Enerjide bağımsızlığa giden yol böyle açıldı! Tehditlere ve tuzaklara rağmen geri adım atılmadı | Berat Albayrak kaleme aldı
Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın yeni gaz rezervini açıklamasının ardından dünya Türkiye'yi konuşuyor. Karadeniz'de keşfedilen devasa doğalgaz havzası, Türkiye'yi enerjide dışa bağımlılıktan kurtaracak, evleri ucuz enerjiyle kavuşturacak. Eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın kaleme aldığı “Burası Çok Önemli” isimli kitapta enerjide bağımsızlığın önünün nasıl açıldığı şu cümlelerle anlatıldı: Doğu Akdeniz'de daha aktif olmamız gerektiğini anlattığımızda bazıları "Altyapı, gemi, para yok. ABD ve AB'nin ne diyeceğini kestiremeyiz" diye itiraz etti. "Ülkeyi böyle saçma masraflara sokamazsınız ve sonunda yargılanırsınız" diye tehdit edildik. Kesinlikle geri adım atmadık. Hiçbiri kararlılığımızı engelleyemedi. Bu toplantılardan kısa zaman sonra, 15 Temmuz'un hemen ertesinde, o itirazları yapan isimlerden bazılarının ihanet şebekesinin içerisinde olduğu ortaya çıktı.
Türkiye'nin enerjide bağımsızlığının önünü açan kritik hamleleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar ile Hazine ve Maliye Bakanlığı görevlerinde bulunan Berat Albayrak'ın kaleme aldığı "Burası Çok Önemli" adlı kitapta çarpıcı anlatımlarla yer buldu.
ARTIK HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK
Enerji en önemli meydan okuma alanı ise, bu alanın en zorlu kısmını hidrokarbon aramacılığı teşkil ediyor dersek yanlış olmaz. Dünyanın en büyük firmalarının, dev kamu şirketlerinin yer aldığı, küresel siyasette net belirleyici faktör olarak kabul edilen hidrokarbon aramacılığında gerçekten bir iddia ortaya koymak istiyorsanız, size dayatılan dar gömleği yırtmanız, bağımsızlığı hedefliyorsanız mutlaka ama mutlaka yeni bir oyun planı geliştirmeniz zaruridir. En başta da uzun yıllardır yabancı firmaların kazdığı kuyular, yaptığı sondajlar sonucunda bu ülkede olmadığını söyledikleri petrol ve gazın peşine bir de bizzat sizin düşmeniz ve bu hidrokarbon zenginliğine sahip olup olmadığınızı kendi gözlerinizle görmeniz gerekir.

Göreve geldiğimizde, kara sahası üzerinde maden ve hidrokarbon arama üretim çalışmalarında tecrübeye sahip bir konumdaydık. Ancak yabancı firmalardan hizmet alma, onların tecrübelerini olgu olarak kabul etmenin dışına çıkmadığımız, hiçbir tecrübeye sahip olmadığımız önemli bir alan vardı; o da denizlerde bu faaliyetlerin yapılması.
Hidrokarbon anlamında potansiyel vadeden iki denizimiz var. Birisi hiçbir paylaşım kavgasının, tartışmanın olmadığı Karadeniz, diğeri ise bize karşı adeta dayatmaların, sınamaların merkezi haline gelmiş olan Akdeniz. Evet Karadeniz, kıyısı olan ülkelerin bir araya gelerek yaptıkları anlaşma ile tüm ülkelerin münhasır ekonomik alanları belli olduğu için sorunsuz ve tartışmasız bir alan. Fakat Akdeniz'de Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi'nin yıllardır şımartılması, uluslararası hukukun işletilmemesi sorunu büyüterek bugünlere kadar getirdi.

Yıllarca özellikle Deniz Kuvvetlerimizin ve Türkiye Petrolleri'nin yaptığı çalışmalarla ruhsatlandırdığımız bölgeler var, buna ihtilaflı sahalar da dâhil. Her ne kadar uluslararası hukuk anlamında haklı olsak da ne hikmetse, birçok platformda Türkiye'nin tezleri reddediliyordu. Bunun en büyük nedeni de Türkiye'nin bu kaynakları keşfetme ve çıkartma noktasında bir kararlılık ve caydırıcılık ortaya koyamamasıydı.
Meseleyi bambaşka bir boyuttan ele almamız gerektiğine inandık ve bu çerçevede adımlar attık. Denizlerimizdeki hakkımız olan alanlarda, hidrokarbon arama üretim faaliyetleri konusunda önceki tecrübelerden de dersler çıkararak gerekli çalışmaları yapmak kaçınılmaz bir görev olarak önümüzde duruyordu. Bir tarafta Türkiye'nin ruhsatlandırdığı alanlarda Türkiye'ye hizmet vermeye yanaşmayan uluslararası şirketler, diğer tarafta çoktan keşifleri yapmış, hatta Türkiye'nin münhasır ekonomik bölgesini de ihlal ederek çalışmalar yürüten ülkeler vardı. Bunu dikkate alarak kendi münhasır ekonomik bölgemize sahip çıkacak adımları atmamız, yapacağımız arama üretim faaliyetleri ile ülkemiz ekonomisine katkıda bulunmamız ve cari açığı azaltacak faaliyetleri gerçekleştirmemiz elzemdi.














