Muhalefet Deniz Göktaş'ı neden savunuyor? Perde arkası A Haber'de
Kur’an-ı Kerim’e ve dini değerlere yönelik alaycı ifadeleriyle büyük tepki çeken sözde komedyen Deniz Göktaş, "Cumhurbaşkanına hakaret" ve "halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" suçlarından tutuklanarak cezaevine gönderildi. A Haber ekranlarına konuk olan Hukukçu Hadi Dündar ve diğer uzmanlar kutsallara yönelik sistematik saldırıları ve muhalefetin bu skandala kalkan olmasını çarpıcı sözlerle deşifre etti.
Sözde komedyen Deniz Göktaş'ın Kur'an-ı Kerim'e yönelik alçakça ifadeleri ve Cumhurbaşkanı'na hakaret suçlamasıyla tutuklanması, Türkiye'nin bir numaralı gündem maddesi haline geldi. Muhalefetin bu saygısızlığı sahiplenen tavrı ise büyük tepki topladı. Hukukçu Hadi Dündar, A Haber canlı yayınında konuya ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulunarak, hem ceza kanunundaki eksikliklere dikkat çekti hem de muhalefetin toplumun dini değerleriyle olan kavgasını eleştirdi.
TCK 216 VE CAYDIRICILIK TARTIŞMASI
Hukuki sürece dair değerlendirmelerde bulunan Hukukçu Hadi Dündar, "Dini değerlerle alay edilip komedi malzemesi yapılmasına rağmen Türk Ceza Kanunu'nun 216. maddesinin 2. ve 3. fıkrasında 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor" bilgisini paylaştı. Mevcut cezaların yetersizliğine değinen Dündar, "Nüfusunun yüzde 99'u Müslüman olan bir ülkede, dini değerlere yapılan saygısızlığın bu kadar düşük cezalarla karşılık bulması caydırıcılıktan uzak. Bu düşük cezalar, bu şahıslara bu eylemleri yapma hakkını ne yazık ki tanıyor" ifadelerini kullandı.
Muhalefet Deniz Göktaş'ı neden savunuyor? (Foto: ahaber.com.tr ekran görüntüsü)
Dini değerlere saldırının bazı çevrelerde bir "var olma yöntemi" haline geldiğini belirten Hadi Dündar, "Eğer dini değerlere saldırırsanız emin olun Türkiye'de gündem olursunuz ve dini değerlerle sorunu olan siyasi partilerle çok rahat bir etkileşim kurabilirsiniz" şeklinde konuştu.
"KILIÇDAROĞLU KENDİ KÜLTÜRÜYLE ÇELİŞİYOR"
Kemal Kılıçdaroğlu'nun tavrını sert bir dille eleştiren Hukukçu Hadi Dündar, "Sayın Kılıçdaroğlu defalarca kendi kültürüyle çelişen, dini değerlere hassasiyetle yaklaşmayan bir siyasetçiydi. Bazen seccadenin üzerine basarak fotoğraf veriyor, bazen de kutsal kitabımıza hakaret eden bir komedyenin savunuculuğunu yapıyor" ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu'nun mahkeme kapısına gitmesini bir "şov" olarak nitelendiren Dündar, "Kılıçdaroğlu kendisini tabanına şirin göstermek için oraya gitti ancak oradaki marjinal gruplar bile 'sen sahip çıksan da biz sana sahip çıkmıyoruz' diyerek onu yuhaladı. Yüzde 1'lik kesim için kendinizi feda ederseniz böyle bir tabloyla karşılaşırsınız" dedi. Dündar son olarak, "Hiçbir dini değere ve kutsal kitaba karşı saygısızlık yapamazsınız" sözleriyle toplumsal hassasiyetin önemine vurgu yaptı.
Deniz Göktaş olayının perde arkası A Haber'de (Foto: ahaber.com.tr ekran görüntüsü)
CEZA SİSTEMİNDE CAYDIRICILIK VURGUSU
Hukukçu Hadi Dündar, mevcut yasal düzenlemelerdeki adaletsizliğe parmak basarak, "Atatürk'e hakarete yönelik cezaların kaldırılmasını söylemiyorum, aksine gerekli cezalar verilmeli. Fakat Atatürk'e hakaret edildiğinde 5 yıl ceza veriyorsanız, diğer taraftan kutsal kitabınıza alay eden veya Peygamberinizle ilgili akla hayale gelmeyecek hakaretvari çizimler yapan bir dergiyle ilgili 6 ay ceza veriyorsanız, biz burada Türk Ceza Kanunu'ndaki o eksikliği dile getirmek zorundayız" ifadelerini kullandı. Dündar, dini değerlere saldırının daha ağır yaptırımları olması gerektiğini belirterek, "Dini değerlerle ilgili bunun iki katı kadar bir ceza veriyor olmam lazım ki caydırıcı olabilsin. Ceza adalet sisteminin temel amacı budur; öyle bir ceza vereceksiniz ki başkaları bu suçu işlememek için ders almalı" sözleriyle mevcut tabloyu özetledi.
ÖZGÜR ÖZEL VE TOPLUMSAL DEĞERLERLE ÇELİŞEN ZİHNİYET
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in tavırlarını eleştiren Hadi Dündar, "Sayın Özel'in kendi kültürüyle, bulunduğu toplumun dini değerleriyle nasıl her fırsatta ters düştüğünü görüyoruz. Mezarı başında rakı ritüeli yapabilecek kapasitede bir zihniyete sahip olan bir siyasi figürden bahsediyoruz" dedi. Özel'in marjinal grupların desteğini almak için bu tür skandallara arka çıktığını savunan Dündar, "Ne söylediğini, dilinden dökülenleri kulağının duymadığı tuhaf bir figür olarak karşımıza çıktı. Siz dini değerlerle alay ederseniz, halk da sandıkta gereken cevabı size verecektir" ifadelerini kullandı.
İYİ PARTİ VE DEM PARTİ'NİN "SESSİZ" VE "TEHLİKELİ" ROLÜ
İYİ Parti'nin geldiği noktayı "misyon kaybı" olarak nitelendiren Hadi Dündar, "Meral Akşener'den sonra tamamen vizyonunu kaybetmiş, grubu düşecek kadar azalmış bir milletvekili sayısı var. Muhafazakar milliyetçi bir partinin bu tür konularda çok sert açıklamalar yapması gerekirken, ne yazık ki muhalefet gibi davranma yoluna başvuruyorlar" dedi. DEM Parti'nin bölge halkının değerlerine savaş açtığını belirten Dündar, "Doğu ve Güneydoğu'daki halkın dini değerlere ne kadar sahip çıktığı bir ortamda, bu parti her fırsatta dini değerleri ortadan kaldırmak için çalışma yürütüyor. Kendisi de zaten Marksist-Leninist bir siyasi parti olduğunu kabul ediyor; gençleri dini değerlerden uzaklaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar" sözleriyle muhalefet cephesindeki tehlikeli ittifakı deşifre etti.
"BEŞ BENZEMEZ AYNI POTADA"
Yaşanan hadiseyi derin bir stratejik perspektifle ele alan Askeri Stratejist Coşkun Başbuğ, "Bir istihbarat operasyonu yürüyor, bu çok net. Yol, yöntem ve taktiğin aynı olduğunu rahatlıkla görebiliyorsun. Kişiler farklı olabilir ama neticede aynı şemanın kullanıldığını görüyoruz" ifadelerini kullandı. Terör örgütlerinin nasıl bir araya getirildiğine dikkat çeken Başbuğ, "Edirne'de yakalanan bir araçta DHKP-C'li, FETÖ'cü ve PKK'lı aynı anda çıkabiliyor. Bunlar normalde bambaşka örgütler ama onları o arabada bir araya getiren güç tek bir merkezdir. Şimdi aynı olayı buralarda da görüyorsun," sözleriyle tehlikenin boyutuna dikkat çekti. Sözde sanatçıların bir anda parlatılmasının tesadüf olmadığını belirten Başbuğ, "Sanatçı diye sunulan kişi acaba gerçekten kendi emeğiyle mi gelmiş, yoksa bir anda kucağımızda mı bulmuşuz? Milli değerlerimizi saldırılarla yıktığın an, o ulus çöker. Şehitlik, bayrak, kutsal kitap gibi değerleri sıradanlaştırmaya çalışanlar bir operasyon yürütüyor" açıklamasında bulundu.
"AYNI MERKEZ: CHARLIE HEBDO VE DEAŞ"
Konunun toplumsal yansımalarını ve uluslararası bağlantılarını değerlendiren Gazeteci Gaffar Yakınca, "Kutsal değerlere hakaret edildiğinde toplumun bir kesimi tahrik edilmiş olur ve bu her zaman bir netice verir. Charlie Hebdo dergisi ile DEAŞ terör örgütü aynı merkezden yönetilmektedir. Charlie Hebdo'ya o iğrenç karikatürleri çizdiren akılla, DEAŞ'ı kurduran akıl aynıdır" sözleriyle kirli ittifakı deşifre etti. Türkiye üzerinde oynanan oyunların tarihsel kökenlerine değinen Yakınca, "Biz bunu Kahramanmaraş'ta, Çorum'da, Madımak'ta gördük. Önce bir provokatör bulunur, bir yere küfrettirilir. Bu sözde komedyen şarlatan da sürekli küfredip arkasından 'ben Aleviyim' diyor. Bunu, hakaretlerini Alevi kimliği paravanının arkasına sığınarak yapmak ve bir nefret objesi oluşturmak için bilerek yapıyor" ifadelerini kullandı.
"MOSSAD VE ÜST AKIL BAĞLANTISI"
Dijital mecralardaki izlenme oranlarının şaibeli olduğuna dikkat çeken Gaffar Yakınca, "Bu videoların izlenme sayısı 30-40 milyonu bulmuş. Türkiye'de internete erişen hemen hemen herkes izlemiş demek. Bu kadar yüksek izlenme oranları için ilk tetiklemeyi bir yerlere bağlı bir şebeke yapar. Mesela Mossat'a bağlı bir şebeke, CIA veya MI6... Bu şarlatanın belki nasıl kullanıldığından haberi bile yok ama arkadan korkunç bir tezgah planlanıyor," dedi. Özgürlük adı altında yozlaşmanın dayatıldığını savunan Yakınca, "Bize özgürlük adı altında değersizlik putuna, yozlaşmaya tapmamızı istiyorlar. Bu laflar dünyanın hiçbir memleketinde saygıyla karşılanmaz. İsveç'te gidip oradaki yerli halk Samilerle ilgili böyle konuşun bakalım size ne yapacaklar" diyerek sözlerini noktaladı.

