
Soru: İsrail'in, Hamas'ın Gazze'deki etkinliğini sona erdirme gerekçesiyle başlattığı, çoluk çocuk yaşlı demeden bölgedeki katliamı maalesef devam ediyor. Herkes şu soruyu soruyor, "Peki sonrası ne olacak?" Orada yeni bir yönetim mi kuracak, ilhak mı edecek, Mahmud Abbas yönetiminde, El Fetih liderliğinde yeni bir oluşum mu olacak? Hamassız bir çözüm mümkün mü? Acaba bu süreçte Hamas ile El Fetih arasında bir temas oldu mu? İki devletli çözüme bu ateşkes sonrasında ne kadar yakın bölge? Burada Türkiye'nin rolü konusunda neler söylemek istersiniz?
Başkan Erdoğan: Hamas'ın terör örgütü olmadığını ve bir siyasi parti olduğunu defalarca söyledim. Yine söylüyorum. Bir siyasi parti olarak da kazanacakları hakların mücadelesini vermektedirler. El Fetih ile Hamas'ı, yani İsmail Heniyye ile Mahmud Abbas'ı makamımda bir araya getirdim. Medyaya da zaten o görüşme yansımıştı. El Fetih ile Hamas'ın görüşmemesi diye bir durum söz konusu değil. Görüşüyorlar, bu görüşmeleri daha ileri taşımaları da mümkün. Bu konuda Türkiye olarak bizim yaptığımız ve yapabileceğimiz çok şeyler olduğuna inanıyorum. Çünkü El Fetih ile Hamas'ın birbiriyle barışık yaşaması şart. Şu anda Hamas denince Filistin konuşuluyor. Demek ki bunlar birbiriyle adeta et ve kemik gibiler. Bizim şu anda bu birlikteliği korumak ve bu birliktelikle beraber de inşallah bu işi bir sonuca kavuşturmanın gayreti içinde olmamız lazım. Neticeyi de böyle almamızın gereğine inanıyorum. Şu anda bütün derdimiz Gazze'den yaralı ve hastaların ne kadarını ülkemize alabiliriz, ülkemizde bunların tedavilerini yaptırabiliriz... Ondan sonra bu saldırılar biter, bir nokta konulursa gündemimiz Gazze'nin inşa ve ihya çalışmaları olacak. İslam dünyasını, bunun için seferber etmemiz lazım. Bu konuda da biz yine görev almaya, inşa ve ihya konusunda da elimizden gelen gayreti göstermeye hazır olduğumuzu görüştüğümüz Körfez ülkeleriyle, İslam İşbirliği Teşkilatı'yla değerlendiriyoruz.

Soru: Birleşmiş Milletler Genel Kurulundaki ateşkes oylamasının ardından yaptığınız "Daha adil bir dünya mümkün ama Amerika'yla değil" çıkışı çok ses getirdi. Aslında birçok ülkenin aklında olan ama dile getiremediği bir ifade bu. Amerika Birleşik Devletleri ile ilgili yaptığınız bu yorum, görüştüğünüz diğer dünya liderlerinde nasıl bir yankı buldu, kendileri bir şey söyledi mi? Amerika karşısında diğer dünya liderlerini yeteri kadar cesur buluyor musunuz? Bu çıkışın hemen birkaç gün sonrasında da ABD Başkanı Biden ile bir telefon görüşmeniz oldu. Burada dile geldi mi, kendisiyle ne konuştunuz?
Başkan Erdoğan: Daha adil bir dünya için adil adımlar atmak şart. Amerika Birleşik Devletleri'nin bu süreçte tarihi bir sorumluluğu olduğuna ve bunu yerine getirmesi gerektiğine inanıyorum. O sorumluluk İsrail'i bu canilikten vazgeçirmek, Gazze'deki bu katliamı durdurmaktır. Fakat ABD bugüne kadar İsrail'i durdurmak şöyle dursun adeta teşvik etti. ABD'den cesaret ve güç alan İsrail ise ne uluslararası hukuk tanıdı ne insan hakları. "Nasıl olsa arkamda ABD var ve beni her şartta korur." yaklaşımı ile hareket eden bir İsrail'den söz ediyoruz. Biden ile görüşmemizde ABD'ye o tarihi sorumluluğu hatırlattım. Tüm dünyanın beklediği o tavrı takınmaları çağrısında bulundum. Dünya İsrail'in durdurulması gerektiğini daha nasıl haykırabilir? BM zemininde de ülkelerin meydanlarında da haftalardır insanlık "yeter" diyor. Beyaz Saray önünde hatta ABD kongresinde bile bu haykırış yankılandı. Artık Amerika Birleşik Devletleri bu çağrılara kulak tıkamayı bırakmalıdır. İsrail sadece Filistinlileri, Gazze'yi değil insanlığı vurmaktadır.
Tarih buna sessiz kalanları yargılayacak ve mahkum edecektir. Adalet sadece Gazze'de sükunet ile sağlanmayacak maalesef. Dünyada çok çeşitli sorun alanları bulunuyor. Mesela Tahıl Koridoru mekanizması daha adil bir dünya için atılmış olumlu bir adımdı. Tahıl Koridoru'nu yeniden işletmemiz lazım. İhtiyacı bulunan Afrika ülkelerinin, buradan nasibini almalarını sağlamamız lazım. Rusya, Katar, Türkiye olarak üçlü bir dayanışma oluşturmuştuk. Bu koridordan gelecek tahılı mali noktada Katar destekleyecek, fabrikalarımızı çalıştırmak suretiyle bunları una çevirmek noktasında biz devreye girip işleyecek ve sonra da Afrika ülkelerine bunları gönderecektik. Bu planın takibini yapıyoruz. Yakında Rusya Devlet Başkanı Sayın Vladimir Putin ile görüşme yapıp, "Ne yapıp edip Tahıl Koridoru'nu işletelim" diyeceğiz. İnşallah ondan da olumlu cevaplar alarak yolumuza devam ederiz.
Soru: Siz ilk günden beri hep Gazze'deki masumlar için çaba sarf ediyorsunuz. Fakat daha çok çaba sarf etmesi gereken bazı İslam ülkelerinin sessiz kaldığını görüyoruz. Bu sessizliği nasıl değerlendiriyorsunuz?
Başkan Erdoğan: Herkes kendinden sorumludur. Başkalarının sessizliğinin hesabını biz vermeyeceğiz. Biz 'durmak yok, yola devam' diyoruz, çok çalışacağız, uyaracağız. Bu bizim vazifemizdir. Filistinli kardeşlerimizin yanında olduğumuzu onların haklılığını durmak dinlenmek nedir bilmeden haykırmak zorundayız. Herkes bilmelidir ki haklı olan, yıllardır ülkeleri işgal edilmiş, evlerine teröristlerce el konulmuş, topraklarını korumak için yıllardır bedel ödeyen Filistinlilerdir. Dünya bizim gibi onların çığlığını duyurmaya çalışanların vesilesiyle bu haklılığı birçok defa tescil etmiştir. En son BM oylamasında İsrail barbarlığına karşı en güçlü mesajlar verilmiştir. Artık Filistin'in çığlığını duymayanlara da anlatmak, suçluların cezalandırılması için gerekeni yapmak vaktidir. Bugün eğer biz, Riyad Zirvesi'ne katıldıysak, bundan dolayı katıldık. Eğer Doha'ya katıldıysak, bundan dolayı katıldık. Bundan sonra da yine oralarda toplantılar yapılacaksa bundan dolayı ben ve arkadaşlarım oralarda olacağız. Mesela şimdi Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan Riyad Zirvesi sonrası oluşturulan yedili temas grubu toplantılarına katılıyor. Bu yedili grup niye çeşitli ülkelere gidiyor? İşte bu işleri takip etmek için. Aynı şekilde buna devam edeceğiz. Bazı İslam ülkelerine çeşitli vesilelerle özel görüşmemizde "Biz sizden çok daha farklı adımlar bekliyoruz, farklı gayretler bekliyoruz ve bu adımları sizin atmanız şart" dedik. Ben de arkadaşlarım da bunun takibini yapıyoruz.

Soru: Kasım ayı başlarında İsrail Başbakanı Netenyahu için "Netenyahu gidicisin" diye bir ifade kullanmıştınız, sonrasında da bunu tekrarlamıştınız. Aradan bir aydan fazla süre geçti. Baktığınızda yaşanan gelişmeler, sizin bu öngörünüzün haklı olduğunu gösteriyor. Amerika Birleşik Devletleri'nden dahi artık Netenyahu'yu eleştiren açıklamalar gelmeye başladı. Bundan sonraki süreçte İsrail kabinesinde bir değişiklik olmasını öngörüyor musunuz?
Başkan Erdoğan: Netanyahu'nun gidici olduğunu söylediğimizde kulak asmayanlar, haklılığımızı ifade etmekte zorlananlar da dahil herkes onun gittiğini görecektir. Ancak koltuğunu bırakıp gitmek onu kurtarmayacak. Mazlumların hesabını sormak için hukuk zemininde peşinde olacağız. İsrail kabinesinde yapılacak değişiklik sonrası umarım bu katliam biter. Yoksa Netanyahu'yu koltuğundan eden bu süreç onları da tarihe karıştıracaktır. Sadece Netanyahu değil, bu soykırımda parmağı bulunan herkes hukuk önünde işledikleri savaş suçlarının hesabını verecek. İsrail'de de Netanyahu yönetimine karşı güçlü sesler yükselmeye başladı. Mesela rehinelerin, İsrail tarafından öldürülmesi olayı var ki tepkinin dozunu artırdı. En büyük intikam sahibi Allah'tır.
Soru: Avrupa Birliği yakın zamanda üç ülkeye ilişkin önemli kararlar aldı. Savaş halindeki Ukrayna ve aynı zamanda Moldova'yla katılım müzakerelerini başlattı. Gürcistan'a da aday statüsü verdi. Türkiye yıllardır AB kapısında bekletilirken bu kararları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Başkan Erdoğan: Onlara adaylık statüsü vermesi demek, bunların gelip de Avrupa Birliği'ne üye olması anlamına gelmez. Onlarla bir süreç başlatılacak, onlar da oyalanacak. Bu ülkelerin hiçbirisi, bir Türkiye değil. Avrupa Birliği'nin, bundan sonra Türkiye'nin konumunu iyi değerlendirmesi lazım. Avrupa Birliği'ne katılmaya birçok üye ülkeden daha hazır durumda bulunan Türkiye'nin, yıllardır siyasi engellemeler nedeniyle kapıda bekletilmesi yanlıştır. Türkiye'nin gerek stratejik gerek ekonomik potansiyeli Avrupa Birliği'ne tam üyeliği çoktan elde etmiş olmasını gerektirirken, yıllardır çeşitli bahanelerle oyalandık. Türkiye'nin ne kadar önemli ve ne kadar etkili bir ülke olduğu son yıllarda yaşadığımız süreçlerde bir kez daha ortaya çıkmıştır. Artık AB bu yanlıştan vazgeçmelidir. Belki de Macaristan'ın dönem başkanlığında bu konu masaya çok daha farklı bir şekilde yatırılıp ona göre yeni bir adım atma durumu gündeme gelebilir.
Soru: 14-28 Mayıs seçimlerinden sonra Millet İttifakı darmadağın bir durumda. Bunda seçimin odağına sadece size karşı tavır almayı yerleştirdikleri için amaçlarının tükenmesinin etkisi olduğu yorumları da yapılıyor. İYİ Parti, CHP ile ittifak ve iş birliği konusunda tamamen ilişiğini kesti, seçime tek başına gireceğini açıkladı. İYİ Parti ile CHP arasında bu konuda düellolar yaşanıyor. CHP de bir çıkış noktası olarak DEM'e yönelmeye çalışıyor. Seçimlerin hemen ardından muhalefetteki bu dağınıklığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durum 2024 Mart seçimlerini nasıl etkileyecek?
Başkan Erdoğan: Biz bu konuda kendimize bakıyoruz, diğerleri ne yapmış, ne yapıyor bunun üzerinde durmuyoruz. Bizim şu anda Cumhur İttifakı olarak biliyorsunuz bir yolculuğumuz var. Burada da Milliyetçi Hareket Partisi ve AK Parti olarak beraber bu yolculuğumuzu devam ettiriyoruz. Görüşmelerimizi yaptık, yapıyoruz. Geçen hafta içinde malum gerek Yeniden Refah Partisi gerek HÜDA PAR gerek diğer iki ortağımızla da görüşmelerimizi yaptık. Şu an itibarıyla ekiplerimiz birbirleriyle temas halinde. Genel Başkan Vekilimiz Efkan Ala ile Genel Başkan Yardımcılarımız Ali İhsan Yavuz ve Yusuf Ziya Yılmaz bizim bu görüşmelerle görevlendirilmiş arkadaşlarımızdır. Bu arkadaşlarımıza gösterilen muhataplar kimlerse onlarla arkadaşlarımız görüşmeleri yapıyorlar. Biz de bu arada illerimizi, büyükşehirlerden başlamak üzere davet ediyor görüşlerini alıyoruz. Ankara, Adana, İzmir ve Pazar günü de İstanbul'da bütün arkadaşları davet ettik. Bu arkadaşlarımızla İstanbul'da toplantımızı yaptık. Şimdi, yarından itibaren tekrar kaldığımız yerden devam edeceğiz. Ay sonuna kadar da peyderpey aldığımız bu temayüllerin neticelerini açıklamaya başlayacağız. Bütün bunlarla beraber Cumhur İttifakı'nda ilçelerde kimlerle gireceğiz, Meclis üyeliklerinde kimleri Meclis üyesi olarak belirleyeceğiz, bunları arkadaşlarımız da birer birer görüşüyorlar. Şu ana kadar herhangi bir sıkıntı yaşamadan çalışmalarımız devam ediyor. Bizde kavga, gürültü yok, rahatız. Ama diğer ittifaktaki durumu zaten izliyorsunuz, benim size anlatmama gerek yok. Kavgayla, gürültüyle zaten bir yere varılmaz. İnşallah sonu iyi olacak.

Soru: Cumartesi günü "İlim Yayma Ödülleri" töreninde yaptığınız konuşmada "Biz, kendi kavramlarımızı kaybettiğimiz ve yenilerini üretemediğimiz için fikir kuraklığı yaşıyoruz." tespitinde bulundunuz. 21 yıllık kesintisiz iktidarlarınız döneminde eğitim, kültür ve sanat alanlarında arzu ettiğiniz ilerlemeyi sağladığınızı düşünüyor musunuz? Bu konuda siyasilerden, kurumlardan, ilim ve fikir adamlarından beklentiniz nelerdir?
Başkan Erdoğan: Bu söylediğimiz alanlarda netice almak kolay bir iş değil. Hala eksiklerimizin olduğu ortada. Fikir alanı da sanat alanı da ilim de uçsuz bir deniz. Ne kadar çalışırsak, ne kadar gayret edersek edelim bunun sonunu bulmak mümkün değil. Onun için ilim adamlarımız, profesörlerimiz, doçentlerimiz, hepsi bize katkı verecekler ve bütün bu katkılarla beraber de bu işi zirveye taşıyacağız. En güzel şekliyle de bu asrın sonuna çok farklı bir şekilde gireceğiz diye düşünüyorum. Dünya gün geçtikçe fikri ve ahlaki çölleşmenin girdabına doğru çekiliyor. Bundan kurtulmak, bu fırtınada sürüklenmemek için sağlam dallara tutunmalı, köklerimizi daha derine salmalıyız. Sözünü ettiğimiz kendi kavramlarımız, aslında bizi bu fırtınada savrulmaktan kurtaracak yegane sığınak.
Kavramlarımız aslında bizim kimliğimiz. Yapmamız gereken onları hatırlamak, kıymetlerini fark edip onları ihya etmektir. Kendi fikir atmosferimizde, öz cevherimizi kullanarak ürettiğimiz her yeni fikir bu topraklara asırlardır saldığımız köklerimize tutunmamızı sağlayacaktır. Kendi cümlelerimizi kilitlediğimiz odaların kapılarını açıp o cümlelerin aleme yayılması için çaba göstermek görevimizdir. Gözlerimizden sanal gerçeklik gözlüklerini çıkartıp, hakikatin izinde yürüme vakti gelmiştir ve geçmektedir.