Bataklığın içinde çırpınan Macron kendi pimini çekti! Avrupa'dan da umduğunu bulamadı
Macron'un haddi aşan Türkiye husumeti diplomatik çözüm arayışlarını baltaladığını belirten emekli diplomat Akın Özçer, kaleme aldığı analiz yazısında, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un, Avrupa Birliği dayanışması bahanesiyle ülkesini Türk-Yunan ve Kıbrıs sorunlarına taraf ilan ettiğini belirtti. Macron'un Korsika Adası'nda düzenlenen Med7 liderler zirvesinde umduğunu bulamadığını belirten Özçer, 'Toplantıda kimin nasıl konuştuğuyla ilgili olarak medyaya sızan detaylı bilgiler olmasa da bazı liderlerin Macron'la hemfikir olmadığına ilişkin birtakım bilgiler vardı. Örneğin El Pais'te yayımlanan konuyla ilgili bir haber yorumda Temmuz sonunda Atina ve Ankara'yı ziyaret etmiş olan İspanya Dışişleri Bakanı Arancha Gonzalez Laya'nın, “sorunların yaptırımlar veya güç kullanarak değil ancak diyalogla, görüşmeler yoluyla çözülebileceği” görüşünde olduğu aktarılıyordu. İspanya, İtalya ve Almanya'nın Libya konusunda da Fransa ile paralel bir tutum benimsemediği vurgulanıyordu.' değerlendirmesinde bulundu.
Dış politikasını Orta Doğu'da yeni sömürgeci bir çizgiye oturtan ve Suriye'den Libya'ya kadar Türkiye karşıtı bir strateji izleyen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa Birliği (AB) dayanışması bahanesiyle de ülkesini Türk-Yunan ve Kıbrıs sorunlarına taraf ilan etmiş bulunuyor. Bu yetmiyor bir de AB'nin bu sorunların aktif bir tarafı olması için tüm gücüyle çaba harcıyor. Bu bağlamda konuyu AB'nin Portekiz ile Akdeniz'e kıyısı olan 6 üyesinin oluşturduğu MED-7 Grubu'nun Korsika'nın merkezi Ajaccio'da dün yapılan bilgilendirme toplantısının gündemine getirdi. Elysée'den yapılan açıklamaya göre, toplantı bu ülkelerin yöneticilerine AB'nin 24-25 Eylül'deki Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi öncesinde (Türkiye'nin politikalarından) "kaygıları" ve "farklı öncelikleri" hakkında gayriresmi fikir alışverişinde bulunma fırsatı verecekti.

"TÜRKİYE AKDENİZ'DE AB'NİN PARTNERİ DEĞİL"
Macron toplantı öncesinde gazetecilere yaptığı açıklamada "Avrupa'nın artık bir partneri olmayan Türkiye'ye karşı daha birleşik ve net bir tutum alması gerektiğini" vurguladı. AB sadece "Doğu Akdeniz'de değil Libya'da da mevcut gerilimden ötürü ortak bir tutum benimsemeliydi. Çünkü Türkiye Libya kıyılarında NATO çerçevesinde görev yapan Fransız firkateynine karşı "kabul edilemez bir uygulama yapmıştı". Görünen o ki bu konuda NATO'dan beklediği karşılığı alamayan Macron, Libya'daki ortağı isyancı General Halife Hafter'e desteğinin engellenmesini gururuna yedirememiş. Tepkisi bu olayla da sınırlı değildi aslında. Türkiye ayrıca Libya'daki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile "Yunanistan'ın meşru haklarını yok sayan kabul edilemez anlaşmalar imzalamıştı." Tam da Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis'in dün Le Monde'un "Tribune" köşesinde Fransız kamuoyuna açıkladığı gibi.

Macron için ayrıca "Türkiye'nin bugün Kıbrıs'ın münhasır ekonomik bölgesinde (MEB) sondaj yapması da kabul edilemezdi." Oysa Oruç Reis'in sondaj yaptığı bölge, sınırları tarafımızdan belirlenerek Birleşmiş Milletler'e (BM) bildirilmiş olan kıta sahanlığımız içinde yer alıyor. Ciddi bir üçüncü tarafın en azından tartışmalı bir deniz alanıyla ilgili olarak kendisini yargıç yerine koymaması beklenirdi. Ama Macron ölçüyü o kadar kaçırmış olmalı ki AB üyelerini "niyetine açıklık kazandırması gerektiğini" belirttiği "Cumhurbaşkanı Erdoğan'a karşı devletlerin egemenliği, uluslararası hukuka saygı gibi konularda kırmızı çizgiler çizmeye" davet etti. Her ne kadar "büyük Türk halkı" ile (onun seçtiği) Erdoğan ve hükümeti ayrımını yapıyorsa da ulusal çıkarlarını böylesine ayaklar altına aldığı bir ülkede muhalefetin kendisini alkışlayabileceğini düşünmesi insan zekasıyla alay etmek değilse safdillik olsa gerek.









