Trump'ın seçim kaybı dünya başkentlerini hareketlendirdi! Sanchez'den Putin'e, Hamaney'den Obama'ya dikkat çeken sözler
ABD'de 3 Kasım'da düzenlenen ara seçimlerde Demokratların hem Senato hem de Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu ele geçirmesi, dünya siyasetinde geniş yankı uyandırdı. ABD Başkanı Donald Trump'ın siyasi gücüne yenilgi olarak değerlendirilen sonuçların ardından Avrupa'dan Rusya'ya, Asya'dan Afrika'ya çok sayıda lider ve siyasetçi açıklama yaptı.
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, ABD'deki Demokratların zaferini memnuniyetle karşılayarak sonuçların dünya genelindeki aşırı sağ hareketler açısından önemli bir mesaj taşıdığını söyledi.
Sanchez, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Amerikalı seçmenlerin yalnızca insanları yoksullaştırmaya hizmet eden politikalara, nefrete, cinsiyetçiliğe, iklim değişikliğini inkar edenlere ve elitlerin ayrıcalıklarına karşı oy kullandığını belirtti.
Sanchez, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
"Dün Amerikan halkı, yalnızca insanları yoksullaştırmaya hizmet eden politikalara karşı oy kullandı. Nefrete karşı. Cinsiyetçiliğe karşı. İklim değişikliğini inkar edenlere ve elitlerin ayrıcalıklarına karşı.
Bu, Brezilya'da yaşandı. Şimdi ABD'de gerçekleşti. Yakında İspanya'da da yaşanacak."
Sanchez, ayrıca rakiplerinin temsil ettiği aşırı sağ dalganın artık büyümediğini belirterek, "Bu dalga artık yükselmiyor, çözülüyor." değerlendirmesinde bulundu.
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Madrid'deki La Moncloa Sarayı'nda televizyondan açıklama yaptı. (Foto: AFP)
Ancak 29 Kasım'da yapılması planlanan erken seçimlerde Sanchez'in kendi siyasi geleceği de belirsizliğini koruyor. Anketler, ana muhalefetteki Halk Partisi'nin en fazla sandalyeyi kazanabileceğine ancak tek başına çoğunluğa ulaşamayabileceğine işaret ediyor. Böyle bir tabloda aşırı sağcı Vox Partisi hükümetin kurulmasında belirleyici olabilir.
İNGİLTERE BAŞBAKANI BURNHAM: ABD SEÇİMLERİNİN ARDINDAN HAYAT PAHALILIĞINA ODAKLANMA FIRSATI DOĞDU
İngiltere Başbakanı Andy Burnham, ABD seçimlerinde seçmenin verdiği mesajın artık hayat pahalılığına odaklanılması olduğunu belirterek "Bence artık dünyanın hepimizi etkileyen bir mesele olan hayat pahalılığı konusunda birlik olma fırsatı var." dedi.
Burnham, İngiliz Milletler Topluluğu Hükümet Başkanları Toplantısı için bulunduğu Antigua ve Barbuda'da, ABD'deki ara seçimlere ilişkin açıklamalarda bulundu.
ABD Başkanı Donald Trump'ın sonuçları kabul ettiğini söyleyen Burnham, "Bence artık dünyanın hepimizi etkileyen bir mesele olan hayat pahalılığı konusunda birlik olma fırsatı var. Başbakanlıktaki ilk üç ayımda önceliklerimin en başına hayat pahalılığını koydum. Bu konuda bazı adımlar attık. Ancak Orta Doğu'daki çatışma ve Rusya'nın başlattığı Ukrayna savaşı sona ermeden insanların üzerindeki hayat pahalılığı baskısını hafifletemem." dedi.
Burnham, ABD ve İsrail ile İran arasındaki gerilimin düşürülmesi için çalışacağını aktarırken Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını istediğini de vurguladı.
Brezilya, Sırbistan ve Macaristan'da sağın aldığı seçim yenilgileri ile ABD'deki sonuçları kıyaslaması istenen Burnham, "İnsanlar tüm dünyanın bir araya gelerek kendileri için önemli olan meselelere odaklanılmasını istiyor. Bana göre ABD'deki seçmenlerin verdiği mesaj da bu." ifadelerini kullandı.
AVUSTURYA DIŞİŞLERİ BAKANI'NDAN ABD'DEKİ ARA SEÇİMLERE İLİŞKİN "DEMOKRASİ" VURGUSU
Avusturya Dışişleri Bakanı Beate Meinl-Reisinger, ABD'de yapılan ara seçimlerde çok sayıda kişinin oy kullanmasından memnuniyet duyduğunu belirterek, "Demokrasi, insanların karar alma süreçlerine katılmasıyla yaşar." değerlendirmesinde bulundu.
Meinl-Reisinger, ABD'deki ara seçimlere ilişkin ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından açıklama yaptı.
Çok sayıda kişinin oy hakkını kullanmasından memnuniyet duyduğunu dile getiren Meinl-Reisinger, "Demokrasi, insanların karar alma süreçlerine katılmasıyla yaşar. Seçim sonuçlarından bağımsız olarak Avusturya ve Avrupa'daki güvenliğimiz ve refahımız, Kansas veya Iowa'daki insanların nasıl oy verdiğine bağlı olmamalı." ifadesini kullandı.
Bu nedenle kendi savunma kapasitelerini ve rekabet güçlerini artırdıklarını vurgulayan Meinl-Reisinger, güçlü bir Avrupa Birliği'nin (AB) istikrarlı transatlantik ilişkilerin de en iyi temeli olduğunun altını çizdi.
Meinl-Reisinger, transatlantik ilişkileri desteklediğini belirterek, Atlantik'in diğer yakasında yalnızca ABD'nin bulunmadığına dikkati çekti.
Kanada'yı örnek gösteren Meinl-Reisinger, bu doğrultuda yeni ortaklıklar da geliştirdiklerini kaydetti.
NORVEÇ BAŞBAKANI JONAS GAHR STOERE: ABD'Lİ SEÇMENLER SİYASİ ROTAYI DEĞİŞTİRİYOR
Norveç Başbakanı Jonas Gahr Stoere, Reuters'a yaptığı açıklamada Demokratların zaferini Amerikan seçmenlerinin siyasi yöneliminde yaşanan değişimin güçlü bir işareti olarak değerlendirdi.
Stoere, şu ifadeleri kullandı:
"Bu, Amerikalı seçmenlerin siyasi rotasında yaşanan değişime ilişkin güçlü bir siyasi mesajdır.
Artık Amerikan siyasetinde, iklim ve çevre politikalarının yanı sıra dış politika ve kalkınma yardımları konusunda, başkan ve yönetimin temsil ettiğinden çok bize yakın olan sesler yükseliyor."
Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Helsinki'deki resmi konutunda gazetecilere açıklamalarda bulundu. (Foto: AFP)
ALMANYA SAVUNMA BAKANI BORIS PISTORIUS: NATO DAHA AVRUPALI OLMALI
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, Demokratların seçim zaferini kutlarken Avrupa'nın NATO bünyesinde daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.
Berlin Güvenlik Konferansı'nda konuşan Pistorius, giderek daha saldırgan hale gelen Rusya'ya karşı inandırıcı bir caydırıcılık oluşturulabilmesi için hem güçlü bir Avrupa'ya hem de güçlü bir transatlantik ortaklığa ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Pistorius, şu ifadeleri kullandı:
"Ara seçimlerin ABD politikası üzerindeki sonuçları ne olursa olsun, ABD'deki Demokratları elde ettikleri sonuçlardan dolayı yürekten kutluyorum. NATO'nun transatlantik niteliğini koruyabilmesi için daha Avrupalı bir yapıya kavuşması gerektiği gerçeği değişmiyor."
Washington yönetiminin uzun vadeli önceliklerine de değinen Pistorius, ABD'nin yıllardır dikkatini giderek daha fazla Hint-Pasifik bölgesine ve dünyanın diğer bölgelerine yönelttiğini belirtti.
Bu stratejik değişimin Avrupa'nın çıkarlarına da hizmet ettiğini savunan Pistorius, Avrupalı ülkelerin kendi savunma kapasitelerini artırması gerektiğini söyledi.














