A HABER GALERİ
Osman Sınav Yalnız Kurt’u anlattı: Ağır sorular soracağız
Atv'nin yeni dizisi Yalnız Kurt yarın akşam ilk bölümüyle izleyici karşısına çıkacak. Türkiye'nin yakın tarihine ışık tutacak olan diziye imza atan Osman Sınav, dizinin bağımsız Türkiye'yi temsil ettiğini belirtti. 3 yıldır ekibiyle bu projeye hazırlandığını söyleyen usta yönetmen, 'Ağır sorular soracağız' dedi. İşte Osman Sınav'ın Sabah'tan Merve Yurtyapan ile yaptığı o röportaj...
DENEME ÇEKİMLERİMİZ PSİKOTERAPİ GİBİDİR
- Projelerinizde yer alacak oyuncuları siz mi seçiyorsunuz?
Çok uzun deneme çekimi sürecimiz vardır. Bir sayfa monolog yazarız, karakter kendisini anlatır. İyi ya da kötü bir karakter, fark etmez, kendi iç dünyasında ne yaşadığını anlatır. Ağlar, sevinir, coşar. Çekimi yaparız ve karakteri en iyi oynayan kişiyle çalışırız. Audition çalışmalarımız psikoterapi gibidir. Deneme çekimi yapmadan çalıştığım oyuncu hemen hemen yoktur. Kim olursa olsun, en büyük oyuncu da olsa böyle. Benim için bir oyuncunun ne kadar ünlü olduğu önemli değildir. Ben hikayeye güvenirim. Benim starım hikayedir. Hikayeyi doğru oyuncuyla doğru bir şekilde anlatabilirsek bu duygu izleyiciye geçer. Dizi bittiğinde arkanıza yaslandığınızda ben bir dünyaya girdim demelisiniz. Bizim için önemli olan budur. Her projede bunu ispat ettik. Bazı işlerimizde hiç tanınmayan kişilerle çalıştık ve hepsi ünlü oldu.
3 YILDIR BU PROJEYE HAZIRLANIYORUZ
- Hazırlık süreci ne kadar sürdü?
Çok uzun sürdü. Bilfiil 2.5-3 yıldır çalışıyoruz. 2000 yılında ilk olarak sinema senaryosu şeklinde yazılmıştı. Sonra proje farklı bir şekle dönüştü. İçimize sinmedi rafa kaldırdık. Sonra sil baştan bir daha başladık. Başlangıçtan bugüne kadar aşağı yukarı 20 yıl geçti. Son 5-6 yıldır haftada 2-3 gün toplantı yaparak bu iş üzerine çalışıyoruz. Senaryo ekibim de 3 yıldır her gün bilfiil bu iş için çalıştı.
15 TEMMUZ NOKTASINA NASIL GELİNDİĞİNİ DE ANLATACAĞIZ
- Golyat adlı küresel bir gücün kurgulandığı dizide, Türkiye'de yaşanan faili meçhul cinayetler, siyasi olaylar, darbeler gibi olaylar işlenecek. 15 Temmuz hain darbe girişimine de değinilecek mi?
Tabii ki ama daha çok 15 Temmuz'a nasıl ve neden gelindi, bunun cevabı verilecek. 15 Temmuz'da Kısıklı'da kurulan platforma beni çağırmışlardı. Orada belli başlı insanlar canlı yayınlarda konuşma yapıyorlardı. Ben de çıktım. Benim dedem Toroslar'ın tepesinde buğday eken Hafız Ahmet adında bir köy imamıydı. Onun bir lafı vardı: 'Keskin feraset keramete nal toplatır.' Bunun kökü Orhun Yazıtları'nda yazılıdır. Bu genetik kodlar hâlâ bizde çalışıyor. Ben de o konuşmamda 'Türk milletinin feraseti, Pensilvanya'dan, Okyanus ötesinden keramet bekleyenlere nal toplattı' dedim. Bunu söyledim, ortalık inledi. 15 Temmuz böyle bir şeydi. Milletin ferasetiyle tankların önüne çıkıldı ve bu ferasetle Türkiye Cumhuriyeti'nde oynanan son oyun engellendi. Millet olarak bu duruşumuz o ferasetten geliyor. İşte biz bu projede, bu ferasete yaslanan bir iş yapmaya çalışıyoruz.
PROJEM YOKSA BİLE REYTİNGLERİ TAKİP EDERİM
- Reytingi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ekranda bir iş yapmadığım dönemde de her gün reyting listelerine bakarım. Rekabet ortamı var. Bütün ekip bu işten ekmek kazanıyor. Tabii ki takip etmemiz gerekiyor. Ne yapılıyor ve insanlar daha çok neyi izliyor bakıyorum. Reyting alamazsanız ne kadar iyi düşünceniz olursa olsun işiniz devam etmez. İşin kuralı bu. Reyting alacaksınız ki reklam gelsin. Ona bağlı olarak insanlar para kazanacak.
YURT DIŞINA FORMAT SATMAMIZ GEREKİYOR
- Yaklaşık 40 yıldır izleyiciye ulaşıyorsunuz. Sizce ekranda neler değişti?
Çok şey değişti. Eskiden daha çok edebiyat uyarlamaları yapılıyordu. Bu çok kıymetli bir şeydi. Artık yapılmıyor. Yaprak Dökümü çok başarılıydı. Ancak Aşk-ı Memnu'da edebiyat değerleri tamamen çöpe atılmış, farklı bir şey ortaya çıkmıştı. Biz uzun yıllar bütün dünyaya dizi sattık. Şu anda format satıyor olmamız lazım. En kıymetli olan şey bu. Maalesef dizi yapımcılarının yaptığı işlerin yüzde 95'i dışarıdan alınan format. Biz niye kendi formatımızı satmıyoruz? Bir yapımcı arkadaşım o dönem çok popüler olan bir formatı alacağını sonrasında da Orta Doğu'ya 300 bin dolara satacağını söylemişti. Ona 'Sakın yapma. Bu ülkeye yapacağın en büyük kötülük budur. Biz Amerikalıları yerli yapımlarımızla kovduk. Onlara dizi satıyoruz. Sen tekrardan onların formatını alarak içimize sokuyorsun' demiştim. İşte bu format hastalığının başladığı ilk yıllardı. Bu çok büyük bir tehlike. İleride kendi formatımızı üretemez hale geliriz.
HER ZAMAN TREND BELİRLEYEN OLDUM
- Bir projeyi başarıya götüren şey nedir?
Başarının üç kademesi var. Siz trend setter'ı oluşturursunuz. İkincisi yaklaşmakta olan trendi hissedip benzeri bir iş yaparsınız ya da o trend tutmuştur siz de onlardan bir tane daha yaparsınız. Ben her zaman trend setter olmaya çalıştım. O yüzden de hep risk alıyorum. Her projeme de sanki ilk defa bu işi yapıyormuş gibi büyük bir heyecanla başlıyorum.
