Denizolgun’un ölümünden önce neler yaşandı? A Haber’de çarpıcı analiz: Cemaat suç örgütüne nasıl evrildi?
Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 7 Eylül 2016 tarihinde gerçekleşen şüpheli ölümüne ilişkin soruşturmada adli tıp raporuna dair çarpıcı bulgular ortaya çıktı. Cesedin çürüme sıvısında ve organlarında ağır metallerin bulunması suikast iddialarını güçlendirdi. A Haber’e katılan uzman isimler, ölümün ardından yaşanan 36 saatlik karanlık süreci ve Alihan Kuriş liderliğindeki yapılanmanın cemaati bir suç örgütüne dönüştürme operasyonunu çarpıcı detaylarla masaya yatırdı.
Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun'un 2016 yılında şüpheli şekilde hayatını kaybetmesine ilişkin soruşturmada, yıllar sonra dikkat çeken adli tıp bulguları ortaya çıktı. Cesetten alınan örneklerde çeşitli ağır metaller tespit edilirken, ölümden sonra yaşanan 36 saatlik gecikme ve otopsi raporuna ilişkin konuşan Gazeteci Dr. Murat Özer, Akademisyen Doç. Dr. Kemal Olçar ve Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Hakan Kar dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
10 YILLIK SORUŞTURMADA DİKKAT ÇEKEN NOKTALAR
Gazeteci Dr. Murat Özer, soruşturmanın yaklaşık 10 yıl sonra yeniden gündeme gelmesinin arka planına ilişkin, "Alihan Kuriş isimli kişinin bir suç örgütü lideri olduğunu kamuoyu bilmiyordu. Türk devletinin ve Türk yargısının en önemli problemi FETÖ ile mücadele etmekti. Böyle bir süreç yaşanırken başka yapılarda neler var acaba diye devletin ve yargının gündemine gelmesi kolay değildi" ifadelerini kullandı.
(Fotoğraf: ahaber.com.tr / arşiv)
Özer, Denizolgun ailesinin ısrarla soruşturmanın takipçisi olduğuna dikkat çekerek, "Aile sürekli 'Bizim babamız, amcamız, dayımız bu şekilde hayatını kaybettiğini düşünüyoruz' diyerek şikayetlerini dile getirdi. Kamuoyu da bununla öğrendi" sözleriyle süreci aktardı.
36 SAAT BOYUNCA KİMSE HABERDAR OLMADI MI?
Denizolgun'un ölümünün ardından yaşananlara ilişkin en önemli soru işaretlerinden birinin 36 saatlik süre olduğunu belirten Özer, "Türkiye'nin en eski ve en köklü İslami cemaatlerinden birinin başındaki, aynı zamanda bakanlık yapmış bir kişi kendi evinde hayatını kaybediyor. Ölüm şekli zehirlenme mi, öldürülme mi, boğulma mı, bunlar adli tıpla ilgili. Ama böyle bir insan kendi evinde ölür de 36 saat boyunca nasıl olur da hiç kimse ondan haberdar olmaz?" dedi.
(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)
Özer, Denizolgun'un yalnız kalmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savunarak, "Koruması, şoförü, yardımcısı olmaz mı? Ailesinden hiç kimse mi olmaz, hiç kimse telefon bile açmaz mı? Böyle bir şey mümkün değil. Üzerinden 1,5 gün geçtikten sonra ambulansın aranması, haberdar edilmesi çok ciddi bir suikast şüphesini barındırıyor" ifadelerini kullandı.
Özer, normal ölüm prosedüründe dahi ambulans ve polisin çağrıldığını belirterek, "Evde bir vefat varsa ilk yapılan iş ambulansı aramak, polisi haberdar etmek ve ölüm raporunun hazırlanmasını sağlamak. Böyle bir insan için bunun yapılmamış olması, 8,5 saat boyunca beklenmesi ciddi bir soru işareti. 8,5 saat boyunca neyi beklediniz?" diye konuştu.
DENİZOlGUN'UN ÖLÜMÜNÜN ARDINDAN NE OLDU?
Özer, Denizolgun'un ölümünün ardından cemaatin liderliğinin belirlenmesi sürecine dikkat çekerek, "Böyle büyük bir yapının başına gelecek kişinin ekonomik gücün yanında büyük bir siyasi ve sosyal güce sahip olacağı çok açık. Asıl mesele o yapının başına gelecek kişinin kim olduğuydu" dedi.








