Tetkik arttıkça kanser tanısı da mı artıyor? Uzmanı açıkladı: “Kurcalarsanız çıkıyor”

Tetkik arttıkça kanser tanısı da mı artıyor? Uzmanı açıkladı: “Kurcalarsanız çıkıyor”

Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar, kanserin oluşumu ve tanı süreçlerine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Tetkik ve görüntüleme imkanlarının yaygınlaşmasıyla bazı bulguların daha sık tespit edildiğini belirten Dizdar, özellikle ultrason kullanımındaki artışın tanı oranlarına yansıdığına dikkat çekti. Dizdar, “Pimpirikliler daha çok kanser oluyor” ifadesini kullanarak, “Gidip kurcalıyor. Kurcalarsanız çıkıyor” dedi.

Kocaeli'nde düzenlenen bir söyleşide vatandaşlarla bir araya gelen Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar, programın ardından kanserle ilgili merak edilen soruları yanıtladı.

"KANSER HÜCRESİ İNSAN VÜCUDUNDA VAR"

Kanser hücrelerinin oluşumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dizdar, bölünmekte olan hücrelerin kanser hücresine dönüşme potansiyeli taşıdığını ifade etti.

Dizdar, "Kanser hücresi aslında insan vücudunda var. Daha doğrusu bölünmekte olan bütün hücrelerin kanser hücresine dönüşme potansiyeli var. Baktığınız zaman bunlar dönüşmüyorlar. 'Niye dönüşmüyor?' dediğinizde, o zaman işte tıbbın aklı karışıyor" dedi.

Hücrelerin kontrol altında tutulmasında çevresindeki bağ dokusunun da önemli olduğunu belirten Dizdar, bağ dokusunun hücrenin düzenini koruyan bir yapı gibi işlev gördüğünü kaydetti.

Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar (Foto: İHA)Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar (Foto: İHA)

"BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ BİR KISMINI KONTROL EDİYOR"

Bağışıklık sisteminin de kanserleşmeye başlayan hücrelerin kontrolünde rol oynadığını belirten Dizdar, vücudun bu hücrelerin bir bölümünü sürekli denetim altında tuttuğunu ifade etti.

Dizdar, bu sürecin anahtar-kilit ilişkisine benzediğini belirterek, "Bağışıklık sisteminin yalnız hücreyi, hele hele kendi hücresini tanıyabilmesi için belli kodları olması lazım. Bu biraz anahtar ve kilit ilişkisi gibi. Bir yandan da olay sadece bağışıklıkla ilgili değil. Etraf onu kontrol ediyor. Bir cins vücudun mahalle baskısı var hücre üzerine" diye konuştu.

(Foto: ahaber.com.tr Arşivi)(Foto: ahaber.com.tr Arşivi)

"KURCALARSANIZ ÇIKIYOR"

Tetkik ve görüntüleme yöntemlerinin yaygınlaşmasının bazı bulguların daha fazla tespit edilmesine yol açtığını ifade eden Dizdar, özellikle ultrason kullanımındaki artışa dikkat çekti.

Dizdar, "Bakın 'pimpirikliler daha çok kanser oluyor' desem, inanın bana çünkü gidip kurcalıyor. Kurcalarsanız çıkıyor. Hepimizin tiroidinde nodül var" ifadelerini kullandı.

Ultrason kullanımının yaygınlaşmasının tanı oranlarına etkisine değinen Dizdar, Amerika'daki tiroid nodülü istatistiklerini örnek gösterdi. Dizdar, "1997'de nodüller böyle zıplıyor. 'Ne oldu ya, nasıl böyle uçtu bu?' Çünkü ultrason kullanıma giriyor" dedi.

1988 yılında Batman'da mecburi hizmet yaptığı dönemde yalnızca bir ultrason cihazı bulunduğunu anlatan Dizdar, günümüzde ise ultrasonun çok daha yaygın hale geldiğini belirtti. Dizdar, "E şimdi artık her muayenehanede ultrason olunca biraz da fazladan tanıya gidiyor. O yüzden çok kurcalatmayın diyorum" ifadelerini kullandı.

(Foto: ahaber.com.tr Arşivi)(Foto: ahaber.com.tr Arşivi)

"NE DERİYE NE KASA DOĞRU DÜZGÜN METASTAZ GÖRÜYORUZ"

Kanser hücrelerinin vücudun farklı bölgelerine yayılması anlamına gelen metastaz konusunda da değerlendirmelerde bulunan Dizdar, bu sürecin tıp dünyasında halen tartışıldığını ifade etti.

Vücutta en fazla dokunun kas dokusu olduğunu belirten Dizdar, buna rağmen metastazın daha çok karaciğer ve akciğerlerde görüldüğüne dikkat çekti.

Dizdar, "Doku miktarına baktığın zaman, insan vücudunda en çok doku aslında kas dokusu. Dolayısıyla bir şey eğer yerleşecekse kasa yerleşmesi en büyük ihtimal diye düşünüyorsun. Ne deriye ne kasa doğru düzgün bir metastaz görmüyoruz ama karaciğer ve akciğere görüyoruz" dedi.

Metastazın oluşum mekanizmasına ilişkin farklı ihtimaller bulunduğunu kaydeden Dizdar, "Acaba bu bizim mantığımız gibi kolonizasyon metastazı mı, yani oradan kalkan hücreler oraya yerleşip çoğalıyorlar mı; yoksa vücut genel olarak mı bir biçim değişimine giriyor, bunun cevabı verilemedi tıpta" ifadelerini kullandı.

(Foto: ahaber.com.tr Arşivi)(Foto: ahaber.com.tr Arşivi)

"YAŞLILIK EKSTRA RİSK GETİRİYOR"

Yaş ilerledikçe kanser riskinin arttığına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Dizdar, yaşla birlikte vücutta meydana gelen hasarın arttığı yönünde teorik bir yaklaşım bulunduğunu belirtti.

Ancak bunun her kişi için kesin bir kural olmadığını ifade eden Dizdar, ileri yaşta olmasına rağmen herhangi bir ciddi sağlık sorunu yaşamayan insanların da bulunduğunu söyledi.

Dizdar, yaş ilerledikçe kişilerin daha fazla tetkik yaptırmasının bazı bulguların ortaya çıkmasını kolaylaştırdığını belirterek, prostat kanseri üzerinden örnek verdi.

"Benim yaşımda birinin prostatında illaki nodül vardır diye düşünebilirsin. Eğer çok daha iyi bakarsan 50 yaşında da bulursun ama 70 yaşında kesin vardır. Bu kanser midir, değil ama bakarsan mikroskopik olarak evet, prostat karsinomu tanısını alırsın" diyen Dizdar, yaşın tek başına değil, yaşla birlikte artan risklerin de değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

(Foto: ahaber.com.tr Arşivi)(Foto: ahaber.com.tr Arşivi)

"İLK TEDAVİDE ÇOK BAŞARILI OLUYORUZ"

Kanser tedavisinin ilk aşamasında yüksek başarı elde edilmesine rağmen bazı hastalarda hastalığın ilerleyen dönemlerde yeniden ortaya çıkabildiğini belirten Dizdar, bunun nedeninin hücrelerin tedaviye uyum sağlamasıyla açıklanmaya çalışıldığını ifade etti.

Dizdar, "İlk başta hücrelerin bir kısmı bundan kayboluyor fakat bazı hücreler de etkilenmediği için onlar çoğalıp diğerlerinin yerini alıyor. Çünkü kanserde biz primer tedavide, ilk yaptığımız tedavide çok başarılı oluyoruz" dedi.

Asıl sorunun tedaviden aylar sonra hastalığın yeniden ortaya çıkması olduğunu belirten Dizdar, "Sorun 3 ay sonra, 6 ay sonra bunun yinelemesi oluyor. Bunu mesela şu ana kadar çözebilen kimse yok. Hep gizli kalmış hücreler tekrar aktive oluyor" ifadelerini kullandı.

Dizdar, kanser tedavisinin uzun süre devam etmesinin altında bu yaklaşımın bulunduğunu ancak hastalığın tekrarlama mekanizmasına ilişkin farklı ihtimallerin de değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin