AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik'ten Çerçeve Yasa açıklaması: Dün tarihi bir gündü
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik Ankara'da gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Çelik, Terörsüz Türkiye Çerçeve Yasası kapsamında Meclis'ten rekor oyla geçirilen düzenleme ile ilgili "Dün tarihi bir gündü. Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge gündemimiz açısından Yüce Meclis, 467 gibi yüksek bir kabul oyuyla PKK-KCK terör örgütünün silah bırakmasının önünü açan, bunun zeminini oluşturan, bunun gerçekleşmesi için çerçeve oluşturan yasal zemini oluşturmuş oldu." dedi.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Genel Merkez'de düzenlediği basın toplantısında Meclis'te kabul edilen yasal düzenlemeyi değerlendirdi. Çelik, 467 kabul oyunun hem sayısal hem siyasal açıdan tarihi bir anlam taşıdığını vurgulayarak sürecin şeffaf ve millî bir çerçevede yürütüldüğünü söyledi.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Genel Merkez binasında basın toplantısı düzenledi.
Dün tarihi bir gündü. Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge gündemimiz açısından Yüce Meclis, 467 gibi yüksek bir kabul oyuyla PKK-KCK terör örgütünün silah bırakmasının önünü açan ve bunun gerçekleşmesi için gerekli çerçeveyi belirleyen yasal zemini oluşturmuş oldu.
Tabii, Sayın Cumhurbaşkanımızın iç cepheyi güçlendirme çağrısından ve iç cephenin güçlendirilmesi gerektiğine değinmesinden sonra Sayın Bahçeli'nin gerçekleştirdiği tarihi çağrı, ardından Sayın Cumhurbaşkanımızın bunu devlet politikasına dönüştüren iradesi, Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge konusunda Türkiye'nin yepyeni bir stratejik hamle yapmasını sağlayan bir tablo ortaya çıkardı. Geçen bu süre içerisinde pek çok iniş çıkış oldu. Zaman zaman aksama ya da yavaşlama olarak nitelendirilen dönemler yaşandı. Ama her seferinde söyledik. Dedik ki Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Sayın Bahçeli'nin iradesi, hem olayın Cumhur İttifakı boyutuyla hem de devlet politikası boyutuyla net bir irade ortaya koyuyor. Bazen, "Bir yılda gidilen yol bir günde gidilir." dedik. Bazen haftalarca yerinde sayılıyor gibi görünebilir. Ama burada net bir irademizin ve net bir yol haritamızın olduğunu çeşitli defalar belirttik. Daha sonra Yüce Meclisin, Mecliste kurulan komisyonla devreye girmesi, Meclis boyutunun da hayata geçmesini sağladı.
Meclis Başkanımızın başkanlığında haftalar süren çalışmalarla toplumun tüm kesimlerinin katılımı sağlanmış oldu. Günün sonunda Meclis Komisyonunun yayımladığı rapor; meseleyi bütün çerçevesiyle ele alan, terörün ortadan kalkması ve Türkiye'nin terör yükünden kurtulması için ilkeleri, prensipleri ve yol haritasını ortaya koyan çok anlamlı bir çerçeve oluşturdu. 467 kabul oyu, Cumhuriyet tarihinde ve siyasi tarihimiz açısından hem sayısal hem de siyasal bakımdan çok önemli bir niteliğe işaret ediyor. Bunu sadece sayısal bir nitelik olarak göremeyiz. Bunun siyasal anlamı da büyük. Bu sonuç, makul bir çerçevede ortaya konulan yasal düzenlemenin Yüce Meclisteki milletvekillerinin çok yüksek bir oranı tarafından kabul gördüğünün işaretidir. Her bir milletvekili tabii ki kendi seçim bölgesindeki vatandaşlarımızın duygularını ve hissiyatını taşıyor. Onların taleplerini Meclise yansıtıyor. Aynı zamanda farklı toplum kesimlerini de temsil ediyor. Dolayısıyla Yüce Meclisin iradesi; hem farklı toplum kesimlerinin sürece olumlu yaklaşımını göstermesi bakımından hem de Meclis içerisinde çok tartışılan, 50 yıldır yürütülen terörle mücadele çerçevesinde etrafında geniş bir literatür ve pek çok yaklaşım oluşmuş bir konuda gelinen noktadaki yasal çerçevenin makul bulunduğunun, bu çerçevede silah bırakma ve örgütün tasfiyesi sürecinin desteklendiğinin net bir işaretidir.
"NET BİR İRADE ORTAYA KOYULDU"
Sayın Cumhurbaşkanımızın konuyu devlet politikası hâline getirmesi, aynı zamanda partimize net talimatlar vererek sürecin nasıl işlemesi gerektiğine dair açık bir yol haritası ortaya koyması; görevlendirdiği heyetle birlikte yürüttüğümüz, takip ettiğimiz ve sonuçlandırmaya çalıştığımız politikaların ana esasını oluşturdu. Sürecin çeşitli aşamalarında doğal olarak krizler, inişler, çıkışlar ve tıkanmalar olur. Sayın Bahçeli'nin yaptığı stratejik müdahaleler, meselenin önünün açılması ve doğru bir rotada ilerleyebilmesi açısından hayati önem taşıdı. Partide yaptığımız her MYK ve MKYK toplantısında Sayın Cumhurbaşkanımız, bu süreç başladığından beri konuşmasının ilk bölümünü bu konuya ayırdı; MYK üyelerimize, genel başkan yardımcılarımıza ve MKYK üyelerimize yaptığı hitaplarda Cumhur İttifakı'nın birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmesi gerektiğini sürekli ifade etti. Bu konudaki prensipleri bize hatırlattı. Böylece üç şeyi net bir şekilde gördük.
Birincisi, hem Sayın Cumhurbaşkanımız hem de Sayın Bahçeli tarafından net bir irade ortaya konuldu. İkincisi, partimiz ve Cumhur İttifakı açısından bakıldığında, yapılan çalışmalar çerçevesinde net bir yol haritamız vardı. Burada devletimizin nitelikleri ve milletimizin değerleri çerçevesinde nasıl bir yol izleneceği görülüyordu. Devlet kurumlarının hangi çalışmaları yapacağı net bir şekilde önümüzdeydi. Üçüncüsü de net bir hedefe sahiptik. O hedef de Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge olarak ifade ettiğimiz; birbirinden ayrılmaz, iç içe geçmiş, bütünleşik ve aralarındaki bağlantı kuvvetli olan hedeflerin, detaylandırılmış bir yol haritasıyla gerçekleştirilmesi için yapılacak çalışmalardı.
"YAPICI ELEŞTİRİLERDE BULUNANLARIN SÖZLERİ DE SON DERECE KIYMETLİ"
Bütün bu süreç içerisinde pek çok tartışma oldu. Burada her zaman şunu söyledik: Bizim için süreci destekleyenlerin sözleri kadar sürece yönelik yapıcı eleştirilerde bulunanların sözleri de son derece kıymetlidir. Çünkü siyaset, nihayetinde pek çok fikrin çarpışmasıyla ortak noktalar bulma sanatıdır. İnsanoğlu siyaseti bunun için icat etmiştir. Siyaset; kavganın, çatışmanın, silahın ve savaşın yerine meseleleri konuşarak ve akılla çözme, birtakım yöntemler ve çözüm denklemleri üretme kabiliyeti ve yeteneği olarak ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla yapıcı eleştirileri de çok dikkatle dinlediğimizi ifade etmek isterim. Burada iki yıl içerisinde onlarca toplantı yapmışızdır; sabah akşam toplandığımız zamanlar olmuştur. Bütün bu toplantılarda yapıcı eleştirileri de katkılar kadar dikkate aldık ve değerlendirdik.
Bütün bunların değerlendirilmesi, hem yol haritamızı şekillendirmeye hem de süreci ilerletmeye çok büyük katkı sağladı. Dün elde edilen 467 sayısının, sayısal niteliğinden çok daha büyük bir siyasal anlam taşıdığı böylece ortaya çıkmış oldu. Meclis genelinin bu mutabakatı 467 gibi yüksek bir oyla sağlamış olması, esasında Türkiye'de "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde parlamento zayıfladı, Meclis geriye itildi." şeklindeki iddiaların ne kadar boş olduğunu gösterdi. Yüce Meclisin, milletimizin verdiği yetki ve tarihsel birikimle, bütün bu meselelerin çözümünde üzerine düşen sorumluluğu millet adına ve millet için yerine getirme konusunda ne kadar yüksek bir kabiliyet ortaya koyabildiği de görüldü.
Bu süre içerisinde konuyla ilgili pek çok tartışma yapıldı. En yoğun tartışmalar dün gerçekleşti. Fakat eleştiriler açısından şu durumu da ifade etmek isterim: Toplumsal hayata baktığınızda yapıcı eleştirilerin önemini görürsünüz. Eleştiri son derece doğal bir haktır ve eleştiriye her zaman ihtiyacımız vardır. Eleştiri olmazsa en iyiyi ve en doğruyu bulabilme imkanını kaybederiz. O yüzden eleştirileri her zaman hürmetle karşılamak gerekir. Ancak toplumsal hayatta sivil toplumla buluştuğumuzda ortaya çıkan eleştirilerle Meclisteki eleştiriler arasında bir fark vardı. Toplumun büyük bir çoğunluğu bu eleştirileri yapıcı bir biçimde ortaya koyarken, yani "Bu hedefe ulaşırken şunlara dikkat edin, şu değerleri ve bu yol haritasındaki şu hususları dikkate alın." gibi yaklaşımlar sergilerken, dün maalesef sayıları az da olsa son derece yıkıcı birtakım eleştirilerle Mecliste görünürlük üretmeye çalışanlar oldu.
"YASADA OLMAYAN ŞEYLERİ VARMIŞ GİBİ GÖSTEREREK ELEŞTİRİ ÜRETMEYE ÇALIŞTILAR"
Tabii bizim hatiplerimiz bu eleştirileri yapanlara net bir şekilde şu soruları sordular: "Sizin öneriniz nedir? Sizin yaklaşımınız nedir?" Bu sorular yöneltildiğinde aslında ortada herhangi bir önerinin bulunmadığını, stratejik ya da siyasi bir yaklaşımın ortaya konulamadığını; hem Türkiye'deki bu meselenin tarihi hem de bölgedeki gelişmeler açısından konuyu okuma konusunda büyük bir siyasi yetersizlik bulunduğunu net bir şekilde görmüş olduk. Buradaki en yanlış işlerden biri, sayıları çok az da olsa Meclisteki bazı kişilerin, yasada olmayan hususları varmış gibi göstererek hayali bir durum üzerinden eleştiri üretmeye çalışmasıdır. Şimdi bu çok önemli bir mesele. Çünkü milletin bu kadar önemli bir meselesini çözerken dersine iyi çalışmış olmak, meseleyi derinlemesine kavramak; meselenin hem tarihini hem bugününü hem de bölgesel etkilerini bilmek son derece kıymetlidir. Fakat bazılarının gerçekten bundan yoksun olduğunu, üstelik hukuki ve siyasi açıdan bu yasal çerçevede bulunmayan hususları varmış gibi göstererek hayali eleştirilerde bulunduğunu gördük.
"NET BİR ŞEKİLDE YASA ORTADADIR"
Onun için bunların zaman zaman televizyonlarda da yapıldığını görüyoruz. Yasa net bir şekilde ortadadır. Yasanın içerdiği maddeler açıkça ortaya konulmuş ve Mecliste tartışılmıştır. Günün sonunda Yüce Mecliste 467 milletvekili, tarihi bir sayısal ve siyasal mesaj vererek bu büyük sonucu ortaya çıkarmıştır. Bu sürecin en kıymetli taraflarından biri de şudur: Çeşitli ülkelerde "çatışma çözümleri" olarak adlandırılan bir literatür var. Esasında bu literatürün ortaya çıktığı ülkelerdeki sosyolojik gerçekliğin ya da toplumsal ilişki ağının Türkiye'deki durumla bir ilgisi olmadığını uzun zamandır söylüyoruz. Dolayısıyla bu işlerin "kes, kopyala, yapıştır" şeklindeki ezbere yöntemlerle yürütülemeyeceğini defalarca ifade ettik.
"TÜRKİYE'NİN ÜÇÜNCÜ BİR GÖZE İHTİYACI YOKTUR"
İşte oradaki ülkelerde etnik olarak, dini olarak, mezhebi olarak birbirinden tamamen ayrışmış, tamamen kopmuş toplum kesimleri arasında ortaya çıkan çatışmalar için üretilmiş bu literatür, üçüncü göz denilen bir mekanizmaya zaman zaman ihtiyaç duymuş. Bu üçüncü göz mekanizmalarında çalışanların bir kısmı, birtakım kurumlar, uluslararası kurumlar ve kişiler bizlere de ulaştılar. Biz bütün bu süreçlerde rol alalım, yardımcı olalım ya da bütün bu süreçlere vaziyet edelim gibisinden. Buna söylediğimiz şey şu oldu. Türkiye'nin üçüncü bir göze ihtiyacı yoktur. Türkiye'de bir tane göz vardır. O da milli bir gözdür. Bu da 86 milyonun ta kendisidir. Türkiye'de bu çatışma çözümleri denilen literatürü oluşturan ülkelerdeki gibi bir sosyal durum da yoktur. Yani bu mesele Türk ile Kürt arasında bir mesele olarak gündeme gelmemiştir.
Bugün bu işlerin en sıcak olduğu zamanlarda, bu işlerle ilgili stresin, toplumsal stresin en yüksek olduğu zamanlarda Türkü, Kürdü, Arabı, Alevisi, Sünnisi bütün kesimlerden vatandaşımız tek bir millet olma şuurunun dışında bir durumla, bir yaklaşımla hareket etmemiştir. Dolayısıyla mezhep temelinde bölünme ya da etnik temelde ayrışma gibisinden bir yaklaşımla izah edilecek bir mesele değildir. Bugün konuştuğumuz konu PKK-KCK terör örgütünün tasfiyesi ve silahlarını bırakması konusudur. Bununla ilgili olarak uzun zamandır söylenen şey şuydu. Bunun geçmişteki çeşitli denemelerden sonra bir yasal güvenceye ihtiyacı var. Bu yasal güvence ortaya çıktığı zaman silah bırakma süreci ve örgütün tasfiyesi süreci hızlı bir şekilde gerçekleşir. Geçmiş dönemlerde pek çok adım atılmasına rağmen eksik olan buydu. Bu tamamlanırsa örgütün tasfiyesi ve silahların bırakılması konusundaki zemin oluşturulmuş olacak ve yol haritası tamamlanmış olacak diye. Burada söylediğim gibi, herhangi bir üçüncü göz olmadan, gayet şeffaf bir biçimde, 86 milyon vatandaşımızın gözünün önünde örgütün tasfiyesi ve silah bırakması için bu yasal çerçeve oluşmuştur.
"467 'EVET' OYU EMPERYALİZME VERİLEN GÜÇLÜ BİR CEVAP OLMUŞTUR"
O sebeple Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge süreci, dün yasal çerçeveye Yüce Meclisin 467 gibi tarihi bir kabul oyu vermesiyle büyük mesajlar vermiştir. Birincisi, bu mesaj hem Irak'ta hem Suriye'de hem İran'da biraz evvel bahsettiğim gelişmeler çerçevesinde yankılanacaktır. Bu Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedefi bakımından terörsüz bölgeyi arzulayan bütün kardeş halklar için bir yankı oluşturacaktır. Bakın, Türkiye'de böylesine uzun tarihi olan bir meseleyi bir yasal zemin oluşturarak çözme konusunda son derece net bir irade, net bir yol haritası ortaya çıkmıştır. Demek ki bu mümkün olabiliyordur denilecektir. Dolayısıyla dün 467 kararı, 86 milyon vatandaşımızın emperyalizmin ve Siyonizmin bölgemize dönük kötü niyetlerine karşı verdiği güçlü bir cevap olmuştur.
"DİCLE'NİN VE FIRAT'IN KUZULARINI EMPERYALİZME YEM ETMEYECEĞİZ"
Daha öncesinde de söyledik. Dicle'nin ve Fırat'ın kuzularını emperyalizme yem etmeyeceğiz dedik. Birileri Dicle'nin ve Fırat'ın kuzularıyla Yeşilırmak'ın, Kızılırmak'ın kuzularının birbiriyle yumruk yumruğa karşı karşıya gelmesini istiyor. Birileri Dicle'nin ve Fırat'ın kuzularıyla evlatlarıyla, Yeşilırmak'ın, Kızılırmak'ın evlatlarının arasına tarihte hiç var olmamış birtakım fitnelerin, duvarların, perdelerin girmesini istiyor. Biz de istiyoruz ki hem Dicle'nin ve Fırat'ın kuzularını bu emperyalist ve Siyonist projelere yem etmeyeceğiz hem de bundan sonrasında Dicle'nin ve Fırat'ın evlatlarıyla Kızılırmak'ın ve Yeşilırmak'ın evlatlarının, Seyhan'ın ve Ceyhan'ın evlatlarının geleceğe kol kola, omuz omuza, el ele tutuşarak yürümesi için daha güçlü adımlar atmaya devam edeceğiz. Bunun tabii siyaset boyutu var, toplumsal boyutu var. Ama günün sonunda 86 milyonun iradesinin her şeyin üstünde olduğu, bölgedeki bütün kötücül planları bozacak bir yetkinliğe sahip olduğu bir kere daha görülmüştür. Bundan sonrasında hem Terörsüz Türkiye hedefinin gerçekleşmesi açısından hem Terörsüz Bölge hedefinin gerçekleşmesi bakımından Irak, İran, Avrupa'daki legal ve illegal unsurları, Suriye, bütün bu bölgeyi kapsayan bölgede örgütün silahlarını bırakması ve tasfiye sürecinin tamamlanması gerekiyor.
SİLAHLARIN BIRAKILMASI: 'YÜCE MECLİSTE BİR İZLEME KOMİSYONU BUNU TAKİP EDECEK'
Silahların bırakılması ve tasfiye sürecinin tamamlanması ile ilgili mekanizmaları daha önce anlattım. Bu bir kurul tarafından takip edilecek. Ayrıca Yüce Mecliste bir izleme komisyonu bunu takip edecek. Bunun onaylanmasıyla, MGK kararının ortaya çıkmasıyla birlikte bu yasa yürürlüğe girecek. Kurulun yapacağı çalışmalar var. Tüm bu çerçeve aslında bütün boyutlarıyla silah bırakma ve örgütün tasfiyesi konusundaki yol haritasının yasal bir güvenceye kavuşturulması bakımından net bir adımın ortaya atıldığını gösteriyor. Terör her zaman demokrasi üzerinde yüksek bir stres üretir. Demokrasi üzerinde bir yüktür. Bu ister istemez toplumsal hayatı da etkiler. Dünyanın her yerinde böyledir. Sayın Cumhurbaşkanımız defalarca bütün bu süreçte devletimizin nitelikleri ve milletimizin değerlerinin esas alınarak sürecin yürütüleceğini ifade ettiler. Bu çerçevede bahsettiğimiz bu yol haritası çerçevesinde silahlar bırakıldıktan ve terör sona erdikten sonra tabii ki Türkiye'nin demokrasi ölçeği büyüyecektir.
"TÜRKİYE, ÜLKEMİZE ZARAR VERMEK İSTEYENLERE KARŞI BU MÜCADELEYİ HAKKIYLA VERDİ"
Dün Mecliste bazı yıkıcı eleştiriler yapanlar, Cumhuriyetimizle ilgili, demokrasimizle ilgili aslında bu yasanın hiçbir şekilde hiçbir tarafında geçmeyen birtakım tehditlerden bahsettiler. Esasında yapıcı eleştiriler olsa tabii ki can kulağıyla dinleriz. Bir yerde hata mı yapıyoruz diye bunları dikkate alırız. Bunu yaptık da zaten. Geçen süre içerisinde aylarca pek çok kesimden uzmanı, vatandaşımızı, herkesi dinledik. Yani daha doğrusunu nasıl yapabiliriz? Daha iyisini nasıl yapabiliriz? Hem siyasi açıdan hem hukuki açıdan bunu nasıl gerçekleştirebiliriz diye. Ama bütün bunların dışında yasada olmayan şeyleri gündem yaparak Cumhuriyetimizin ya da demokrasimizin tehlikede olduğunu söylemek, başlı başına bir siyasi iftira kampanyasıdır. Biz bütün bunları Cumhuriyetimiz ilelebet payidar kalsın diye yapıyoruz. Demokrasimiz daha yüksek standartlara ulaşmak için üzerindeki yüklerden, ağırlıklardan kurtulsun diye yapıyoruz. Aynı zamanda şimdiye kadar ülkemize dönük olan bütün bu kötücül projeler karşısında kahramanca savaştılar. Kahramanca mücadele ettiler şehitlerimiz. Allah hepsine rahmet eylesin. Kahramanca mücadele ettiler gazilerimiz. Hepsine şükranlarımızı sunuyoruz. Şehitlerimizin ve gazilerimizin fedakârlıkları ve kahramanca mücadeleleri sayesinde ülkemizi bölmek isteyenler amacına ulaşamadı. Ülkemize, milletimize kötülük etmek isteyenler amacına ulaşamadı. Dolayısıyla Türkiye, ülkemize zarar vermek isteyenlere karşı bu mücadeleyi hakkıyla verdi.
"MİLLETİMİZİN DEĞERLERİNE HALEL GETİRECEK EN UFAK BİR ADIM ATILMAYACAKTIR"
Devletin mücadelesinin, devletin mücadele kitabının çeşitli bölümleri vardır. Kuşkusuz terörün gündemden çıkarılması için devletin hard power denilen sert güç unsurları kullanıldığı kadar soft power denilen yumuşak güç unsurları da kullanılır. Geçmişte de AK Parti iktidarından öncesinde de çeşitli MGK kararlarıyla, çeşitli yasal düzenlemelerle terörün sona ermesini teşvik etmek üzere pek çok kanun çıkarılmıştır. Dolayısıyla burada Cumhuriyetimizi ya da demokrasimizi tehdit eden, ona zarar veren işler yapıldığını söyleyenlerin söylediklerinin hiçbir zemini yoktur. Biz Cumhuriyetimiz ilelebet payidar kalsın diye, milletimiz her daim güvende olsun diye, devletimizin bekası korunsun diye, demokrasimiz Türkiye Yüzyılı'nda daha yüksek standartlara ulaşmak için bu yüklerden kurtulsun diye, kahraman şehitlerimizin ve gazilerimizin mücadelesi taçlansın ve onların gelecek nesillere bıraktığı bu güzel ülke daha iyi hedeflere ulaşsın diye bütün bunları yapmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla bütün bu çerçeve içerisinde her şey milletin gözünde meşru mekanizmalar içerisinde gerçekleşti. Milletimiz müsterih olsun. Burada Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Devlet Bahçeli'nin ortaya koyduğu irade net bir iradedir. Burada devletimizin nitelikleri ve milletimizin değerlerine halel getirecek, gölge düşürecek en ufak bir adım atılmamıştır, atılmayacaktır.
Dün de Yüce Mecliste ortaya çıkan tablo, aslında Türkiye'deki toplumsal gerilimlerin azaltılması, Türkiye'deki siyasal stresin yumuşatılması bakımından da anlamlı bir tablodur. 467 gibi bir kabul oyunun ortaya çıkması ve bunun Cumhur İttifakı ile beraber DEM Parti'den, Yeni Parti'den, CHP'den, Yeni Yol'dan, HÜDA PAR'dan, bağımsızlardan milletvekillerinin oyuyla bunun bu şekilde tecelli etmesi, Yüce Meclisin bütün bu çoğulculuk içerisinde, adını saydığım ve sayamadığım partilerde de olur, bunun tecelli etmesi, aslında Yüce Meclisin millet adına ve millet için vazifesini yapmak üzere iş başında olduğunu ve sorumluluğunu müdrik olduğunu gösterir. Mecliste kullandığımız bir ifade vardır. Meclis gündemine hakimdir deriz. Yani bu şu demektir. Yüce Meclisin gündemine hiç kimse, hiçbir iç vesayet unsuru ya da hiçbir dış unsur müdahale edemez. Yüce Meclisin gündemini millet iradesi dışında hiçbir şey tayin edemez. Yüce Meclisin kararını millet iradesi dışında hiçbir şey şekillendiremez. Onun için sık sık Meclis gündemine hakimdir deriz. Onun için milletimiz müsterih olsun. Aynı zamanda bu 467 kararı, dünyaya da verilmiş çok büyük bir mesajdır. O da şudur. Dünyadaki bütün dikişlerin çözüldüğü, iç cephelerin çeşitli ülkelerde darmadağın hale geldiği bir dönemde, uluslararası ilişkiler kurala dayalı düzenden boşanıyor. Uluslararası sistemin dikişleri çözülüyor.
Tüm bunun içerisinde Türkiye, 86 milyonun ortak iradesiyle milli bir gözle, biz kendi meselemizi kendimiz hallederiz iradesini ortaya koyuyor. Bir Türkiye modeli çıkarıyor ve bunu sadece Türkiye için değil, bölge halklarının iyiliği için de yapıyor. Tüm bu tablo içerisinde baktığımızda, bütün bunun dünyaya verdiği mesajın da çok kuvvetli olduğunu görmek lazım. Zaten bugün yabancı ülkelerdeki tartışmalara, yorumlara, gazetelere baktığınızda, çeşitli siyasilerin açıklamalarına baktığınızda, dünyada bilinen bütün bağlar çözülürken Türkiye'nin böylesine irade ve yöntemler üretebilmesinin ne kadar kıymetli olduğu görülmektedir. Şimdi bütün bu süreci daha da kıymetli hale getirecek olan şey bu hedefe ulaşılmasıdır. Silah bırakma, tasfiye sürecinin tamamlanmasıdır. Bununla birlikte Yüce Meclis işinin başındadır. Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Bahçeli'nin iradesi net bir şekilde ortadadır. Dün Mecliste muhalefet partilerinden de güzel konuşmalar yapıldı, çeşitli milletvekilleri tarafından. Bu meselenin halledilmesine dönük olarak ortaya konulan irade bakımından DEM Parti'den güzel konuşmalar yapıldı. Cumhuriyet Halk Partisi'nden yapıldı. Yeni Parti'den yapıldı. HÜDA PAR'la görüşmelerimiz var. Onlar çeşitli şekillerde bu görüşlerini belirttiler. Yeni Yol'dan yapıldı. Bütün bu tablo, adını saydığım ve sayamadığım partilerle ilgili ortaya çıkan tablo, esasında siyasi farklılıkların büyük bir meseleyi çözmek üzere bir araya geldiğinde nasıl büyük bir sinerji oluşturabileceğini göstermesi bakımından çok önemli. Bundan sonra Türkiye'nin karşılaşacağı büyük meseleler açısından ya da çözüm gerektiren büyük meseleler açısından da bu kıymetli olacaktır. Biz bu sürece aynı şekilde destek vermeye devam edeceğiz. Dün 467 kararı çıktıktan sonra hemen bugün yine bu konuyla ilgili toplantımız var. Görevlendirilmiş arkadaşlarımızla süreci aynı şekilde takip etmeye devam edeceğiz.
AK PARTİ 25. YILINI BAŞKENT'TE KUTLAMAYA HAZIRLANIYOR
Diğer bir gündem konumuz arkadaşlar, 14 Ağustos günü herkesi Ankara Millet Bahçesi'ne, partimizin kuruluş yıl dönümünde Sayın Cumhurbaşkanımızın yapacağı konuşmayı dinlemeye davet ediyoruz. Bugün orada 25. yılımızı çok görkemli bir görsel şölenle birlikte kutlayacağız. Bu arada 81 ilimizde 25. yıl hazırlıklarımız, faaliyetlerimiz Teşkilat Başkanımızın koordinasyonunda devam ediyor. Hem il danışma meclisi toplantılarımız yapılıyor hem vefa toplantıları yapılıyor. İl, ilçe başkanlıklarımız bu şekilde 25. yıla uygun bir şekilde donatılıyor. İlde vefa buluşmalarımızla köklerimizle bugünümüz, bugünümüzle geleceğimiz arasındaki köprüyü her zaman kuran AK Parti'nin bu niteliği bir kere daha görülmüş oluyor. Son 15 gündür, yani bütün bakanlıklarımızın faaliyetleri zaten AK Parti hesaplarından paylaşılıyor. Bir hafıza tazelenmesi yapılıyor. Tabii Ankara Millet Bahçesi'nde Sayın Cumhurbaşkanımızın konuşması, bir 25. yıl konuşmasının ötesinde Cumhuriyet tarihinin tarihi konuşmalarından biri olacaktır. Bu 25 yıl içerisinde neredeyse 250 yıllık bir siyasi yol yürümüştür. Hem yoğunluk bakımından hem zorluk bakımından hem gerçekleştirilen icraatlar ve hizmetler bakımından bunun her aşamasında Sayın Cumhurbaşkanımız, büyük tehlikelerle karşı karşıyayken, büyük sıkıntılarla karşı karşıyayken bile tavizsiz bir iradeyle bütün bu yola liderlik etmiştir. Ve bugün, Genel Başkanımız bu 25 yılı alnının akıyla, milletin duasıyla, Cenab-ı Allah'ın yardımıyla, büyük bir gayretle, emekle, fedakârlıkla yürümüş olarak o gün milletinin huzurunda olacaktır. Milletiyle bu büyük dertleşmeyi, büyük buluşmayı, büyük hasbihali gerçekleştirecektir. Bütün vatandaşlarımızı 25. kuruluş yıl dönümümüz için 14 Ağustos günü saat 17.30'da Ankara Millet Bahçesi'nde buluşmaya davet ediyoruz. Orada hem Cumhurbaşkanımızın konuşmasını dinleyeceğiz hem de büyük bir görsel şölenle bu 25 yıllık yolu nasıl yürüdüğümüzü, bundan sonrasını nasıl yürüyeceğimizi bir kere daha aziz milletimizle paylaşmış olacağız. Buradan bütün vatandaşlarımıza saygılarımızı sunuyoruz. Herkese hayırlı haftalar diliyoruz.
"EMPERYALİST PROJELER ENGELLENECEK"
Türkiye, çeşitli emperyalist projelerin, çeşitli perde arkasındaki çevrelerin vekalet savaşları yoluyla terör örgütlerini kullanarak bölgemizi şekillendirmeye, ülkemize istikamet vermeye ve ülkemizde kaos ortamı oluşturmaya çalıştığını yıllar içerisinde defalarca gördü. Şimdi, yakın zamanda da biliyorsunuz, şöyle bir şey konuşuluyordu: Şimdiki Orta Doğu düzeninin çerçevesini oluşturan Sykes-Picot rejiminin değişmesinden, değiştirilmesi gerektiğinden ve bunun aksayan taraflarından bahsediliyordu.
Tabii daha sonra görüldü ki Batı'da Sykes-Picot rejiminin değiştirilmesinden bahsedenlerin amacı; daha organik, daha insani, bölge halklarının güvenliğine, müreffeh bir geleceğe ve daha iyi yaşam koşullarına kavuşmasına hizmet edecek bir yaklaşım değil. Burada yine bölgeyi, yakın bölgemizi, ülkemize yakın bölgeyi etnik ve mezhebi temelde mikro birtakım parçacıklara bölmek, daha çok kaos çıkarmak ve kendi çıkarlarını garanti altına almak için bölgede birtakım terör devletçikleri oluşturmak şeklinde yaklaşımların bulunduğunu net bir şekilde gördük.
Emperyalizmin ve Siyonizmin bu tip projeleri olduğunu, aslında birtakım gelişmelerin arkasındaki bu emperyalist ve Siyonist siyasi projelerin neticesi olarak ortaya çıktığını görmek için çok derin bir bakış açısına gerek yok. Bunlar iyice görünür hale geldi. Onun için Türkiye'nin, dünyadaki diğer süreçlerden farklı olarak, herhangi bir üçüncü göze ihtiyaç duymadan, yegane göz olan milli gözün, yani 86 milyon vatandaşımızın gözünün önünde her şeyin şeffaf bir biçimde yapıldığı bir süreç yürütmesi son derece kıymetlidir.
"TÜRKİYE MODELİ, BÖLGE ÜLKELERİ İÇİN DE BİR YÖNTEM VE ADRES OLACAKTIR"
Bu, tabii esas olarak bir yöntem niteliğindeki Türkiye modelidir. Bundan sonra terör örgütü tasfiye olur ve silahlarını bırakırsa, bu süreç tamamlanırsa, Türkiye modeli bölge ülkeleri için de bir yöntem ve adres olacaktır. Böylece bölgemizde Türk'ü, Kürt'ü, Arap'ı, Alevi'yi, Sünni'yi, Şii'yi, Nusayri'yi, Dürzi'yi, Ezidi'yi ve Keldani'yi birbirine düşürmek isteyen emperyalist ve Siyonist projelerin herhangi bir şekilde amacına ulaşması engellenmiş olacaktır.
Onun için buraya kadar gelinen tartışmaların, kullanılan yöntemin, Türkiye'nin bu meseleyi yürütme biçiminin, Türkiye'de devletin ve siyasetin ortaya koyduğu bu yaklaşımın, Yüce Meclisin sergilediği tutumun başlı başına kıymetli olduğunu görmek lazım.
Bakın, etrafımızda bu tartışmalar yapılırken emperyalist ve Siyonist birtakım odakların bölgeyi etnik ve dini temelde daha çok birbirine düşürmeye, hatta aynı etnik veya dini gruplar içerisinde çatışma çıkarıp kendilerine birtakım çıkar hatları oluşturmaya çalışan yaklaşımlarını net bir şekilde görüyoruz. Bunların defalarca bozulmasında Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesinin büyük etkisi oldu.
Ülkemize karşı zaman zaman yanlış işler yapmış olanların bile halklarının başına böyle kötülükler gelmesin diye, böyle durumlarla karşılaşıldığında Sayın Cumhurbaşkanımız, bölgedeki kardeşlik siyasetinin gereği ve bölge barışının korunması amacıyla pek çok fitneyi engellemek üzere doğrudan devreye girmiştir. Böylece bunlar engellenmiştir.
En son bunu nerede gördük arkadaşlar? Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran'a yönelik haksız, hukuksuz ve hakkaniyetsiz saldırısı sonrasında hem Irak'taki hem de İran'daki Kürt kardeşlerimizi İran'a karşı ayaklandırmaya çalışan bir Siyonist faaliyet herkesin gözü önünde gerçekleşti. Sayın Cumhurbaşkanımızın bütün bölgeye verdiği mesaj ise herhangi bir şekilde bu savaşları daha da büyütecek ve halklara daha çok acı çektirecek hiçbir işe kimsenin girişmemesi gerektiği şeklindeydi.
Bunun detayları uzundur. Bunun detayları başlı başına bir tarihtir. Cumhurbaşkanımızın bölge barışını kardeşlik siyaseti üzerinden güçlendirme ve koruma, bu fitneleri bertaraf etme konusundaki iradesi başlı başına bir literatür oluşturur.
Ancak Irak'taki ve İran'daki Kürt kardeşlerimiz bu saldırganlığın parçası olmadılar. Oradaki kanaat önderleri ve bölgede yaşayan kardeşlerimiz tarihin doğru tarafında durdular. Böylece farklı grupların arasına fitne sokacak ve acılara yol açacak birtakım senaryoları kurgulayanların planlarını ellerinin tersiyle itmiş oldular.