Nuh'un Gemisi'nden kalan en lezzetli miras: Aşurenin hikayesi ve tarifi
Muharrem ayının onuncu gününde pişirilen aşure, Osmanlı'da yalnızca sofraları değil toplumsal dayanışmayı da bir araya getiriyordu. Saraydan imaretlere kadar uzanan gelenek kapsamında farklı aşure çeşitleri hazırlanıyor, özel kaplarda dağıtılan tatlı birlik ve bereketin simgesi olarak yaşatılıyordu.
Muharrem ayının onuncu günü idrak edilen Aşure Günü, yüzyıllardır İslam dünyasında önemli bir yere sahip. Bereket ve paylaşmanın simgesi kabul edilen aşure, Osmanlı döneminde de büyük bir titizlikle hazırlanıyor, saraydan halka kadar geniş bir kesime ulaştırılıyordu. Tarihi kaynaklar, aşurenin yalnızca bir tatlı değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı güçlendiren köklü bir gelenek olduğunu gösteriyor.
AŞURE GÜNÜ BİRÇOK ÖNEMLİ HADİSEYLE ANILIYOR
Arapça kökenli olan aşure kelimesi, "on" anlamıyla ilişkilendiriliyor. Hicri takvimin ilk ayı olan Muharrem'in onuncu gününe denk gelen Aşure Günü, İslam geleneğinde birçok önemli olayla birlikte anılıyor.
Rivayetlere göre Hz. Nuh'un gemisinin Cûdi Dağı'na oturması, Hz. Musa'nın Firavun'dan kurtuluşu ve Hz. Adem'in tövbesinin kabulü bu güne denk geliyor. Aynı zamanda Kerbela hadisesinde Hz. Hüseyin ile Ehl-i Beyt mensuplarının şehit edilmesi de Aşure Günü'nün hüzünle hatırlanan yönlerinden biri olarak kabul ediliyor.
PAYLAŞMANIN VE BEREKETİN SEMBOLÜ OLDU
Buğday, nohut ve kuru fasulyenin temel malzemeler arasında yer aldığı aşure, zaman içinde farklı ürünlerle zenginleşti. Kuru meyveler, baharatlar ve çeşitli yemişlerin eklendiği tatlı, akraba, komşu ve dostlara ikram edildi.
İslam kaynaklarında yer alan rivayetlerde de Aşure Günü'nde ikramda bulunmanın bereket vesilesi olduğu belirtiliyor. Bu nedenle aşure, Türk kültüründe paylaşma ve dayanışmanın sembolü olarak görülüyor.
OSMANLI'DA İKİ FARKLI AŞURE HAZIRLANIYORDU
Osmanlı döneminde aşure geleneği oldukça yaygındı. Zeynel Özlü'nün "Osmanlı Devletinde Tekkelere Bir Bakış: Aşure Geleneği" başlıklı çalışmasında aktardığı bilgilere göre Muharrem ve Sefer aşuresi olmak üzere iki farklı tür hazırlanıyordu.
- Muharrem aşuresi, Kerbela hadisesinin yıl dönümü dolayısıyla pişiriliyordu.
- Sefer aşuresi, Hz. Zeynelabidin'in hayatta kalması ve Peygamber soyunun devamının hatırlanması amacıyla yapılıyordu.
Bu gelenek hem saray çevresinde hem de halk arasında yaşatılıyordu.
TOPKAPI SARAYI'NDA GÜNLER ÖNCESİNDEN HAZIRLIK BAŞLIYORDU
Her yıl Muharrem ayının onuncu günü yaklaşırken Topkapı Sarayı'nda hazırlıklar birkaç gün önceden başlıyordu. Helvacıbaşıların büyük kazanlarda hazırladığı aşure önce padişaha ve harem halkına sunuluyor, ardından devlet erkanına ve halka ulaştırılıyordu.
Saray görevlileri de birbirlerine aşure ikram ediyor, nezaket gereği gönderilen kaplar çeşitli ikramlarla geri veriliyordu.