
Bu tablo aslında sadece sosyal medya şirketlerinin değil klasik medyanın da yaygın şekilde Trump'ın aleyhine çalıştığını ortaya koyuyor. Listeye Biden lehine şişirilmiş sonuçlar açıklayan anket şirketlerini ve Hollywood'u da eklemek gerekir. Amerikan medyasının pozisyonu genel olarak yarışan iki tarafa sayfalarını ve ekranlarını eşit şekilde açarak onlara demokratik bir yarış zemini sunma doğrultusunda değil bir tarafı diğer tarafa tercih etme ve dolayısıyla diğer tarafın kaybetmesi için elinden ne geliyorsa yapma anlayışıyla pratiğe aktarıldı. Bu davranış biçimiyle Amerikan medyası yarışan taraflar arasında mesajı taşıyan bir mecra olmayı reddetti ve doğrudan siyasi iktidarı belirleyen bir aktör olma çabasıyla yayınlarını şekillendirdi.

TRUMP'IN MESAJLARINA SANSÜR
Sosyal medya platformlarının yönetimine sahip olan ve genellikle "küreselci" olarak tanımlanan elit bir çevrenin Amerikan seçimleri sürecindeki uygulamalarına bakıldığında Biden lehine bir pozisyon aldıkları görülüyor. Gerek 3 Kasım'dan önce gerekse 3 Kasım'dan sonra Trump tarafından Twitter hesabından paylaşılan mesajların bir kısmı şirket yönetimi tarafından yayından kaldırıldı veya etiketlendi.
New York Times'ın 5 Kasım tarihli haberine göre Twitter tarafından 3 Kasım'dan bu yana (5 Kasım gecesi dahil) sansürlenen paylaşımlar Trump'ın paylaşımlarının toplamda yüzde 38'ini oluşturuyor. Sadece 5 Kasım'da bloke edilen Tweet sayısı beş; hatta bunlardan birinde Trump sadece basın açıklaması yapacağı saati belirtmiş olmasına rağmen Twitter buna da uyarı etiketi ekledi. 4 Kasım'da bloke edilen veya etiketlenen mesajların sayısı ise üç. Seçim atmosferi süresince ilki 26 Mayıs'ta olmak üzere bloke edilen mesajların toplamıysa 15 civarında. Aynı süre içinde şirket Biden'ın herhangi bir Tweet paylaşımını ise bloke etmedi. Trump'ın bloke edilen paylaşımlarının içeriğini ise genellikle kendi iddiaları doğrultusundaki propagandası oluşturuyor.

Sadece Twitter değil aynı zamanda Facebook ve Instagram da Joe Biden lehine sürecin içinde yer aldı. Mesela Time'ın 5 Kasım tarihli haberinde Facebook'un Trump yanlısı bazı hesapları kapattığına değiniliyor. Önceki kapatmalarla birlikte değerlendirildiğinde Facebook'un toplamda binlerce Trump yanlısı bireysel ve grup hesabını kapattığı görülüyor. Ayrıca hem Facebook hem de Instagram 4 Kasım'da Trump'ın yaptığı seçim konuşmasını takipçileriyle paylaşmasına engel olarak yine net bir pozisyon almış oldu.
Dolayısıyla Amerika'da hem geleneksel medya hem de sosyal medya platformları Trump'a karşı ortak bir cephe oluşturarak seçim sürecinin aktif unsurları olarak sahada yer aldılar. Amerikan başkanının sosyal medya platformları tarafından sesinin kısılması veya sansürlenmesi ise medyayı kimin kontrol ettiği sorusuna önemli bir cevap oluşturuyor. Trump da 6 Kasım'daki basın açıklamasında seçime büyük medya grupları, büyük teknoloji şirketleri, büyük sermaye ve bankalar tarafından Biden lehine müdahale edildiğini dile getirerek ipin ucunun kimler tarafından tutulduğunu vurguladı.
Aynı teknoloji ve sermaye gruplarının belirli lobilerin ideolojileri doğrultusunda yeri geldiğinde Türkiye gibi ülkelere karşı da böylesi uygulamaları devreye soktuğu biliniyor. Bu pratiğin belirli etik ilkeler doğrultusunda yapılmadığı ise aynı kurumların çıkarlarıyla uyumlu görmediği konularda sergilediği sessizlikle çoğu zaman kanıtlanmıştır.

SOSYAL MEDYA ŞİRKETLERİ TARAF
Kitle iletişim araçlarının ötekiler üzerinde hegemonya kurulmasında başat mekanizmalar olduğu veya olacağı yönündeki vurguyu haklı çıkartacak örnekler Amerikan seçimleri sürecinde sosyal medya platformları bağlamında bolca müşahede edilmekte. Geleneksel kitle iletişim araçlarının en temel özellikleri olarak belirtilen, dikey olarak kurumlarla toplum arasında hiyerarşik bir ilişkinin bulunması (yani, etkileşime kapalı olması) ve az sayıda yönetici-patron pozisyonundaki insanın geniş kitleleri yönlendirecek şekilde bilgiye ve mecraya hükmedebilmesi gösterilirdi.
2000'li yılların başında dijital teknolojilerin yaygınlaşmasıyla birlikte bu eski medya düzeninin de tarihe karıştığı, onun yerine daha insani, etkileşime ve empatiye açık çoklu bir medya yapılanmasının geldiğine değiniliyordu. "Ağ toplumu" olarak tanımlanan yeni dönemin gazetecilik alanındaki kavramsallaştırması ise "beşinci kuvvet vatandaş gazeteciliği" bağlamında yapılmıştı.
Bu kavramsallaştırmayla birlikte yeni iletişim teknolojilerine dayalı şekilde yapılan gazeteciliğin sermaye ve iktidar arasına sıkışmış gazeteciliği arka plana iteceği ve ifade hürriyetine ve hak savunuculuğuna öncelik vereceği yönünde beklentiler vardı. Kuşkusuz böyle olması insanlık açısından daha faydalı olurdu fakat uzun zamandır varlığı yoğun şekilde hissedilen bir çifte standardın ve bahsedilen beklentinin tam aksi yöndeki uygulamaların yeni iletişim ortamlarında da baskın olduğu 3 Kasım seçimleri sırasında tüm boyutlarıyla belirginleşti.
Dolayısıyla belirli siyasi, ekonomik, kültürel çıkarların yön verdiği sosyal medya mecraları, bir ahtapotun kolları gibi bireysel ve toplumsal yaşamların en ince noktalarına kadar sirayet ederek yeni iktidar biçiminin kapsama alanını net şekilde gösteriyor. Küresel iletişim akışı üzerindeki kontrol mekanizması işleviyle teknoloji şirketleri yeni dönemdeki gözetim toplumunun da hem kurgulayıcıları hem de uygulayıcıları konumunda.

"TWİTTER PERDELEME YAPIYOR"
Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya Bölümü Öğretim Üyesi İsmail Hakkı Polat, Twitter ile Trump arasında yaşananların temelini 4 yıl önce yaşananların oluşturduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
Sansürün biçimine bakmak lazım. Twitter şunu yapıyor, Trump'ın tweetini olduğu gibi kapatıyor, izin vermiyor değil. Perdeliyor. 'Bu içerik, yanıltıcı ve tartışmalı olabilir' diyor. 2016 seçimlerinde Cambridge Analytica üzerinden çıkan ve bir takım sahte haberler ile seçmenlerin hedef alındığı, seçmenlerin etkilendiği iddiaları Twitter ve Facebook'u önlem almaya itti.

"TWİTTER TRUMP'A YAKIN MARKAJ UYGULUYOR"
Polat, Facebook ile Twitter'ın farklı bir yaklaşım ile hareket ettiğini söyledi, şöyle konuştu:
Seçmen hedeflerinin, seçmen karar mekanizmasını etkilediği, haksız bir rekabet oluştuğuna dair 4 yıldır tartışmalar vardı. Facebook, Biden ve Trump'ın paylaşımlarını 'Tartışmalıdır uyarısı ile veriyor. Twitter ise Trump'a özellikle yakın markaj uyguluyor. Perdeleme dediğimiz şey, Twitter, 'Her şeyi paylaşabilirsin ama biz belli paylaşımları şu şekilde perdeliyoruz' diyor. Mesela, Trump dışında nefret, terör paylaşımları hiç yayına verilmiyor. Kimi ülkelerde nefret söylemi olabilecek, belli yaşın üzerindekilerin görmesinin sakıncalı olduğu içerikler var mesela, onları perdeliyor. 'Buna bakarken, böyle bak' diyor.

"TRUMP KONUSUNDA KANTARIN TOPUZU KAÇMIŞ DURUMDA"
Trump'ta ise gördüğümüz kadarı ile kantarın topuzu kaçmış durumda. Perdeleme sayısını Trumpta çoğalttı. Trump'ın paylaşımları bir doğrulama gerektiriyor. Bazı şeyler çeşitli tartışmalar ortaya çıkarıyor, mesela yasalarda da yeri var. Trump'ın seçim gününden sonra gelen oylar ile ilgili itirazı var, 'Sayılmasın' diyor. Trump, işin mekaniği açısından haksız sayılmaz. Ama bazı eyaletler buna izin vermiş. 'Seçim günü postaladıysan, damga ile kanıt altına alınmış ise geçerlidir' diyor. Twitter'ın da dediği bu aslında. Ama Twitter burada neden taraf oluyor, asıl tartışılması gereken bu.
"BİZ TAŞIYICI PLATFORMUZ DİYEN SOSYAL MEDYA ŞİKETLERİ GAZETECİLİK YAPMAYA BAŞLADI, EDİTÖRYAL KURALLAR GETİRDİLER"
Polat, sosyal medya platformlarının başlangıçta vaat ettiklerinden uzaklaştıklarını, başka bir dönüşüm içinde olduklarını belirtti. Polat sözlerini şöyle sürdürdü:
Twitter, seçim öncesinden beri Trump'a perdeleme getirmeye başlamıştı. Bu iş temelde şu noktada tartışılmalı. Bu tarz medya platformları, Twitter Facebook, 'Biz bir taşıyıcı platformuz herkes her şeyi paylaşabilir, biz karışmayız, yer sağlıyoruz' diyerek ortaya çıktılar. Artık kişisel bir sosyal medya platformuyuz diyen sosyal medya şireketlerinin gazetecilik yapmaya başladığını, editöryal kurallar getirdiğini görmeye başladık. Artık yayıncı olmaya başladıklarını görüyoruz. Her gelen şeye yer verme noktasından, bazılarını perdeleme, bazılarını da platformdan çıkartma gereği duyduklarını görüyoruz. Dünyada her türlü paylaşımın yayınlandığı ütopik bir platform mümkün değilmiş, bunu gördük.

"SOSYAL MEDYA PLATFORMUNUN TARAF OLDUĞU BİR DÖNEM VAR ARTIK"
Polat, sosyal medya platformlarının anaakım medyaya benzer şekilde anaakım yeni medyayı oluşturma yolunda ilerlediklerine dikkat çekti:
Ben ne Trump'ı ne de Twitter'ı tutuyorum, yeni medya bölümü öğretim üyesi olarak yorumluyorum. Twitter, bu editöryal kurallar çerçevesinde seçimin tarafı olan bir kişilik ile polemiğe girmeye başladı. Benim kendi tasarrufum da, 'Seçim günü gelen hiçbir oy sayılmamalı' paylaşımı doğru olmayabilir, ama bunun kararını hala 'Bazı oyların sayıma ihtiyacı olabilir' uyarısı haklı bile olsa Twitter bir polemik unsuru. Twitter'ın burada bir taraf olmaması gerekiyor. Sosyal medya platformalarının artık taraf olduğu, taraf olabildiği bir dönem var, bu da önümüzdeki dönemde tartışılmalı.
"SOSYAL MEDYA PLATFORMLARININ NASIL YAYIN YAPMASI GEREKTİĞİNİN ANAHTARI BURADA BENCE"
Polat, Facebook'un Trump'ı destekleyen "Stop the Steal" sayfasını yayınlanan birkaç makalede üyelere yanlış bilgi verdiği iddiası ile kapatmasını da değerlendiren Polat, "Facebook, Twitter'dan farklı kurallar uyguluyor, yapısı da daha farklı zaten. Siyasi gruplar var, siyasi grupları platform politikaları doğrultusnda kapatıyor mesela. Burada gerekçeye bakmak lazım. Seçim döneminde Facebook, hem Biden hem Trump'ın paylaşımlarının altına, 'Bu paylaşımlar seçim döneminde tartışmalar üzerinden değerlendirilmekte ya da şunlar aşunlara dikkat edin' diye uyarı veriyor. Twitter ise doğrudan perdeliyor. Trump da bu çok daha fazla olduğu için ya da Biden'a henüz yapılmadığı için dikkat çekiyor." dedi.
Polat sözlerini şöyle sonlandırdı:
"Bunu şurada da gözardı etmemek gerekiyor. Trump'ın çok tartışmalı sözler ettiği ve gerçeğe dayanmadığı da bir vaka ama Twitter'ın çeşitli mesajlar üzerinden tartıştığı için taraf haline gelmiştir. Asıl tartışılması gereken budur. Sosyal medya platformlarının nasıl yayın yapması gerektiğinin anahtarı da burada bence."