Çanakkale’den Türkiye Yüzyılı’na uzanan gurur: Seyit Onbaşı’nın cesareti İHA ve SİHA’larda yaşıyor

Türk milletinin kaderini yeniden tayin eden Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111. yıl dönümü yurdun dört bir yanında büyük bir coşkuyla kutlanıyor. Tarihin akışını değiştiren o muazzam zafer, A Haber ekranlarında uzmanların gözünden yorumlanıyor. ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Cüneyt Erenoğlu, Seyit Onbaşı’nın cesaretinden Nusret’in matematiksel dehasına kadar o ruhun bugün de İHA ve SİHA teknolojileriyle "Türkiye Yüzyılı" vizyonunda hayat bulduğunu vurguladı.
Türk tarihinin yeniden yazıldığı Çanakkale Deniz Zaferi'nin 111. yıl dönümü 81 ilde büyük bir coşkuyla kutlanırken, geçmişten bugüne uzanan o destansı direniş bir kez daha yad ediliyor. "Çanakkale geçilmedi, geçilmez" vurgusuyla hafızalara kazınan bu muazzam zafer A Haber ekranlarında mercek altına alınıyor.
CANLI ANLATIM
OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN STRATEJİK DEHASI
18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi'nin yıl dönümünde, tarihin akışını değiştiren o şanlı direnişin perde arkası A Haber ekranlarında aralandı. Savaş Tarihi Uzmanı Doç. Dr. Barış Borlat, Çanakkale’nin sadece bir savunma değil, aynı zamanda muazzam bir strateji harikası olduğunun altını çizdi. Boğazın serin sularına dökülen düşman zırhlılarından Çimenlik Kalesi’nin alevlerine kadar uzanan bu destansı mücadele, Osmanlı’nın B planından Mehmetçiğin sarsılmaz iradesine kadar pek çok çarpıcı detayla yeniden gün yüzüne çıktı.
SAVAŞIN EŞİĞİNDEKİ OSMANLI VE STRATEJİK HEDEF
Savaşın fitilinin nasıl ateşlendiğini anlatan Doç. Dr. Barış Borlat, "2 Ağustos 1914 tarihinde Osmanlı Devleti seferberlik ilan ettiği andan itibaren aslında bir savaşın eşiğine gelecekti. Ancak olay tamamen Ekim 1914 tarihinde Osmanlı Devleti'nin Rus limanlarını bombalaması sonrasında yaşanacaktı" ifadelerini kullandı. İtilaf devletlerinin ana hedefinin başkent İstanbul olduğunu belirten Borlat, "İngiltere ve Fransa başta olmak üzere Çanakkale Boğazı'nın geçilmesi amaçlanmıştı. İstanbul'a ulaşmak suretiyle Osmanlı Devleti'ni Dünya Savaşı'nın dışında bırakmayı hedefliyorlardı. Böylece savaşın süresi kısalacaktı" sözleriyle stratejik planı aktardı.
18 MART: BOĞAZDAKİ ÇELİK ZIRH VE ZAFERİN BEDELİ
Çanakkale Boğazı'ndaki tahkimatın aşılamaz bir kale olduğunu vurgulayan Borlat, "Osmanlı Devleti'nin dar bir su yolunda almış olduğu güvenlik önlemleri; kale, tabya, batarya, mayınlar ve savunma hatları düşünüldüğünde, burasının aşılamaz olduğu erken tarihlerde gösterilmişti" dedi. 18 Mart akşamı yaşanan büyük hezimeti ise Borlat, "İtilaf devletleri 3 gemisi batmış, 4 gemisi ağır hasar almış, 800'den fazla mürettebatını kaybederek Çanakkale'nin sadece boğazla geçilemeyeceğini kabul etmiş oldu" ifadeleriyle dile getirdi. Savaşın denizden karaya evrilmesiyle birlikte mücadelenin daha da çetinleştiğini belirten uzman, sürecin yaklaşık bir yılı bulan bir savaşlar bütünlüğüne dönüştüğünü ifade etti.
OSMANLI'NIN B PLANI VE ÇİMENLİK KALESİ'NDEKİ ALEVLER
Devletin her türlü ihtimali göz önünde bulundurduğuna dikkat çeken Barış Borlat, "Olur da Çanakkale Boğazı geçilirse ne yapacağız? Devletin aslında bir B planı vardı, o da başkentin Eskişehir'e taşınması hazırlığıydı. Devlet aslında her adımı Çanakkale için hazırlamıştı" sözlerini aktardı. Çimenlik Kalesi’nde yaşanan bombardıman ve yangın faciasına da değinen Borlat, "18 Mart günü Çimenlik Kalesi ve çevresinde bombardımandan kaynaklı büyük bir yangın süreci başladı. Şehir bir yandan savaşla bir yandan yangınla mücadele ediyordu. 150'den fazla ev yanmıştı. Bu esnada Emniyet Teşkilatı ve Naci Bey, yangın söndürme faaliyetlerinden dolayı bir madalya ile taltif edilmişti" şeklinde konuştu. Savaşın zaferle sonuçlandığını ancak yarımadada derin izler bıraktığını vurgulayan Borlat, Çanakkale'nin her karış toprağının bu büyük direnişin sessiz şahidi olduğunu belirterek sözlerini noktaladı

ZAFERİN PERDE ARKASI ARŞİV BELGELERİNDE
Çanakkale Deniz Zaferi'nin 111. yıl dönümünde tarihin akışını değiştiren o şanlı mücadelenin perde arkası A Haber ekranlarında aralandı. Çanakkale Savaşları Araştırma Merkezi'nden Tarihçi Sıdıka Yamaç, dönemin gazetelerinden propaganda afişlerine, askeri haritalardan Mehmetçiğin cepheden yazdığı teknik detaylı mektuplara kadar pek çok nadide belgeyi analiz etti. Bir milletin varoluş destanının bedelinin kanla, canla ve büyük bir askeri dehayla nasıl ödendiği, tozlu raflardan çıkan bu tarihi vesikalarla bir kez daha kanıtlandı.
BALKAN HEZİMETİNDEN ÇANAKKALE DESTANINA: HALKIN UMUDU BASINDA
Çanakkale’nin o dönem halk için ne anlam ifade ettiğini anlatan Tarihçi Sıdıka Yamaç, "Balkan Savaşları'nda düşman Çatalca önlerine kadar gelince halk, göz bebeği olarak daima Çanakkale cephesinin nabzını tutmuştur. Buradan gelecek güzel haberlerin takipçisi olmak istemiştir. Devlet erkanı da basın yayın yoluyla Çanakkale'deki kahramanlıkların anlatılmasına özel bir önem vermiştir" ifadelerini kullandı. Arşivdeki en önemli belgelerden birinin Harp Mecmuası olduğunu belirten Yamaç, "Halkın çok iyi bildiği Seyit Onbaşı'nın o meşhur fotoğrafı, ilk kez 1915-16 yıllarında yayınlanan bu mecmuada 'Ordumuzun harp aşkından bir örnek' ifadesiyle yer almıştır" sözleriyle kahramanlığın basına yansımasını aktardı.
KAHRAMANLAR AYNI KAREDE: CEVAT PAŞA VE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Savaşın sonlarına doğru yayınlanan Tasvir-i Efkar gazetesinin önemine dikkat çeken Yamaç, "29 Ekim 1915 tarihli bu gazetede, hem boğazları kurtaran kumandan olarak Mirliva Cevat Çobanlı Paşa'nın hem de kara muharebelerinde Anafartalar kahramanı olarak ünlenen Mustafa Kemal Atatürk'ün fotoğrafı ve ismi ilk kez bir arada görülüyor" dedi. Yamaç, bu belgelerin askeri dehanın halka tanıtılmasında kritik bir rol oynadığını belirtti.
İNGİLİZLERİN 'KİRLİ' PROPAGANDASI VE SEFERBERLİK İLANI
Savaşın sadece topla tüfekle değil, psikolojik olarak da yürütüldüğünü ifade eden Sıdıka Yamaç, uçaklardan Türk siperlerine atılan propaganda afişlerini göstererek, "Osmanlı ordusundaki Müslüman askerleri kendi yanlarına çekmek isteyen İngilizler, 'Masum Osmanlı askeri niçin harp ediyorsun? Bizim yanımıza gel' çağrısıyla kirli bir propaganda yürütmüşlerdir" şeklinde konuştu. Yamaç ayrıca, halkın savaşı sokaklara asılan ve "Asker olanlar silah altına, seferberliğin birinci günü şu gündür" notu düşülen afişlerle öğrendiğini dile getirdi.
CEPHE MEKTUPLARINDAKİ TEKNİK DEHA: 'KARAKEDİ'NİN SIRRI
Subay kadrosunun eğitim seviyesinin mektuplara yansıdığını vurgulayan Yamaç, Kemal Efendi isimli bir subayın babasına yazdığı 186 mektubu örnek göstererek, "Bu mektuplarda sadece hatıralar yok; siper hatları, makineli tüfek mekanizmaları ve düşman silahlarının teknik çizimleri var. Bu, subaylarımızın ne kadar iyi eğitim aldığını kanıtlıyor" ifadelerini kullandı. Fransızların kullandığı bir havan mermisine askerlerin "Karakedi" ismini verdiğini anlatan Yamaç, "Bu mermi atıldığında o kadar büyük bir ses çıkarıyormuş ki, Türk askerleri sesinden tanıdıkları bu mermiye Karakedi adını vermişler" sözleriyle cephedeki ilginç anıları paylaştı.
LAWRENCE'IN KODLU İŞGAL HARİTALARI
Çanakkale üzerindeki sinsi planların belgelerde saklı olduğunu ifade eden Yamaç, "Mısır'da Lawrence tarafından bastırılan haritalar kodludur. Çıkarma yapacakları ve işgal edecekleri bölgeleri önceden kodlayarak haritalar hazırlayıp gelmişlerdir" dedi. Yamaç, araştırmacıların ve ziyaretçilerin bu haritaların dijital hallerine araştırma merkezinden ulaşabileceğini belirterek sözlerini noktaladı.

ÇANAKKALE ZAFERİ'NİN KAHRAMAN ALAYI
Çanakkale Deniz ve Kara Savaşları’nın seyrini değiştiren, vatan topraklarını korumak için bir an bile tereddüt etmeden şehadete yürüyen 57. Alay’ın destansı mücadelesi A Haber ekranlarında yeniden canlandı. Tekirdağ’da kurulan ve Mustafa Kemal Atatürk’ün Bu kahraman birlik sadece bir askeri güç değil bir milletin küllerinden yeniden doğuşunun simgesi oldu. İşte komutanından erine kadar tamamı şehit düşen ancak sancağını asla yere düşürmeyen o şanlı alayın hikayesi…
TEKİRDAĞ’DAN ÇANAKKALE’YE ŞEHADET YOLCULUĞU
1915 yılının şubat ayında Tekirdağ’da kurulan 57. Alay, tarih sahnesine çıktığı ilk andan itibaren kahramanlıkla anıldı. Alayın kuruluşu ve ilk günleri hakkında bilgi veren tarihçiler, "1 Şubat 1915'te Tekirdağ Yarkışla mevkiinde kurulan alayın başında Komutan Hüseyin Avni Bey vardı" ifadelerini kullandı. Alayın manevi gücünün en büyük kaynağı ise bizzat Mustafa Kemal’den aldıkları sancak oldu. Uzmanlar süreci, "Sancaklarını 22 Şubat 1915'te o zaman yarbay olan Mustafa Kemal'in elinden aldılar ve hemen bir gün sonrasında destan yazmak için yola çıktılar" sözleriyle aktardı. 25 Şubat’ta Eceabat’a varan kahramanlar deniz zaferinin ardından kara savaşlarında destan yazmaya hazırdı.
CONKBAYIRI’NDA DEVLEŞEN İMAN: 628 ŞEHİT
Anzak çıkarmasının başladığı o kritik anda, 57. Alay askeri dehasıyla ve sarsılmaz imanıyla düşmanın karşısına dikildi. Mustafa Kemal’in inisiyatifiyle harekete geçen alay kendisinden çok daha kalabalık bir düşman gücüne karşı tarihe geçecek bir taarruz başlattı. Ancak bu zaferin bedeli çok ağır oldu. Alayın fedakarlığı, "Alay komutanı Hüseyin Avni Bey dahil 628 kişilik mevcudun tamamı şehit oldu" sözleriyle tarihin tozlu sayfalarından bugüne ulaştı.
ŞANLI SANCAK ASLA YERE DÜŞMEDİ
Alay sadece Çanakkale’de değil dünyanın dört bir yanında vatan ve görev bilinciyle çarpıştı. Galiçya’dan Sina ve Filistin cephelerine kadar uzanan bu kahramanlık silsilesinde yüzlerce asker şehitlik mertebesine ulaştı. Bugün Türk ordusunda 57. Alay’ın bulunmamasının derin bir saygı ifadesi olduğunu belirten yetkililer, "Kahramanların anısına o günlerden bu yana Türk ordusunda 57. Alay bulunmuyor" ifadelerini kullandı. Alayın aziz hatırası bugün hala asıl destan yazdıkları topraklarda, Çanakkale’de yaşamaya devam ediyor.










