Mekke ittifakıyla bölgesel güvenlikte yeni dönem başlıyor! A Haber’de çarpıcı analiz: Asıl güç diplomatik caydırıcılık!

Mekke ittifakıyla bölgesel güvenlikte yeni dönem başlıyor! A Haber’de çarpıcı analiz: Asıl güç diplomatik caydırıcılık!

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında hayata geçirilen Mekke Ortak Savunma Anlaşması, küresel strateji merkezlerinde geniş yankı uyandırdı. Sadece askeri bir ittifak olmanın ötesinde, uluslararası hukuk zemininde devasa bir "diplomatik caydırıcılık" hamlesi olarak nitelendirilen anlaşma, bölgenin güvenlik mimarisini yeniden inşa ediyor. A Haber'e konuşan Hukukçu Av. Dr. Filiz Değer, Türkiye'nin S-400 sürecinden ortak savunma girişimlerine uzanan güvenlik vizyonunu değerlendirerek, "terörsüz bölge" hedefi doğrultusunda hem sahada hem de diplomaside üstlendiği role ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın yalnızca askeri bir iş birliği değil, bölgesel güvenlik ve diplomatik caydırıcılığı güçlendirmeyi hedefleyen stratejik bir adım olduğu değerlendirildi. A Haber'de konuşan Hukukçu Av. Dr. Filiz Değer, anlaşmanın detayları ve Türkiye vizyonuna ilişkin analizlerini paylaştı.

ASKERİ GÜÇTEN ÖTE DİPLOMATİK CAYDIRICILIK

Anlaşmanın mahiyeti ve kamuoyundaki yansımaları değerlendirilirken, bu ittifakın sadece habercilerin katkısıyla oluşan "askeri güç ittifakı" algısının ötesinde bir derinliğe sahip olduğu vurgulandı. Sadece sahadaki savaş senaryoları üzerinden bir yorum yapmanın eksik kalacağı belirtilerek, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun "kendi uçağımızı yapmalıyız çünkü müttefiklerimizden bile temin edemeyebiliriz" şeklindeki itirafının, Körfez ve İslam ülkelerinin diplomasisindeki öncelikleri haklı çıkardığı ifade edildi. Savunma sanayiinin bu işin yalnızca bir cephesi olduğu, mevcut süreçte diplomatik caydırıcılığın çok daha hayati bir önem kazandığına dikkat çekildi.

(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

KOLEKTİF SAVUNMA VE BM ŞARTI'NIN 51. MADDESİ

Hukukçu Av. Dr. Filiz Değer, "Sert güç kullanımı veya kolektif bir müdahaleden ziyade; bu örgütte kolektif savunma ve caydırıcılık ön planda tutuluyor. Tabii ki bölgesel bir güvenlik mimarisi şekilleniyor. Bu anlaşma yapılırken aslında klasik bir savunma iş birliği anlaşması değil. Belki de NATO'nun 5. maddesinde olduğu gibi bir ülkeye saldırı olduğunda diğer devletin de buna destek verecek olması ihtimalleri bu soruları gündeme getirdi" değerlendirmesinde bulundu.

(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

"ULUSLARARASI HUKUKA UYGUN ZEMİN"

Anlaşmanın hukuki dayanaklarını detaylandıran Değer, "Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi zaten kolektif meşru müdafaadan bahsediyor. Evet, bütün devletler olarak kuvvet kullanma yasağına tabiyiz ama haksız bir saldırı karşısında tabii ki kendimizi koruyacağız. Kendimizi tek başımıza korumak zorunda da değiliz; ikili, üçlü veya çoklu anlaşmalarla kolektif savunma anlaşmaları imzalama hakkına sahibiz. Dolayısıyla Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın uluslararası hukuka uygun bir zemini var. Türkiye'nin her adımı bir şeye dayanıyor, o da Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesidir, dolayısıyla bu sorgulanamaz" sözleriyle hukuki çerçeveyi çizdi.

(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

TÜRKİYE'NİN STRATEJİK DÖNÜŞÜMÜ: S-400'DEN ORTAK SAVUNMAYA

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki iş birliğinin hedef gözetmeyen yapısına değinen Av. Dr. Filiz Değer, "Bu anlaşmada amaç belirlenirken bölgesel güvenlik krizi ve savaşlardan dolayı ekstra bir hassasiyet gösteriliyor. Amacımız kolektif bir savunma birliği kurmak ve iş birliği geliştirmek ama bir çevreleme girişiminde bulunmuyoruz, herhangi bir ülkeyi hedef almıyoruz. Bu vurgu, otomatik olarak soru işaretlerini ortadan kaldırıyor" ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin dış politikasının iç politikayla olan paralelliğine dikkat çeken Değer, "Dış politikada 'terörsüz bölge' derken, iç politikada da 'terörsüz Türkiye' diyoruz. Bu milli birliğimizin kuvvetlenmesi içindir. Küresel konjonktürün Türkiye lehine olduğu bir dönemde, diplomatik barış yollarını en aktif kullanan ülke olarak S-400 krizinden bugün ortak savunma anlaşması yapacak bir konuma gelmiş bir Türkiye'den bahsediyoruz. F-35 programından çıkartılan bir ülkeden, ortak savunmayı konuşan bir noktaya gelmemiz Türkiye'nin nereden nereye geldiğini gösteriyor" dedi.

(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

"ARTIK HİBRİT TEHDİTLER SÖZ KONUSU"

NATO'nun 2030 konseptindeki değişimlere ve modern tehdit algısına vurgu yapan Hukukçu Değer, "NATO artık tehdit algısını 360 derece değiştirdi. Sadece devletler ve ordular değil, insanlar da tehdit altında ve artık hibrit tehditler söz konusu. Hibrit tehdidin en önemlisi terördür. Terörün olduğu yerde güvenlikten bahsedemeyiz. Ben 'uluslararası hukuk yoktur' söylemini doğru bulmuyorum ama uluslararası hukuk kötüye kullanılmaktadır" şeklinde konuştu.

Savaşın değişen yüzünü ve hukukun araçsallaştırılmasını eleştiren Değer, "Uluslararası toplumun tepkisini çekmemek için paralı askerler kullanmak, vekil güçlerle savaşmak, iç işlerine karışıp siyasi propaganda ile rejimi çökertmeye çalışmak gibi yöntemler kullanılıyor. Bütün bunlar gerçekleşirken bir devlete açıkça 'hukuka aykırı davranıyorsun' diyemiyorsunuz ancak siz karşılık verdiğinizde suçlu duruma düşebiliyorsunuz. İşte bu ortamda sağlanan bu savunma birlikteliği büyük bir önem taşıyor" sözleriyle açıklamalarını tamamladı.

A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin