Başkan Erdoğan liderliğinde dünyanın mazlum coğrafyalarına barış mesajları gönderen Türkiye yine hedef. Hem terör lobileri hem de sözde aydın ve gazetecilerin hedefi yine Cumhurbaşkanlığı Sistemi. Peki neden? Detaylar analiz haberimizde...
Türkiyedünyanın konuştuğu bir merkez haline geldi. Rusya - Ukrayna savaşı ile günden güne pekişen küresel siyasi ve ekonomik kriz, uluslararası arenaya Ankara'yı işaret ettiriyor.
Nedeni ise barış diplomasisi ile dünyaya örnek teşkil eden bir Türkiye'nin varlığı. Kırılma noktası ise tam da burada başlıyor.
Başkan Erdoğan liderliğinde dünyanın mazlum coğrafyalarına barış mesajları gönderen Türkiye yine hedef.
Olduğu gibi, olması gerektiği gibi yürütülen milli stratejik politikaların yansıması bu sözler...
Türkiye gerçeği dünyanın gözünde gün gibi ortada.
Güçlenen, güçlendikçe de dengeleri değiştiren bir siyasi aklın nihai sonucu.
Türkiye'nin varlığı, yeni sistemle, yeni vizyonla yürüyen bir başarı.
"Nereden nereye..." Bir devrin başlangıcının sözleriydi bu... 60 sonrası Türkiye'sinin özellikle 1980 darbesi ile büyüttüğü toplumsal kavganın, bitişini özetliyordu.
Hak, hukuk ve adalet kavramlarının dilde kalmadığı, eşit vatandaşlık anlayışının toplumun her kesiminde karşılık bulduğu bir siyasetin özetiydi.
Türkiye "nereden nereye..." gelmişti. Son 22 yılda ekonomik, siyasi ve toplumsal adımlar, küresel denklemdeki güçlü stratejinin de destekçisi olacaktı.
Gerçek gün gibi... Türkiye'nin 2003'ten bu yana değişimi, gelişimi, demokratikleşmesi küresel oyundaki ağırlığı özellikle son 10 yılda küresel arenadaki pay mücadelesi ve güçlü devlet profili ile dünyaya "biz de varız..." mesajı...
Siyaset tarihinin olmazsa olmaz olgusundan biri de kendi dinamizmini kazanan milli ülkelerin içeriden ve dışarıdan maruz kaldığı karşı hamlelerdi.
Dünya sömürgeci güçlerin her alanda fakirleşmesini istediği ülkeleri nasıl boyunduruk altına alındığını hep yaşadı.
Darbeler yapıldı, milli liderler hedef seçildi, milli politikalar ise etki ajanları tarafından itibarsızlaştırıldı.
Güçsüzleştirilen milletler, uydu devletlere dönüştürüldü. 21. yüzyıl Orta Doğu merkezli ''vekalet savaşları'' ile başlamıştı.
Emperyalizmin kontrolündeki devletler, vekil güçlerin yerini aldı. II. Dünya Savaşı sonrasında farklı bir dönemin kapıları aralandı.
ABD - Rusya arasında dünya ikiye bölündü. Tam da o dönemlerde Dünya ''uydu devletler'' çağını yaşayacaktı.
Türkiye o yıllarda ABD - Avrupa arasında kurulan Atlantik İttifakı'nın uydu devleti yapılmıştı.
1947'de İsmet İnönü'nün ''İkili Askeri İşbirliği Anlaşması''nı imzalaması ile başlayan o süreç Başkan Erdoğan'ın 2009'da Davos'taki ''one minute'' çıkışı ile son buldu.
Türkiye, 2016'dan sonra Suriye ve Irak'ta uyguladığı aktif güvenlik politikası ile bölgede siyasi ve askeri olarak güçlendi.
Doğu Akdeniz ve Libya hamlesiyle ise Ankara'nın bölgesel gücü yeni bir aşamaya geçti. Bölgede rol oynayan tüm aktörler de bu gerçeğin farkındaydı.
Kriz isteyen emperyal güçlerin hukuksuz politikaları, Türkiye'yi sert güç kullanmaya itti.
ABD'nin DEAŞ ile mücadele adına PKK-YPG'ye "terör koridoru" kurdurması üzerine Ankara, Suriye denklemine müdahil oldu.
Ve Türkiye, Irak Merkezi Hükümeti'nin ve Bölgesel Yönetimi'nin PKK ile mücadele edememesi üzerine Kuzey Irak'ta üsler kurdu.
Akdeniz'de oynanan Türkiye'yi denklem dışına atma oyununa karşı Doğu Akdeniz'e donanmasını indirdi. Libya ile askeri iş birliğine girdi.
Orta Doğu ve Afrika'ya açıldı, mazlum ülkelere yeni vizyonuyla, rol model oldu. SİHA ve İHA'larla tam anlamıyla bir güvenlik devi haline geldi.
Sömürgeci güçlerin hedefi olan Erdoğan ve millileşen Türkiye, artık odak noktasıydı. Durdurulmalıydı, dönüştürülmeliydi.
Cumhurbaşkanlığı sistemi ile ivme kazanan gelişme ve o gelişmenin lideri Erdoğan, itibarsızlaştırma operasyonları ile hedefe konulacaktı.
2002'de halkın ezici çoğunluğunun onayıyla tek başına iktidara geldi AK Parti. O günden sonra da seçimlerdeki her başarı, kamuoyunda Erdoğan'ın liderliğine ve AK Parti'ye olan güveni pekiştirdi.
Yüzde 52 oyla da Türkiye'yi baştan sona yenileyecek bir sisteme, Cumhurbaşkanlığı Sistemi'ne artık liderlik edecekti.
Avrupa demokrasilerini geride bırakan, ekonomik atılımlara hız veren, toplumsal barışı taçlandıran ve milli politikalarla milletin yönetimini millete kazandıran Cumhurbaşkanlığı Sistemi, tam anlamıyla şahlanışın adı oldu.
Küresel güçlerin, terör örgütlerinin, toplumsal barışın önünde duran sözde aydın ve gazetecilerin yürümez dediği, ağız birliği edip provakatif dille manipüle ettiği o sistem, Türkiye'nin kazanımlarına itici güç oldu. Şeffaftı, adildi, seçilmişti ve güçlüydü...
AK Parti iktidarları, Türkiye'nin her kritik dönemlerinde, her seçim süreçlerinde etkisizleştirilmek için yoğun bir saldırıya maruz kalmıştı. 22 yıllık tecrübenin her safhasında demokrasi mücadelesi vardı. Her safhası Başkan Erdoğan'a yönelik karalama girişimlerinin izleri ile doluydu.
Terör örgütleri bir anda ortaya çıkıyor, medyadaki milli irade karşıtı kalemler devreye giriyor, küresel güçlerin sözcülüğüne soyunan siyasetçiler toplumun sinir uçlarıyla oynuyordu.
Yıl 2022... Türkiye'nin var olma mücadelesinde en önemli duraklardan birine daha az bir zaman kaldı. 2023 seçimlerine savaşların, ekonomik krizlerin gölgesinde gidiliyor.
Özellikle ekonomik krizin tüm dünyayı esir aldığı bu süreç, Türkiye'nin kazanımlarını kaybetmesini isteyen ittifakları da harekete geçirmiş durumda.
Kritik seçimler öncesi hedefe ise yine Cumhurbaşkanlığı Sistemi ve yine Başkan Erdoğan. Bu kez ise itibarsızlaştırma dilinin adı: Rejim manipülasyonu.
Seçilmiş sistemi ve liderini yine saldırının odağına oturtan güçler, medyadaki sözde gazeteciler tarafından yeni operasyonun kodlarını bu isimle veriyor.
Cumhurbaşkanlığı Sistemi'ne kimi zaman "saray rejimi" diyor, kimi zaman da "AK Parti rejimi" kavramıyla algının hedefine oturtuluyor.
Eleştiri özgürlüğü adı alında yapılan etki ajanlığı Türk siyasi tarihinin her döneminde daha fazla kaos için kullanılmıştı. 60 darbesine giden süreçten 80 darbesine, 28 Şubat postmodern darbesinden 15 Temmuz darbe girişimine kadar her dönemde yaşanan planlı kriz zeminleri demokratik kazanımları yıkmak için bir araçtı.
Bugün de toplumsal barışa kasteden sözde aydın ve gazetecilerin siyasi eleştiri adı altında başlattığı kriz koalisyonu 2023 seçimlerine doğru gün gibi ortaya çıkıyor.
Rusya- Ukrayna savaşı ile bir kez daha gözler önüne serilen güçlü liderlik, güvenli ülke tanımı Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile Türkiye'nin geldiği noktayı dünyaya gösteriyor.
Rejim tanımlamasıyla Türkiye'yi hedeflerinden uzaklaştırmak isteyenlerin amacı tam da bu değil mi?