MHP lideri Devlet Bahçeli'den CHP yorumu: Özel ateşe körükle gitmemeli
Milliyetçi Hareket Partisi lideri Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda önemli açıklamalarda bulundu. Küresel sistemin çivisinin çıktığını belirten Bahçeli, adalet terazisinin şaştığını ve dünyanın ağır bir imtihana mahkûm edildiğini ifade etti. Türk milletinin köşeye sıkıştırılamayacağını vurgulayan Bahçeli, "Gaflete düşmeden, aynı bayrak altında Türkiye olarak istikbale yürüyeceğiz" dedi. Bölgede kurulan her tezgâhın Ankara'dan görüldüğünü belirten MHP lideri, "Örgütler aparat olarak sahaya sürülmek isteniyor" ifadelerini kullandı. CHP'de yaşanan gelişmelere de değinen Bahçeli, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in ateşe körükle gitmemesi gerektiğini belirterek aklıselimle hareket etmesi çağrısında bulundu.
Milliyetçi Hareket Partisi lideri Devlet Bahçeli partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda önemli açıklamalarda bulundu.
İşte Bahçeli'nin açıklamaları:
Muhterem arkadaşlarım, değerli milletvekilleri. Bugün grup toplantımızı şereflendiren iki ilimiz bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi Çanakkale Kahramanları, ikincisi ise Köroğlu Ayvazlar'dır. Öncelikle Türk Millî Takımı'nın Amerika'da Dünya Kupası'na katılması münasebetiyle birçok çevre, millî takımımızı memnun kılacak ve başarı sağlayacak bir üslupla bazı marşların yarışmasını açmıştı. Geçmişte söylenen bazı şeylerin tekrarıyla millî takımımızı Amerika'ya yolcu etmeyi düşünüyorlardı. Böyle bir dönemde Milliyetçi-Ülkücü Hareket'in hassasiyetlerini göz önüne alarak ülkücü sanatçılarımızdan istirham ettim. Kısa sürede bir marş hazırlayın ve bunu Amerika'ya gitmeden evvel Türkiye duysun istedim. Biraz evvel sizlere arz edilen marş odur. O sanatçıları tebrik ediyor, gözlerinden öpüyorum.

KARDEŞLİK MESAJI
Muhterem dava arkadaşlarım, muhterem hanımefendiler, beyefendiler, basınımızın kıymetli temsilcileri. Konuşmamın başında sizleri saygıyla selamlıyor, gönüllerinize huzur, hanelerinize bereket, çalışmalarınıza muvaffakiyet getirecek hayırlı bir hafta geçirmenizi diliyorum. Bugünkü toplantımızı yurt içinden ve yurt dışından televizyon ekranları, radyo kanalları ve sosyal medya platformları vasıtasıyla takip eden aziz vatandaşlarımıza samimi dileklerimi iletiyorum. Gönül ve kültür coğrafyalarımızda zulmün pençesinde kimliğini, harbin ateşinde ümidini, baskının gölgesinde şerefini muhafaza mücadelesi veren tüm kardeşlerimize selamlarımı gönderiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantımız vesilesiyle bir kez daha sizlerle aynı çatı altında bulunmaktan memnuniyet duyuyorum. Sözlerimizin, gözlerimizin, hazırlıklarımızın, gayretlerimizin ve niyetlerimizin milletimize hizmete vesile olmasını temenni ediyorum. Hepinizi muhabbetle ve en derin kardeşlik duygularımla selamlıyorum.
"DUMAN KAPIMIZA DAYANAN BİR YANGINA DÖNÜŞTÜ"
Değerli dava arkadaşlarım, dünyanın neresinde bir milletin barış ve huzur iklimi hedef alınsa, bir devletin kalbine silahlar doğrultulsa, nerede bir mazlumun ahı yükselse, neresinde bir ananın yüreği ateşe verilse, orada yalnızca o ülkenin değil, bütün insanlığın imtihanı başlamış demektir. Bugün yakın coğrafyamızda yaşananlar da bize sadece savaşların, gerilimlerin ve diplomatik çekişmelerin seyrini değil, aynı zamanda uluslararası hukukun ve insanlık duygularımızın seyrettiği istikametin vahim tablosunu göstermektedir. Atalarımız, "Ateş düştüğü yeri yakar." demiştir. Fakat bugün yakın coğrafyamızda harlanan ateş, yalnızca düştüğü yeri değil, sınırları aşan, bombalar yağdıran, gökleri karartan, denizleri kabartan ve dumanı kapımıza kadar dayanan tehlikeli bir yangına dönüşmüştür. Tarihî tecrübelerimiz ve uluslararası gündeme Ankara'dan açılan penceremizden baktığımızda görünen manzara açık ve nettir.
"İSRAİL ÖZDE BEBEK KATİLİ BİR İŞGAL ŞEBEKESİ"
Bölgenin kalbine düşen her kıvılcım, ihmale uğradıkça yeni cephelere, yeni krizlere, yeni göçlere, yeni güvenlik tehditlerine ve yeni emperyal hesaplara kapı aralamaktadır. Sözde barış çağrılarının gölgesinde yeni cepheler açılmakta. Yalan diplomasi cümlelerinin, samimiyetsiz insani temennilerin arkasında askerî yığınaklar büyümekte. Hukukla perdelenen söylemlerin ardında kanlı çıkar hesapları yürütülmektedir. Bir tarafta dünyayı pazarlık masası bilip haritaları cetvelle çizen, milletleri menfaat aracı, mazlumları pazarlık kozu olarak gören hırs küpü bir emperyalist siyaset bezirgânı vardır. Diğer tarafta ise sözde devlet, özde bebek katili bir işgal şebekesi. Hastaneleri, okulları, mülteci kamplarını ve daha kundaktaki çocukların kefenlerini üzerine güvenlik yalanları ve sınır politikaları inşa eden kanlı bir savaş makinesi vardır. Bu namussuz karabatak düzeni ne ateşkes tanımakta ne de insanlığın kadim ve ortak değerlerini çiğneyip geçerken dünya milletleri karşısında küçük bir mahcubiyet göstermektedir.
"KÜRESEL SİSTEMİN ÇİVİSİ ÇIKMIŞ"
Bu tablo karşısında gerçeği bütün açıklığıyla söylemek mecburiyetindeyiz. Küresel sistemin çivisi çıkmış, adalet terazisi şaşmış, kantarın topuzu kaçmış, güç dengeleri yerinden oynamış, insanlığın müşterek vicdanı kan kokusuna karışmış petrol ve toprak rant siyasetleri arasında ağır bir imtihana mahkûm edilmiştir.
Bugün hak, emperyal tahakkümün postalları altında ezilmekte, hukuk, Siyonist karabasanın menfaat çarklarında öğütülmekte, barış ise silah tacirlerinin kanlı iştahlarına kurban edilmektedir. Washington'un tehdit diliyle Tel Aviv'in Lübnan ve Gazze'deki masumlar üzerinde yürüttüğü katliam düzeni aynı karanlık masada buluşmakta, Orta Doğu'da kazan kaynamakta, bölgemizin kalbine her geçen gün yeni hançerler saplanmaktadır.

"TÜRK MİLLETİ KÖŞEYE SIKIŞTIRILACAK BİR MİLLET DEĞİLDİR"
Değerli milletvekilleri, bugün Orta Doğu'da yaşanan gerilimi sadece İran ile İsrail arasında cereyan eden bir çatışma olarak görmek büyük bir yanılgı olacaktır. Bu mesele yalnızca Tahran'ın, Tel Aviv'in, Washington'un veya Beyrut'un meselesi değildir. Bu mesele, Hürmüz Boğazı'ndan Doğu Akdeniz'e, Lübnan'dan Suriye'ye, Irak'ın kuzeyinden Kızıldeniz'e, Körfez'den Kıbrıs'a kadar uzanan, deniz ticaret yollarından petrol ve doğal gaz yataklarına, su güvenliği havzalarından enerji geçiş güzergâhlarına yayılan, bölgedeki tarihî, kültürel, etnik ve mezhepsel hassasiyetleri kışkırtmaktan geri durmayan geniş bir güvenlik denklemidir. Bu denklemi sadece bugünün askerî hareketleri ve kriz başlıklarıyla okumak eksik kalacaktır. Çünkü bugün kışkırtılan siyasi fay hatlarının dün masa başlarında çizilen sınırlarla, bugün sahada kullanılan terör aparatlarının dün coğrafyamıza ekilen ayrılık tohumlarıyla, bugün enerji yolları üzerinde kurulan baskının dün milletlerin kaderine vurulmak istenen emperyal prangalarla doğrudan bağı vardır. Bölgemizde her kriz bir anda ortaya çıkmış değildir. Her yangının altında bir kül, her çatışmanın gerisinde duman tüten bir kin, her dayatmanın arkasında yarım kalmış bir emperyal hesap vardır. Tarihi bilenler bugünkü hadiseleri daha açık okur. Bölgemiz ilk defa masa başı hesaplara, cetvelle çizilen haritalara, dışarıdan dayatılan statülere ve emperyal niyetlere maruz kalmamaktadır. Dün Sykes-Picot ile coğrafyamızın damarları kesilmek istendi. Dün Balfour Deklarasyonu ile Filistin'in kalbine zehirli bir tohum ekildi. Dün Sevr ile Türk milletine kefen biçildi. Dün Musul'dan Kerkük'e, Halep'ten Kudüs'e, Kıbrıs'tan Batı Trakya'ya kadar nice vatan parçası üzerinde hesap yapıldı.
"AYNI BAYRAĞIN ALTINDA, AYNI İSTİKBALE YÜRÜYECEĞİZ"
Fakat heves sahipleri bir şeyi unuttu. Türk milleti köşeye sıkıştırılacak bir millet değildir. Türk milleti karşısına yedi düvel de dizilse tarih sahnesinden silinecek bir millet değildir. Türkiye, ham hayaller kurularak çizilen haritaların kenarına sıkıştırılacak, eline bir avuç toprak verilip denizlerinden koparılacak bir ülke değildir. Lozan'da varlığını tescilleyen, Kıbrıs'ta kardeşinin imdadına yetişen, terörle mücadelede dağları titreten, Adalar Denizi'nde baskılar ve hukuksuzluklar karşısında geri adım atmayan, enginlere Türk mührünü vuran Türkiye, bugün de aynı tarihî şuurla ayaktadır. İsimler farklılaşmış, siyasi yollara yeni şeritler eklenmiş, askerî yöntemler teknolojiyle gelişmiş fakat niyet değişmemiştir. Bölgemizin topraklarına fitne tohumları ekmek, damarlarına ihanet zerk etmek, asırlık komşuları birbirine kırdırmak, devletleri içeriden zayıflatmak, enerji yollarını gasp etmek isteyen küresel şer çevreleri iş başındadır. Türkiye'yi çevresinden kuşatılmış, yılgınlığa sürüklenmiş, kolay lokma hâline gelmiş bir ülke olarak görmek isteyen karanlık odakların nefesi hemen sınırımızın dışındadır. Gözleri üzerimizde ve bir yılan gibi pusudadır. Gaflete düşmeyecek, rehavete kapılmayacağız. Fitnenin diline, fesadın gölgesine, fettanın oyununa teslim olmayacağız. Bir olacağız. Diri olacağız. Aynı bayrağın altında, aynı istikbale yürüyeceğiz. Çünkü biz Türk milletiyiz. Biz, esareti ayağının altında ezen, zilleti kapısından içeri sokmayan, ihanete nefes aldırmayan, haritalara sığmayıp nice devletler kuran, ateş çemberlerini yara yara küllerinden yeniden doğan, kuşatmaları paramparça edip ayak bastığı her toprağı vatan tutan ve tarihin akışına, çağların kapılarına Türk mührünü vuran aziz milletin evlatlarıyız. Merhum şairimiz Mehmet Emin Yurdakul, aziz Türk milletine şöyle sesleniyordu. "Senin gibi bir yiğit ve bir ulu milleti insanoğlu doğduğu günden beri görmedim." Aklımız devlette, kalbimiz millette, gözümüz istikbalde, irademiz Türk ve Türkiye Yüzyılı'nın kutlu istikametindedir. İlerlemeye devam edeceğiz.
"BÖLGEDEKİ YANGIN BİLİNÇLİ OLARAK DİRİ TUTULUYOR"
Değerli dava arkadaşlarım, İsrail'in bölgede uyguladığı saldırgan, hukuk tanımaz ve kan dökmekten çekinmeyen siyaset artık yalnız Filistin'i değil, Lübnan'ı, Suriye'yi, İran'ı, Körfez ülkelerini ve Doğu Akdeniz'i aynı anda tehdit eden bir yangının haritasına dönüşmüştür. Gazze'de bebeklerin, kadınların, yaşlıların ve hastaların üzerine bomba yağdıran hasta ve işgalci zihniyet, bugün Lübnan'da da aynı hain yöntemi sürdürmektedir. Beyrut'un semalarında dolaşan savaş uçakları sadece Lübnan'ın egemenliğine değil, bölgesel barış çağrılarına da meydan okumakta, huzur arayış ve arzularına kulak tıkamaktadır. Vaat edilmiş topraklar masallarıyla meşrulaştırılmak istenen işgalci iştah, milletlerin kaderini Siyonist yayılmacılık saplantılarına göre yeniden biçimlendirme hevesindedir. Lübnan zaten yıllardır siyasi kırılganlıklarla, ekonomik buhranlarla, toplumsal ayrışmalarla ve dış müdahalelerle yıpratılmış bir ülkedir. Böyle bir ülkenin yeniden saldırıların hedefi hâline getirilmesi, bölgesel yangının bilinçli biçimde diri tutulduğunu göstermektedir.



