Tarihin sessiz ama ölümcül silahı: Dünyayı sarsan ablukalar ve küresel kaosun perde arkası!

Giriş Tarihi: Son Güncelleme:
ahaber.com.tr Haber Merkezi
Tarihin sessiz ama ölümcül silahı: Dünyayı sarsan ablukalar ve küresel kaosun perde arkası!

Dünya tarihi boyunca devletler sadece barut ve mermiyle değil, kapıları kilitleyerek, yolları keserek ve nefes borularını tıkayarak da savaştı. Berlin'in soğuk sokaklarından Küba’nın nükleer ateş hattına, Orta Doğu’nun petrol koridorlarından Gazze’nin hüzünlü sınırlarına kadar uygulanan stratejik ablukalar, insanlığın kaderini defalarca kez yeniden yazdı. Kimi zaman bir nükleer kıyametin eşiğine gelindi, kimi zaman ise bir varil petrolün fiyatı dev ekonomileri diz çöktürdü. İşte tarihin en büyük kuşatmaları, kapalı kapılar ardındaki kirli pazarlıklar ve küresel güçlerin restleşmelerine dair tüm dehşet verici detaylar A Haber'de...

Tarihin tozlu sayfaları incelendiğinde, ablukaların askeri ve ekonomik birer boğma hamlesi olduğu açıkça görülüyor.

Bir ülkenin dış dünyayla olan tüm bağının kesilmesi olarak tanımlanan bu süreçte, Dış Politika ve Güvenlik Uzmanı Dr. Hayati Ünlü "Aslında ablukanın kendisinden ziyade, abluka tehdidi tarih boyunca daha büyük başarılar sağlamıştır. Uygulamaya geçen ablukalar ise genellikle başarısızlıkla sonuçlanmıştır." ifadelerini kullanarak bu stratejinin riskli doğasına dikkat çekti.

Ablukayı basit bir kilide benzeten uzmanlar, bu kilidin anahtarının her zaman askeri güçlerin elinde tutulduğunu vurguluyor.

Fotoğraf-A HABERFotoğraf-A HABER

SOĞUK SAVAŞIN İLK BÜYÜK SINAVI: BERLİN ABLUKASI VE NATO'NUN DOĞUŞU

1948 yılına gelindiğinde, dünya iki dev gücün, ABD ve Sovyetler Birliği'nin rekabetiyle sarsılıyordu. Berlin, bu küresel güç savaşının tam merkezinde, dörde bölünmüş bir haldeydi. Batılı devletlerin Almanya için yeni bir para birimi hamlesi yapması, Stalin'i adeta çileden çıkardı.

Uluslararası Terör ve Güvenlik Uzmanı Bülent Atasever "Batılı devletlerin yeni para birimini devreye sokması Stalin ve Sovyetler Birliği'ni fazlasıyla kızdırdı. Çünkü bu, Almanya'yı ekonomik olarak kontrol altına alma çabasıydı." sözleriyle krizin fitilinin nasıl ateşlendiğini aktardı.

Fotoğraf-A HABERFotoğraf-A HABER

Sovyetler Birliği'nin kara sınırlarını kapatmasıyla başlayan Berlin Ablukası, dünyayı yeni bir savaşın eşiğine getirdi. Ancak Batı, bu hamleye tarihi bir hava koridoruyla karşılık verdi.

Bir yıl boyunca uçaklar durmaksızın şehre yardım taşıdı.

Bir şahit "Gökyüzüne baktığımda ağaçlarda bir sürü açılmamış küçük paraşüt gördüm. Berlin'e indiğimizde el sıkışıp getirdiğimiz unlara bakıyorlardı, çocuklar bize hediyeler veriyordu." diyerek o günlerdeki insani dramı ve dayanışmayı tarihi bir tanıklıkla dile getirdi.

Fotoğraf-A HABERFotoğraf-A HABER

Bu tarihi restleşme, sadece Berlin Duvarı'nın yükselmesine değil, aynı zamanda Sovyet tehdidine karşı kolektif savunma anlayışı olan NATO'nun da temellerinin atılmasına neden oldu.

NÜKLEER KIYAMETE 13 KALA: KÜBA FÜZE KRİZİ VE "KARANTİNA" DEHŞETİ

1962 yılı, insanlığın nükleer bir yok oluşa belki de en yaklaştığı yıl olarak kayıtlara geçti.

ABD'nin Türkiye ve İtalya'ya yerleştirdiği Jüpiter füzelerine karşılık Sovyetler Birliği, Amerikan ana karasına sadece 145 kilometre uzaklıktaki Küba'ya nükleer başlıklar yerleştirme kararı aldı.

Bir U2 casus uçağının bu füzeleri tespit etmesiyle sıcak temas kaçınılmaz hale geldi.

Fotoğraf-A HABERFotoğraf-A HABER

Uluslararası Terör ve Güvenlik Uzmanı Bülent Atasever "Kennedy, nükleer savaşa doğru gidildiğini fark ettiği an durumu normalleştirme adımları attı. ABD, bu ablukayı bir 'karantina' olarak adlandırdı ve Sovyet gemilerinin geçişine izin vermedi." şeklinde konuştu.

Dönemin ABD Başkanı Kennedy'nin, Sovyet lideri Kruşçev'e hitaben yaptığı, "Başkan Kruşçev'i dünya barışını tehdit eden bu gizli saklı pervazsızlığa son vermeye çağırıyorum. Elinde imkan varken dünyayı cehenneme dönmekten kurtarmalıyız." sözleri, o anlardaki dehşetin boyutunu gözler önüne serdi.

Bir Sovyet denizaltısına yapılan müdahalenin, bir subayın sağduyusu sayesinde nükleer bir felakete dönüşmeden engellenmesi, ablukanın ne kadar bıçak sırtı bir strateji olduğunu kanıtladı.

Fotoğraf-A HABERFotoğraf-A HABER

PETROL SİLAHIYLA GELEN KÜRESEL KAOS: YOM KİPPUR VE EKONOMİK DARBE

1973 yılına gelindiğinde, abluka bu kez mermilerle değil, siyah altın olarak bilinen petrolle uygulandı.

Mısır ve Suriye'nin İsrail'e karşı başlattığı Yom Kippur Savaşı, Arap dünyasının petrolü siyasi bir silah olarak kullanma kararıyla birleşti.

Uluslararası Terör ve Güvenlik Uzmanı Bülent Atasever "Arap ülkeleri, petrol üretimini her ay %5 oranında azaltma kararı aldı. Bir anda tüm dünyada petrol fiyatları dört katına fırladı ve küresel bir ekonomik daralma yaşandı." ifadeleriyle piyasalardaki depremi özetledi.

Fotoğraf-A HABERFotoğraf-A HABER

Bu kriz, dünyayı yenilenebilir enerji kaynaklarını düşünmeye iterken, Hürmüz Boğazı gibi stratejik noktaların önemini bir kez daha ortaya koydu.

Dış Politika ve Güvenlik Uzmanı Dr. Hayati Ünlü "OPEC krizi, bugünkü petro-dolar tartışmalarının temelini oluşturuyor. ABD'nin Suudi Arabistan ile yaptığı anlaşma, küresel dengeleri kökten değiştirdi." diyerek krizin günümüze uzanan etkilerine dikkat çekti.

İNSANLIĞIN CAN ÇEKİŞTİĞİ NOKTA: GAZZE'DEKİ SOYKIRIM KUŞATMASI

Ablukalar bazen de sivil halkı doğrudan hedef alarak büyük bir insani drama dönüşüyor. 2007 yılından bu yana İsrail tarafından uygulanan Gazze ablukası, bu durumun en acı verici örneği olarak karşımızda duruyor.

Gazze'nin adeta bir açık hava hapishanesine çevrildiğini belirten uzmanlar, bu durumun uluslararası literatüre "Gazzeleştirme" olarak girdiğini ifade ediyor.

Ancak bu ağır baskı, beklentinin aksine, ablukaya maruz kalan tarafın tüm gücünü askeri kapasiteye kaydırmasına neden oluyor.

Fotoğraf-A HABERFotoğraf-A HABER

Dış Politika ve Güvenlik Uzmanı Dr. Hayati Ünlü "Sıkışmış olan aktör, ablukayı başarısız kılmak için var gücüyle çalışıyor. Gazze ablukası, hedef ülkenin tüm kaynaklarını askeri alana yönlendirmesinin bir örneğidir." diyerek sahadaki sıcak temasın neden bitmediğini açıkladı.

GELECEĞİN ATEŞ HATTI: HÜRMÜZ BOĞAZI VE İRAN GERİLİMİ

Günümüzde ise gözler Hürmüz Boğazı'na çevrilmiş durumda. ABD, İsrail ve İran arasındaki gerilim, dünya enerji koridorunun kalbinde yeni bir abluka ihtimalini doğuruyor.

Uluslararası Terör ve Güvenlik Uzmanı Bülent Atasever "Hürmüz Boğazı'ndaki olası bir abluka, özellikle Uzak Doğu ve Avrupa ülkelerini çok ağır etkileyecektir. Enerjinin ne kadar stratejik bir kart olduğunu bugün yeniden deneyimliyoruz." ifadelerini kullandı.

Tarihteki örnekler göstermektedir ki; ablukalar sadece bir bölgeyi değil, tüm dünyayı sarsan, ekonomileri çökerten ve insanlığı nükleer felaketlerin kıyısına sürükleyen sessiz ama en ölümcül silahlardır. Ateş hattındaki bu tarihi tanıklıklar, ablukanın bir çözüm değil, genellikle daha büyük bir kaosun habercisi olduğunu kanıtlıyor.

Mobil uygulamalarımızı indirin