Siyonizmin kirli oyunu: İsrail’in asıl hedefi Türkiye-İran savaşı! Büyük planın perde arkası A Haber’de
Mekke İttifakı'nın bölgedeki barışın anahtarı mı yoksa yeni güç dengesinin merkezi mi olduğu tartışılırken, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan heyetlerinin 26 Ekim'de Tahran'da gerçekleştirdiği kritik temaslar, bölgesel jeopolitikte yeni bir dönemin kapısını araladı. İsrail'in Orta Doğu'daki kirli planına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Furkan Kaya, siyonizmin asıl hedefinin Türkiye ile İran'ı savaştırmak olduğunu vurguladı. Mekke İttifakı'nın bölgesel dengeleri değiştirebilecek tarihî bir adım olduğuna dikkat çeken Kaya, ABD ve İsrail'in bölgeyi yeni bir savaşa sürükleme girişimlerine karşı uyarılarda bulundu.
ABD-İsrail-İran meselesine değinen Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Furkan Kaya, A Haber canlı yayınında yaptığı değerlendirmede, bölgesel güvenliğin ancak bölge ülkelerinin iş birliğiyle sağlanabileceğini vurgulayarak İran'a dikkat çeken bir çağrıda bulundu.
MEKKE İTTİFAKI VE TAHRAN TEMASININ BÖLGESEL ANLAMI
Mekke İttifakı'nın ilk temaslarından birinin Tahran'da gerçekleşmesinin coğrafya açısından çok önemli bir mesaj taşıdığını belirten Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Furkan Kaya, şu değerlendirmelerde bulundu:
"İran, bu coğrafyanın çok kadim medeniyetlerinden biri, bir medeniyet ülkesidir. İran coğrafyasıyla beraber aslında Anadolu ile birlikte Mezopotamya'nın kaması gibiyiz. Yani İran coğrafyasının jeopolitiği ile Anadolu jeopolitiği aslında bir bumerang gibidir. Dolayısıyla bu iki coğrafyanın güvenliği ve selameti, Mezopotamya'nın güvenliği demektir. Modern ismiyle Orta Doğu'nun güvenliği demektir. Burada verilen mesaj nedir? Tamamen siyasetten, yani güncel siyasetten bağımsız olarak bu coğrafyaların bir araya gelmesidir. İran'ın bu manada ittifaka katılması gerektiğini düşünüyorum. Ancak tabii ki belli politikalarını düzeltmeleri, özellikle Türkiye'nin bölgesel siyasetine ve bölgesel gücüne güvenmeleri gerekiyor. Sorunlara yalnızca coğrafyanın kendi güçlerinin çözüm bulabileceği bir düzene girdiğimizi artık kabul etmeleri gerekiyor."
(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)
MEZHEP AYRILIĞI EMPERYALİSTLERİN BÖLGESEL OYUNU MU?
Mezhepsel ayrışmaların emperyalistler tarafından kullanıldığına dikkat çeken Doç. Dr. Kaya, şu ifadeleri kullandı:
"Artık mezhebi hadiselerin ve daha önce Türkiye ile İran arasına sokulan bazı meselelerin rafa kaldırılması, hatta tamamen ortadan kaldırılması gerekiyor. Pezeşkiyan çok önemli bir açıklama yapmıştı, hatırlarsanız. 'Biz bir araya gelmeliyiz, bizi bir araya getiren İslam'dır, mezhebi farklılıkları bir kenara bırakmalıyız' şeklinde açıklamaları vardı. Bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. En başından beri de ben hep bunu söyledim. Özellikle Türkiye ile İran'ı bir araya getirmemek amacıyla bu mezhebi mesele, emperyalistler tarafından kullanıldı."
Sürecin tarihsel arka planına değinen Kaya, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Mekke İttifakı da aslında ismiyle şanlanan çok önemli bir bölgeselleşme ve entegrasyon projesidir. Bunu isterseniz 1937 Sadabat Paktı'na bağlayabiliriz. Tabii bu vesileyle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'mızı da en içten dileklerimle kutluyorum. Mustafa Kemal Atatürk'ü ve tüm şehitlerimizi rahmet ve saygıyla anıyorum. Böylesine önemli bir süreç, aslında bize 1920'leri hatırlatıyor. O dönemde dünya koşar adım savaşa gidiyordu ve Türkiye de bölgeselleşme hamleleri yapıyordu. Bugün de aynı durum geçerli, Sinan Bey. Yani bugün, Atatürk jeopolitiğinin devamı niteliğinde bölgeyi bir araya getirmeye çalışan bir Türkiye var. Liderler diplomasisi çerçevesinde Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan ve tabii ki MİT Başkanımız Sayın İbrahim Kalın, mekik diplomasisi yürüterek bunu sağlamaya çalışıyor."
MISIR'IN KATILIMIYLA BÖLGESEL GÜÇ BÜYÜYECEK
İttifakın genişlemesi gerektiğine ve Mısır'ın kilit rolüne işaret eden Doç. Dr. Furkan Kaya, şu sözleri kaydetti:
"Burada tabii ki eksik olan bir ülke daha var: Mısır. Mısır da yine bu coğrafyanın çok önemli, kadim ülkelerinden biri. Mısır bizim ata topraklarımızdan biri ve Arap dünyasının önemli ülkelerinden. İran ile Mısır'ın bu pakta katılması, karşımıza büyük bir bölgesel gücü temsil edecek bir tablo çıkaracaktır."
(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)
İRAN İÇİNDEKİ AYRIŞTIRMA ÇABALARI VE SAVAŞ SENARYOLARI
İran'ın bölgesel politikalarını gözden geçirmesi gerektiğini belirten Kaya, şu ifadeleri kullandı:
"Burada İran'ın siyasetine çeki düzen vermesi gerekiyor. Özellikle Türkiye'yi düşmanlaştırmaya çalışan, mezhebi farklılıklar üzerinden 'Biz bir araya gelemeyiz' diyerek İran'ı bizden ayrı tutmaya çalışanları çok iyi biliyoruz. Ancak biz de diyoruz ki Sayın Cumhurbaşkanı çok önemli bir cümle söylemişti: 'Bizim dinimiz ne Sünniliktir ne Şiiliktir.' Bu, bizi bütünleştirici bir yaklaşımdır. Zaten İran coğrafyası 3 bin yıllık bir Türk tarihidir. Dolayısıyla İran'ın bu ittifakta yer alması gerekiyor. Önümüzde uzun bir yol var ancak Sayın MİT Başkanımız İbrahim Kalın'ın İran temasları bu anlamda önemli mesajlar içeriyor. Pezeşkiyan'ın da liderler düzeyinde önemli bir fırsat olduğunu düşünüyorum."
TÜRKİYE-İRAN HATTINDA SAVAŞ TUZAĞI
Bölgede Türkiye ile İran'ı karşı karşıya getirme planlarının devrede olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Kaya, şu açıklamayı yaptı:
"Biliyorsunuz, 'İran'dan öte İran' var ve bu İran'dan öte İran, maalesef Türkiye-İran savaşını çıkarmak isteyen İsrail'in değirmenine de su taşıdı. İran ile Türkiye'yi karşı karşıya getirecek girişimlerde bulunuldu ancak biz de gerekli uyarıları yaptık. İçerideki Türk topluluklarını ve Kürtleri birbirinden ayrıştırmak üzere bazı manipülasyonlara giriştiler ancak buna izin verilmediğini gördük. Devrim gerçekleşecek, karşı devrim olacak, Şah'ın oğlu gelecek gibi söylemlerle sokak olayları tertiplendi ancak bunlar da sonuç vermedi. Şimdi yeni bir savaşa hazırlanıyorlar ve Amerika'nın İran'a saldırmak üzere hazırlandığı ifade ediliyor."
DİPLOMASİ TRAFİĞİ VE ABD İLE YAŞANAN BOĞAZ KRİZİ
Trump'ın İran'a yönelik sert söylemleri ve seçim sonrasında askeri hamle yapılacağına ilişkin iddiaların gölgesinde yürütülen diplomasi trafiğini değerlendiren Doç. Dr. Furkan Kaya, şu ifadeleri kullandı:
"Diplomasi, savaşın önlenmesinde çok önemli. Ukrayna Savaşı'nda da her zaman arabuluculuk ve kolaylaştırıcı rolümüzü oynadık. İran bizim komşu ülkemiz ve güvenlik bakımından birbirimizi yakından ilgilendiren bir konumdayız. Sayın İbrahim Kalın'ın bu temaslarının, savaş tamtamlarının çaldığı bir süreçte çok önemli olduğunu düşünüyorum. Burada sınırlı bir savaş mı yoksa topyekûn bir savaş mı yaşanacağı sorusu önemli. Amerika'nın topyekûn bir savaş yürütecek gücü yok, bu benim şahsi görüşüm. Ancak Husiler üzerinden Babülmendep ve Hürmüz Boğazı'nın kontrolünün kimin elinde olacağına ilişkin bir mücadele var. Oyun teorisindeki 'korkak tavuk' oyununda olduğu gibi, kim geri çekilirse kaybedecek. Savaştan kastım bir İran işgali ya da rejimin devrilmesi değil. Ancak jeopolitik ve jeoekonomik fay hatları kırıldı, bunun bedelini dünya ödüyor. Amerika'nın kasım ayındaki seçimlerin ardından böyle topyekûn bir savaşa girmesinin ağır maliyetleri olacaktır. Nitekim Körfez ülkelerine de 'Hazırlıklarınızı yapın, önlemlerinizi alın' çağrısında bulundu."
ABD'DEN KÖRFEZ'E 96 SAAT UYARISI: SALDIRI PLANI MASADA
Amerikan yönetiminin 3 Kasım'daki Kongre ara seçimlerinin ardından İran'a yönelik yeni bir askerî harekât ihtimaline karşı bölge ülkelerini uyardığı iddiaları gündeme bomba gibi düştü. Wall Street Journal'ın haberine göre, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik yeni bir saldırı hazırlığında olduğuna işaret eden gelişmeler yaşanırken Washington yönetimi, bazı Körfez ülkelerine kısa süreli ancak yoğun olabilecek saldırılara karşı hazırlıklı olmaları yönünde bildirimde bulundu.
Sahadaki askerî hareketliliğe ilişkin gelişmeleri aktaran CNN International ise bölgedeki ABD güçlerinin mühimmat stoklarını artırdığını, savaş uçaklarının hazır bekletildiğini, ilave bir uçak gemisi taarruz grubu ile Deniz Piyadeleri Birliği'nin önümüzdeki ay bölgeye ulaşacağını duyurdu. Haberde ayrıca Başkan Donald Trump'ın emir vermesi hâlinde 96 saat içinde kapsamlı saldırıların başlayabileceği belirtildi.
(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)
TRUMP'IN ÖNÜNDE İKİ SEÇENEK: SAVAŞ YA DA ANLAŞMA
Askerî operasyonların maliyetinin 28 Şubat'tan 16 Ekim'e kadar yaklaşık 47,1 milyar dolara ulaştığı kaydedilirken ABD Başkanı Donald Trump, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:
"Bu işi sonuna kadar götürmek zorunda kalabilirim ya da belki bir anlaşmaya varırlar, emin değilim. Her hâlükârda biz kazanırız ancak İran'ı tekrar bombalama ihtimalim var."
BÜYÜK ORTA DOĞU PROJESİ, EPSTEİN BASKISI VE İRAN GERÇEĞİ
ABD'deki saldırı hazırlıklarını ve perde arkasındaki baskıları değerlendiren Doç. Dr. Furkan Kaya, şu açıklamalarda bulundu:
"28 Şubat öncesinde Umman ve Cenevre'de müzakere masası kurulmuş ve belli bir aşamaya gelinmişti. Fakat katliamcı Netanyahu, Donald Trump'ı sekiz kez görüşerek köşeye sıkıştırdı. Epstein dosyaları servis edildi, otelde suikast tehlikesi atlattı ve Trump tam anlamıyla bir kuşatılmışlık ve baskı altına alındı. Trump ak kaşık değil ancak İran savaşı noktasına mecbur bırakıldı. Çünkü Netanyahu ve siyonizmin genişleme siyaseti bakımından bu savaşın çıkması gerekiyordu. Ancak siyonizmin asıl amacı, İran ile Türkiye'yi savaştırmaktır. Büyük Orta Doğu Projesi'nin son aşamasının gerçekleşebilmesi için bu iki kadim ülkenin savaşması planlanıyor. Bu gerçekleşmeyince şimdi büyük resimde Ukrayna ile İran savaşını birleştirmek istiyorlar."
ABD iç siyasetinin ve ekonomisinin böyle bir savaşı kaldıramayacağını vurgulayan Kaya, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü:
"Trump saldıracak mı, yoksa bu bir seçim yatırımı mı? Kasımda seçim var. Netanyahu zor durumda olsa da siyonizm ayakta. İki yıl sonra Trump olmayacak ve Vance gelirse işler onlar için daha da zorlaşabilir. Diğer taraftan Amerikan halkı benzin fiyatları ve enflasyon yüzünden perişan hâlde. Buna rağmen 50 milyar dolarlık bir masraf yapılıyor. Trump'a oy verecek olan halktır, İsrail değil."
ABD'nin İran'ı askerî olarak teslim alamayacağının altını çizen Doç. Dr. Furkan Kaya, sözlerini şöyle tamamladı:
"Hürmüz, 28 Şubat öncesinde de açıktı. Bu savaşın neden başladığının cevabı hâlâ yok. Ancak şundan eminiz: Amerika İran'ı fethedemez. Burası Afganistan'dan bile zor bir coğrafyadır; Irak ya da Vietnam değildir. İran kadim bir medeniyet ve kale devlettir. Besic güçleriyle ve halkın, rejime karşı olsa dahi devletin yanında durma refleksiyle Amerika'yı zor durumda bırakır. Şah'ın oğlu projesi de tutmadı. Dolayısıyla bu denklemde en çok zarara uğrayacak ülke ABD olacaktır. İran'ın da ekonomisi kötü ve Mahsa Amini olaylarında gördüğümüz üzere reforma ihtiyacı var. Pezeşkiyan hükümetini saf dışı bırakmak ve Türk lobisini diskalifiye etmek istiyorlar. Netanyahu'nun savaşın başında 'Pers halkını özgürleştireceğiz' diyerek Büyük Kiros'a gönderme yapması ve İranlılar yerine Perslere seslenmesi de ülkeyi bölme siyasetinin bir parçasıdır. Ancak İran'da devlet aklı ayaktadır. Amerika'nın İran'ı fethetmesi mümkün değildir fakat kısa vadeli siyasi hedefler uğruna sınırlı bir saldırı ihtimali masada durmaktadır."

