Son dakika: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den grup toplantısında önemli açıklamalar! Kur'an-ı Kerim'e alçak saldırıya tepki

Son dakika haberleri... Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. AYM'nin HDP'nin kapatılması davasını seçim sonrasına bırakma çabasına tepki gösteren Bahçeli, "Bu terörün çarkına su taşımaktır. HDP derhal kapatılmalıdır." dedi. Bahçeli, The Economist'in Başkan Erdoğan üzerinden Türkiye'ye yaptığı saldırıyı da gündemine aldı. MHP Genel Başkanı Bahçeli, "Seçimler yaklaştıkça, zehirli yılanlar delikten çıkıyor" ifadelerine yer verdi. İsveç'te Kur'an-ı Kerim'e yapılan saldırıya sert çıkan Bahçeli, "Şeytan piyonunu kınamak yetmez." şeklinde konuştu.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu.

İşte MHP lideri Devlet Bahçeli'nin grup toplantısındaki açıklamalarından derlenenler;
Tarihi gerçekler dikkatle tefrik ve tetkik edildiği takdirde, Türk milletinin kutlu varlığını, ifnası ve ikamesi imkânsız olan bağımsızlığını hibe ve hediye olarak almadığı berrak şekilde görülecektir.
Hayat bizim için sadece ilahi bir lütuftur.
Bunun dışında hiç kimseye, hiçbir muhannet güce tamahımız, takıntımız ve tabiliğimiz bugüne kadar vaki değildir.
Felaketler zinciri, Birinci Dünya Savaşı'nın sonlanmasıyla yeni bir yol haritasının çizilmesini vatansever yüreklere ihmali mümkün olmayan bir görev halinde yüklemişti.
Böyle bir durum karşısında Merhum Akif haykırırcasına ve kaleminden damla damla akan ümitvar ruhuyla şunu söylemişti:
"Cihanın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun!"
Mütareke günlerinde Merhum Süleyman Nazif'in;
"Benim ruhum oldukça bu imanla beraber,
Üçyüz sene, dörtyüz sene, beşyüz sene bekler…" beyitine Akif'in verdiği cevap hakikaten de karamsarlık bulutlarını dağıtacak cesamet ve cesaretteydi:
Nitekim demişti ki: "Şark'ın ezeli fecri yakında doğacaktır."
Elbette, istiklal nimeti, Hakka tapan milletimizin tarih boyunca hakkı olmuş, haysiyet ve onurunun temel taşını teşkil etmiştir.
Milli varlığımızı esaret altına almak, devamında imha etmek için fırsat kollayanlara tarihin hiçbir döneminde göz açtırılmamıştır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk Nutuk'ta istiklalimize şaşı ve ters bakanları Milli Mücadele ortamında menfi ve kötümser rol oynayanların başını çektiğini ileri sürerek aynen şunları söylemişti:
"Maddi ve bilhassa manevi çöküş korku ve acz ile başlar. Aciz ve korkak insanlar herhangi bir felaket karşısında milletin uyuşukluğa düşmesine ve çekingen bir hale gelmesine sebep olurlar. Acz ve tereddütte o kadar ileri giderler ki, adeta kendi kendilerine hakaret ederler. Derler ki, biz adam değiliz ve olamayız."
"Bizden bir şey olmaz" diyenler, başkalarının himmet ve himayesine kucak açanlar, çevresine sürekli kötümserlik aşılayanlar maalesef her dönem olmuş, bundan sonra da olması beklenmelidir.
Mesele bunların ne kadar söz ve yetki sahibi olduklarıyla ilişkilidir.
Mesele bunların tesir ve nüfuz alanının dar veya geniş olmasıyla ilgilidir.
Milletine yabancılaşmış, tarihine sırt çevirmiş, kimliğinden uzaklaşmış, inanç ve iradesi kopma noktasına kadar incelip zayıflamış bir zevatın bağımsızlığı hakkıyla savunması, hür ve müstakil bir gelecekle yollarının kesişmesi eşyanın tabiatına aykırıdır.
Aciz ve korkaklardan mülhem bir siyaset ve zihniyet anlayışının kahramanlık destanı yazması ham bir hayal, aynı zamanda apaçık bir hezeyandır.
Ne garip, ne tuhaf bir tecellidir ki, tarih pek çok konuda üst üste tekrar etmektedir.
Bu gerçek dikkatli ve uyanık hiçbir gözden kaçmış değildir.
Merhum şairimiz ve ahlak anıtımız Akif diyor ki:
Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
"Tarih"i "tekerrür" diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?
Bir hususu tarih kayıtlarına hep birlikte not etmek gerekir ki; medeniyetler ve milletler mücadelesi sürdüğü müddetçe, Türklük var olduğu sürece ders ve ibret alınsa bile tarihin tekerrürü kaçınılmazdır.
Zira kuyruk acısı çekenler, kapanmamış yaraları bulunanlar, on yıllardır yas tutanlar, nefret nöbetine girenler yine üzerimize geleceklerdir.
Müslüman Türk milletinin Anadolu coğrafyasına tutunan bin yıllık mazisi, bin yıla kök salan mukim ve mevcudiyeti ehli salibi sürekli rahatsız etmiş, hep aynı karanlık senaryolara müracaatını tetiklemiştir.
Bir düne bakınız, bir de bugüne, fail ve figüranlar başka başka olsa bile menfur ve melun niyetler hep bildik ve tanıdıktır.
Limni Adası'nın Mondros Limanı'nda 30 Ekim 1918'de imzalanan ateşkes anlaşmasından Cumhuriyet'in ilan edildiği 29 Ekim 1923'e kadar geçen tam beş yıllık süreyi Türklüğün İkinci Ergenekon'u olarak tasvir ve tarif etmek bize kalırsa isabetli bir yorumdur.
Asırlar önce demir dağları eritip hürriyet meşalesini yakan bir millet, Milli Mücadele'nin her safhasında demir gibi etrafını saran düşman kuşatmasını inancının gücüyle yarmış, bir kez daha hürriyet namusunu haremi ismetinde saklı tutmayı bilmiştir.
1918'den 1923'e varıncaya kadar yaşanan her zorluk, maruz kalınan her dayatma, katlanılan her çile, sığırtmacından paşasına, esnafından eşrafına, köylüsünden kentlisine, gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine herkesi aynı kader, aynı karar, aynı kahramanlık etrafında yekvücut hale getirmiştir.
Milli birlik ve dayanışma şuurunun direnç ve dinamizmiyle Türkiye Cumhuriyeti'nin doğum sancıları günden güne artış kaydetmiş, yaygınlık kazanmıştır.
Aşılan her engel, zaferle çıkılan her muharebe Cumhuriyet'in biraz daha yaklaşmasını teşvik etmiştir.
Yani Türkiye Cumhuriyeti karanlığı aydınlatan, aydınlattıkça ayaklanan, ayaklandıkça devleşen Türk milletinin mücadele bereketidir.

ŞİMDİ ADIM ADIM 2023'E YÜRÜYORUZ
Sönmeyen gaz lambaları, susmayan kağnı gıcırtıları, durmayan telgraf telleri, dinmeyen silah sesleri, eksilmeyen istiklal özlemleri, teklemeyen mücadele süreçleri, tökezlemeyen feragat timsalleri, düşmeyen fedakârlık abideleri, vazgeçmeyen taarruz hamleleri, teslim olmaktansa şehadeti göze alan bir millet asaleti sayesinde adım adım 1923'e, yani Cumhuriyet'e ulaşılmıştır.
Şimdi de biz adım adım 2023'e yürüyor, geçmişin muhterem anılarından ilham ve feyz alıyoruz.
Kurtuluş destanının yazıldığı çileli senelerde nereden nereye gelindiğini bu vesileyle tafsilatlı şekilde anlatmak gerekse de hem zaman hem de amaç açısından sınırlı bir alanda bulunduğumuzu özellikle paylaşmayı faydalı buluyorum.
Şunu biliniz ki, 1918'den 1923'e kadar geçen tarih serüveni ve serencamında neler olmuşsa, 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe teşebbüsünden bugüne kadar üç aşağı beş yukarı benzerleri yaşanmıştır.
Zalim hedeflerin ve hıyanet projelerinin emel ve enerjisinde hiçbir değişiklik olmamıştır.
Türk milleti bekasını korumak ve kökleştirmek maksadıyla Türk devletleri zincirine Cumhuriyet rejimiyle yeni bir halka eklemiş, bu kapsamda Türklüğün teşkilatçı yapısı İmparatorluğun yıkımından yeni bir Türk devleti çıkarmayı başarmıştır.
16 Nisan 2017 tarihinde yapılan Halkoylamasıyla kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi; azgın tehlikeler ve artan tehditler mucibince tedbir alması kaçınılmaz bir tarih gerçeği haline gelen Türk milletinin bekası adına yüz yıl içinde başardığı ikinci demokratik atılımı olmuştur.
Tarihin her buhranlı devrinde, Türk milleti devletiyle bir ve bütün haline gelmiştir.
Şartlar içinden çıkılamaz kadar ağırlaştığı anda devleti milletten, milleti devletten ayırmanın ne kadar muhal bir hayal olduğu pek çok tecrübeyle sabittir.
Hamd olsun mandacılar, muhterisler, maceraperest milliyetsizler her zaman kaybetmişlerdir.
İşbirlikçiler, iradesizler, itibarsızlar, yabancıların güdümüne binbir vaatle giren teslimiyetçi ilkeller her defasında hüsrana uğramışlardır.
16 Nisan Halkoylaması, Türk milletinin kendi kaderine, kendi geleceğine, kendi egemenliğine aracısız, bağlantısız, fasılasız, kansız ve sarsıntısız sahip çıkma başarısını belgelemiştir.
O günden bugüne Türkiye'ye yönelik tanıdık mütecaviz ve mütehakkim operasyonların seyir ve seviyesinde beklendiği üzere yoğunluk gözlenmiştir.
Doğrusunu isterseniz milletine mensubiyet onuruyla bağlı her vicdan sahibi insanımız buna şaşırmamıştır.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin kabulü ve müteakiben 24 Haziran 2018 seçimleri sonrası yönetim hayatımıza resmen girmesiyle yerli ve yabancı çıkar ortakları tarihten malumu olduğumuz korkuya yeniden ve daha şiddetle kapılmışlardır.
Şüphesiz korkunun ecele faydası olmayacaktır.
Bizim korkuyu korkutmuş bir duruşumuz vardır ve meydandadır.












