Kongre'nin çeşitli üyeleri, Dış İlişkiler Komitesi Başkanı ve New Jersey Senatörü Demokrat Robert Menendez gibi önemli figürler, Türkiye söz konusu olduğunda akıl dışı hareket ediyor. New York Times başta olmak üzere Amerikan medyası, birçok yanlış bilgi ve çarpıtmayla Türkiye'yi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı "yeni İslami tehdit" olarak lanse etmekte ısrar ediyor. Ancak öte taraftan yüzlerce Türk vatandaşının ölümünden sorumlu olan FETÖ terör örgütüne dalkavukluk yapmaktan geri durmuyorlar. Türkiye ile ilgili meselelerle uğraşan birçok Beltway'li uzman, zamanlarının çoğunu ABD kamuoyunda Türkiye ile ilgili dezenformasyon bataklığını genişletmeye, mümkünse derinleştirmeye yönelik içerik üretmek için harcıyor. Bu hummalı rüya neredeyse tamamen, soldan sağa tüm siyasi spektrumu kapsıyor.
Daha da kötüsü; ABD, kendi kendini kandırıyor ve diğer aktörlerin Türkiye ile ilgili bedhah tutumlarına olanak sağlıyor. Paris, Brüksel ve Atina; Putin, Esed ve Hafter; hiçbiri Türkiye'ye karşı tutumlarını değiştirmek konusunda bir baskı hissetmiyor. Zira ABD'nin kafa karışıklığının farkındalar. Bununla birlikte Sahra Afrikası, Balkanlar, Doğu Akdeniz, Kafkaslar, Orta Asya ve Afrika Boynuzu'na kadar geniş bir coğrafyada Türkiye'nin girişimleri haklı olmanın yanı sıra aynı zamanda bölge istikrarına ve ekonomik gelişmesine katkı sunan girişimler.
Örneğin, Türkiye Libya'ya müdahale etmeseydi şu an bölgede mevcut istikrar nasıl sağlanabilecekti? Oysa şu an ülkede gelecek ay seçimlerin düzenlenmesi bekleniyor. Dağlık Karabağ'da Azerbaycan'a Türk yardımı, Ermenilerin bu bölgedeki işgalini sona erdirdi. Bu işgali hiçbir uluslararası aktör meşru görmüyordu ve Minsk Grubu bünyesinde 30 yıldır yürütülen müzakereler adil bir çözüm bulmakta tamamen başarısız olmuştu. Şimdi, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra ilk defa Güney Kafkasya'da bölgesel barış ve ekonomik kalkınma olasılığı mevcut.

ÇÖZÜM İÇİN EN İYİ YOL: AMERİKA'NIN GERÇEKLERİ İTİRAFI
Sonuç olarak, yaklaşımını değiştirmesi gereken taraf ABD'dir. Washington'daki histerik Türkiye karşıtı atmosfere bakınca neredeyse imkansız gibi gözükse de Biden yönetimi başta olmak üzere ABD'li siyasetçiler NATO müttefiki, demokratik Türkiye'yi desteklemenin ABD çıkarlarını gözetmekle paralel olduğunu kavramalılar. Türkiye'nin Afrika, Avrupa ve Güneybatı Asya'da birçok kilit bölgede dengeleyici faktör olduğunu ve ABD'nin tek süper güç olduğu dönemin sona erdiğini anlamalılar. Bu nedenle, -sık sık iddia edilen idealler doğrultusunda- ABD, eğer İslam dünyasında demokrasinin ilerlemesini istiyorsa Türkiye'nin çıkarlarının aynı zamanda kendi çıkarları olduğunu anlamalı ve buna saygı duymalı. Ayrıca bu ikisini desteklemek için de iyi niyet çerçevesinde çalışmalıdır.

Eski ABD Dışişleri Bakanı Dean Acheson, 1964'te, dış ilişkilerin nasıl yürütülmesi gerektiğine dair öyle bir tanım formüle etmişti: "Diplomasimizin amacı güven ve itimat aşılamaktır. Zira uzun yıllardır devletimizin hedefi özgür toplumların var olması ve gelişmesine katkı sağlayan ortamları korumak ve geliştirmek olmuştur."[2] Açıkça görülüyor ki 70 yıldır demokratik bir NATO müttefikinin iç işlerine müdahale etmek güven ve itimadı tesis etmiyor. Aynı şekilde, terörist addedilen örgütlerle iş birliği yapmak ve onlara yataklık etmek de "özgür toplumların var olmasına ve gelişmesine katkı sağlayan ortamların gelişmesini" sağlamıyor. Fakat, Washington'ı Türkiye karşıtı bu hezeyandan kim uyandıracak?
