CANLI | İngiliz basını: ABD-İran anlaşmasının en büyük kaybedeni Netanyahu olabilir

CANLI | İngiliz basını: ABD-İran anlaşmasının en büyük kaybedeni Netanyahu olabilir

İngiltere merkezli Reuters'a konuşan eski ABD’li yetkililer ve diplomatlara göre, ABD ile İran arasında varılan anlaşmanın en büyük kaybedeni İsrail’in İran stratejisi değil, Binyamin Netanyahu’nun yıllar içinde inşa ettiği siyasi kimlik olabilir. Çünkü Netanyahu, kendisini uzun yıllar boyunca Washington’ı İran konusunda kendi çizgisine çekebilen tek İsrail lideri olarak konumlandırmıştı.

ABD ile İran arasında İsviçre'de yeni tur görüşmelerin gelecek hafta yeniden başlaması beklenirken, Tahran Hürmüz Boğazı'nda kontrolün tamamen kendi elinde olduğunu ilan ederek Umman'ın "geçici koridor" çıkışını reddetti. İran anlaşma zeminini güçlendirmeye çalışırken, İsrail işgal güçleri Lübnan hattında saldırılarını sürdürüyor. Böylece bölgede bir yandan diplomasi masası kurulurken, diğer yandan sahadaki askeri gerilim varlığını koruyor.

İŞTE ORTA DOĞU'DAN ANBEAN YAŞANANLAR

CANLI ANLATIM

İRAN DONANMASI, HÜRMÜZ BOĞAZI'NDA UMMAN TARAFINDAN DUYURULAN "GEÇİCİ DENİZ KORİDORUNU" REDDETTİ

İran Devrim Muhafızları Donanması, Umman'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçmek isteyen gemiler için "geçici deniz koridoru" oluşturduğuna dair haberler üzerine, boğazda geçişe izin verilen tek güzergahın İran tarafından ilan edildiğini gemilerin yalnızca donanmayla koordineli olarak bu güzergahlardan geçiş yapması gerektiğini açıkladı.

İran devlet televizyonuna göre, Devrim Muhafızları Ordusu Deniz Kuvvetleri, "Hürmüz Boğazı için açıklanan yeni geçiş güzergahına" ilişkin açıklama yayımladı. Açıklamada, Umman'dan söz edilmeden, "İran ile koordinasyon sağlanmadan, bazı merciler tarafından gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçmesi için yeni bir güzergah açıklandı. Bu kabul edilemez ve tamamen tehlikelidir." ifadelerine yer verildi.

Hürmüz Boğazı'ndan geçiş için izin verilen tek güzergahın İran tarafından açıklanan güzergahlar olduğu belirtilen açıklamada, "Açıklanan güzergahlar dışındaki her türlü trafiği kesinlikle önlemenizi önemle tavsiye ederiz. Hürmüz Boğazı'ndan geçiş için İran Devrim Muhafızları Donanması ile 16. Kanal üzerinden koordinasyon gereklidir ve ihlal eden gemilerle ilgili gerekli işlemler yapılacaktır." denildi.

Umman Ulaştırma Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nda geçici bir deniz koridoru kullanım seçeneği üzerine Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile koordinasyon sağladıklarını ve gemilerin, gerekli koordinasyonu IMO ile sağlamaları gerektiğini duyurmuştu

 

İSRAİL İŞGAL GÜÇLERİ: GÜNEY LÜBNAN’DAKİ “OPERASYONEL FAALİYET” SIRASINDA BİR ASKER ÖLDÜ

İsrail işgal güçleri, Perşembe günü yaptığı açıklamada, bir askerin bir gün önce güney Lübnan’da hayatını kaybettiğini duyurdu. Bölgede, yürürlükteki ateşkese rağmen Hizbullah mensuplarıyla çatışmaların sürdüğü bildiriliyor.

Ordudan yapılan açıklamada, 32 yaşındaki sürücü Başçavuş Basil Sweid’in “operasyonel faaliyet sırasında hayatını kaybettiği” belirtildi.

Bir işgal sözcüsü, AFP’ye yaptığı açıklamada askerin aracının devrilmesi sonucu öldüğünü söyledi.

İsrail işgal güçlerine göre, Hizbullah ile çatışmaların mart ayı başında başlamasından bu yana güney Lübnan’da 37 asker ile bir sivil yüklenici hayatını kaybetti.

RUBIO, İRAN’LA GELECEK HAFTA YENİDEN GÖRÜŞME SİNYALİ VERDİ

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD ile İran arasındaki görüşmelerin gelecek hafta devam etmesinin beklendiğini açıkladı.

Kuveyt City Havalimanı’nda konuşan Rubio, bildiği kadarıyla teknik görüşmelerin pazartesi ya da salı günü yeniden başlayacağını söyledi. Rubio, müzakerelerin bir kez daha İsviçre’de yapılmasını beklediğini belirtti.

 

CANLI | İngiliz basını: ABD-İran anlaşmasının en büyük kaybedeni Netanyahu olabilir - 1

“Sanırım yeniden İsviçre’ye dönüyorlar” diyen Rubio, tarafların görüşmeleri çeşitli çalışma gruplarına ayırdığını, bundan sonraki temasların da bu gruplar üzerinden sürdürüleceğini ifade etti.

Rubio, ABD tarafında nükleer enerji ve yaptırımlar konusunda farklı bakanlıklardan uzmanların görüşmelere katılmasının beklendiğini söyledi.

NE OLMUŞTU?

ABD, İran ile arabulucu ülkeler Pakistan ve Katar’ın temsilcileri, pazar günü Lucerne yakınlarındaki lüks bir tatil merkezinde bir araya gelmişti. Pakistan, müzakerelerin hafta içinde daha küçük çalışma grupları halinde devam edeceğini açıklamıştı.

Şubat ayının sonunda ABD ve İsrail, İran’a karşı savaş başlatmıştı. Geçen hafta imzalanan çerçeve anlaşmanın ardından ise bu savaşın kalıcı biçimde sona erdirilmesi hedefleniyor.

Söz konusu çerçeve anlaşma, mümkün olması halinde 60 gün içinde nihai bir anlaşmaya varılması yönündeki iradeyi ortaya koyuyor.

ABD SENATOSU, İRAN SAVAŞINDA ABD’NİN ROLÜNÜ SONA ERDİRMEYİ AMAÇLAYAN TASARIYI REDDETTİ

ABD Senatosu, Çarşamba günü Başkan Donald Trump’ın Kongre tarafından resmen yetkilendirilmediği sürece İran’a yönelik askeri faaliyetlerde bulunan ABD güçlerini geri çekmesini öngören tasarıyı reddetti.

Tasarı, Cumhuriyetçi liderlerin Kongre’den gelecek yeni bir tepkinin savaşı sona erdirmeye yönelik devam eden müzakereleri zayıflatabileceğini savunmasının ardından yapılan oylamada 47 “evet”, 50 “hayır” ve 1 “çekimser” oyla kabul edilmedi.

Söz konusu tasarı, savaş ilan etme yetkisinin anayasal olarak Kongre’ye ait olduğunu yeniden vurgulamayı amaçlıyordu. Tasarıya göre yönetim, Kongre’nin savaş ilanı ya da askeri güç kullanımına yönelik özel bir yetkilendirmesi olmadan İran’a karşı veya İran’la bağlantılı askeri müdahaleyi durdurmak zorunda kalacaktı.

Daha önce Demokratlarla birlikte benzer girişimlere destek veren Senatör Rand Paul, bu kez “çekimser” oy kullandı. Paul, barış görüşmelerini tehlikeye atmak istemediğini söyledi.

Paul, oylama öncesinde X hesabından yaptığı paylaşımda, “Görünüşe göre çatışmalar sona erdi ve Başkan da müzakere pozisyonunu göz önünde bulundurmamı istedi. Ben de bunu yapacağım” dedi. Paul, “Çekimser oy vermem, Başkan’a kalıcı bir barış için müzakere yürütürken daha fazla alan ve koz sağlama yoludur” ifadelerini kullandı.

Trump ise oylamanın ardından Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda sonucu memnuniyetle karşıladı. Trump, Senato’nun İran konusundaki oyunu “50-48 aleyhteyken, 50-47 lehteye çevirdiğini” savundu.

Trump paylaşımında, “Rand Paul ve Bill Cassidy taraf değiştirdi. Lider John Thune, Lindsey Graham, Bernie Moreno ve herkese teşekkürler. Bu oylama İran’a açık bir mesaj verdi!” ifadelerini kullandı.

Oylama, Senato’daki Cumhuriyetçilerin aynı gün daha önce Trump’ın İran politikasına ilişkin savunmasını dinlemesinin ardından yapıldı.

Mayıs ayında tasarının komiteden geçmesine yardımcı olan Senatör Bill Cassidy de daha sonra tasarıya karşı oy kullandı. Cassidy, bu kararını Başkan Yardımcısı JD Vance ve Özel Temsilci Steve Witkoff tarafından çatışmaların gidişatına ilişkin verilen “ayrıntılı” brifingin ardından aldığını söyledi.

Temsilciler Meclisi de hafta başında İran savaşına tepki niteliği taşıyan benzer bir tasarıyı kabul etmişti. Senato da bu tasarıyı az farkla onaylamıştı.

İKİ GÜNDE İKİNCİ SAVAŞ YETKİSİ OYLAMASI

Senato’daki bu oylama, bir gün önce kabul edilen ayrı bir Savaş Yetkileri Kararının hemen ardından geldi. Senato, 50’ye karşı 48 oyla, Kongre yeni bir askeri yetki vermediği sürece Trump’ın İran’a yönelik çatışmaları sona erdirmesini isteyen kararı kabul etmişti.

Bağlayıcı olmayan bu düzenleme, H.Con.Res. 86, daha önce Temsilciler Meclisi’nden geçmişti. Söz konusu karar, Senato’da daha önce sonuçsuz kalan dokuz oylamanın ardından Kongre’den savaşa yönelik gelen en güçlü sembolik tepki olarak değerlendirildi.

Cassidy ve Paul’un yanı sıra Cumhuriyetçi senatörler Susan Collins ve Lisa Murkowski de Salı günkü kararda Demokratlarla birlikte hareket etmişti. Demokrat Senatör John Fetterman ise karara karşı oy vermişti.

Bu gelişmeler, ABD ile İran’ın 17 Haziran’da Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında imzalanan mutabakat zaptı sonrasında yürürlüğe giren 60 günlük ateşkes kapsamında teknik müzakereleri sürdürdüğü bir dönemde yaşanıyor.

ABD ve İsrail, 28 Şubat’ta İran’a yönelik askeri operasyonlar başlatmış, bunun üzerine İran da Orta Doğu’daki ABD hedeflerine misilleme saldırıları düzenlemişti. Çatışmalar ise Pakistan’ın arabuluculuğunda sağlanan ve 8 Nisan’da yürürlüğe giren ateşkesle durmuştu.

PEZEŞKİYAN’IN PAKİSTAN ZİYARETİNE SUİKAST GÖLGESİ! İSRAİL’İN HEDEFİNDE ASIM MÜNİR Mİ VARDI?

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Pakistan ziyareti ve ABD-İran hattındaki müzakere trafiği yeni bir iddiayı gündeme taşıdı. A Haber yayınında konuşan isimler, İsrail’in Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’e yönelik bir suikast hazırlığında olduğu yönündeki iddiaları masaya yatırdı. Pakistan’dan resmi bir teyit gelmezken, İslamabad hattından aktarılan bilgiler, barış sürecini sabote etmeye dönük girişimlerin ciddiyetini koruduğunu ortaya koydu. Yayında ayrıca İran Devrim Muhafızları’nın Hürmüz Boğazı’na ilişkin sert çıkışı da değerlendirilirken, teknik görüşmelerin geleceğine dair belirsizliklerin sürdüğü vurgulandı.

PEZEŞKİYAN ZİYARETİ SIRASINDA SUİKAST İDDİASI GÜNDEME GELDİ

A Haber ekranlarında konuşan Gökhan Kurt, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Pakistan ziyaretinin kritik bir döneme denk geldiğini belirterek, Pakistan’ın süreçte üstlendiği rolün son derece önemli olduğuna dikkat çekti. Kurt, “Dün özellikle sosyal medyada çokça dillendirilen bir iddia vardı. Görüşmeler sırasında ve hemen öncesinde İsrail’in, görüşme sürecini engellemek ve çökertmek amacıyla Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’e suikast düzenlemeye hazırlandığı öne sürüldü” sözleriyle iddianın ağırlığına işaret etti.

Kurt, A Haber İslamabad muhabiri Fakhur Rahman’a yönelttiği soruda, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in bu sürecin en önemli isimlerinden biri olduğunu vurgulayarak, Mossad ve İsrail’in Münir’i hedef almak için bir plan yapmış olabileceğine ilişkin Pakistan’dan resmi ya da gayriresmi bir yanıt gelip gelmediğini sordu.

PAKİSTAN’DAN RESMİ TEYİT YOK AMA İDDİA REDDEDİLMİŞ DE DEĞİL

İslamabad’dan yayına bağlanan A Haber muhabiri Fakhur Rahman ise başkentte bu iddialara ilişkin resmi açıklamanın saatlerce beklendiğini ancak şu ana kadar ne askeri sözcülükten ne hükümetten ne de Savunma Bakanlığı’ndan resmi bir teyit geldiğini aktardı. Rahman, “Ancak sosyal medyada orduya ait bir hesaptan bu konuda bir yalanlama ortaya çıkmıştı” ifadelerini kullandı.

Rahman, süreçte dikkat çeken takvimi de paylaşarak Pakistan Başbakanı’nın 12 Haziran’da bir barış anlaşmasının sabote edilmesine ilişkin uyarıda bulunduğunu, 13 Haziran’da ise “Gelecek 24 saatte bir barış anlaşmasına yakınız. Elektronik imza ve teknik düzey görüşmeler başlayacak” yönünde açıklama yaptığını hatırlattı. Pakistan Başbakanı’nın 15 Haziran’da da “ABD-İran arasında barış anlaşmasına varıldı” açıklamasını kamuoyuyla paylaştığını söyleyen Rahman, resmi törenin 19 Haziran Cuma günü İsviçre’de yapılacağının da sosyal medya üzerinden duyurulduğunu belirtti.

Bu takvimin tesadüf olmadığını ima eden Rahman, “Bizim aldığımız bilgilere göre ABD ile İran arasında bir barış anlaşmasını sabote etmek konusunda İsrail tarafından hamleler devam ediyordu. Hatta barış görüşmeleri sürerken İran bir iki kez süreci boykot etmişti” sözleriyle perde arkasındaki gerilime dikkat çekti.

“SUİKAST GİRİŞİMİ REDDEDİLMEDİ”

Pakistan heyetine yönelik olası bir suikast girişimi iddiasına ilişkin en çarpıcı değerlendirme de yine Fakhur Rahman’dan geldi. Rahman, “Pakistan heyetine yönelik böyle bir suikast girişimi reddedilmedi. Bizim aldığımız bilgiye göre böyle bir şey olabilir de; bunun imkanını reddetmiyoruz. Kaynaklar bu yönde bize açıklama yaptı” diyerek iddianın tamamen boşa düşürülmediğini söyledi.

Rahman, söz konusu iddianın sosyal medyada geniş yankı bulduğunu ve Pakistan gündeminde de üst sıralara yerleştiğini vurgulayarak, iddiaların resmi makamlarca doğrulanmamasına rağmen tamamen kapatılmış bir dosya gibi değerlendirilmediğini ortaya koydu.

HÜRMÜZ BOĞAZI’NDA YENİ GERİLİM: İRAN’DAN SERT UYARI

Yayında yalnızca suikast iddiası değil, Hürmüz Boğazı’nda tırmanan gerilim de masaya yatırıldı. Gökhan Kurt, İran Devrim Muhafızları’ndan gelen son açıklamayı hatırlatarak, Umman’ın Hürmüz için duyurduğu geçiş düzenlemesine İran’ın itiraz ettiğini ve Tahran’ın, kendi belirlediği rota dışındaki gemilere müdahale edilebileceği uyarısında bulunduğunu söyledi.

Kurt, bu gelişmenin İran ile Umman arasında yeni bir gerilim anlamına gelip gelmediğini ve Tahran’dan gelen bu sert mesajın ABD ile yeni bir kriz başlatıp başlatmayacağını sordu.

“TEKNİK GÖRÜŞMELER ERTELENEBİLİR, ENDİŞE SÜRÜYOR”

Fakhur Rahman ise Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcülüğü’nün bir gün önce yaptığı basın toplantısında, ABD ile İran arasında teknik görüşmelerin pazartesi günü yeniden başlayacağı yönünde açıklama yapıldığını belirtti. Ancak Rahman, bu sürecin pürüzsüz ilerlemeyeceğine dikkat çekerek, “Boğazın açılması, ablukanın kaldırılması ve İran’a yönelik yaptırımların kaldırılması gibi başlıklar hâlâ masada. Bu nedenle hıçkırıklar devam edecek” değerlendirmesinde bulundu.

Pakistan’ın özellikle Suudi Arabistan ve Katar başta olmak üzere bölge ülkeleriyle birlikte diplomasi trafiğini sürdürdüğünü kaydeden Rahman, bu nedenle önümüzdeki günlerde yeni açıklamaların gelmeye devam edeceğini ifade etti.

Rahman ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump tarafından daha önce yapılan bazı açıklamaların da süreci zora soktuğunu anlatarak, “İsviçre’deki toplantıdan İran heyeti protesto ederek çıkmıştı. Ancak daha sonra teknik görüşmelerin yapılması yönünde ortak açıklama geldi” dedi. Buna rağmen sahadaki ve diplomatik zemindeki gerilimin sürdüğünü vurgulayan Rahman, “Evet, gerilim var. Teknik düzeydeki görüşmeler ertelenebilir, askıya alınabilir. Bu yönde Pakistan makamlarında endişe ve kaygı devam ediyor” sözleriyle sürecin kırılganlığına dikkat çekti.

KIRILGAN SÜREÇTE DİYALOG KAPISI HÂLÂ AÇIK

Yayının sonunda Gökhan Kurt da tabloyu “kırılgan ama tamamen kopmamış bir süreç” olarak özetledi. Kurt, açıklamaların sertleştiğini ancak taraflar arasında diyaloğun tümüyle kesilmediğini vurgulayarak, İslamabad’dan son gelişmeleri aktaran Fakhur Rahman’a teşekkür etti.

Pezeşkiyan’ın Pakistan ziyareti, İsrail’in olası sabotaj girişimi iddiaları, Hürmüz Boğazı’nda yükselen tansiyon ve ABD-İran teknik görüşmelerine dair belirsizlikler birlikte değerlendirildiğinde, bölgedeki diplomasi trafiğinin son derece hassas bir eşikte ilerlediği görülüyor. Özellikle Pakistan’ın hem arabuluculuk hattında hem de güvenlik denkleminde giderek daha kritik bir aktöre dönüşmesi, önümüzdeki günlerde İslamabad kaynaklı açıklamaların daha da yakından izleneceğine işaret ediyor.

İNGİLİZ BASINI YAZDI: ABD-İRAN ANLAŞMASI NETANYAHU'YU VURDU

ABD ile İran arasında şekillenen yeni uzlaşma zemini, yalnızca bölgesel dengeleri değil, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yıllar boyunca inşa ettiği siyasi gücü de sarsıyor. Analistler, eski ABD’li yetkililer ve diplomatlara göre anlaşmanın en büyük kaybedeni, İsrail’in İran stratejisinden çok Netanyahu’nun “Washington’u İran konusunda kendi çizgisine çekebilen başbakan” imajı olabilir.

Netanyahu, siyasi kariyerinin önemli bölümünü, ABD ile İsrail’i İran dosyasında aynı çizgide tutabilen tek başbakan olduğu iddiası üzerine kurdu. Cumhuriyetçilerle kurduğu güçlü bağlar sayesinde kendisini, ardı ardına gelen Amerikan başkanlarını etkileyebilen ve Tahran’a karşı sert çizgiyi koruyabilen tek İsrail başbakanı olarak konumlandırdı.

 

CANLI | İngiliz basını: ABD-İran anlaşmasının en büyük kaybedeni Netanyahu olabilir - 2

Ancak Reuters’a konuşan kaynaklara göre, ABD ile İran arasında şubat ayında başlayan savaşın ardından varılan geçici mutabakat, Netanyahu’nun bu temel siyasi anlatısını tersine çevirmiş durumda. Bir dönem Washington’un İran politikasını yönlendiren isim olarak görülen Netanyahu, artık Donald Trump’ın İsrail’in itirazlarını ikinci plana iten uzlaşma çizgisine uyum sağlamak zorunda kalan başarısız bir başbakana dönüşüyor.

“AMERİKAN FISILDAYICISI”NDAN WASHINGTON’UN SINIRLADIĞI BİR BAŞBAKANA

Diplomatlar, Netanyahu’nun gücünün zirvesinde “Amerikan fısıldayıcısı” olarak anıldığını, Washington’un stratejik hesaplarını İsrail’in önceliklerine yaklaştırabilen bir isim olarak öne çıktığını belirtiyor. ABD Kongresi’nde sık sık konuşan, Amerikan siyasetinde uzun yıllara yayılan bir etki ağı kuran Netanyahu, İran dosyasında Washington üzerinde en fazla ağırlık kurabilen İsrail başbakanlarından biri olarak görülüyordu.

Ancak bugün tablo tersine dönmüş görünüyor. Analistlere göre Trump yönetimi, İran’la anlaşma zeminini korumaya odaklanırken Netanyahu’yu artık vazgeçilmez bir ortak değil, zaman zaman süreci zorlaştıran bir aktör olarak değerlendiriyor.

TRUMP BARIŞA OYNUYOR, NETANYAHU SIKIŞIYOR

Eski ABD’li yetkili Dennis Ross’a göre Netanyahu hem dışarıda hem içeride giderek daha dar bir alana sıkışıyor. Bir tarafta çatışmayı sonlandırmak isteyen Trump yönetimi, diğer tarafta ise özellikle Lübnan cephesinde taviz verilmesine karşı çıkan İsrail iç siyaseti bulunuyor.

Ross’a göre Netanyahu için geri adım atmak içeride ciddi bir siyasi tepki doğurabilirken, gerilimi tırmandırmak ise Washington’la açık bir çatışma riskini beraberinde getiriyor. Bu nedenle Netanyahu’nun, siyasi mirasını İran’a karşı sert duruş üzerinden güçlendirmeyi hedeflediği savaş, tersine onun siyasi etkisini zayıflatan bir dönüm noktasına dönüşebilir.

Sonbaharda yapılması beklenen seçimler öncesinde Netanyahu’nun manevra alanı daha da daralıyor. Dışarıda yalnızlaşan, en yakın müttefiki tarafından sınırlandırılan ve içeride baskı altında kalan İsrail başbakanı için, kariyerini üzerine kurduğu dış politika sermayesi artık siyasi bir avantaja değil, yük haline gelmiş durumda.

“NE İRAN ÇÖKTÜ NE HİZBULLAH GERİLETİLDİ”

Netanyahu, İran’la savaşın başında “nihai zafer” vaadinde bulunmuştu. Ancak Reuters’ın aktardığı değerlendirmelere göre savaş sonunda Netanyahu, ne İran’daki yönetimin çökmesini sağlayabildi ne Lübnan’daki Hizbullah’ı etkisiz hale getirebildi ne de kuzey İsrail’deki sivillerin güvenli dönüşünü temin edebildi.

Netanyahu’nun eski danışmanlarından Aviv Bushinsky de bu tabloyu “ağır bir siyasi darbe” olarak yorumladı. Bushinsky, ABD-İran anlaşmasının Netanyahu’ya ciddi zarar verdiğini belirterek, İsrail başbakanının yalnızca İran savaşında istediğini alamadığını değil, aynı zamanda Trump’la kurduğu yakın siyasi ilişkiyi de zedelediğini söyledi.

BEYAZ SARAY’DAN DESTEK MESAJI, SAHADA AYRIŞMA

Netanyahu’nun ofisi Reuters’ın yorum talebine yanıt vermezken, İsrail Başbakanı bu ay düzenlediği bir basın toplantısında Trump ile ilişkisini “çoğu zaman aynı düşünen, zaman zaman da ayrışan ortaklar” sözleriyle tanımladı. Netanyahu ayrıca İsrail’in İran ve bölgedeki müttefiklerine karşı elde ettiği kazanımların küçümsendiğini savundu.

Beyaz Saray’dan bir yetkili ise Trump ile Netanyahu arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu ve İsrail güçlerinin İran’a karşı yürütülen savaşta önemli bir ortak olduğunu söyledi. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili de Washington’un İsrail’in güvenliğine yönelik “demir gibi sağlam” bağlılığının sürdüğünü vurguladı.

Ancak Reuters’a konuşan analistlere göre diplomatik söylemde verilen bu destek, sahadaki ve müzakere masasındaki ayrışmayı gizlemiyor. Trump yönetimi, yeni bir Orta Doğu savaşına saplanmak istemezken Netanyahu, İran ve Hizbullah üzerindeki baskının sürmesini İsrail’in güvenliği açısından vazgeçilmez görüyor.

 

CANLI | İngiliz basını: ABD-İran anlaşmasının en büyük kaybedeni Netanyahu olabilir - 3

WASHINGTON, İSRAİL’İ MASANIN DIŞINA MI İTİYOR?

Reuters’a konuşan bölgesel diplomatik kaynaklara göre Washington, Tahran’la doğrudan temas kurarak yalnızca İran dosyasında değil, Lübnan cephesinde de daha geniş bir çerçeve oluşturdu. İsrail ile İran destekli Hizbullah arasındaki çatışma hattının daha kapsamlı bir diplomatik zemine taşınması ve ateşkes anlaşmazlıklarını yönetmek için mekanizmalar kurulması, İsrail’in kritik kararlardaki ağırlığını azaltmış görünüyor.

Kaynaklara göre ABD, bir dönem vazgeçilmez muhatap olarak gördüğü Netanyahu’yu artık korunmak istenen bir anlaşmanın önündeki engellerden biri olarak değerlendirmeye başladı. Trump’ın İsrail’in Lübnan’daki tutumunu kamuoyu önünde eleştirmesi ve Başkan Yardımcısı JD Vance’in İsrail’e “dünyada kalan tek güçlü müttefikine saldırmama” uyarısı yapması, bu değişimin açık işaretleri arasında gösteriliyor.

Buna karşın Netanyahu’ya yakın iki İsrailli yetkili, Trump ve Vance’in sert açıklamalarının İsrail’e yönelik silah sevkiyatında gecikme gibi somut bir politika değişikliğine dönüşeceğine inanmadıklarını söyledi. Aynı kaynaklara göre Netanyahu, İsrail’in Lübnan’daki saldırılarını sürdürmesi halinde dahi Washington’un radikal bir kopuşa gitmesini beklemiyor.

Yine de Trump’ın son dönemde verdiği mesajlar, ABD çıkarları söz konusu olduğunda İsrail’in önceliklerini ikinci plana itebileceğini gösteriyor. Trump bu ay verdiği bir röportajda, Netanyahu’ya bir şey yapmasını söylerse onun bunu yaptığını ifade etmişti.

NETANYAHU’NUN “CUMHURİYETÇİ KALKANI” ESKİ GÜCÜNDE DEĞİL

ABD’li analistlere göre Netanyahu’nun bugünkü kırılganlığını artıran en önemli unsur, yıllardır dayandığı Cumhuriyetçi destek hattının artık aynı işlevi görmemesi. Netanyahu geçmişte Cumhuriyetçilerin desteğini, Demokrat yönetimlerle yaşadığı gerilimlere karşı bir denge unsuru olarak kullandı; 2015’te dönemin Başkanı Barack Obama’nın İran nükleer anlaşmasına Kongre kürsüsünden sert biçimde karşı çıktı.

Ancak bugün aynı siyasi zemin yok. Reuters’a konuşan uzmanlara göre Cumhuriyetçiler, Netanyahu uğruna Trump’la karşı karşıya gelmeye yanaşmayacak. Bu da İsrail başbakanının Washington içindeki en önemli siyasi dayanaklarından birinin zayıfladığı anlamına geliyor.

ABRAHAM ANLAŞMALARI DA SARSILDI

ABD-İran uzlaşısının etkisi yalnızca savaş başlığında değil, Netanyahu’nun bölgesel vizyonunda da hissediliyor. İsrail başbakanı siyasi geleceğini büyük ölçüde iki hedef üzerine kurmuştu: İran’daki teokratik yapıyı zayıflatmak ya da devirmek ve Abraham Anlaşmaları’nı genişleterek Suudi Arabistan’la normalleşmeyi sağlamak.

Reuters’a göre iki hedef de şu aşamada karşılık bulmuş değil. İran yönetimi savaştan daha da tahkim olmuş biçimde çıkarken, Suudi Arabistan’la beklenen normalleşme adımı da atılmadı. Bölge genelinde ise yeni bir denge arayışı dikkat çekiyor. Netanyahu’nun yakınlaştırmayı hedeflediği ülkeler, özellikle de Suudi Arabistan, İsrail’le normalleşme sürecinde daha temkinli bir çizgiye yönelirken Tahran’la da kanalları tamamen kapatmıyor.

Körfez kaynakları, Abraham Anlaşmaları’nın dayandığı zeminin Gazze savaşı, Batı Şeria’nın ilhakı tartışmaları ve Netanyahu yönetimindeki İsrail’in yeni bölgesel düzende “avantajdan çok yük” olarak görülmesi nedeniyle ciddi biçimde aşındığını belirtiyor.

 

“BU SADECE İRAN’IN ZAFERİ DEĞİL, NETANYAHU’NUN YENİLGİSİ”

Reuters’a konuşan bir İranlı yetkili de Netanyahu’nun Abraham Anlaşmaları’nı genişletme çabasının darbe aldığını, bazı ülkelerin artık İran merkezli yeni bölgesel denklemde kendilerine alan açmaya çalıştığını söyledi.

Aynı yetkili, “Bu yalnızca İran’ın zaferi değil, Netanyahu’nun başarısızlığıdır” değerlendirmesinde bulundu. Yetkiliye göre Tahran yalnızca ayakta kalmayı başarmadı; aynı zamanda bölgesel nüfuzunu artırarak daha etkili bir aktör haline geldi.

Böylece ABD-İran hattında şekillenen yeni denklem, yalnızca savaşın sonucunu değil, İsrail siyasetinin en uzun soluklu güç hikâyelerinden birini de yeniden yazmaya başladı. Reuters’a göre bu sürecin en ağır siyasi faturası, yıllarca Washington üzerindeki etkisini en büyük kozu olarak kullanan Netanyahu’ya çıkabilir.

A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin