
"BAHANELERİN ARKASINA SAKLANMAK YERİNE İSTANBUL'UN YARALARINA MERHEM OLMAYA ODAKLANDIK"
Başkan Erdoğan, bahanelerin arkasına saklanmak yerine İstanbullunun derdine derman, yaralarına merhem olmaya odaklandıklarını vurgulayarak, karşılaştıkları tüm engellere rağmen hamdolsun kısa sürede İstanbul'un temel sorunlarının hemen hepsini hal yoluna koyduklarını kaydetti.
Yapmanın zor, yıkmanın ise kolay olduğunu belirten Erdoğan, "Maalesef son 5 yılda İstanbul yeniden o eski günlerini hatırlatan ihmallere maruz kaldı. Tüm dünyanın göz bebeği olan bu güzel şehir, 5 yıl gibi çok kısa sürede neredeyse çeyrek asırlık irtifa kaybı yaşadı. Kardeşlerim, hatırlarsanız 2019'da İstanbul'un yönetimini devralanlar işe programla projeyle icraatla tuğla üstüne tuğla koyarak değil, az önce de söyledim, temel atmama töreniyle başladılar." ifadelerini kullandı.
Erdoğan, mevcut İstanbul Büyükşehir Belediyesi yönetiminin atmadıkları temelin Silahtarağa Arıtma Tesisi projesi olduğunu anımsatarak, "Peki sonra ne oldu? Arıtma yapılmayan sular Haliç'e boca edilince burası yeniden ölmeye, kararmaya, kokmaya başladı. Halbuki Silahtarağa projesi İstanbul'un altın boynuzu Haliç'i temizlemek için 1994 yılından beri yürüttüğümüz çalışmaların kritik bir parçasıydı. Hatalarından ders çıkarmak yerine vizyonsuzluklarını, İstanbul'un yol kenarlarını süsleyen güzelim dikey bahçeleri yok ederek devam ettirdiler. Şimdi aynı zihniyet 'poşet' göndermesiyle yeniden arzı endam ediyor." şeklinde konuştu.
Başkan Erdoğan, konuşması sırasında salondan yükselen sloganlar üzerine, "Bahçelievler, sandıkları patlatarak büyükşehri güçlendireceksiniz. Bağcılar, sandıkları patlatarak büyükşehri güçlendireceksiniz. Kağıthane, sandıkları patlatarak büyükşehri güçlendireceksiniz. Şişli, sandıkları patlatarak büyükşehri güçlendireceksiniz. Ümraniye, sandıkları patlatarak büyükşehri güçlendireceksiniz. Sultangazi, sandıkları patlatarak büyükşehri güçlendireceksiniz. Aynı şekilde Beyoğlu, sandıkları patlatarak inşallah büyükşehri güçlendireceksiniz. Bayrampaşa, sandıkları patlatarak büyükşehri güçlendireceksiniz. Başakşehir, sandıkları patlatarak büyükşehri güçlendireceksiniz. Fatih, sandıkları patlatarak büyükşehri güçlendireceksiniz." şeklinde karşılık verdi.
"BUNLARIN TEK DERDİ, İSTANBUL NİMETİNİ KENDİ ÇIKARLARI İÇİN KULLANMAK, SÖMÜREBİLDİKLERİ KADAR SÖMÜRMEKTİR"
Başkan Erdoğan, "Büyükşehir adayımız Murat Kurum'un, İstanbul'u depreme hazırlamak başta olmak üzere, bu güzel şehrin geleceği için hayati öneme sahip projelerini, kendi akıllarınca küçümsüyorlar, hafife alıyorlar. Tabii bunların çevreden anladıkları yalnızca, bu kavramın ardına sığınarak şehri yakıp yıkan çapulculara sahip çıkmaktır. Bunların, 'Arıtma tesisi niçin yapılır? Poşet kullanımı niçin sınırlandırılır? Doğal gazla ısıtma niçin yaygınlaştırılır? Elektrikli araç üretimi niçin teşvik edilir? Karbon emisyonunu düşürecek yatırımlar niçin yapılır? Yeşil alanlar niçin artırılır? İklim değişikliğiyle mücadeleye niçin bu kadar önem verilir? Plastik kullanımının azaltılması niçin kritik öneme sahiptir? Kısacası, çevreye, tabiata ve insana dair meselelerin niçin bu kadar öncelikli olduğuna dair en küçük bir fikirleri yoktur." değerlendirmesinde bulundu.
"İstanbul'daki ana yolların etrafında kurulan yeşil panolara bile tahammül edemeyip, hepsini yıkarak betona boğan kafanın, böyle bir derdinin olmadığı da açıktır." diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Daha da vahimi, aynı kafa, bilim insanlarının her gün ikaz ettiği deprem tehdidine karşı üzerine düşen hiçbir görevi yerine getirmediği gibi, büyük bir pişkinlikle bunu sırıtarak dalga konusu yapabiliyor. Milyonlarca insanın geleceğini, yüzbinlerce insanın hayatını doğrudan ilgilendiren böyle bir meselede bile aymazlık yapanların, şehrin diğer sorunlarının çözümüyle ilgili ne hassasiyeti olabilir ki? Bunların tek derdi, İstanbul nimetini kendi şahsi çıkarları, kendi bireysel ajandaları, kendi siyasi kariyerleri için kullanabildikleri kadar kullanmak, sömürebildikleri kadar sömürmektir."

"HIRSI BOYUNU AŞANLARIN OYUNCAĞI ETMEYECEĞİZ"
İstanbul'un, hırsı boyunu aşanların oyuncağı haline getirilmeyi hak etmediğini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
"İstanbul aklı da gözü de gönlü de başka yerlerde olanların yedeği muamelesi görmeyi hak etmiyor. İstanbul, büyük emeklerle elde ettiği kazanımlarını kaybettirecek beceriksizlikleri hak etmiyor. İstanbul, çözüm yolları belli sorunlarının içinde boğulup kalmayı hak etmiyor. İstanbul, sınırları içinde yaşayan insanlarının hayat sevincinin kaynağı olmak yerine kahır sebebi haline gelmeyi hak etmiyor. İstanbul, dünyanın en gözde şehriyken son birkaç yıldır yaşanması en zor yerleri arasında zikredilmeyi asla ve asla hak etmiyor. Kardeşlerim inşallah 31 Mart'ta İstanbul hak etmediklerinden kurtulacak, inşallah 31 Mart'ta İstanbul büyükşehir hizmetleri konusundaki hasreti sona erecek. İnşallah 31 Mart'ta İstanbul yapacağı doğru tercihle kendisine yeni bir ufuk açacak. İnşallah 31 Mart'ta İstanbul'un 5 yıllık fetret devri son bulacak, yeniden şahlanış dönemi başlayacak."
Erdoğan, "İstanbul bizimdir, bizim kalacak" tezahüratında bulunan gençlere seslenerek, "Eyvallah. Hiç şüphemiz yok." dedi.
Şairlerin, zamanlar ve olaylar üstü yürek çarpıntıları olarak kabul edilen şiirleriyle yaşadıklarını kaydeden Erdoğan, Vedat Türkali'nin "Bekle Bizi İstanbul" şiirindeki "Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul/ Bekle bizi/ Büyük ve sakin Süleymaniye'nle bekle/ Parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla, mavi denizlerine yaslanmış, beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle/ Bekle bizi İstanbul/ Bekle." dizelerini seslendirdi.
Erdoğan, 31 Mart'ta bu bekleyişin nihayete ereceğini ve İstanbul'un tekrar gerçek belediyecilikle buluşacağını dile getirerek, şöyle konuştu:
"İşte sizler de görüyorsunuz. Kendileri çalıp, kendileri oynamaya alışkın olanlar, en küçük bir aykırı ses duyduklarında hemen karşılarındakinin gırtlağına sarılmaya başlıyor. Büyükçekmece'de yaşlı bir teyzeye vurdular ve bir de o teyzenin gırtlağına sarıldı. Ya CHP bu. Bunlar ancak bu tür işte gelir basın mensubunu yere yatırırlar, basın mensubunu dövmeye kalkarlar. Hani bunlar basına saygılıydılar. Var mı böyle bir şey? Yok. Gırtlağına sarıldığınız bu millet, size cevabını seçim günü sandıkta verecektir. Galiz küfürler savurduğunuz kadınlarımız 31 Mart günü sandık önlerine geldiğinde size ettiğiniz hakaretlerin hesabını soracaktır. Hem kadın hakları diyeceksiniz hem de milletin ortasında yaşlı bir kadına saldıran edepsizlere hiçbir tepki göstermeyeceksiniz. Hem basın özgürlüğünden dem vuracaksınız hem de görevini yapmaya çalışan gazetecileri militanlarınıza linç ettireceksiniz. Bunun adı sadece ikiyüzlülük değil, aynı zamanda faşizmdir, despotizmdir. CHP, bölücü örgütün uzantılarıyla teşriki mesaisini arttırdıkça şiddete daha meyilli hale gelmiştir."

"BİZ DOĞRU OLURSAK, EĞRİ ZATEN BELASINI BULACAKTIR"
İstanbul'daki ve Türkiye'nin 81 vilayetindeki tüm teşkilatlarına seslenen Erdoğan, şunları söyledi:
"Kendi yönetimimizdeki belediyelerde tekrar göreve talip olurken de muhalefetin elindeki yerleri gerçek belediyecilikle tanıştırmak isterken de bize düşen görev şudur; İşimizi her zaman ve her yerde düzgün bir şekilde yapmaktır. Programlarımızla projelerimizle icraatımızla göz doldurmaktır. İnsani ve ahlaki duruşumuzla tevazumuzla samimiyetimizle milletimizin kalbini kazanmaktır. Gece gündüz çalışarak hiçbir hususta ve hiçbir alanda boşluk bırakmamaktır. Şayet biz düzgün çalışır, mesuliyetimizin hakkını verirsek, şayet biz hizmetine talip olduğumuz insanların gönlüne girersek, şayet biz polemikle nefes harcamayıp milletimize ufkumuzu anlatırsak, yani biz doğru olursak, eğri zaten belasını bulacaktır."
Erdoğan, İstanbul başta olmak üzere dünyanın ve bölgesinin en kıymetli, en stratejik coğrafyalarından birini kendisine vatan eyleyen bir millet olduğumuzu vurgulayarak, "Rabbimizin bize lütfu olarak ecdadın kanı ve canı pahasına vatandaşlar olarak bize emanet ettiği bu topraklar üzerinde yaşamanın elbette bir bedeli var. Milletçe bu bedeli bin yıldır her gün ödedik, ödüyoruz." dedi.
Bugün de gerek dışarıda gerek içeride maruz kalınan saldırıların, kurulan tuzakların, ayaklarına takılan çelmelerin sebebinin yine aynı olduğunun altını çizen Erdoğan, "Maksat bu milleti yıldırmak, bu devleti zayıflatmak, bu ülkeyi üzerinde her türlü ameliyatın yapılabileceği kıvama getirmektir." ifadelerini kullandı.
"TÜRKİYE UZUNCA BİR SÜREDİR HEDEF ÜLKEDİR"
Başkan Erdoğan, Türkiye'nin uzunca bir süredir hedef ülke olduğunu vurgulayarak, "Asırlarca sürdürdükleri sömürge düzeninden elde ettikleri kazancı tehlikede görenlerin hedefinde Türkiye var. Emperyalist emellerle kurdukları ve sadece kendi güvenliklerine hizmet eden düzeni korumak isteyenlerin hedefine erişememek için Türkiye hedefimizi engellemeye çalışıyorlar. Mazlumlar adına yükselen sesimizin uyandırdığı zihinlerden ve gönüllerden korkanların hedefinde Türkiye var. Kendi toplumlarını envaiçeşit sinsi yöntemle baskı altında tutarak sürdürdükleri iktidarlarını tehlikede görenlerin hedefinde Türkiye var." diye konuştu.
Ülkeyi hedef alanların içeride kendilerine ortaklar bulduğunu dile getiren Erdoğan, "Güney sınırlarımız boyunca bir 'Teröristan' kurarak bizi tehdit etmek isteyenlerin en önemli aracı bölücü terör örgütüdür. Bu örgütün ülke içindeki siyasi veya sivil görünümlü uzantıları da aynı amaca hizmet ediyor." değerlendirmesinde bulundu.
Ülkenin ikinci büyük partisi durumundaki CHP'nin bu kirli oyunda kendisine biçilen role razı gelmesinin, asıl üzüntü verici taraf olduğunu ifade eden Erdoğan, "Maalesef, CHP yönetiminde giderek düşen bir seviye var. Bizim dönemimizde bu partide tam iki kez genel başkan değişti ama siyasi kalite ve kalibre noktasında her seferinde gelen gideni arattı. Rahmetli Deniz Baykal'la pek çok konuda anlaşamazdık, ama siyasi birikimini takdir ederdik. Bay Kemal'le çok kavgamız oldu, ama onun da kendine göre bir tarzı, üslubu ve misyonu vardı. CHP'nin mevcut genel başkanı Özgür efendi ise, daha başlamadan listenin en altına yuvarlanmayı başardı." diye konuştu.
Erdoğan, geçmişte SHP'nin bölücü örgütün güdümündeki partiyi Meclis'e ilk kez taşımanın vebaliyle tarihe gömülüp gittiğini belirterek, şunları dile getirdi:
"Esasen CHP, uzunca bir süredir bölücü bir örgütün güdümündeki partiyle el altından zaten işbirliği yapıyordu. Ancak, hiç değilse bu işbirliğinden mahcubiyet duyuyorlar, yapılan pazarlıkları gizli saklı tutmaya çalışıyorlardı. Özgür efendinin CHP'si ise bölücü örgütün aparatlığına devam eden, dolayısıyla siyasi meşruiyeti tartışmalı DEM Partiyle adeta bütünleşmiş durumdadır. Koltuğunu muhtaç olduğu birilerinin siyasi ihtirasına zemin hazırlamak için yapılan bu işbirliğiyle her iki parti de kendi ayaklarına birer utanç prangası vurmaktadır."
Solandakilere "Hazır mısınız, gümbür gümbür İstanbul'u inletiyor musunuz?" diye seslenen Erdoğan, "Tek millet, tek bayrak, tek devlet, tek vatan. Bir olacağız. İri olacağız. Diri olacağız. Kardeş olacağız. Hep birlikte İstanbul olacağız, Türkiye olacağız." diyerek konuşmasını tamamladı.