Çocukların yüzde 91,3'ü internette: Zararlı içeriklere karşı denetim nasıl kurulacak? Televizyondan algoritmalara koruma arayışı
Türkiye'de 6-15 yaş grubundaki çocukların yüzde 91,3'ü internet kullanıyor. Telefon, tablet, sosyal medya ve dijital oyunların çocukların hayatındaki ağırlığı artarken tartışmanın odağında algoritmalar, yaş doğrulama sistemleri ve platform sorumluluğu bulunuyor.
Çocukları zararlı içeriklerden korumak için yıllardır televizyon yayınları denetleniyor, kurallara aykırı yayınlara yaptırımlar uygulanıyor. Ancak çocukların medya tüketim alışkanlıklarının hızla değişmesi, yeni bir soruyu gündeme taşıyor: Çocuklar artık hangi ekranda?
Televizyon hala önemli bir kitle iletişim aracı. Ancak çocukların günlük hayatında telefon, tablet, sosyal medya, video platformları ve dijital oyunların ağırlığı giderek artıyor. Bu nedenle çocukları korumaya yönelik denetim mekanizmalarının yalnızca geleneksel yayıncılık üzerinden tartışılması yeterli görülmüyor.
ÇOCUKLARIN YÜZDE 91,3'Ü İNTERNET KULLANIYOR
TÜİK verilerine göre Türkiye'de 6-15 yaş grubundaki çocukların yüzde 91,3'ü internet kullanıyor. Sosyal medya kullanan çocukların oranı yüzde 66,1'e, 11-15 yaş grubunda ise yüzde 79'a ulaşıyor.
Bu tablo, çocukların karşı karşıya olduğu medya risklerinin önemli bir bölümünün artık televizyon ekranının dışında bulunduğunu gösteriyor.
Dijital medya ve iletişim uzmanı Ümit Sanlav, geleneksel medyada ailelerin çocuklarının hangi kanalı izlediğini takip edebildiğini ancak kişisel ekranların bunu zorlaştırdığını belirtiyor. Sanlav'a göre çocuk, telefonunda tek bir hareketle farklı içeriklere geçebiliyor ve ebeveynler çoğu zaman ne izlediğini göremiyor.

İÇERİĞİ SADECE ÇOCUK SEÇMİYOR, ALGORİTMA DA SEÇİYOR
Dijital dünyanın geleneksel yayıncılıktan ayrıldığı en önemli noktalardan biri, öneri algoritmalarıdır.
Televizyonda yayıncı, kanal, yayın saati ve içerikten hukuken sorumlu taraf büyük ölçüde belli. Sosyal medya ve kullanıcı içerikli dijital platformlarda ise milyonlarca kişi aynı anda içerik üretebiliyor. Üstelik çocuğun karşısına çıkan içerik yalnızca kendi tercihleriyle belirlenmiyor.
Platformların öneri sistemleri, kullanıcının geçmiş davranışlarını analiz ederek yeni içerikler sunuyor. Bu sistemlerin temel ticari hedeflerinden biri, kullanıcının platformda daha uzun süre kalmasını sağlamak.
Prof. Dr. Levent Eraslan, çocuklara içerik öneren algoritmaların da çocukların korunması açısından hukuki tartışmanın parçası olması gerektiğini belirterek devletin dijital platformlarda etkili bir kontrol mekanizması oluşturması gerektiğini söylüyor.
Eraslan'a göre ebeveynlerin de algoritmaların nasıl çalıştığı konusunda bilgi sahibi olması ve çocukların uzun süre kontrolsüz biçimde içeriklere maruz kalmasını önlemesi gerekiyor.
SİBER ZORBALIKTAN DEZENFORMASYONA
Dijital ortamda çocukların karşısına çıkabilecek riskler yalnızca uygunsuz içeriklerle sınırlı değil.
Siber zorbalık, şiddet içerikleri, dezenformasyon, gerçeklik algısını bozabilecek paylaşımlar, tüketim ve lüks yaşam baskısı ile uzun ekran süreleri, uzmanların dikkat çektiği başlıca sorunlar arasında bulunuyor.
Ümit Sanlav, dijital mecralarda içeriklerin son derece hızlı yayılmasının doğru ile yanlışın ayırt edilmesini güçleştirdiğini, yararlı içerikler kadar zararlı içeriklerin de aynı hızla geniş kitlelere ulaşabildiğini vurguluyor.
Gazeteci Zafer Şahin ise birçok ülkenin çocukların dijital ortamda karşılaştığı risklere karşı yeni tedbirler üzerinde çalıştığına dikkat çekiyor.

TELEVİZYONDA DENETİM VAR, DİJİTALDE YAPI DAHA KARMAŞIK
Türkiye'de radyo ve televizyon yayıncılığının denetiminden RTÜK sorumlu. Hukuka aykırı veya çocukların gelişimini olumsuz etkileyebilecek yayınlar nedeniyle televizyon kuruluşları çeşitli yaptırımlarla karşılaşabiliyor.
Dijital dünyada ise aynı denetim modelini uygulamak çok daha güç.
YouTube, TikTok ve Instagram gibi platformlarda içerik üreticileri, kullanıcılar, reklamverenler ve algoritmik öneri sistemleri aynı ekosistemin içinde bulunuyor. Platformların küresel ölçekte faaliyet göstermesi de hukuki sorumluluk ve denetim tartışmasını daha karmaşık hale getiriyor.
Bu nedenle tartışmanın merkezindeki soru artık yalnızca "Hangi içerik yayınlandı?" değil, "Bu içerik çocuğun karşısına neden ve hangi algoritmayla çıkarıldı?" sorusudur.
YAŞ DOĞRULAMA VE KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ REKLAM TARTIŞMASI
Prof. Dr. Levent Eraslan, çocukların dijital ortamda korunabilmesi için özellikle öneri algoritmalarının sınırlandırılması, kişiselleştirilmiş reklamların çocuklar açısından ele alınması ve daha sıkı yaş doğrulama sistemlerinin oluşturulması gerektiğini savunuyor.
Eraslan, RTÜK'ten BTK'ye kadar ilgili kamu kurumlarının çocukların dijital dünyada korunmasına yönelik daha kapsamlı kararlar alması gerektiğini belirtiyor.
Sanlav da dijital platformların Türkiye'deki temsilciliklerinin etkin biçimde kullanılması ve platformların yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin kamu otoritelerince takip edilmesi gerektiğini ifade ediyor.

TARTIŞMANIN BİR DE EKONOMİK BOYUTU VAR
Dijitalleşme yalnızca içerik tüketimini değil, reklam piyasasını da dönüştürüyor. Reklam bütçelerinin giderek daha büyük bir bölümünün dijital mecralara yönelmesi, geleneksel medya kuruluşları açısından yeni bir rekabet ortamı yaratıyor.
Zafer Şahin, televizyon kuruluşlarının hem ekonomik baskılarla hem de yayıncılık yaptırımlarıyla karşı karşıya bulunduğunu, buna karşılık küresel dijital platformların reklam pazarındaki paylarını büyüttüğünü belirterek denetim ve ekonomik yükümlülükler açısından daha dengeli bir yapı kurulması gerektiğini savunuyor.
Bu noktada dijital platformların Türkiye'den elde ettiği gelir, vergilendirme yükümlülükleri ve yerli medya kuruluşlarıyla rekabet koşulları da tartışmanın diğer başlıklarını oluşturuyor.
2026'NIN DENETİMİ 1990'LARIN EKRANINA GÖRE KURULAMAZ
Ortaya çıkan tablo açık: Çocukları korumak için televizyon yayınlarının denetlenmesi önemini koruyor ancak tek başına yeterli değil.
Çünkü çocuk artık yalnızca televizyon karşısında değil; telefon ekranında, tablette, YouTube'da, TikTok'ta, Instagram'da ve dijital oyunlarda. Üstelik çoğu zaman karşısına çıkacak içeriği yalnızca kendisi seçmiyor; algoritmalar da bu seçimin bir parçası.
Bu nedenle çocukların korunmasına yönelik yeni yaklaşımın aile, eğitim, dijital okuryazarlık, platform sorumluluğu, algoritmik şeffaflık, yaş doğrulama ve kamu denetimini birlikte ele alması gerekiyor.
Asıl soru artık televizyonun denetlenip denetlenmemesi değil: Çocuğun bulunduğu bütün ekranlarda etkili ve uygulanabilir bir koruma mekanizmasının nasıl kurulacağı.
Çünkü 2026'nın medya düzenini 1990'ların ve 2000'lerin televizyon alışkanlıklarına göre kurmak mümkün değil.


