Mimar-Restoratör Furkan Al: Ayasofya Camisi'ne ait bazı eserler müzeye çevrilirken yapıdan uzaklaştırıldı
Mimar-Restoratör Furkan Al, Ayasofya Camisi müzeye çevrilirken içerisinde bulunan Türk-İslam eserlerinin bir kısmının yapıdan uzaklaştırıldığını belirterek, "Eski fotoğraflar ve kaynaklar üzerinden yapmış olduğum çalışmaya göre çeşitli yerlerde asılı bulunan farklı boyutlarda en az 16 levha günümüzde asli yerinde değildir." dedi.

Mimar-Restoratör Furkan Al, Fatih Sultan Mehmet'in Vakfiyesi, Ayasofya Camisi'nde müze dönemi öncesinde bulunan hat eserleri ve bugün mevcut olan eserlere ilişkin AA muhabirine açıklamada bulundu.
Vakfın, bir şeyin intifa veya mülkiyetinin kamu yararına tahsis edilip devamlı olarak başkalarının mülk edinmesini engellemek ve durdurmak manasına geldiğini ifade eden Al, Osmanlı vakıf geleneği içerisinde Fatih Vakfiyesi'nin önemli bir yeri olduğunu söyledi.
Arşivlerde Fatih Sultan Mehmet'in vakfiyesine ait bugüne ulaşan birçok nüsha bulunduğunu aktaran Al, "Bizzat Fatih Sultan Mehmet tarafından tescillendirilen orijinal vakfiye Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nde bulunmaktadır. Vakfiyenin uzunluğu 65,30 metre olup rulo halindedir." diye konuştu.
Ayasofya Camisi ve bitişiğindeki medresesi dışında vakfiyede Fatih Külliyesi, Zeyrek Camisi, Eski İmaret Camisi, Darü'l-Feth Galata Camisi, Şeyh Vefa-zade Camisi, Rumeli Hisarındaki Kulle-i Cedide'de bulunan cami ve Kalenderhane Camisi'nin zikredildiğini kaydeden Al, bu yapıların tüm personel ve bakım onarım giderlerinin karşılanması için birçok köy, dükkan, çarşı, han ve hamam gibi gelir getirici yapıların listesinin, vakfiyenin büyük bölümünü oluşturduğunu anlattı.

"VAKFİYEDE, HER GÜN ÖĞLE NAMAZI SONRASI CÜZ OKUNMASI ŞART KOŞULUYOR"
Vakfiyede bazı dikkati çeken şartların da yer aldığı bilgisini paylaşan Al, "Vakfiyede salahat ve dürüstlükle mevsuf, iyi Kur'an okuyan 20 kişi tarafından her gün öğle namazında sonra Ayasofya Camisi'nde birer cüz okunması ve yine öğle namazlarından sonra salih 20 kişinin tehlil ve tesbihde (kelime-i tevhid) bulunması şart koşulduğu belirtiliyor. Ayrıca vakıfla alakası bulunan bütün eşrafın her 6 ayda bir Cami-i Kebir'de toplanmasını, şahitler huzurunda vakfiyenin okunmasını, eğer şartlardan biri eksikse hemen tamamlanması şart koşulmuştur." ifadelerini kullandı.
Fatih Vakfiyesi'nin sonunda bulunan bazı uyarılara da değinen Al, şunları kaydetti:
"Bütün bu şerh ve ta'yin eylediğim şeyler, tesbit edilen şekilde ve vakfiyede yazılı haliyle vakıf olmuştur. Şartları değiştirilemez, kanunları tağyir edilemez, asılları maksatları dışında bir başka hale çevrilemez, tesbit edilen kuralları ve kaideleri eksiltilemez, vakfa herhangi bir şekilde müdahale Allah'ın diğer haramları gibi haramdır. Lev-hi, Kalemi, Arşı, Kürsi'yi, gökleri ve yeri koruyan Allah'ın hıfzı ve inayetiyle mahfuzdur."
Al, Ayasofya'nın yeniden cami statüsüne alınarak ibadete açılmasının son derece güzel bir gelişme olduğunu ifade ederek Ayasofya'ya ait olan eserlerin de tespit edilerek yeniden yerlerine konulmasının da önemini vurguladı.

AYASOFYA'NIN SEMBOLLEŞEN LEVHALARI
Ayasofya'da ilk göze çarpan yazıların Kazasker Mustafa İzzet Efendi'ye ait hatlar olduğunu dile getiren Al, ayrıca ana kubbe merkezindeki Nur Suresi 35. ayetinin bir kısmı ile iç mekandaki ayaklarda asılı bulunan sekiz adet yaklaşık 7,5 metre çapındaki Lafza-i Celal, İsm-i Nebi, Ciharyar-i Guzin ile Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin yazılı levhaların Ayasofya'nın sembolü haline geldiğini söyledi.
Al, 1849 tarihli bu levhalarla aynı içeriğe sahip fakat daha küçük boyutta olanların ise mihrap sofasında asılı olduğunu aktardı.
Mihrap sofasında bulunan revzenlere (renkli cam) işlenmiş yazıların içeriğinde bazı değişiklikler yapıldığına işaret eden Al, buna rağmen "Lafza-i Celal, İsm-i Nebi, Ciharyar-i Guzin ile Hadis-i şerifler"in yazılı olduğu revzenlerin günümüze ulaştığını bildirdi.






