Adnan Menderes ölümünün 64'üncü yıl dönümünde unutulmadı! Mezarı başında dualarla anıldı

Giriş Tarihi: Son Güncelleme:
ahaber.com.tr Haber Merkezi | DHA
Adnan Menderes ölümünün 64'üncü yıl dönümünde unutulmadı! Mezarı başında dualarla anıldı

Türk demokrasi tarihine kara leke olarak geçen 1960 askeri darbesi sonrası Yassıada'daki yargılamalar sonucu idam edilen Başbakan Adnan Menderes ile Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın vefatının üzerinden tam 64 yıl geçti. Başbakan Menderes ve arkadaşları idam edilişlerinin 64'üncü yılında Topkapı'daki anıt mezarda düzenlenen törenle anıldı. Törende konuşan Bakan Yerlikaya, "Tarihin her döneminde vesayet gölgeleri oldu, terör tehditleri oldu, ekonomik ve siyasi saldırılar oldu. Ama hiçbirisi bu aziz milleti yolundan çeviremedi. 27 Mayıs'la açılan karanlık tünel, 12 Mart'la, 12 Eylül'le, 28 Şubat'la, 27 Nisan'la uzatıldı. 15 Temmuz ise bu kirli zincirin kanlı bir halkasıydı." dedi.

Merhum Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan, idam edilişlerinin 64'üncü yılında Topkapı'daki anıt mezarda düzenlenen törenle anıldı.

(Foto: DHA) (Foto: DHA)

Törene İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul Emniyet Müdürü Selami Yıldız, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer İleri, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan, AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir, merhum siyasetçilerin aile üyeleri ve çok sayıda seveni katıldı.

(Foto: DHA) (Foto: DHA)

Tören Kuran'ı Kerim okunmasıyla başlarken, Menderes, Polatkan ve Zorlu için dualar edildi. Menderes'in kabrine karanfil bırakıldı.

"DEMOKRASİ ŞEHİTLERİ OLARAK EBEDİYEN YAŞAYACAKLAR"
Anma programında konuşan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, "Şehadetlerinin 64. yıl dönümünde, Merhum Başvekilimiz Adnan Menderes'i dava arkadaşları, merhum bakanlarımız Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ı rahmetle yad ediyor, Onlar, milletimizin vicdanında, demokrasi şehitleri olarak ebediyen yaşayacaklar. Ruhları şâd, mekânları cennet olsun. Merhum Adnan Menderes, kürsüde milletin sesi, meydanlarda milletin nefesi, Yassıada'da milletin vicdanı ve Darağacında ise bu toprakların sarsılmaz onuruydu. O, toprağa düşüp de milyonların kalbinde filizlenen bir yiğitti. Aydın'ın Çakırbeyli köyünden çıkan o yiğit Anadolu evladı, 'Yeter! Söz milletindir!' diyerek, milletimizin teveccühüyle, Cumhuriyet tarihimizin 9. Başvekili oldu. Aziz milletimizin hayalini kurduğu, büyük kalkınma hamlelerini başlattı. Fakat bu yürüyüş, 27 Mayıs sabahı tank paletleriyle akamete uğratıldı. Milli irade, vesayet çizmeleriyle çiğnendi. Yassıada, işte o günlerde bir milletin onurunun mahkûm edilmeye çalışıldığı bir utanç sahnesine dönüştü. Aralarında 3. Cumhurbaşkanımız Celal Bayar'ın, nezaket timsali Başvekilimiz Adnan Menderes'in ve bakanlarımızın, komutanlarımızın, milletvekillerimizin bulunduğu 592 kişi, 11 ay boyunca yargılandılar" ifadelerini kullandı.

"ADNAN MENDERES'İN SON NEFESTE HAYKIRDIĞI SÖZ, MİLLET SAĞ OLSUN"
Bakan Yerlikaya, "Hücrelerde, zindanlarda, İnsanlık dışı işkencelere maruz bırakıldılar en nihayetinde o kara seherde, Başvekilimiz Menderes'i, Bakanlarımız Zorlu ve Polatkan'ı idam sehpasına çıkardılar. Hüküm verdiler, 'ibret olsun' dediler. Evet, ibret oldu! İbreti alem gördü ki milletimizin iradesine hiçbir darağacı son veremez! Adnan Menderes'in son nefeste haykırdığı söz, cesaretinin ve mirasının özeti oldu. 'Millet sağ olsun!' Evet, millet sağ olsun Çünkü o bu topraklarda, milletimizin iradesini esir almaya kalkan her elin, vicdanlarda ebediyen mahkûm olacağını çok iyi biliyordu. O bize, iradenin millet, siyasetin hizmet, ölçünün demokrasi olduğunu gösterdi. Onun için unutulmadı ve bugün hala milyonların gönlünde yaşamaya devam ediyor. Adnan Menderes'in ölümü, ölünceye kadar sizleri takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir demişti nitekim öyle de oldu" şeklinde konuştu.

"SANDIK, MİLLETİN SÖZÜDÜR, HUKUK, DEVLETİN TEMİNATIDIR İRADE, MİLLETİN TARTIŞILMAZ HÜKMÜDÜR"
Bakan Yerlikaya, "Tarihin her döneminde vesayet gölgeleri oldu, terör tehditleri oldu, ekonomik ve siyasi saldırılar oldu. Ama hiçbirisi bu aziz milleti yolundan çeviremedi. 27 Mayıs'la açılan karanlık tünel, 12 Mart'la, 12 Eylül'le, 28 Şubat'la, 27 Nisan'la uzatıldı. 15 Temmuz ise bu kirli zincirin kanlı bir halkasıydı. Ama bu aziz millet, her seferinde aynı cümleyi daha gür bir sesle söyledi, 'Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.' Tankı durduran yürek, muhtırayı yıkan irade, darbeleri bozan sağduyu hep bu cümleden doğdu. Cumhurbaşkanımızın ifade ettikleri gibi, "Meşruiyetini milletten alan, sırtını sadece millete dayayan, milletin çizdiği rotadan sapmayan bir iktidar anlayışından geliyoruz çünkü biliyoruz ki Sandık, milletin sözüdür, Hukuk, devletin teminatıdır İrade, milletin tartışılmaz hükmüdür ve bu üç değer bir araya geldiğinde ortaya çıkan güç, Türkiye'yi her türlü saldırıya karşı, sarsılmaz bir kudrete taşımaktadır. Bugün, Savunma sanayiinden diplomasideki etkinliğimize, Enerjiden tarıma, teknolojiden insani yardımlara kadar attığımız her adımda, Menderes'in yarım kalan cümlelerini tamamlıyor ve Türkiye Yüzyılı'nın ilk satırlarını yazıyoruz. Türkiye Yüzyılı, yalnız bugünü değil, yarınları da kucaklayan bir vizyondur. Bu vizyon; dünden ders alan, bugünü hakkıyla yaşayan, yarını ise umutla inşa eden büyük bir yürüyüşün adıdır" dedi.

"TÜRKİYE DARBELER TARİHİ İLE YÜZLEŞMEK NOKTASINDA DA ÖNEMLİ BİR MESAFE ALDI"
Anlamlı buluşmayı her yıl, Anıtmezar'da organize eden İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Valiliği'ne teşekkür eden AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Dr. Ömer İleri ise yaptığı açıklamada, "27 Mayıs darbesi sonucunda şehit edilen ve üzerinden geçen bunca yıla rağmen milletin gönlündeki yerini muhafaza eden şehit başbakanımız Adnan Menderes'e, Bakanlarımız Fatin Rüştü Zorlu ile Hasan Polatkan'a Allah'tan rahmet diliyorum. Bu süreçte bedel ödeyen ancak milli irade noktasındaki duruşundan kesinlikle vazgeçmeyen dedem merhum Tevfik İleri'nin de içinde bulunduğu tüm büyüklerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Ruhları şad olsun. Bizler bu büyüklerimizi mağdurlar olarak değil, milletimizin demokrasi yolculuğunun taşlarını döşeyen muzaffer siyasetçiler olarak yad ediyoruz.
Zira bu büyükler ortaya koydukları mücadele ile bu milletin demokrasi aşkının ete kemiğe bürünmüş hali olarak öne çıkmış ve demokrasi mücadelemizin önünü açmış olan kahramanlardır. Şükürler olsun ki, 1950'de başlayan bu yürüyüş ile bugün, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde birçok sınamayı, birçok tuzağı aşmış ve nihayet milli egemenliğin kayıtsız, şartsız ve tartışmasız olarak üstün tutulduğu, siyaset kurumunun kıyılarda köşelerde değil, tam olarak memleket yönetiminin merkezinde konumlandığı bir Türkiye ayağa kalkmış vaziyettedir.
Türkiye, özellikle AK Parti iktidarı döneminde ortaya koyduğu gelişime paralel olarak, darbeler tarihi ile yüzleşmek noktasında da önemli bir mesafe aldı. 27 Mayıs darbesinin millete zorla bayram olarak kutlatıldığı günlerden, Cumhurbaşkanımızın ve yönetici kadrolarımızın çabaları ile artık Yassıada hukuk tiyatrosunun yok sayıldığı, darbeden mesul olan zihniyetin dahi "darbeler kötüdür" demek zorunda kaldığı bir Türkiye'ye, şükürler olsun, ulaştık. Ancak, bu anlamda daha gidilmesi gereken yol, yapılması gereken muhasebeler var diye de düşünüyorum."
dedi.

"SİYASETİMİZİN GÖRÜŞ FARK ETMEKSİZİN TÜM AKTÖRLERİ KOŞULSUZ ŞARTSIZ SAHİP ÇIKMALIDIR"
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Dr. Ömer İleri devamında şöyle konuştu: "Darbeler esasen belirli süreçlerin sadece nihai sonuçlarıdır. Millet iradesini kabullenmeyen, tepeden bakmacı, nefret odaklı bir zihniyetin en fiili şekilde dışa yansımalarıdır. Bu ülkede darbeler süreci bitmiş olsa dahi, birlik ve beraberlik ihtiyacında olduğumuz günlerde bu tepeden bakmacı zihniyetin yeri geldiğinde ortaya koyduğu siyaset anlayışıyla, yeri geldiğinde toplumun geniş kesimlerini ötekileştirici duruşuyla siyasetimizi ve gündelik yaşamlarımızı zehirleme ve bu milletin moralini bozmaya yeltenme potansiyeli vardır. Dolayısıyla darbeleri ve sonuçlarını konuştuğumuz kadar darbelere giden yolun taşlarını döşeyenleri ve bunların zihniyetlerini de konuşmalıyız. Darbelerin arkasındaki ruh ve karakter halini net olarak anlamak demokrasiye gönülden inanmış bizler için tabi ki oldukça zor. Ancak gördüklerimizden bazı ipuçları çıkarıyoruz: bu zihniyetin yolcuları kendilerini çok önemli görmek, başkalarına her daim tepeden bakmak, kendinden farklı düşünenlerden nefret etmek, o düşünceleri ortadan kaldırmak noktasında gerekirse devlet nizamını tanımamak gibi antidemokratik refleksler, sorunlu psikolojiler ve karakter zafiyetlerine sahipler maalesef. Unutmayalım: Türkiye, iddiası olan, tarihi misyonu ve vizyonu olan büyük bir ülke. Bu millet, dünyanın şu zorlu sürecinde Türkiye Yüzyılı anlayışıyla sadece büyük Türkiye değil, aynı zamanda "Daha Adil Bir Dünya" hedefiyle hareket eden büyük bir millet. Hepimiz gayet net biliyoruz ki, bu hedeflerin başarılması tabi ki doğru icraatlerin doğru zamanda hayata geçirilmesine bağlı. Ancak bunun da ötesinde iç cephenin her daim tahkim edilmesi için demokrasiyi hazmetmekte sıkıntı yaşayan bu zihniyetle de mücadelemiz devam etmeli, demokratik ilkelere siyasetimizin görüş fark etmeksizin tüm aktörleri koşulsuz şartsız sahip çıkmalıdır."

CHP'nin takip ettiği siyaset tarzına da değinen Ömer İleri devamında şu ifadelere yer verdi: " Bugün burada, darbe sürecinin hedef aldığı bir devlet adamının bir torunu olarak, darbe sürecinin hedefinde yer almış bir ailenin bir ferdi olarak ve tabii bir siyasetçi olarak bulunuyorum. Bu kimliğimle şunu ifade etmek istiyorumİşte bahsettiğimiz bu zihniyet, maalesef 27 Mayıs darbe sürecinde kendini bazı sözde aydınların ve taraflı basının söylemlerindebelli etmiştir. Daha da üzücüsü, dönemin muhalefet partisi CHP'nin takip ettiği siyaset tarzında da bu zihniyeti çok net bir şekilde görmekteyiz. Dönemin muhalefeti ortaya koyduğu yıkıcı nefret siyaseti ile memleketin kalkınma sürecine katkıda bulunmadığı gibi, darbe sürecine giden yolda ve darbeyi takip eden yargılama sürecinde, menfi etki ortaya koymuş ve hatta yönlendirici olmuştur. Yapılan her işe, hayata geçirilen her projeye, doğru yanlış dinlemeden, karşı çıkmış, yeri geldiğinde meclis kürsüsünden "şartlar tamam olursa ihtilal meşru olur" gibi talihsiz söylemleri dillendirmiştir. Gençlik kolları, vekilleri tezvirat çalışmalarında ve sokakları karıştırmak noktasında önemli rol almış ve maalesef dönemin muhalefet genel başkanı darbecileri "hayırlı bir iş yaptınız" diyerek adeta kutlamıştır. Bakınız, iktidarlar eleştirilebilir. Tüm atılımları ve hizmetlerine karşın, Demokrat Parti iktidarından da memnun olmayanlar olmuş olabilir ve vardır da. Ancak hiçbir gerekçe, hiçbir eleştiri, seçimlere aylar kala bütün devlet sorumlularını silah zoru ile indirilip, bir koca kadronun vatan haini ilan edildiği, bir başbakanın ve iki bakanın idam edildiği bir sürecin dolaylı dolaysız içinde olma ve yıllar boyu bu şehitler hakkında tezvirat yapma günahının üstünü örtemez. Amaç hiçbir zaman "hesap sorma" değildir. Ve olamaz da. Ancak doğru tespitleri yapmak, bazı beklentileri dile getirmek durumundayız. Zira bizler biliyoruz ki, demokratik bir sistem, ancak ve ancak tüm aktörlerin sistemi gerçek anlamda kabul ettiği bir noktada etkin olabilir. Bir muhalefet anlayışı da ancak ve ancak meşru siyasetin çerçevesinde hareket ettiği ve nefret çukuruna düşmediği sürece faydalı olabilir. Bu ülkede darbeler sürecinin tarihin tozlu raflarına kalktığını hepimiz biliyoruz. Ancak muhalefet siyasetini düşmanlıkla, hamasetle yapmak, kendisi gibi düşünmeyene nefret beslemek, devlet nizamına meydan okumak devri de artık kapanmalıdır. Bakınız, 27 Mayıs'a giden süreçte siyasi faaliyetlerini "Bahar Taarruzu" diye isimlendiren bir parti, bugünlerde dahi çalışmalarını "büyük taarruza" ve "kurtuluş savaşı" na benzetiyorsa, o günlerde "kıyma makinesi" yalanlarını yayanlar bugünlerde sokak çağrılarında bulunuyorsa, o günlerde Demokrat Parti iktidarının daha 3. ayında memleketin uçuruma gittiğini söyleyenler bugün de karanlık tünellerden bahsediyorsa, toplum olarak ciddi bir şekilde konuya eğilmeliyiz diye düşünüyorum. Tekrar ve tekrar ortaya koymamız lazım:
Bu ülkenin siyasetinde farklı fikirler, farklı görüşler vardır ancak düşmanlık olamaz. Bu ülkenin siyasetinde mücadele vardır ancak taarruz olamaz. Bu ülkenin siyasetinde eleştiri vardır, protesto vardır, ancak sokak çağrıları, boykot çağrıları, vatandaşa hakaret, polis memurunun üzerine araç sürmek, mahkeme kararını tanımamak, olamaz. Her daim söylediğimiz gibi: siyaset "azim" ve "hazım" işidir. Siyaset "bir taraftan mücadele ama diğer taraftan müzakere" sürecidir. Bizim verdiğimiz mücadele, büyük tabloda evet kalkınma mücadelesidir, evet ilerleme mücadelesidir, ama bence her şeyin ötesinde memleketimizi bu arkaik muhalefet anlayışından kurtarma mücadelesidir. Burada tabii, en önemli ödevin günümüz CHP yönetiminde olduğu inancındayım. 27 Mayıs gerçeği ile yüzleşmek, gerekli muhasebeyi yapmak ve o korkunç süreçteki dahilinden dolayı bu milletten özür dilemek, halen devam ettiğini gördüğümüz bazı reflekslerden kurtulmak noktasında önemli bir ilk adım olacaktır kanaatindeyim.
Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi tekrar saygı ve sevgi ile selamlıyorum. Burada yatan demokrasi şehitlerimize, bu millet için toprağa düşmüş tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum."

Mobil uygulamalarımızı indirin