Polonya’da yargı krizi! Uzmanlardan A Haber'de çarpıcı yorum: Bu açık Avrupacı darbe girişimidir
Polonya'da Batı güdümlü Başbakan Donald Tusk'ın, Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'nin yurt dışı ziyaretini fırsat bilerek gece yarısı Anayasa Mahkemesi binasına polis operasyonu düzenletmesi ülkeyi ayağa kaldırdı. Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın görevden el çektirilmesi ve mahkemenin polis ablukasına alınması "darbe girişimi" olarak nitelendirilirken, Batı yanlısı Tusk'ın milli reflekslerle hareket eden cumhurbaşkanına karşı giriştiği bu hamle A Haber ekranlarında masaya yatırıldı. Polonya'daki yargı krizini değerlendiren Gazeteci Gaffar Yakınca, "Bu açık bir Avrupacı darbe girişimidir" dedi.
Polonya'da Anayasa Mahkemesi Başkanı Bogdan Swieczkowski ve Yardımcısı Bartlomiej Sochanski'nin mahkemenin çalışmasını engelledikleri gerekçesiyle bir ay süreyle açığa alınması, ülkeyi tarihi bir krizin eşiğine sürükledi. Senegal'e resmi ziyarete giden Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki İspanya semalarındayken uçağını geri çevirip Varşova'ya yönelirken; muhalefetin sokağa çıkma çağrısıyla mahkeme önünde toplanan kalabalıklar arasında gerginlik tırmandı, polis binaya girmeye çalışanları gözaltına aldı.
Meydanlarda bir tarafta protestocuların toplanması diğer tarafta ise havai fişeklerle kutlamaların yapılması iç çatışma endişelerini artırırken, Avrupa geneline yayılan siyasi ve ekonomik kaos dalgasını uzmanlar A Haber canlı yayınında değerlendirdi.
İşte dakika dakika uzman isimlerden çarpıcı yorumlar...
CANLI ANLATIM
POLONYA'DA BATI GÜDÜMLÜ BAŞBAKAN İLE MİLLİ ÇİZGİ ARASINDA DERİN ÇATLAK!
Emekli İstihbarat Albay Coşkun Başbuğ, krizin perde arkasındaki stratejik savaşı çarpıcı sözlerle deşifre etti.
"CUMHURBAŞKANI GÜVENLİĞİNİ SAĞLADIKTAN SONRA ORTAYA ÇIKACAKTIR"
Ülkedeki kritik durumu değerlendiren Emekli İstihbarat Albay Coşkun Başbuğ, "Şimdi burada tahminim cumhurbaşkanı Polonya'da bir yerlere indi ama nerede olduğu bilinmiyor. Can güvenliği vesaire bunlarla ilgili tedbirler alındıktan sonra ortalığa çıkabilir. Kim olursa olsun ilk önce güvenliğini sağlar, ardından hâkimiyeti sağlayınca da ortalığa çıkar. Zaten bu örgütlü bir hareket" ifadelerini kullandı.
AVRUPA BİRLİĞİ VE BATI'YA KARŞI STRATEJİK TAVIR
Avrupa Birliği'nin bu süreçteki tutumunun ve Cumhurbaşkanı'nın sergilediği stratejik çizginin altını çizen Emekli İstihbarat Albay Coşkun Başbuğ, "Cumhurbaşkanının söylemi halkla örtüşen bir söylem. Kendisi epeydir 'Biz Avrupa Birliği'nin oyuncağı değiliz. Kamçıyı vurunca Ukrayna'ya saldıralım, dur deyince duralım olmaz, güvenliğimizi sağlayalım' diyor. Türkiye'yle çok önemli görüşmeler vardı; Aselsan vesaire özellikle İHA ve SİHA konusunda belli bir aşamaya gelen temaslar söz konusu. Hatta bizden aldıklarını riskin olduğu doğu sınırlarında konuşlandırıyor, eski Rusya'dan kalma veya Batı'nın verdiklerini ise batı sınırına kaydırıyor; yani esas birinci hattı en iyileriyle donatıyor. Kendisinde böyle stratejik bir akıl var" değerlendirmesinde bulundu.
TRUMP DESTEĞİ VE BATI GÜDÜMLÜ BAŞBAKAN VURGUSU
Cumhurbaşkanının muhafazakâr ve milli reflekslerle hareket ettiğini belirten Emekli İstihbarat Albay Coşkun Başbuğ, "Cumhurbaşkanı 'Biz muhafazakârız, ülkemizi önceliyoruz, dışarıdan oyunlara gelmeyiz. Biz bu işin içinde olmamalıyız' diyor ve bu yaklaşım Amerika'nın söylemiyle örtüşüyor. Trump bu nedenle kendisini destekliyor. Hatta geçen günlerde Trump Savunma Bakanı'yla bir araya gelerek bir görüşme gerçekleştirdi, orada ne konuşulduğu çok merak ediliyordu. Halk da durduk yere savaş istemediği için cumhurbaşkanı tabandan ciddi destek görüyor. Hızla savunma bütçesi ayırıp eksikleri tamamlama yoluna gittiler. Rusya'nın en büyük korkusu Polonya'dır; Batı'dan bir tehdit gelecekse Hitler'in güzergâhı üzerinden Polonya'dan gelir diye bakar ve Avrupa'da da 'Ruslar gelirse Polonya'dan gelir' endişesi vardır. Cumhurbaşkanı 'O onu demiş, bu bunu demiş ilgilenmemeliyiz, kendi güvenliğimizi sağlayıp kabuğumuza çekilmeliyiz' mantığıyla hareket ediyor. Ancak Batı güdümlü başbakan tam tersi bir tutumla 'Aktif olmalıyız, daha saldırgan olmalıyız, Ukrayna'yla gerekirse sınırda çatışmalıyız ve Avrupa'nın desteğini almalıyız, Avrupa bize bu konuda rol vermeli' mantığını yürütüyor" sözleriyle sahadaki kutuplaşmayı aktardı.
POLONYA'DA GECE YARISI OPERASYONU: “BU AÇIK BİR AVRUPACI DARBE GİRİŞİMİDİR"
Polonya'da Başbakan Donald Tusk'ın Anayasa Mahkemesi'ne yönelik polis operasyonu ülkede yargı krizini derinleştirdi. Muhalefet gelişmeleri "darbe" olarak nitelendirirken, Gazeteci Gaffar Yakınca A Haber'de krizin arka planını değerlendirdi.
Polonya'daki yargı krizini değerlendiren Gazeteci Gaffar Yakınca, Anayasa Mahkemesi'nin anayasal yetkileri doğrultusunda Cumhurbaşkanı'nın görevden alınmasına karşı çıktığını ifade etti. Cumhurbaşkanı'nın seçilmiş bir isim olduğunu hatırlatan Yakınca, Başbakan Donald Tusk'ın son seçimde yüzde 30 oy aldığını, rakibinin ise yüzde 35'e ulaştığını belirtti.
"BU AÇIK BİR AVRUPACI DARBE GİRİŞİMİDİR"
Yakınca, yaşanan gelişmeleri şu sözlerle değerlendirdi: "Burada Anayasa Mahkemesi, Anayasa gereğince Cumhurbaşkanı'nın görevden alınmasına, görevden düşürülmesine direniyordu. Cumhurbaşkanı da seçilmiş bir cumhurbaşkanı, yani Meclis seçmiş. Tusk ülkenin başbakanı ama son seçimde yüzde 30 oy aldı, rakibi yüzde 35 oy aldı. Yani ülkenin başbakanı da çoğunluğu temsil etmiyor. Burada çok açık bir Avrupacı darbe girişimi var. Bu süreç uzun süredir devam ediyor. Bu durum Macaristan'da da yaşandı. Orbán'dan sonra göreve gelen başbakan, cumhurbaşkanına yönelik yeni bir sistem değişikliği yaptı ve 'Artık seni kovacağız.' diyerek aşağılayıcı ifadeler kullandı. Brüksel'de büyük bir öfke birikti. Avrupa kaybediyor. Kaybettikçe de gerginliği artıyor. Dünyada zayıflıyor, yeni kurulan dünya düzeninde kendisine yer edinemiyor. Üstelik Brüksel'in vadettiği düzen de çöküyor. Fransa başta olmak üzere Avrupa'nın birçok ülkesinde iç karışıklıklar yaşanıyor."
POLONYA, UKRAYNA SAVAŞININ AĞIR BEDELİNİ ÖDÜYOR
Polonya'daki siyasi gerilimin önemli nedenlerinden birinin Ukrayna Savaşı ve Avrupa Birliği'nin savaş politikaları olduğunu belirten Yakınca, Cumhurbaşkanı Nawrocki'nin Brüksel'in politikalarına karşı çıktığını söyledi.
Polonya'nın savaş nedeniyle güvenlik, göç ve ticaret alanlarında ağır yüklerle karşı karşıya kaldığını vurgulayan Yakınca, ülkenin NATO'nun doğu sınırında bir ileri karakol konumuna itildiğini ifade etti. Polonya'da büyük bir silah yığınağı yapıldığını belirten Yakınca, Rusya'dan gelebilecek tehdit algısının ülkede rahatsızlık yarattığını dile getirdi.
Yakınca, Polonya'nın yaşadığı sorunları şu sözlerle anlattı: "Cumhurbaşkanı Brüksel politikalarına karşı. En önemli başlıklardan biri, Avrupa Birliği'nin Ukrayna Savaşı'na bütün gücüyle dâhil olması. Polonya bunun çok ağır bedelini ödüyor. Cumhurbaşkanının temsil ettiği siyasi blok da bu politikalara karşı. Polonya, Avrupa Birliği tarafından NATO'nun bir ileri karakolu olmaya itildi. Ülkede büyük bir silah yığınağı yapıldı. Bu nedenle Rusya'dan gelebilecek tehdidi hissediyor ve bundan rahatsızlık duyuyor. İkinci olarak, Ukrayna Savaşı nedeniyle yaşanan göçün büyük bölümü Polonya'ya yöneldi. Ülke bunun da ağır bedelini ödüyor. Üçüncü olarak, Ukrayna ile ticaret nedeniyle Polonya büyük kayıplar yaşadı. Rusya'ya uygulanan ambargolar da bu kayıpları artırdı. Ülkedeki temel gerilim bu konulardan kaynaklanıyor. Tusk zaman zaman Avrupa Birliği politikalarından uzaklaşan adımlar atsa da Brüksel çizgisinde hareket ediyor. Ancak Brüksel politikaları çöküyor."
Avrupa Birliği'nin uluslararası alanda etkisini kaybettiğini savunan Yakınca, Brüksel'in Türkiye'ye yönelik değerlendirmelerini de eleştirdi. Avrupa Birliği raporlarının Türkiye'yi doğru yansıtmadığını belirten Yakınca, bu raporlar üzerinden Türkiye'ye yönelik oluşturulan politikaların başarısız olduğunu söyledi.
Yakınca, Avrupa Birliği'nin yaşadığı kayıpların siyasi müdahalelere zemin hazırladığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: "En önemli nokta Ukrayna Savaşı. Brüksel'in inşa ettiği yapı artık dökülüyor. Türkiye'ye yönelik tezlerine bakalım. Avrupa Birliği, Türkiye'yi basın özgürlüğü, insan hakları ve farklı etnik gruplara yönelik politikalar üzerinden eleştiriyor. Peki, Türkiye gerçekten böyle bir ülke mi? Türkiye'nin durumu ortada. Avrupa Birliği'nin hazırladığı raporlar birer birer geçerliliğini yitiriyor. Bu raporlar üzerinden Türkiye'ye yön vermeye çalışanların tezleri boşa çıktı. Avrupa Birliği bütün projelerde kaybediyor. Böyle olunca da darbe yapmak zorunda kalıyor."
MAHKEME ÖNÜNDE BÜYÜK GERİLİM: KUTLAYANLAR VE PROTESTOCULAR KARŞI KARŞIYA
Polonya televizyonlarının Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin geri dönen uçağını canlı olarak ekranlara getirdiği tarihi anlarda, başkent Varşova sokakları tehlikeli bir kutuplaşmaya sahne oldu. Anayasa Mahkemesi yönetiminin görevden uzaklaştırılması kararının ardından bir kesim meydanlarda havai fişeklerle kutlama yaparken, muhalefetin çağrısıyla binayı ablukaya alan göstericiler karara sert tepki gösterdi. Güvenlik güçlerinin yoğun önlemler aldığı mahkeme binasına girmeye çalışan 3 kişinin gözaltına alınması ve karşıt görüşlü sivillerin sokakta karşı karşıya gelmesi "ülke iç savaşa mı sürükleniyor?" kaygılarını beraberinde getirdi.
AVRUPA GENELİNDE GREVLER VE EKONOMİK ÇÖKÜŞ
Gelişmelerin yalnızca Polonya ile sınırlı olmadığını, küresel piyasalardaki kan kaybı ve sokak hareketleriyle tüm kıtanın çalkalandığını vurgulayan Gazeteci Bercan Tutar, "Bütün Avrupa ayakta. Bugün İtalya'da grevler vardı, Fransa'da büyük gösteriler ve kısıtlamalar başlıyor; İspanya ve Portekiz de ayakta. Halk ekonomik krizden dolayı kesinlikle memnun değil. Fransa'nın dış borcu 17 trilyon dolara ulaştı, gayrisafi milli hasılasının yüzde 109'unu aştı. İngiltere'nin borcu 14,7 trilyon, Almanya'nın 15,5 trilyon, İtalya'nın ise 7,2 trilyon dolar. 32 Avrupa ülkesinin toplam borcu 95 trilyon doları geçmiş durumda. Bütün Avrupa ekonomisi 15 trilyon dolarlık büyüklüğüyle Amerika'nın yarısı kadar ancak karşılığında 95 trilyon dolar borçları var. ABD ekonomisi yüzde 2 ila yüzde 5 bandında büyüme sağlarken, Fransa sadece yüzde 0,09, Almanya ise yüzde 0,01 büyüyebiliyor. Bu borcu karşılayacak bir büyüme olmadığı için ekonomik kriz giderek derinleşiyor; buna bir de siyasi kriz, Ukrayna savaşı, enerji krizi ve enflasyon ekleniyor." ifadelerini kullandı.
Piyasalarda cuma kapanışıyla birlikte Amerikan borsalarının 1 trilyon dolar kayıp yaşaması, Japon borsaları, altın ve kripto para piyasalarında yüzde 4'leri bulan sert düşüşlerle yaşanan finansal çalkantı da Avrupa'daki sosyal patlamayı tetikleyen ana unsurlar arasında yer aldı.
YARGI HAMLESİYLE GELEN SİYASİ HESAPLAŞMA
Polonya’daki kırılmanın ve sokaktaki karşıt kutupların çatışma zeminine sürüklenmesinin perde arkasını irdeleyen Mahmut Övür, "Olay bir darbeden ziyade çok bildiğimiz klasik siyasi tartışma ve krizin bir sonucudur. Muhafazakâr ve milliyetçi kesim ile liberal ve Avrupacı kesim arasındaki derin gerilim yargı kararıyla patlak verdi ve ulusalcılar harekete geçti." sözleriyle aktardı.