(Foto: ahaber.com.tr ekran görüntüsü)
ULUSLARARASI SULARDA KORSANLIK VE SABRIN SONU
İsrail'in saldırganlığı karayla da sınırlı kalmadı. Uluslararası sularda korsanlık faaliyetlerine girişen rejim, dünyanın sabrını taşırdı. Eline geçirdiği her fırsatta Orta Doğu'ya istikrarsızlık yayan ve hukuka aykırı saldırılarla bölgeyi ateş çemberine çeviren İsrail'e karşı dünyanın sabrı tükendi. Batılı başkentlerde bile İsrail ile ilişkiler artık yüksek sesle sorgulanıyor.
(Foto: ahaber.com.tr ekran görüntüsü)
ABD KAMUOYUNDA TARİHİ KIRILMA: GENÇLER FİLİSTİN DİYOR
İsrail'in en büyük hamisi konumundaki Amerika Birleşik Devletleri'nde bile zemin kayıyor. Gazze'deki soykırımın ardından Amerikan halkının bakışı radikal bir şekilde değişti. ABD'de İsrail hakkında olumsuz görüş bildirenlerin oranı %60'a fırlarken, Şubat 2026 verileri çok daha çarpıcı bir gerçeği işaret ediyor. Amerikan araştırma şirketi Gallup'un verilerine göre Amerikalılar ilk kez İsraillilerden çok Filistinlilere sempati duyuyor. Özellikle 18-34 yaş grubundaki genç nüfusta Filistin'e sempati %53'e çıkarken, İsrail'e olan destek %23'te çakılı kaldı. Bu tablo, yıllardır İsrail lehine çalışan siyasal ve kültürel anlatının Batı toplumlarında artık alıcısının kalmadığını gösteriyor.
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'DE NETANYAHU'YA TOKAT GİBİ PROTESTO
Küresel toplum, İsrail'e karşı en net tavrını Birleşmiş Milletler'in 80. Genel Kurulu'nda sergiledi. Takvim yaprakları 26 Eylül 2025'i gösterdiğinde, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu konuşma yapmak üzere kürsüye çıktı. Ancak Netanyahu daha ilk kelimesini söylemeden, onlarca ülkenin temsilcisi aynı anda ayağa kalkarak salonu terk etti. Katil devletin yalnızlığının en büyük göstergesi olan bu protesto, uluslararası diplomaside tarihi bir tanıklık olarak kayıtlara geçti.
AVRUPA'DA FİLİSTİN DEVRİMİ: FRANSA VE İNGİLTERE'DEN RESMİ TANIMA
İsrail'in en yakın Avrupalı müttefiklerinden bile darbe üstüne darbe geliyor. Fransa Cumhurbaşkanı, "Gazze'de devam eden savaşı hiçbir şey haklı çıkaramaz. Ülkemin Orta Doğu'ya, İsrail halkı ile Filistin halkı arasında barışa olan tarihi bağlılığına sadık kalarak Fransa'nın bugün Filistin Devleti'ni tanıdığını ilan ediyorum" sözleriyle tarihi kararı dünyaya duyurdu. Hemen ardından İngiltere Başbakanı da benzer bir çıkış yaparak, "Bugün barış ve iki devletli çözüm umudunu canlandırmak için bu büyük ülkenin başbakanı olarak Birleşik Krallık'ın Filistin Devleti'ni resmen tanıdığını açıkça belirtiyorum" şeklinde konuştu. İngiliz lider, Filistin ve İsrail halkına daha iyi bir gelecek taahhüdünde bulunarak 150'den fazla ülkenin safına katıldıklarını vurguladı.
İsrail'in en yakın Avrupalı müttefiklerinden bile darbe üstüne darbe geliyor (Foto: ahaber.com.tr ekran görüntüsü)
FİLİSTİN'İ TANIYAN ÜLKE SAYISINDA REKOR ARTIŞ
Diplomatik kuşatma Avrupa'nın dört bir yanına yayılmış durumda. İspanya, İrlanda ve Norveç'in başlattığı tanıma hamlesine; İngiltere, Kanada, Avustralya ve Portekiz de dahil oldu. 2024 ve 2025 yıllarındaki bu kritik diplomatik ataklarla birlikte Filistin'i resmen tanıyan Birleşmiş Milletler üyesi ülke sayısı 157'ye ulaştı. Bu rakam, BM üyesi 193 ülkenin yaklaşık %81'ine tekabül ediyor ki bu, İsrail'in uluslararası meşruiyetinin yerle bir olması anlamına geliyor.
ADALETİN PENÇESİ: NETANYAHU VE GALLANT HAKKINDA TUTUKLAMA EMRİ
Hukuki cephede de İsrail için çember daralıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi, 2024 yılından bu yana İsrail yönetimi üzerindeki baskısını artırdı. Uluslararası Adalet Divanı'nın Güney Afrika'nın başvurusuyla açtığı davada verdiği ihtiyati tedbir kararları dosyayı canlı tutarken, Uluslararası Ceza Mahkemesi 2024 sonunda bombayı patlattı. Mahkeme, Başbakan Benjamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoaf Gallant hakkında resmen tutuklama emri çıkardı. Rejimin üst kademesi artık Lahey'de yargılanmak üzere dosyaları kabaran birer soykırım suçlusu olarak anılıyor.
AVRUPA BİRLİĞİ'NDE YAPTIRIM VE AMBARGO SESLERİ
Soykırım devletinin kaos politikalarına karşı Avrupa Birliği'nde de artık yolun sonuna gelindi. Halk ve medya baskısı altındaki Batılı başkentler, İsrail'i koruyacak kılıf bulamaz hale geldi. Lüksemburg'daki AB Dışişleri Bakanları toplantısında İspanya ve İrlanda, İsrail ile yapılan Ortaklık Anlaşması'nın askıya alınması çağrısında bulundu. Avrupa Komisyonu ise anlaşmanın ticari kısımlarının daraltılması üzerine çalışmaya başladı. Her ne kadar bu çalışmalar ateşkes sonrası yavaşlatılsa da konunun AB gündemine gelmiş olması bile tarihi bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
AVRUPA KONSEYİ'NDEN İNSANİ YARDIM ÇAĞRISI VE DIŞLAMA HAMLESİ
İsrail'e yönelik yaptırım baskısı sadece AB ile sınırlı değil. Avrupa Konseyi, Gazze'deki insani felakete dikkat çekerek İsrail'in insani yardımları engelsiz bir şekilde ulaştırması için sert bir çağrı yaptı. Daha da önemlisi, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM) gözlemci üye statüsünde bulunan İsrail'in bu statüsünün askıya alınması gündeme geldi. Haziran ayındaki genel kurulda bu konunun oylanacağı ve İsrail'in konseyden tamamen dışlanabileceği belirtiliyor.
SİYASİ DEPREM: İSRAİL DESTEĞİ PARTİLERİ BİTİRİYOR
İsrail ile kurulan iyi ilişkiler, Avrupa siyasetinde artık bir "siyasi intihar" olarak görülüyor. Tel Aviv rejimine destek veren siyasi partiler sandıkta ağır bedeller ödüyor. Bulgaristan'da yapılan erken genel seçimlerde, İsrail'in Gazze'deki eylemlerini destekleyen sağ görüşlü bir partinin yaşadığı büyük oy kaybı, bu durumun en taze örneği oldu. Genç seçmenlerin Filistin duyarlılığı, siyasi dengeleri kökten değiştiriyor.
YENİ BİR DÜNYA DÜZENİ VE İSRAİL'İN MEŞRUİYET KAYBI
Gelinen noktada İsrail, Gazze'ye insani yardım taşıyan filolara yeniden saldırarak uluslararası kamuoyunun öfkesini bir kez daha tazeledi. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, sivillere yönelik bu saldırıların kabul edilemez olduğunu vurgulayarak uluslararası hukuka uyulması çağrısında bulundu. Tüm bu gelişmeler, İsrail'in uluslararası sistemdeki meşruiyetinin her geçen gün aşındığını kanıtlarken, sürecin kalıcı bir değişime evrilip evrilmeyeceği Batı'nın tarihin hangi tarafında duracağına bağlı olacak. Tel Aviv için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.