ANALİZ | 1950'den bu yana CHP neden iktidar olamadı? İşte 100 yıllık karnesi
CHP içerisinde yıllardır sinsi sinsi büyüyen ve partiyi içten içe kemiren iç hesaplaşma, gelinen noktada Türk siyasi tarihinin en şiddetli krizlerinden birine dönüştü. Mahkemenin verdiği şok 'mutlak butlan' kararıyla partideki tüm dengeler altüst olurken, gözler yeniden siyaset sahnesine dönen Kemal Kılıçdaroğlu'na çevrildi. 1950'den bugüne sandıktan tek başına iktidar çıkaramayan, rotasını millet yerine vesayet odaklarına kıran CHP'nin; darbelerden kurultay kavgalarına, ekonomik krizlerden 'para kuleleri' rezaletine uzanan çalkantılı serüveni, Türk siyasetinde kartların yeniden karılmasına neden oluyor. A Haber Araştırma Planlama Servisi Şefi Burhan Aytekin, tarihi analizi kaleme aldı.
Türkiye, demokrasinin sadece bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda millet iradesinin en güçlü sembolü olduğu bir ülke olarak tarih yazmaya devam ediyor. Ancak bu topraklarda milli irade, her zaman kolayca sandığa yansımadı; yollar çoğu zaman namlunun ucundan ve muhtıraların karanlık gölgesinden geçti. Vesayet odakları her darbe vurduğunda, millet iradesi sandıktan dimdik, daha da güçlenerek çıkmayı başardı.
1946'NIN KARANLIK AYAK OYUNLARI: "AÇIK REY GİZLİ TASNİF" DEHŞETİ
CHP'nin demokrasi karnesindeki en büyük kırıklardan biri olan 1946 seçimleri, tarihe bir 'utanç vesikası' olarak geçti. O dönemin tanıklarından Dönemin DP Milletvekili Esat Budakoğlu, "Seçim gününde sandıkları dolaştım ben 46'da. Orada, çok yerde çünkü kanun hükmü icabı açıktı rey, tasnif gizli. Jandarma silahıyla orada baskı yapıyor. Bir defa bütün hakim olan para bakımından, devlet otoritesi bakımından hakim olanlar sandık başında, 'Kime oy veriyorsun? Tayyare hırsızı Bayar'a mı rey vereceksin; Milli Mücadele kahramanı, Atatürk'ün yakın arkadaşı İnönü'ye mi rey vereceksin?' diyorlardı. Rey verenlere karşı söylenen söz buydu. Ve o devrede biraz 'ne karışıyorsun ben istediğime oy veririm' diyenlere ve diğerlerine cesaret verici harekette bulunanlara karşı ağır muamele yapılıyor. 'Al jandarma bunu götür karakola' deyip karakola götürülenler de vardı" sözleriyle o günlerdeki anlarını aktardı.
14 MAYIS 1950: MİLLETİN VESAYETE TOKADI
Türkiye, çok partili siyasi hayata geçtiği 1950 yılından bu yana onlarca kez sandığa gitti. Ancak millet, CHP'ye hiçbir zaman tek başına iktidar yüzü göstermedi. Bu, Cumhuriyet Halk Partisi'nin Türkiye'nin değişimini anlayamamasının, milletle bağ kuramamasının hikayesiydi.
CHP, 'kurucu parti' olmanın kalkanına sığınarak uzun yıllar boyunca ülkeyi tek parti diktasıyla idare etmeye çalıştı. "Biz Cumhuriyeti kuran iradeyiz, halk bilmez" diyen oligarşik bir yaklaşımla, milletin tercihi değil, devletin yönlendirdiği bir siyasi düzen hakim kılındı. Bu karanlık tablo, 14 Mayıs 1950'ye kadar sürdü. 14 Mayıs, Türk demokrasi tarihinin kırılma noktası oldu; millet ilk kez gür bir sesle sandıkta konuştu ve CHP tarihin en büyük yenilgilerinden birini alırken, Demokrat Parti iktidara geldi.
DARBELER VE MİLLİ İRADEYE VURULAN ZİNCİRLER
1960 darbesiyle Türkiye'de milli irade bir kez daha yok sayıldı. Darbe yönetiminin sesi olan cuntacı odaklar, "Çıkarılan kanunlar, takip edilen hareketler, Türk milletini zincire vurmak kastında olduklarını gösteriyor. İşte bu düşünceler ve mülahazalarla bu feci gidişe son vermeye karar verdim ve devletin idaresine el koydum" ifadeleriyle demokrasiyi askıya aldıklarını ilan ettiler. Ardından gelen askeri müdahaleler, koalisyonlar ve ekonomik krizler Türkiye'nin enerjisini tüketti. CHP, zaman zaman iktidar ortağı olsa da milletle kurduğu bağ hiçbir zaman kalıcı bir güvene dönüşemedi. 1970'lerde Bülent Ecevit'in 'Karaoğlan' söylemiyle yakaladığı rüzgar, Türkiye'nin siyasi istikrarsızlığı, terör ve ekonomik çöküşün altında kalarak 1980 darbesine giden yolu temizledi.
80 DARBESİ VE KAYBOLAN DEVLET OTORİTESİ
12 Eylül 1980'de tank sesleri bir kez daha demokrasiyi susturdu. Silahlı kuvvetlerin yönetime el koyma gerekçesi, darbe bildirisinde şu sözlerle yer buldu: "Silahlı kuvvetler; aziz Türk milletinin hakkı olan refah ve mutluluğu, vatan ve milletin bütünlüğü ve gittikçe etkisi azaltılmaya çalışılan Atatürk ilkelerine yeniden güç ve işlevlik kazandırmak, kendi kendini kontrol edemeyen demokrasiyi sağlam temeller üzerine oturtmak, kaybolan devlet otoritesini yeniden tesis etmek için yönetime el koymak zorunda kalmıştır."
2001 KRİZİ: EKONOMİK ÇÖKÜŞ VE ANAYASA FIRLATMA SKANDALI
2001 yılına gelindiğinde Türkiye, tarihin en ağır ekonomik krizlerinden biriyle sarsıldı. Milli Güvenlik Kurulu toplantısında patlak veren 'Anayasa fırlatma' krizi, piyasaları yangın yerine çevirdi. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, "Bugün son derece de üzücü bir olay oldu. Milli Güvenlik Kurulu toplantısının açılışında, gündeme geçilmeden önce, kamu görevlilerinin önünde Sayın Cumhurbaşkanı söz alarak son derece de terbiye dışı bir üslupla bana ağır ithamlarda bulundu. Devlet geleneklerimizde yeri olmayan eşi görülmedik bir davranışta bulundu. Tabii ciddi bir krizdir bu" ifadelerini kullandı. Bu krizin ardından sokaklar karıştı; esnaf "Paramı istiyorum artık yeter!" diyerek Başbakanlık önünde yazar kasa fırlattı, vatandaş "Hesap sorulsun, üçkağıda geldim, hükümet istifa!" sloganlarıyla meydanları inletti.
YENİ BİR DEVİR: AK PARTİ'NİN DOĞUŞU VE ERDOĞAN DÖNEMİ
Koalisyon hükümetlerinin yıprandığı, siyasete güvenin dibe vurduğu bu karanlık dönemde, Türk siyasetinde yeni bir güneş doğdu. 14 Ağustos 2001'de AK Parti'nin kuruluşuyla siyasetin merkezi değişti. Başkan Recep Tayyip Erdoğan, partinin kuruluşunu "Bugün Türk siyaset tarihine hizmete sevdalı insanların kurduğu Ak Parti'nin doğum günü olarak geçecek. Bugün Türk siyaset hayatına lider oligarşisinin çöktüğü gün olarak; tekelci bir anlayışa dayanan liderlik anlayışının yerine kolektif aklın temsilcisi olan bir anlayışın yerleştiği gün olarak geçecek" sözleriyle dünyaya ilan etti. 3 Kasım 2002 seçimleri, milletin kronik krizlerin faturasını eski siyasete kestiği ve Erdoğan liderliğindeki AK Parti'ye kapılarını ardına kadar açtığı tarihi bir zafer oldu.
CHP'NİN DEĞİŞMEYEN KADERİ VE 2023 YENİLGİSİ
2002'den sonra Türkiye defalarca sandığa gitti ancak CHP için 'ebedi muhalefet' geleneği hiç bozulmadı. 2023 seçimleri, muhalefetin 'tarihi fırsat' olarak gördüğü, 6'lı masanın kurulduğu ve farklı ideolojilerin bir araya getirildiği bir süreçti. Ancak millet bir kez daha "istikrar" dedi. Başkan Recep Tayyip Erdoğan, zafer sonrası "Milletimiz Cumhurbaşkanlığı görevini 5 yıllığına daha bizlere tevdi etmiştir" şeklinde konuşarak güven tazeledi. Bu sonuç, CHP cephesinde büyük bir depreme yol açtı; partide "değişim" sesleri yükseldi ve Kemal Kılıçdaroğlu eleştirilerin odağı haline geldi.
KARA PARA SKANDALI VE TAHT KAVGALARI: KURULTAYDAKİ "PARA KULELERİ"
Seçim sonrası CHP'de sular durulmadı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun 'değişim' bayrağını açtığı süreçte; yolsuzluk, rüşvet ve 'para kuleleri' iddiaları partiyi sarstı. 38. Olağan Kurultay sürecinde delegeler üzerinden yapıldığı iddia edilen kirli pazarlıklar ve bavullarla taşınan paraların görüntüleri hafızalara kazındı. CHP'de kavga karakolda biterken, kurultayın meşruiyeti yargıya taşındı.
MAHKEMEDEN TARİHİ KARAR: KURULTAY İPTAL, HESAPLAR ALTÜST!
CHP içindeki bu kirli savaşta son sözü yargı söyledi. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, Türk siyasetinde deprem etkisi yaratan kararını açıkladı. Mahkeme Sözcüsü, "Yapılan değerlendirmeler sonucunda 4-5 Kasım 2023 tarihinde kurultay sürecinde delege iradesinin, kurultay sonucunu etkileyecek şekilde sakatlığa uğradığı yönünde bir kanaate varılmıştır" ifadelerini kullandı. Bu kararla birlikte 38. Olağan Kurultay 'mutlak butlan' kapsamında kesin hükümsüz sayıldı. Karar, sadece o kurultayı değil, sonrasında yapılan tüm kongreleri de zincirleme olarak geçersiz hale getirdi.
KILIÇDAROĞLU GERİ Mİ DÖNÜYOR? CHP'DE KAOSUN RENGİ KOYULAŞIYOR
Mahkeme kararı doğrultusunda Kemal Kılıçdaroğlu ve eski parti yönetimi kağıt üzerinde göreve iade edildi. Ancak Özgür Özel ve ekibi, CHP Genel Merkezi'ni adeta bir savaş alanına çevirerek bu karara direnç gösteriyor. Türkiye küresel arenada yeni bir gelecek inşa ederken, onlarca yıllık yenilgilerden ve tarihten ders almayan CHP, kendi geçmişinin enkazından çıkamıyor. Siyasette en zor mücadele bazen rakiple değil, kendi içindeki ihanet sarmalıyla ve geçmişiyle yapılıyor. Şimdi tüm Türkiye şu soruyu soruyor: CHP bu derin krizden çıkabilecek mi, yoksa kendi yarattığı kaosun içinde mi boğulacak?