AK Parti Sözcüsü Çelik'ten katil Netanyahu'nun küstah sözlerine tepki: Soykırımcı şebeke Netanyahu şebekesidir

AK Parti Sözcüsü Çelik'ten katil Netanyahu'nun küstah sözlerine tepki: Soykırımcı şebeke Netanyahu şebekesidir

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), toplantısı sonrası önemli açıklamalarda bulundu. Çelik, Netanyahu'nun Başkan Erdoğan'a yönelik sözlerine sert tepki gösterirken "İşgalci ve yayılmacı olan Netanyahu'dur" dedi. CHP'de yaşanan krizleri de yorumlayan Çelik yaşananların CHP'nin iç meselesi olduğunu vurguladı.

AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Başkan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplandı. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MYK toplantııs sonrası önemli açıklamalarda bulundu.

Sözcü Çelik'in açıklamalarından satır başları...
Cumhurbaşkanımız konuştuktan birkaç dakika sonra soykırımcı hükümetin Başbakanı Netanyahu ve soykırımcı hükümetin üyeleri sürekli bir açıklama yapmayı adet hâline getirdiler. Buradan anlıyoruz ki Cumhurbaşkanımızın grup konuşmalarını anbean izliyorlar. Birkaç dakika sonra da kendilerince cevap, bizce ise hezeyan olan birtakım açıklamalarda bulunuyorlar. Gazze'de soykırım gerçekleştiren o ordunun ahlaklı olduğuna inanacak kimse yoktur.

Birincisi, Netanyahu'nun söylediğinde şöyle bir ifade var. Diyor ki, "İsrail ordusu dünyanın en ahlaklı ordusudur." Yani bu dünyanın en büyük yalanıdır. Bu yaptığı açıklamada kullandığı ifade budur. Yeryüzünde Gazze'de soykırım gerçekleştiren o ordunun ahlaklı bir ordu olduğuna inanacak hiç kimse yoktur. Hatta eğer Siyonizm hastalığına kapılmamışsa, yeryüzünde o ordunun Gazze'de yaptığı soykırım karşısında o ordunun ahlaklı olduğuna inanacak bir tane Yahudi de yoktur. Gerçekleştirilen katliam, Gazze'de gerçekleştirilen soykırım, İran'a yapılan saldırı ve Lübnan'da gerçekleştirilen katliamlar, dünyanın en ahlaksız, en vicdansız ve en büyük suçunu teşkil eden eylemlerdir. Dolayısıyla zaten ilk cümlede İsrail ordusunu, bu katliamları ve soykırımı gerçekleştiren silahlı gücü, "dünyanın en ahlaklı ordusu" şeklinde nitelemesiyle açıklamasının değersizliği, niteliksizliği ve her türlü ahlaki değerden yoksun olduğu net bir şekilde görülmektedir.

İçişlerini Bakanımıza onlar bazı bakanlarının söyledikleri, şunu ifade etmek gerekir ki, o açıklamayı, İçişleri Bakanımızın açıklamasını, yayılmacılık ve işgalcilik, gibi kodlamaya çalışıyorlar. Bununla hiçbir ilgisi yok. İçişleri Bakanımız her Müslümanın kalbindeki Kudüs sevgisini ifade etmiştir. Her Müslümanın kalbinde Kudüs sevgisi eskiden de değişik bir yer tutar ve bu nedenle İçişleri Bakanımız bunu sembolizm olarak ifade etmiş ve her Müslümanın kalbinde olan Kudüs sevgisini kendi kalbindeki ifadesinde o sembolik ifadelerini ortaya koymuştur.

"BAŞKA ÜLKELERİN TOPRAĞINA GÖZ DİKMEK NETANYAHU HÜKÜMETİYLE ÖZDEŞLEŞMİŞTİR"

Bunun ötesinde işgalcilikten, fetihçilikten ya da yayılmacılıktan bahsedeceksek, bu Netanyahu hükümetinin sürekli olarak Arz-ı Mevud hezeyanlarıyla gündeme gelen bir konusudur. Bakın, daha bu işler ilk başladığında Davud Koridoru'nu kurmaktan bahsettiler. Arz-ı Mevud'dan bahsettiler. Tevrat'ın bütün değerlerini de kendi siyasi soykırımcılıkları için istismar ederek bir sürü dini kavramı bunun için kullanmaya çalıştılar. Dolayısıyla işgalcilik, fetihçilik ve başka ülkelerin toprağına göz dikmek Netanyahu hükümetiyle özdeşleşmiştir.

Şimdi Gazze'yi işgal ediyor. İkinci aşamaya geçilemiyor. Batı Şeria'da aynısını yapmaya çalışıyor. Siyasi hırsızlık diyebileceğimiz yeni yerleşim yerleri ilan ederek Filistinlilerin topraklarını gasp ediyor. Litani Nehri'ne kadar Lübnan'ı işgal etti. Oradaki Lübnan vatandaşlarını o bölgeden uzaklaştırdı. Sonra da bize işgalcilik ve yayılmacılık suçlaması yapıyor. İşgalci ve yayılmacı olan Netanyahu hükümetidir. İçişleri Bakanımızın o sözlerinden bu anlamları çıkarmak son derece akıl dışıdır. Belli bir sembolizm içinde her Müslümanın kalbinde olan Kudüs sevgisini ifade etmiştir. Ki burada da görüşümüz açıktır. Hükümetimizin görüşü açıktır. Biz, 1967 Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde, 1967 sınırları esas alınarak birleşik ve entegre, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletini savunuyoruz. Ve bu görüşümüz Birleşmiş Milletler parametreleriyle uyumludur. Uluslararası hukukla uyumludur.

Tabii burada acı olan, Netanyahu hükümetinin bu soykırımcı bakanlarının kullandığı dille bazı içerideki muhalefet odaklarının aynı frekanstan bu konuyu ele almasıdır. Bu son derece üzücüdür. Lütfen o muhalefet odakları İsrail'deki o soykırımcı bakanların açıklamalarına baksınlar ve ondan sonra kendi yaptıkları açıklamaları yan yana koysunlar. Bu paralellik nasıl ortaya çıkmıştır? Bunun siyasi sonuçları nedir? Bunun ahlaki sonuçları nedir? Bununla yüzleşsinler.

Netanyahu hükümetinin politikalarına az da olsa ABD'den artık tepki gelmeye başladı. Bunu bir politika değişikliği olarak görebilir miyiz? Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabii şimdi tam bir politika değişikliğinden bahsedemeyiz. Ama birtakım beyanlar var, birtakım haberler çıktı. Nedir o? Uluslararası düzeyde Netanyahu'nun sürekli savaş peşinde koşmasının Amerika Birleşik Devletleri'ni zor duruma soktuğunu Amerikan Senatosu'ndaki bazı üyeler ifade ediyorlar. Yine İran'la yürütülen barış müzakereleri ve ateşkesin kalıcı hâle gelmesiyle ilgili müzakereleri yürüten Amerikalı yetkililerin İsrail istihbaratı tarafından dinlendiğine dair birtakım haberler çıkıyor ki bunlar çok yoğun bir şekilde ortaya çıkmaya başladı. İşte en sonunda Başkan Trump, Netanyahu'ya, şimdiye kadar belki sayısı onu bulmuştur, bir uyarıda bulundu. Yani günün sonunda şudur. Kendi hâline bırakıldığı takdirde bu katliamcı şebeke hiç durmayacaktır. Bunlar Orta Doğu'da herkesi hedef aldığı gibi yarın bir gün dönüp Avrupa Birliği'ndeki herkesi de hedef alacaktır. Zaten bunların aparatlarının sadece Mescid-i Aksa'yı ve camileri değil, kiliseleri ve Hristiyan din adamlarını da nasıl hedef aldığını hep beraber görüyoruz. Dolayısıyla o bahsettiğiniz şekilde birtakım itiraz eden sesler yükseliyor. Aslında aykırı da dememek lazım. Doğru sesler yükseliyor. Ama bu henüz bir politika değişikliğine tekabül etmiyor. Burada esas olan, İsrail'in bu eylemlerinin mutlak surette ve kesin bir şekilde durdurulmasına dönük adım atılmasıdır. Ancak ona politika değişikliği diyebiliriz. Evet, bazı emareler var ama politika değişikliği tanımının içine girecek düzeye gelmemiştir.

Sorum biz basın mensuplarıyla alakalı. Özellikle 21 Mayıs sonrasında basın mensupları toplanan kalabalıklar tarafından tartaklanıyor, fiziki müdahaleye maruz kalıyor. Yine canlı yayınlar sabote ediliyor. Basın mensupları artık can güvenliğini sağlamak için caydırıcı önlemlerin alınmasını istiyor. Gazetecilerin can güvenliğine ilişkin yeni bir düzenleme veya çalışma gündeminizde var mı? Bu saldırıların temelinde ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Birincisi, şundan dolayı çok üzgünüm. Özellikle bu saldırıya uğrayan arkadaşlarımızın hepsine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Her zaman hepsinin yanında olduğumuzu ifade ediyoruz. Herhangi bir yerde, bir mitingde, o kanalın yayın politikasını ya da yayın organının yayın politikasını beğenmeyen birinin bu saldırıyı yapması kabul edilemez. Dünyanın her tarafında, İsrail'in bu katliamcı siyasetine dair gerçekleri dünyaya ulaştırmak isteyenlere dönük de saldırılar oluyor. Ama sizin Türkiye'nin içiyle ilgili sorduğunuz soruya gelince, bunu biz kendi aramızda değerlendiriyoruz. Artık burada bardak taşmıştır. Birisi protesto edebilir, eleştiride bulunabilir. Ama dediğiniz gibi yayını engelleme veya o yayını yapan kişiye fiziki saldırıda bulunma kabul edilemez. Yakın zamanda biliyorsunuz, bunu bir CHP milletvekili gerçekleştirdi. Muhakkak surette bunun bir müeyyidesinin olması lazım. Tabii şunun da düşünülmesi lazım. Bunu çok genelde konuşmayalım. Çok genel ifade etmeyelim. Evet, basın mensuplarına çalıştıkları televizyon ve yayın organının yayın faaliyeti bakımından laf atanlar oluyor, eleştirenler oluyor. Ama fiziki saldırılar yalnızca CHP'nin mitinglerinde ve toplantılarında meydana geliyor.

Orada bir CHP milletvekilinin bu saldırısı da söz konusu oldu. Bunu kapsamlı bir şekilde değerlendireceğiz ve ele alacağız. Tabii bu öncelikle ahlaki bir sorundur. Özgür Özel ekibine ait o milletvekilinin saldırısından sonra parti hukuku gereği gerekenin yapılması icap ederdi. Yapılmaması, bu şiddetin aslında teşvik edildiği anlamına geliyor. Dolayısıyla buna karşı daha güçlü bir duruş sergileyeceğimizden hiç kuşkunuz olmasın. O bahsettiğiniz çalışmayı da yapıp değerlendirmeyi gerçekleştireceğiz.

Özellikle Mahir Başarır'ın mutlak butlan kararından sonra sizinle birlikte seyahatte olduğunu, uçakta olduğunu, kararı öğrendiğinde sizin haberinizin olmadığını ve uçaktan indikten sonra hızlı bir şekilde kendisinin yanından ayrıldığınızı bir gazeteciyle paylaştığı ifade edildi. Bu diyalogla ilgili neler söylemek istersiniz?

Şimdi tabii bazen insan bir konuya şaşırmam diyor ama günün sonunda mutlaka şaşıracak bir şey çıkıyor. Bu bahsedilen şekilde bir olay gerçekleşmedi arkadaşlar. Bunun nasıl bir milletvekili tarafından uydurulduğu ve bunun nasıl gazeteciler tarafından çift taraflı teyit yapılmadan yazıldığı, başlı başına bahsettiğimiz sıkıntıların örneklerinden biridir.

Olay şöyle gerçekleşti. Biz uçağa binmek üzere otobüse binmiştik. Bizim milletvekili arkadaşlarımız da vardı. Otobüste bize denildi ki bir milletvekili geç kalmış. Bir dakika bekleyebilir miyiz? Biz de tabii ki bekleyebiliriz dedik. Otobüsün içinde bir dakika bekledik. Bahsettiğiniz CHP milletvekili geldi. Üstelik geldiğinde de siyasi anlamda tek cümle kuran kendisiydi. Ben o konuya girmeyeyim. Geç kalmasıyla ilgili siyasi bir cümle kurdu. Sonra otobüsün içerisinde bizim milletvekili arkadaşlarımız vardı. Onlar da şahittir. Karşılıklı selam verildi. Daha sonra otobüsten inilip uçağa binildi.

Ben, eski Avrupa Birliği Bakanımız Sayın Volkan Bozkır ile yan yana oturdum uçakta. Bahsettiğiniz milletvekilinin arkada nereye gittiğini, nerede oturduğunu bilmiyorum. Dolayısıyla otobüsteki süre zaten son derece kısıtlı bir süreydi. Bizim milletvekili arkadaşlarımız vardı. Mutlak butlan, CHP vesaire gibi hiçbir konu konuşulmadı. Uçakta zaten yanımda Sayın Volkan Bozkır vardı. Biz ikimiz de eski Avrupa Birliği bakanı olarak Avrupa Birliği ile ilgili konuları konuştuk, sohbet ettik. Bahsettiğiniz CHP milletvekili nereye gitti onu da bilmiyorum.

Yok efendim, mutlak butlan konuşmuşuz. Ondan sonra ben başımı öne eğerek gitmişim falan filan. Başını öne eğmesi gerekenler, kendi dönemlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'ni bu ahlak dışı nitelemelerle muhatap bırakanlardır. İkincisi de, mutlak butlandan haberi yoktu diye büyük bir haber değeri varmış gibi anlatılıyor. Evet, haberim yoktu. Nasıl bilebilirim ki yargı kararını? Kendisi söylüyor zaten. Fakat beni şaşırtan şu oldu. Bir otobüsten uçağa giderken karşılıklı selamlaşıyorsunuz. Aynı otobüstesiniz. Sadece diğer milletvekili arkadaşlarla hâl hatır soruluyor. Hiçbir temas yok. Hiçbir siyasi konuşma yok. Uçakta herhangi bir şekilde yan yana oturmuşluğumuz yok. Fakat bunun üzerine bu şahıs böylesine bir senaryo kuruyor.

Ama hiç şaşırmadım. Bu üzüntü verici tabii. Siyasetin bu düzeye gelmiş olması, bu kadar yalan üretilmesi üzücü bir şey. Ama hiç şaşırmadım. Daha önce de maalesef aynı kişiyle ilgili benzer olaylar söz konusu oldu. Halbuki siyasette rekabeti sürdürecek bir sürü alan var. Bu tip hayali şeylere başvurmaya gerek yok. Bunu birçok gazeteci arkadaşımız da yazdı. Onlar da yanıltılmış oldular. Bu, siyasi seviyenin düşmesinin bir örneği olarak karşımızda duruyor. Yalanlamaya bile ihtiyaç görmedim. Bakın, üzerinden kaç gün geçti. Bir sürü şey yazıldı. Yalanlamaya bile ihtiyaç görmedim. Çünkü her tarafından bunun yalan olduğu zaten belli.

MYK'da CHP gündemini konuşmadık, buna ayıracak vaktimiz yok.

A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin