İstanbul'da istilacı kuşlar yerli türleri tehdit ediyor!
İstanbul'da kayıtlı yaklaşık 390 kuş türü bulunurken, bunlardan yeşil papağan, İskender papağanı ve çiğdeci istilacı özellik göstererek yerli türler için tehdit oluşturuyor. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Ormancılık Meslek Yüksekokulu Ormancılık Bölümü Avcılık ve Yaban Hayatı Programı Başkanı Dr. Ergün Bacak, İstanbul'un göç yolları üzerinde bulunması nedeniyle Türkiye'nin en zengin kuş çeşitliliğine sahip kentlerinden olduğunu söyledi.
Kentte farklı kaynaklara göre yaklaşık 380-390 kuş türünün bulunduğuna işaret eden Bacak, son yıllarda bunların arasına yabancı kökenli bazı türlerin de eklendiğini ifade etti. Bacak, "İstanbul'da şu anda istilacı özellik gösteren üç yaygın tür var; bunlar yeşil papağan, İskender papağanı ve çiğdeci. Bir de ak yanaklı Arap bülbülü var, bu tür henüz takip aşamasında. Üreme başarısı göstermeye başladı ancak henüz diğer türleri tehdit edecek seviyede değil." dedi.
İstilacı türlerin doğal yaşam alanlarından farklı bir bölgeye insan etkisiyle taşındığını ve yeni ortamlarında hızla çoğalarak ekosistemi tehdit ettiğine dikkati çeken Bacak, "İstilacı olması için başka bir coğrafyadan getirilmiş olması ve taşındığı yeni coğrafyada popülasyonunu artırarak hem ekosistemi hem de diğer türleri tehdit etmesi gerekir." diye konuştu.
YASA DIŞI EVCİL HAYVAN TİCARETİ İSTİLANIN EN ÖNEMLİ NEDENİ
Yeşil papağan ve İskender papağanının İstanbul'a gelişine ilişkin farklı iddialar bulunduğunu aktaran Bacak, en güçlü ihtimalin 1990'lı yıllarda yasa dışı evcil hayvan ticareti kapsamında kafeslerden kaçan bireylerin doğaya uyum sağlaması olduğunu söyledi.
Bacak, kamyon devrilmesi, gemiden kaçma ya da gümrükten topluca kaçma gibi farklı senaryolar bulunduğuna dikkati çekerek, "Ancak en güçlü ihtimal, yasa dışı evcil hayvan ticareti sırasında kafeslerden kaçmaları ve doğaya adapte olmaları." ifadesini kullandı.
Çiğdecinin de büyük ölçüde evcil hayvan ticareti yoluyla doğaya ulaştığını belirten Bacak, bu türün ses taklit etme yeteneği nedeniyle uzun yıllardır kafes kuşu olarak beslendiğini kaydetti. Bacak, dünyanın en istilacı yabancı türleri arasında gösterilen çiğdecinin doğaya kaçan bireylerinin İstanbul'da popülasyon oluşturarak hızla yayılabildiğini vurguladı. Ak yanaklı Arap bülbülünün de benzer şekilde evcil hayvan olarak beslenirken doğaya kaçan bireylerden olduğuna işaret eden Bacak, birçok yabancı türün doğaya salınmasına rağmen yalnızca uyum sağlayabilenlerin istilacı hale gelebildiğini anlattı.
İSTİLACI TÜRLER YERLİ KUŞLARLA YUVA VE BESİN REKABETİNE GİRİYOR
Bacak, istilacı kuşların en büyük etkisinin yerli türlerle yuva ve besin rekabeti oluşturması olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti:
"Doğal yaşam alanlarında popülasyonlarını sınırlayan avcılar, hastalıklar ve rekabet unsurları bulunuyor. Yeni geldikleri bölgelerde ise bunlar olmadığı için çok hızlı çoğalabiliyorlar. Bu da yerli türlerin besin ve yaşam alanlarını kaybetmesine neden oluyor. Özellikle ağaçkakanların açtığı oyuklar papağanlar tarafından işgal edildi. Ağaçkakanların kullanacağı yuvaları yeşil papağan ve İskender papağanı kullanabiliyor. Çiğdeci ise sığırcık, serçe ve diğer oyuklara yuvalayan kuşlarla rekabete giriyor. Bu durum yerli türlerin üreme başarısını olumsuz etkiliyor."
Yeşil papağan ve İskender papağanının çöplerden beslenmediğini, ağırlıklı olarak meyve, taze sürgün ve bitkilerle beslendiğini ifade eden Bacak, kent peyzajında kullanılan egzotik bitkilerin bu türlerin yıl boyunca beslenmesine imkan sağladığını söyledi. Bacak, türlerin bu nedenle doğal ormanlardan çok park ve korular gibi alanları tercih ettiklerini aktardı.
Çiğdecinin ise daha fırsatçı bir tür olduğunu belirten Bacak, "Kedi mamaları, ekmek kırıntıları ve insanların bıraktığı diğer gıdalardan da yararlanabiliyor. Bu da popülasyonunun artmasını kolaylaştırıyor." bilgisini verdi.
"YAKALAMA YA DA YUMURTALARIN GELİŞİMİNİ ENGELLEME GİBİ YÖNTEMLER UYGULANABİLİR"
Bacak, istilacı kuşlarla mücadelede önceliğin düzenli izleme çalışmaları olması gerektiğinin altını çizerek, bu kapsamda geçmişte Tarım ve Orman Bakanlığınca yürütülen bazı çalışmaların devam ettirilemediğini söyledi. Popülasyon kontrolünün öldürme yerine üremenin sınırlandırılmasıyla yapılabileceğine işaret eden Bacak, şu değerlendirmede bulundu:
"Bu türler düzenli olarak izlenmeli. Yakalama ya da yumurtaların gelişimini engelleme gibi yöntemler uygulanabilir. Avrupa'da martılar için sahte yumurta bırakılması ya da yumurtaların gelişiminin durdurulmasına yönelik uygulamalar var. Benzer yöntemler bu türler için de değerlendirilebilir."
Bacak, daha önce papağan popülasyonuna yönelik bazı müdahale girişimlerinin kamuoyu tepkisi nedeniyle sürdürülemediğini hatırlatarak, "Papağanlar sevimli hayvanlar olduğu için toplumda tepki oluşabiliyor. Bu nedenle mücadele yöntemlerinin bilimsel temele dayanması ve kamuoyuna doğru anlatılması gerekiyor." uyarısında bulundu. İstilacı türlerle mücadelenin yalnızca teknik yöntemlerle başarılamayacağını vurgulayan Bacak, biyolojik çeşitliliğin korunabilmesi için popülasyonların düzenli izlenmesi, bilimsel yöntemlerle kontrol altında tutulması ve toplumun bu konuda doğru bilgilendirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

