Alihan Kuriş’in firari kardeşi yakalandı! Sözde dini hizmet özde altın baronluğu: Kirli kasadan 200 kiloluk servet fışkırdı

Alihan Kuriş’in firari kardeşi yakalandı! Sözde dini hizmet özde altın baronluğu: Kirli kasadan 200 kiloluk servet fışkırdı

Türkiye’nin gündemini sarsan Kuriş yapılanmasına yönelik operasyonlarda ele geçirilen 200 kilogram altın, şifreli kapılar ve film sahnelerini aratmayan firar girişimleri, illegal yapıların gerçek yüzünü bir kez daha ortaya çıkardı. AK Parti Milletvekili Prof. Dr. Abdurrahman Babacan ve Emekli İstihbarat Albay Coşkun Başbuğ, Kuytul ve Kuriş gibi yapıların dini duyguları istismar ederek kurdukları suç imparatorluklarını ve eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in tahsisli aracının bir firariyi kaçırmak için kullanılmasındaki skandal ayrıntıları A Haber’de deşifre etti.

Kuytul yapılanmasına yönelik soruşturmanın ardından firari durumdaki Hilmi Tuna Kuriş'in İstanbul'dan Muğla'ya uzanan kaçış girişimi ve yakalanma süreci ve bulunan 200 kilo altına ilişkin dikkat çeken ayrıntılar A Haber'de gündeme geldi.

"BU İŞLER SİYASİ İŞLER"

Kuytul yapılanmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan AK Parti Milletvekili ve Siyaset Bilimci Prof. Dr. Abdurrahman Babacan, meselenin din, tarikat veya cemaatlerle ilgili olmadığını belirterek, "Milletimizin bilmesi gereken bence en temel başlık şu: Bu işler siyasi işler. Dinle, dini yapılarla, tarikatlarla, cemaatlerle herhangi bir ilgisi yok. Özellikle devlet doğrusu uzun zamandan beri, dinle, diyanetle, cemaatle, tarikatla hiç ilgisi olmayan birtakım kara para aklama holdinglerine operasyonlar yapıyordu. Can Holding var. Ya da yasa dışı bahis üzerinden yine aynı şeyi yapanlara yahut kaçakçılık üzerinden illegal bir örgütlenme, illegal modelleme üzerinden bir finansman yapısı yapılanması geliştirenlere operasyonlar yapılıyordu" ifadelerini kullandı.

Babacan, FETÖ örneği üzerinden yaptığı değerlendirmede ise, "FETÖ de bir dini mesele değildi, FETÖ bir siyasi işti. O siyasi hedeflenme, yıllar içerisinde yargı içerisinde, emniyet içerisinde, istihbarat içerisinde, devletin farklı birimleri içerisinde örgütlenerek silahlı bir boyuta da evrilerek terör örgütü meselesine ve işin ekonomi tarafıyla illegal şirketleşmeye dönüştü" sözleriyle aktardı.

(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

"ORTAK ÖZELLİKLERİ ŞİRKETLEŞMELERİ"

Bu yapıların ortak noktalarından birinin şirketleşme olduğunu belirten Babacan, "Kendisini dini ve seküler bir kisve altında ortaya koyan, fark etmiyor. Birisi bir dernek kuruyor, önce hizmet, hayır, hasenat, yardım, yurt, eğitim gibi bir mesele üzerinden kendisini kitleselleştirecek bir stratejiye yaslanıyor. Çünkü kitleselleşme bunlar üzerinden mümkün olur diye bir kanaat geliştiriyor" dedi.

Yapıların büyümesinin ardından farklı bir aşamaya geçildiğini belirten Babacan, "Bunlar yavaş yavaş bir şekilde palazlanınca, ister seküler olsun ister dini olsun, bu örgütler temelde teorik literatürde, politik psikoloji literatüründe 'kült örgüt' olarak geçerler. Bunların hepsi kült örgüttür. FETÖ bir kült örgüttür, DEAŞ bir kült örgüttür, PKK bir kült örgüttür. Bu kült örgütlerin ortak nitelikleri ve karakteristikleri var" ifadelerini kullandı.

"HASSASİYETLER ÜZERİNDEN KALKAN GELİŞTİRİYORLAR"

Babacan, örgütlenmelerin farklı toplumsal hassasiyetler üzerinden kitle oluşturabildiğini belirterek, "Bu hassasiyetler bazen bir Marksist hassasiyet olabilir. Marksist örgütler de böyle oldu. 70'li, 80'li, 90'lı ve 2000'li yılların başında işçi sınıfı, sosyalist devrim hareketi, neo-Marksist çizgide bir kadın hareketi veya yeşil hareket gibi örnekler vardı. Burada da dini çizgide insanların hassasiyet noktalarından vuruyor" dedi.

Babacan, Alparslan Kuytul, Kuriş ve Gülen gibi isimleri örnek göstererek, "Bir kişi bu hassasiyetler üzerinden yükselen bir dalgayı kendi çıkar ilişkilerine bir modellemeye sunuyor ve bir kalkan geliştiriyor. O çıkar ilişkileri de muhakkak kara parayla, kara para aklamayla, şirketler, kaçakçılık, hayali ihracat gibi finansman ayağını, illegal bir modelleme üzerinden finansman ayağını ortaya koyan bir şeye dönüşüyor" sözleriyle aktardı.

(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

"28 ŞUBAT'TA DA İLLEGAL FİNANSMAN VARDI"

28 Şubat dönemine ilişkin çalışmalarını da anlatan Babacan, "28 Şubat'ın kitabını hazırlarken işin ekonomi tarafında, ekonomi politik finansman tarafında bir boyut dikkatimi çekti. O zamanlar, hatta daha sonra ANASOL-D hükümetine de bu çok raporlandırıldı fakat o hükümetler de bunları önemsemediler. İşin illegal finansman tarafında hayali ihracat, kaçakçılık ve kara para meselesi vardı" ifadelerini kullandı.

Türkiye'deki çeteleşme ve mafyalaşma süreçlerine de değinen Babacan, "15 Temmuz'dan sonra bu gedikler ve bu boşluklar tamamen neredeyse kapatıldı. Zaten kapatılmasının tezahürüdür bugün bu yaşananlar. Tabiri caizse bir temizlik yaşanıyor" dedi.

Babacan, söz konusu sürecin dini yapılara yönelik olmadığını savunarak, "Devletin herhangi bir dini yapıya, herhangi bir tarikata, herhangi bir cemaate yönelik bir şey değil bu. O yapılara bir şekilde çöreklenen bir lider grubun veya lider kişinin kendi kişisel çıkar örgütünü ve suç örgütünü illegal bir yapılanma üzerinden modelleyerek bir suç teşekkülü oluşturmasına yönelik bir hukuki süreçtir" ifadelerini kullandı.

"BAŞTAN BAŞA KÜRESEL BİR OPERASYON"

Babacan, farklı yapılanmalara yönelik hukuki süreçlerin benzer şekilde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, "Nasıl ki bir dernek üzerinden Haluk Levent'e, Ahbap Derneği'ne yapılan belli bir şey hukuki süreç ise Kuytul'a da, Kuriş'e de, başka unsurlara da yapılan süreç budur. Geçen sene özellikle Can Holding'den başlayarak şirketleşmelere, illegal finansman modellemelerine yönelik bunların hepsi aslında devletin yaptığı bir temizlik operasyonu" dedi.

Alparslan Kuytul'un açıklamalarına da değinen Babacan, "Herhangi bir videosuna denk gelen herhangi bir insan, herhangi bir zaman, rastgele seçin, burada dini mesele yok. Baştan başa küresel bir operasyon ve küresel operasyonun aparatı, siyasal bir hedeflenme var" sözlerini kullandı.

Babacan, söz konusu yapılanmanın finansman boyutuna ilişkin ise "Bu hedeflenmeyi de altını dolduracak o örgütlenme öyle olacak çünkü, illegal finansman. Bu illegal finansman bugün ortaya çıkmaya başlıyor. 200 kilo külçe altınlarla ortaya çıkmaya çalışıyor. Ve işin istihbarat tarafı... FETÖ'nün de diğer bu tarz örgütlerin de ortak özelliği bir dış istihbarat ve dış devlet bağlantısı" ifadelerini kullandı.

(Fotoğraf: ahaber.com.tr / arşiv)(Fotoğraf: ahaber.com.tr / arşiv)

"TAM FİLMLERE KONU OPERASYON"

Firari Hilmi Tuna Kuriş'in kaçış sürecine ilişkin konuşan Emekli İstihbarat Albay Coşkun Başbuğ ise operasyonu "tam bir filmlere konu" olarak nitelendirdi. Başbuğ, "Hilmi Tuna Kuriş, kasa kasa altınların, paraların bulunduğu kişi, bütün bu işleri yapsa dahi kurtulacağını zannetti ama kurtulamadı. Alparslan Kuytul'da olduğu gibi" dedi.

Başbuğ, devletin takip mekanizmasına dikkat çekerek, "Devlet merak etmeyin, uyumaz. Devlet adım adım ensene yapışmış şekilde seni takip eder, edildiğini anlamazsın. Ona bakarsan Hilmi'ye her türlü çevirdiği filmde başarılı ve her işi de kılıfına uyduran bir kişi kisvesinde. Halbuki sürekli ensesinde biri var, o görünmeyen biri" ifadelerini kullandı.

KAÇIŞIN KRONOLOJİSİNİ ANLATTI

Başbuğ, kaçış sürecinin 13 Ağustos 2026'daki operasyonla başladığını belirterek, "13 Ağustos 2026'daki operasyonla Hilmi Tuna Kuriş firar duruma düştü. Alihan Kuriş'e yapılan operasyon sonucu gene arananlar içindeydi ve ele geçmedi" dedi.

Kuriş'in teslim olmak yerine kaçmayı tercih ettiğini öne süren Başbuğ, "Gidip emniyete teslim olması lazım normalde. 'Ben burada safi dini hizmetler veren, arkasında hiçbir şey olmayan, kendine de güvenen biriyim. Beni arıyormuşsunuz, geldim' demesi lazım. Demedi. Kaçmayı yeğledi. Niye? O kadar iyi biliyor ki ne yaptığını" ifadelerini kullandı.

(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

"BİR KİŞİDEN 200 KİLO ALTIN"

Kuriş'in evinden çıktığı belirtilen 200 kilogram altına ilişkin değerlendirmede bulunan Başbuğ, "Yaklaşık 1,5 milyara denk geliyor deniyor. (1 milyar 429 milyon 200 bin TL) Ve bak, bir kişiden 200 kilo. Yani üçümüzün ağırlığı kadar altın bir kişinin kasasında çıkıyor. Daha da bu bilinen ha" sözleriyle aktardı.

GSM HATTI TAKİBE ALINDI

Başbuğ, firar sonrasında Kuriş'in Erhan Yılmaz ile birlikte hareket ettiğinin tespit edildiğini öne sürerek, "Firardan acaba sonra Erhan Yılmaz'la birlikte hareket ettiği tespit edildi. Erhan Yılmaz adına kayıtlı internet aboneliği ve GSM hattı takibe alındı. Şimdi kendi hattını kullanmıyor" dedi.

Kuriş'in Erhan Yılmaz'a ait haberleşme ağlarını kullandığını belirten Başbuğ, "Erhan Yılmaz isimli bir kişiyle bağlantıya geçiyor. Bu kişinin kullanmış olduğu haberleşme ağlarını kullanıyor ve zaten niyet burada belli: kaçmak" ifadelerini kullandı.

Başbuğ, hattın 15 Ağustos gecesi Kadıköy'de kapandığını belirterek, "Hilmi Tuna Kuriş kaçmayı kafasına koyduğu için hattı kapatıyor. Bir teknik takip yapılamıyor" dedi. Ardından dikkat çeken bir soru yönelten Başbuğ, "Hilmi Tuna'a ben sorarım, bu kadar istihbari bilgiyi nereden aldın, kim eğitti seni?" ifadelerini kullandı.

(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

"16 AĞUSTOS'TA HAT YENİDEN AKTİF OLDU"

Kuriş'in 16 Ağustos'ta hattı yeniden aktif ettiğini belirten Başbuğ, "Bütün bunları planlamak da bir marifet ister, bir bilgi ister. Onun da bu zatta olduğunu görüyoruz. 16 Ağustos'ta, yani bir gün sonra herhalde bir ihtiyaç hasıl oldu, tekrar hattı aktif ediyor. Ensesinde Türk devletinin olacağını tahmin etmedi." dedi.

Başbuğ, güzergâhın Bozburun'a kadar uzandığını belirterek, "Marmaris Bozburun benim iyi bildiğim bir coğrafya. Adalara en yakın olan yerlerden biridir. Orada zaten Bozburun'a geldiği an tekneye binip açıldığı takdirde 'kurtulduk' diyecek idi" ifadelerini kullandı.

MUĞLA'DA TAKİP SIKIŞTI

Başbuğ, istihbarat birimlerinin hattın kapanmasını ve yeniden açılmasını takip ettiğini belirterek, "Hat kapandı. İstihbarat birimleri takipte. Hattın kapandığını görüyor ve biliyorlar. 24 saat müteyakkız. Hat açıldı, nerede? Muğla'da. Muğla KOM Şube hemen devreye giriyor ve güzergâh ortaya çıkıyor. Diyorlar ki İstanbul'dan Muğla'ya gidiyor bunlar" dedi.

Takibin araç bilgisine kadar ulaştığını belirten Başbuğ, "Takip edilen hat, PTS ve GSM verileriyle 34 SL 313 plakalı çakar araca ulaştırıldı" ifadelerini kullandı.

(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

TAHSİSLİ ARAÇ PLAKASI

Başbuğ'un aktarımının devamında, takip edilen hattın ulaştığı aracın eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin adına tahsisli olduğunun belirtildiği bölüm gündeme geldi.

Başbuğ, "Zaten iş burada kendini gösteriyor. Kuriş zamanında da ilk defa operasyon yapıldığında bu iş salkım saçak aşağı doğru büyüyecek diye, işte size ispatı. İdris Naim Şahin kim? Maalesef bu ülkede İçişleri Bakanlığı yapmış, ülkenin bütün emniyet birimlerini, istihbari bilgilerini emanet ettiğimiz bir siyasi kimlik. Bir devlet görevlisi" ifadelerini kullandı.

"İYİ PARTİ'DE HALEN SİYASET YAPIYOR"

İdris Naim Şahin'e ilişkin iddialarını sürdüren Başbuğ, "O dönemde de gene çok böyle şaibeli ilişkilerle adı anılan, Fetullah Gülen terör örgütüyle ve o iş başındaki o gizli papazla bağlılığı herkes tarafından bilinen bir kişi. Ne hikmetse bu kişi, bu kadar olay yaşanmış, ona rağmen aranan birine, bunu sıradan bir devlet memuru yapmıyor, bakanlık yapmış biri yapıyor. Ve bu kişi İYİ Parti'de halen siyaset yapan bir kişi" dedi.

Başbuğ, tahsisli plakanın kullanımına ilişkin ise, "2030 yılına kadar devlet, 'Bana bakanlık yapmış, risk altında' diye korumalı, tahsisli bir plaka veriyor. Kime? Bakana, eski bakana. Bakan ne yapıyor? Bu plakayı alıyor, firari bir kişiye, bir örgüt mensubuna..." ifadelerini kullandı.

Başbuğ, sözlerini Kuriş'in yapılanmasına ilişkin değerlendirmeyle tamamlayarak, "Kuriş'in altından daha çok sular çıkacak. O nedenle ben 'En az 15 Temmuz kadar önemli' dedim. Böylesi bir yapıya plakayı eline veriyor, 'Hadi seni kaçırsınlar' diyor" sözleriyle aktardı.

A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin