruplar Hürmüz’ün kontrolünün tamamen ve sert bir şekilde İran’da kalmasını istiyordu. Ancak gelinen noktada İran, bundan sonraki süreçte de Hürmüz’ün kontrolünün Umman ile birlikte yine İran’da kalacağını ifade ediyor." sözleriyle bölgedeki stratejik dengeyi anlattı.

HÜRMÜZ BOĞAZI'NDA "HİZMET BEDELİ" TARTIŞMASI: 60 GÜNLÜK KRİTİK SÜREÇ

İran medyasında yer alan çarpıcı bir tespiti de paylaşan Karabağ, "İran medyasının dikkat çekici bir tespiti var: 60 gün boyunca buradan herhangi bir ücret alınmayacak. Ancak bu sürenin ardından İran, bu bölgeden tekrar para almaya başlayacak. Bunun ismi bir 'vergi' değil, 'hizmet bedeli' veya 'güvenlik bedeli' olarak adlandırılacak. Farklı bir isim altında İran buradan döviz girdisi sağlamaya devam edecek. Buranın yönetimi İran ve Umman tarafından ortaklaşa yürütülecek." şeklinde konuştu.

ABD’NİN SAVAŞ SENARYOLARINA YALANLAMA

Son olarak Washington’dan gelen açıklamalarla sahadaki gerçekliğin örtüşmediğini vurgulayan Ekber Karabağ, "Amerika Birleşik Devletleri’nin anlattığı gibi bir 'savaş öncesi durum' asla söz konusu olmayacak. Eğer İran’ın anlatımları doğruysa, burası tamamen İran’ın kontrolünde ve denetiminde kalmaya devam edecek." diyerek bölgedeki hararetli tartışmalara son noktayı koydu. 

ORTADOĞU'DA KARTLAR YENİDEN KARILIYOR: 14 MADDELİK ŞARTLI ATEŞKES PLANI

Ortadoğu'da barış umutları ile savaşın gölgesi arasında mekik dokunurken, bölge tarihin en kritik dönemeçlerinden birinden geçiyor. İran'ın sızdırdığı 14 maddelik mutabakat metni diplomatik kulisleri sarsarken, İsrail tarafının Lübnan ve Gazze'deki saldırgan tutumu ateşkesin pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösteriyor. Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Anar Ali, A Haber ekranlarında ateş hattındaki bu kritik gelişmeleri, ABD'nin nükleer stratejisinden Hürmüz Boğazı'ndaki gizli kozlara, Siyonist lobinin Beyaz Saray üzerindeki baskısından 60 günlük gizemli takvime kadar tüm detaylarıyla deşifre etti.

ATEŞ HATTINDA DİPLOMASİ TRAFİĞİ: İRAN'IN 14 ŞARTI
Müzakere masasında nelerin konuşulduğu ve nasıl bir sonuca varılacağı merak konusu olurken, İran'dan gelen açıklamalar gündeme bomba gibi düştü. Dr. Anar Ali, İran haber ajansı tarafından servis edilen mutabakatın detaylarını aktarırken,"İran tarafından yayınlanan bu 14 maddelik içerik, Lübnan dahil tüm cephelerde derhal ve kalıcı bir ateşkesi, ABD'nin İran'ın iç işlerine karışmama taahhüdünü, ablukanın sona ermesini ve Hürmüz Boğazı'nın 30 gün içinde yeniden açılmasını kapsıyor" ifadelerini kullandı. Ali, bu maddelerin arasında Amerikan ordusunun İran'ı çevreleyen bölgelerden çekilmesi ve petrol yaptırımlarının askıya alınması gibi majör başlıkların da yer aldığını belirtti.


TAHRAN'DA SERTLİK YANLILARININ BASKISI: SIFIR TOLERANS
İran'ın kendi içinde yaşadığı siyasi gerilim, müzakere sürecini adeta bir barut fıçısına çevirmiş durumda. Müzakerelerin yürütüldüğü 104 günlük süreci değerlendiren uzman, Anar Ali, "İran müzakereleri yürüten liderlik üzerinde ciddi bir baskı var; sertlik yanlıları en ufak bir taviz gibi görünen içeriğe karşı sıfır tolerans gösteriyor, hatta geçtiğimiz günlerde Dışişleri Bakanlığı önünde Abbas Araqchi'nin istifasını ve tutuklanmasını isteyen protestolar gerçekleştirildi" şeklinde konuştu. İran tarafının "sahada kazandık, masada kaybetmek istemiyoruz" duruşunu sergilediği bu süreçte, iç politikadaki bu çatlağın mutabakatı zora sokabileceği vurgulandı.

 


60 GÜNLÜK KRİTİK SÜREÇ VE URANYUM MUAMMASI
Cenevre'de imzalanması beklenen anlaşmanın aslında bir "ön mutabakat" olduğu ve asıl zorlu sürecin imzalardan sonra başlayacağı belirtildi. Anar Ali, "Cuma günü imzalanması beklenen bu metin 60 günlük bir müzakere sürecini başlatacak; ancak zenginleştirilmiş uranyumun akıbeti hala muallak, Trump'ın önünde Kasım seçimleri varken İran'a yönelik yeni bir bombardıman başlatması zor görünüyor ancak uranyumun İran dışına çıkarılması ABD'nin kırmızı çizgisidir" ifadelerini kullandı. Ali, 2015 anlaşmasındaki 2,5 yıllık müzakere tecrübesine atıfta bulunarak, İran'ın bu 60 günde yeni tavizler koparabileceğini belirtti.


SİYONİST LOBİ VE NETANYAHU’NUN SINIRSIZ KREDİSİ
ABD siyasetindeki en etkili aktörlerden biri olan Siyonist lobinin, İsrail'in bölgedeki yayılmacı politikalarına verdiği destek, anlaşmanın kalıcılığı önündeki en büyük engel olarak görülüyor. Anar Ali, "Siyonist lobinin hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler üzerindeki finansal etkisi çok güçlü; Netanyahu bu krediyle son üç-dört yılda istediği her kapıyı açtı ve ABD'yi kendi kırmızı çizgileri doğrultusunda bu savaşın içine çekti" şeklinde konuştu. Ali, bu lobinin etkisi kırılamadığı sürece, bölgede sağlıklı bir ateşkes sürecinin işlemesinin "çok zor" olduğu tarihi tanıklığıyla sözlerini noktaladı.

 

ORTADOĞU’DA DENGELER DEĞİŞİYOR: TRUMP’TAN NETANYAHU’YA ŞOK BASKI!

Ortadoğu'da diplomasi trafiği baş döndürücü bir hızla devam ederken, sıcak bölgedeki güç savaşlarının perde arkası aralanıyor. Arka kapı diplomasisinin ilmek ilmek işlendiği bu kritik süreçte, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olası sabotajlara karşı yaptığı tarihi uyarı sahadaki gerilimi had safhaya çıkardı. Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe, A Haber ekranlarında ateş hattındaki son gelişmeleri değerlendirerek, trilyon dolarlık enerji tesislerinden Lübnan’daki işgal politikasına, ABD’nin pragmatik hamlelerinden İsrail’in köşeye sıkışmışlığına kadar çok konuşulacak bir analize imza attı.

DİPLOMASİ TRAFİĞİ VE SABOTAJ RİSKİ
Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe, bölge ülkelerinin barış konusundaki kararlı duruşuna vurgu yaparak, "Bölge ülkelerinin bu barış çabası yadsınamaz. Türkiye başta olmak üzere Pakistan ve Körfez ülkelerinden Katar ve Suudi Arabistan gibi aktörlerin girişimlerini mutlaka kabul etmek lazım, bu çok önemli. İşin insani ve diplomatik boyutu bir yana, bir de madalyonun diğer yüzü var" ifadelerini kullandı.


KÖRFEZ ÜLKELERİ KAYBEDENLER LİSTESİNDE
Bölgedeki ekonomik yıkımın boyutlarını gözler önüne seren Gökçe, Körfez ülkelerinin içine düştüğü darboğazı çarpıcı bir dille aktardı. Ali Fuat Gökçe, "Körfez ülkeleri şu an kaybedenler listesinde. Bu ülkeler Trump’a arka kapıda şunu sormuş olabilir: 'Senin Ortadoğu’daki temel politikan İsrail’in bekasını korumak ama sen bizi korumak için de buradasın. Biz sana bizi koruman için trilyonlarca dolar para aktarıyoruz ama günün sonunda İran bizim ülkelerimizi yerle bir etti'" şeklinde konuştu. Gökçe, Bahreyn başta olmak üzere tüm Körfez ülkelerinin enerji tesislerinden havalimanlarına, radarlardan kritik altyapılara kadar büyük bir tahribat yaşadığını ve petrol satamaz hale geldiklerini belirterek bu durumun büyük bir hüsran yarattığını dile getirdi.


ABD’NİN PRAGMATİK SİYASETİ VE PARA MUSLUĞU
ABD’nin bölgeye bakış açısının tamamen duygusallıktan uzak ve maddi kazanç odaklı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Gökçe, Trump’ın stratejik hamlelerini analiz etti. Ali Fuat Gökçe, "ABD daima faydacı bir politika izler ve maddi anlamda kazanmak ister. ABD, İsrail’den para kazanıyor mu? Hayır, kazanmıyor. Ama Körfez ülkelerinden trilyonlarca dolar kazanıyor. İşte bu para musluğunun kapanmasını istemeyen Trump, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Lübnan’a saldırmasına rağmen İran’ı ikna ederek cevap vermemesini sağladı" sözleriyle barışın ekonomik gerekçelerini açıkladı.


NETANYAHU’YA AĞIR SÖZLER: ABD’NİN SABRI TAŞTI MI?
Diplomatik kulislerde konuşulan çarpıcı iddiaları gündeme taşıyan Gökçe, Trump ile Netanyahu arasındaki gerilimin boyutlarını şu sözlerle aktardı: Ali Fuat Gökçe, "Haberlerden takip ettiğimiz kadarıyla Trump’ın Netanyahu’ya karşı ağza alınmayacak bazı laflar söylediği belirtiliyor. Ben Amerika Birleşik Devletleri'nin İsrail'e karşı yeni bir politika geliştirdiğini düşünüyorum. Bunun sebebi ise Körfez ülkelerinin elden çıkıyor olmasıdır. Eğer politika değişikliği yapılmazsa bu durum ABD’nin aleyhine olacaktır. Trump, İsrail’i koruma uğruna bu devasa kazanç kapısını feda etmek istemiyor" şeklinde konuştu.


ANLAŞMANIN EN ZAYIF HALKASI: LÜBNAN BAŞLIĞI
Anlaşmanın kırılgan yapısına ve önümüzdeki dönemde yaşanabilecek risklere dikkat çeken Gökçe, Lübnan üzerindeki belirsizliğin altını çizdi. Ali Fuat Gökçe, "Bu barış anlaşması cuma günü ayın 19’unda imzalanacak ama ne kadar devam eder? Lübnan başlığı burada çok kritik. Çünkü İran, İsrail’in Lübnan’da işgal ettiği yerlerden tamamen çıkmasını isteyecektir. Silahlar sussun ama İsrail çekilecek mi?" sorusunu sordu. Gökçe, bu durumun İsrail’in gelecekteki saldırgan politikaları için belirleyici olacağını ifade ederek, [Ali Fuat Gökçe], "ABD, en azından İran’la olan çatışmasını sonlandırıp İsrail ile İran’ı belirli periyotlarda baş başa bırakabilir" diyerek sözlerini noktaladı.

 

 

ABD-İSRAİL ARASINDA SİYASİ GERİLİM: KATİL BİBİ KÖŞEYE SIKIŞTI

Terör ve Güvenlik Uzmanı Coşkun Başbuğ, ABD ve İran arasındaki kritik mutabakatı ve bölgedeki sıcak gelişmeleri A Haber canlı yayınında değerlendirdi. Trump’ın "sonu gelmez savaşları bitirme" stratejisinin sahaya yansımasını analiz eden Başbuğ, Netanyahu yönetiminin bölgeyi ateşe atma çabalarına rağmen yeni bir dönemin kapısının aralandığını belirtti. Türkiye’nin bölgedeki dengeleyici rolüne ve Trump’ın İsrail üzerindeki artan baskısına dikkat çeken Başbuğ, küresel sistemdeki büyük değişimin şifrelerini çözdü.

İRAN’IN TALEPLERİ MUTABAKATA YANSIDI

ABD ve İran arasındaki müzakere sürecinin ayrıntılarına değinen Coşkun Başbuğ, "İran’ın öncelikli istediği birçok şeyin mutabakata yansıdığını görüyoruz. Özellikle füze konusunun mutabakat dışına alınması ve nükleer konuda İran'ın kapılarını denetime açmaya hazır olduğunu beyan etmesi, sürecin önünü açtı" ifadelerini kullandı. Başbuğ, Trump’ın önceki dönemde bozulan anlaşma zeminine geri dönmeye hazır olduğunu belirterek, "İran’ın en büyük handikabı olan ablukanın sona ereceğine dair işaretler var. Trump, petrolün akacağını ve piyasaların huzur bulacağını vadediyor" sözleriyle ekonomik beklentileri aktardı.

"BU İSRAİL'İN KURDUĞU BİR BATAKLIK"

ABD'nin bölgedeki askeri varlığının maliyetine vurgu yapan Başbuğ, "Bölgedeki donanmayı tutmanın günlük maliyeti milyonlarca doları buluyor ve bu fatura doğrudan Amerika'ya yansıyor. Trump, Amerikan halkının parasını bu 'aptalca' savaşlarda harcamayacağını seçim vaadi olarak vermişti" dedi. Ortadoğu'daki gerilimin asıl kaynağına işaret eden Başbuğ, "Bu ortam İsrail’in kurduğu bir bataklıkla oluşmuştu. Trump, Amerikan menfaatlerini gözeterek bu işin doğrusunun bu olmadığını anlamaya başladı. Bu nedenle bölgedeki ablukanın kalkması ve donanmanın geri çekilmesi sürpriz olmayacaktır" açıklamalarında bulundu.

ABD VE İSRAİL ARASINDA SİYASİ SAVAŞ BAŞLADI

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Lübnan ve Beyrut’taki saldırgan tutumuna karşı Trump’ın sert tepki gösterdiğini belirten Başbuğ, "ABD ve İsrail arasında artık fiziki olmasa da siyasi bir savaş başlıyor. Trump’ın Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmesinde, Lübnan saldırılarından duyduğu rahatsızlığı dile getirerek ona çok sert çıktığını biliyoruz" ifadelerini kullandı. Netanyahu’nun Trump’ın "mutlu hikayesine" çomak sokmaya çalıştığını söyleyen Başbuğ, "İsrail, ABD desteği ve silahı olmadan adım atamayacak bir yapıdır. Trump’ın İsrail’i bir 'nefret objesi' haline getirmekle suçladığı Netanyahu, artık köşeye sıkışmış, izole ve etkisiz bir durumda" değerlendirmesinde bulundu.

TÜRKİYE’NİN STRATEJİK HAMLESİ SAVAŞI ÖNLEDİ

Bölgesel bir felaketin eşiğinden dönülmesinde Türkiye'nin rolüne dikkat çeken Coşkun Başbuğ, "Eğer Trump’ın bahsettiği o büyük Ortadoğu savaşı çıkmadıysa, bu Türkiye’nin sayesindedir. Sayın Erdoğan ve Dışişleri Bakanlığı’nın yürüttüğü yoğun diplomasi trafiği ve devletlere yaptığı markaj, büyük bir kıyamet savaşını engelledi" sözlerini kullandı. Başbuğ ayrıca bölge ülkelerinin artık kendi güvenliklerini sağlama yoluna gittiğini belirterek, "Türkiye, İran ve Suudi Arabistan gibi güçlerin kendi güvenliğini sağladığı, başkalarına ihtiyaç duymadığı bir yapının temelleri atılıyor" dedi.

TRUMP’IN "AMERİKAN FETÖ'SÜ" İLE MÜCADELESİ

Trump’ın küresel çetelerle olan savaşına da değinen Başbuğ, "Trump sadece bir dış politika yürütmüyor, aynı zamanda Amerika’nın içindeki 'derin yapıya' yani Amerikan FETÖ’süne karşı bir 15 Temmuz mücadelesi veriyor" ifadelerini kullandı. İsrail lobisinin ve siyonist yapının Trump’ı engellemeye çalıştığını ancak başarılı olamadığını söyleyen Başbuğ, "Trump, Netanyahu'yu dizginlemek için her yolu deniyor. Ortadoğu’daki bu barış hamlesi, aslında Trump’ın kendi içindeki küresel çeteye vurduğu en büyük darbedir" sözleriyle analizini tamamladı.

"SABOTAJ RİSKİNE KARŞI KARAMSARLIĞA DÜŞÜLMEMELİ"

Orta Doğu'da savaşın sona ermesiyle ateşkes yankıları sürerken tarafların 19 Haziran'da imzaları İsviçre'de atacak. Öte yandan gözler Hürmüz Boğazı'nın açılma ihtimaline çevrilirken Trump'ın açıklamaları sonrası brent petrol 100 doların altına geriledi. Peki ateşkesin kalıcı olarak sağlanması mümkün mü? Terör ve Güvenlik Uzmanı İbrahim Keleş, A Haber'de Sinan Tatlı'nın sunduğu A Haber Gece'ye konuk olarak değerlendirmelerde bulundu. 

PETROL 100 DOLARIN ALTINA İNDİ!

Anlaşma ihtimali bile küresel emtia piyasalarını sarsmaya yeterken Sadece birkaç saat içinde piyasalardaki dengelerin değiştiğini vurgulayan Terör ve Güvenlik Uzmanı İbrahim Keleş, "Barış beklentisi büyük bir iyimserlik getirdi. 4-5 saat öncesine kadar emtia fiyatları, özellikle altın ve petrol fiyatlarındaki durum çok farklıydı. Şimdi Brent petrol 100 doların daha da aşağılarına inmeye başladı. Diğer kıymetli madenlerde ise yukarı yönlü hareketler görülüyor" sözleriyle küresel ekonomideki tarihi kırılmayı aktardı.

KÜRESEL EKONOMİYE HÜRMÜZ NEFESİ

Dünyanın enerji damarı olan Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılmasının yaratacağı etki, sadece bölgeyi değil tüm dünyayı yakından ilgilendiriyor. Boğazın açılmasının stratejik önemine değinen İbrahim Keleş, "Eğer Hürmüz tamamen açılırsa ve petrol dünyaya ulaşmaya başlarsa, bu hem dünya ekonomisinin rahat nefes almasını sağlayacak hem de baskılanmış olan diğer ekonomik değerlerin tekrar eski haline gelmesini sağlayabilecektir" şeklinde konuştu. Keleş, Hürmüz’ün bir enerji koridoru olmasının ötesinde, küresel refahın anahtarı olduğunu ifade etti.

"SABOTE EDİLME RİSKİNE RAĞMEN KARAMSAR OLUNMAMALI"

Barışa giden yolda döşenen mayınlar ve masayı devirme ihtimali olan riskler de gündemden düşmüyor. Sürecin ne kadar kırılgan olduğuna dikkat çeken İbrahim Keleş, "Bu iyimserliğin sabote edilme ihtimali her zaman var ancak karamsarlığa da düşmemek lazım. Bunlar bu tür devasa süreçlerde normal karşılanmalı" ifadelerini kullanarak, Cenevre’ye giden yolda temkinli olunması gerektiğini vurguladı.
 

"UZLAŞTIK DESELERDE TARAFLAR ARASINDA KOPUKLUK VAR"

ABD ve İran arasında ateşkese varılmasının ardından gözler Hürmüz Boğazı'nın açılma ihtimaline ve taraflardan gelen açıklamalara çevrildi. ABD Başkanı Donald Trump Hürmüz Boğazı'ndaki ablukanın kaldırıldığını belirtirken Tahran tarafından da iddialar doğrulandı. Karşılıklı mutabakat zaptının 19 Haziran 2026 Cuma günü İsviçre'nin Cenevre kentinde imzalanacağı ifade edilirken anlaşma metninin yayınlanmaması ve ortaya atılan birçok bilgi A Haber'de ele alındı. 

"BARIŞ DEĞİL SADECE ATEŞKES: ASIL HESAPLAŞMA İKİNCİ AŞAMADA"

Dünya kamuoyunda 19’unda imzalanacak metnin nihai bir barış getireceği beklentisi sürerken, Dr. Eray Güçlüer bu duruma ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Dr. Eray Güçlüer, "Anlaşmada bunlar yok şu an. Benim anladığım bu. Bunlar ikinci aşamada; yani bu şimdi bir mutabakat zaptı. Şu an bu ateşkesle sınırlı. Zaten bu maddeler kabul edilirse barış anlaşması olacak. Şu anki yapılmaya çalışılan sadece bir ateşkes uzlaşması" ifadelerini kullandı. 

Güçlüer, barış ve ateşkes kavramlarının birbirine karıştırılmaması gerektiğini belirterek, "19'unda imzalanacak olan nihai bir barış anlaşması değil. Orada hep karıştırılıyor. Şu an sadece bir ateşkes anlaşması imzalanmaya çalışılıyor ve bu anlaşmada o kritik hususlar yer almıyor" şeklinde konuştu.

HÜRMÜZ BOĞAZI’NDA ENERJİ KRİZİNE KARŞI "ACİL" KODLU MESAİ

Müzakerelerin merkezinde nükleer başlıklardan ziyade dünya piyasalarını kilitleyen enerji koridorunun olduğunu belirten Güçlüer, önceliğin Hürmüz’ün açılması olduğunu vurguladı. Dr. Eray Güçlüer, "Şu an ateşkes kapsamında ağırlıklı olarak konuşulan husus Hürmüz Boğazı. Hürmüz bir an önce açılsın, dünya bir enerji krizinden kurtulsun isteniyor. Nükleer faaliyetler, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması, Hizbullah’ın durumu ve balistik füzelerin menzilinin 300 kilometreye düşürülmesi gibi diğer devasa sorunlar daha sonra konuşulacak. Şu anki aşamada bu sorunlar masada değil" sözleriyle pazarlığın öncelikli hedefini deşifre etti.

"İRAN YILLIK 100 MİLYAR DOLARLIK KAZANÇ SAĞLAYACAK"

ABD Başkanı Trump’ın "Ablukayı kaldırdım, gemiler ücretsiz geçsin" söylemine karşın İran’ın boğaz üzerindeki ekonomik beklentilerinin süreci tıkadığı iddia ediliyor. Dr. Eray Güçlüer, "Donald Trump hemen boğazın açılmasını, ablukayı kaldırma emrini verdiğini ve gemilerin ücretsiz geçmesini istiyor. Ancak İran için durum farklı. Eğer İran boğazda kontrolü elinde tutmaya devam ederse yıllık 80 ila 100 milyar dolar arasında devasa bir para kazanacak. Şimdi İran bundan kolayca vazgeçer mi? ABD güneyde ablukayı kaldırabilir ama asıl soru İran’ın kaldırıp kaldırmayacağıdır. İran bu hizmet bedelini almaktan, bu paradan vazgeçecek mi? Burası hala büyük bir belirsizlik" değerlendirmesinde bulundu.

KRİTİK 5 GÜN: DENGELER HER AN DEĞİŞEBİLİR!

Anlaşmanın imzalanmasına kadar geçecek sürenin jeopolitik bir risk taşıdığını ve sızan bilgilerin hala "ham" olduğunu hatırlatan Güçlüer, taraflar arasındaki kopukluğa dikkat çekti. Dr. Eray Güçlüer, "Daha burada çok ciddi belirsizlikler var. O yüzden 5 gün gerçekten çok uzun bir süre. Bu 5 günde bölgedeki tüm dengeler değişebilir, bir sürü yeni parametre ortaya çıkabilir. Şu an basına sızdırıldığı kadarını biliyoruz ama taraflar 'uzlaştık' deseler de ben hala aralarında ciddi bir kopukluk olduğunu düşünüyorum" ifadelerini kullanarak ateş hattındaki dehşet verici belirsizliğin altını çizdi. 

A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin