Orta Doğu'da büyük hesaplaşma: Satrançtaki son taş İran! "Seçim sonucu ne olursa olsun Trump saldıracak"

Orta Doğu'da büyük hesaplaşma: Satrançtaki son taş İran! "Seçim sonucu ne olursa olsun Trump saldıracak"

ABD'de 3 Kasım'da yapılacak seçimler yaklaşırken Donald Trump'ın İran'a yönelik savaş stratejisinin nasıl şekilleneceği tartışılıyor. Washington'un barış mı yoksa yeni bir askeri operasyon mu tercih edeceği merak edilirken, Gazeteci Gaffar Yakınca'dan dikkat çeken bir çıkış geldi. Seçim sonucundan bağımsız olarak ABD’nin İran planının değişmeyeceğini savunan Yakınca, "Sonuç ne olursa olsun Trump saldıracak" dedi. Brent petrolün 113,59 dolara yükselmesi ise bölgedeki gerilimin küresel enerji piyasalarına yansımasını gözler önüne serdi.

3 Kasım yaklaşırken Washington'da seçim hesapları kızıştı. ABD Başkanı Donald Trump'ın İran konusunda atacağı adımların seçim sonuçlarına etkisi tartışılırken, Sabah Gazetesi Dış Haberler Müdürü Bercan Tutar, Emekli İstihbarat Albay Coşkun Başbuğ ve Gazeteci Gaffar Yakınca'dan A Haber'de dikkat çeken değerlendirmeler geldi.

TRUMP'A BARIŞ MI SAVAŞ MI YARAR?

ABD'de yaklaşan seçimler öncesinde İran'la yaşanan savaşın Trump'ın siyasi geleceğine etkisi tartışılırken, Gazeteci Gaffar Yakınca, Amerikan kamuoyunun önceliğinin savaşın sona ermesi olmadığını belirtti. Yakınca, "Amerikan kamuoyunda İran savaşının bitmesi ya da barışın olması yönünde özel bir talep yok. Oradaki asıl problem pompa fiyatlarıyla ilgili" dedi.

Rusya'dan gelen dizel yakıtın piyasalara etkisine de değinen Yakınca, bu konunun gündeme gelmesinin bile piyasaları etkilediğini ifade etti. G20 toplantısının da Trump açısından önemli bir fırsat olduğunu belirten Yakınca, Rusya'nın toplantıya dahil edilmesi üzerinden Avrupalıların yeniden zor durumda bırakıldığını savundu. Trump'ın seçim sonucunu şimdiden kabullenmiş bir görüntü verdiğini söyleyen Yakınca, "Trump şu anda seçim sonucu ne olursa olsun bunu kendisi kabul etmiş vaziyette. Pazartesi günü özel bir hamle yapmaz. Onun yerine daha uzun vadeli bir işe girişecek. Söylediğini yapacak" ifadelerini kullandı.

(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

BRENT PETROLDE YÜKSELİŞ SÜRÜYOR

Bölgedeki gelişmelerin enerji piyasalarına etkisi de canlı yayında değerlendirildi. Brent petrolün sabah saatlerinde 109-110 dolar seviyelerini gördüğü, ardından yeniden yükselişe geçerek 113,59 dolara ulaştığı aktarıldı. Brent petroldeki yükselişin yüzde 2,52 seviyesine çıktığı belirtilirken, piyasalardaki hareketliliğin bölgeden gelen açıklamalarla bağlantılı olduğu değerlendirildi.

TRUMP'TAN SEMBOLİK SALDIRI HAMLESİ GELEBİLİR Mİ?

Emekli İstihbarat Albay Coşkun Başbuğ, Trump'ın seçimler öncesinde İran'a yönelik bir askerî hamle yapma ihtimalini değerlendirerek, böyle bir adımın mutlaka geniş çaplı bir operasyon olması gerekmediğini söyledi. Başbuğ, "Trump'ın bu seçime bir malzeme yapması gerekiyorsa sembolik bir vuruş gerçekleştirebilir" değerlendirmesinde bulundu.

Sabah Gazetesi Dış Haberler Müdürü Bercan Tutar ise ABD'de seçimlerin ardından ortaya çıkabilecek siyasi tablonun dış politikaya yansıyabileceğine dikkat çekti. ABD başkanlarının iç politikada zayıfladıklarında dış politikadaki saldırganlıklarını artırabildiğini belirten Tutar, "Eğer başkan topal ördek konumuna düşerse iç politikadaki dezavantajını dış politikadaki saldırganlıkla telafi etmeye çalışır. Bütün ABD başkanları öyledir. Eğer Trump yenilirse, hezimete uğrarsa İran'a inanılmaz sert şekilde saldırır" ifadelerini kullandı.

(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

SEÇİMİN SONUCU SAVAŞIN SEYRİNİ BELİRLEYEBİLİR!

Gazeteci Gaffar Yakınca, savaşın seçim sonuçlarını nasıl etkileyeceği kadar, seçim sonuçlarının savaşın geleceğini nasıl şekillendireceğinin de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Yakınca, "Biz savaşı seçimin indikatörü gibi okuyoruz. Bercan Tutar ilginç bir şey söyledi, bunu tersten okuyalım. Seçimi savaşın indikatörü gibi değerlendirelim. Seçimden çıkacak sonuca göre savaşa ilişkin pozisyonun belirlenmesi bence çok daha doğru bir yaklaşım" dedi.

Amerikan toplumunun İran savaşını kabullendiğini savunan Yakınca, ABD'nin zaten İran'a yönelik saldırılar gerçekleştirdiğini ve artık tartışılması gereken konunun operasyonların genişletilip genişletilmeyeceği olduğunu belirtti. Yakınca, "Amerikan toplumu bu savaşı satın aldı. Savaş zaten aktif olarak orada var. Dolayısıyla mesele savaşın çıkıp çıkmayacağı değil, zaten devam eden savaşta bir adım öteye gidilip gidilmeyeceği. Trump seçimden çıkan sonuca göre bunun kararını verebilir. Ancak benim kanaatim şu: Seçim sonucu ne olursa olsun Trump İran'a saldıracak, sadece saldırının boyutu değişir" ifadelerini kullandı.

Trump'ın topyekûn ve çok yıkıcı bir saldırı seçeneğine yönelebileceğini belirten Yakınca, böyle bir operasyonun İran'ı tamamen yıkacağı anlamına gelmediğini de vurguladı.

İRAN PETROLÜ VE HÜRMÜZ ÜZERİNDEKİ HESAPLAR

Sabah Gazetesi Dış Haberler Müdürü Bercan Tutar, ABD'nin İran ve Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Petrol sevkiyatındaki dengelerin değiştiğine dikkat çeken Tutar, ABD'nin kendi hattından günlük 14 milyar seviyesinde bir çıkarım gerçekleştirdiğini, diğer hatların da dahil edilmesiyle savaş öncesindeki konumunu bazı günlerde yakaladığını ifade etti.

İRAN'A YÖNELİK ASKERÎ HAREKÂT PLANLARI NE KADAR GERÇEKÇİ?

Emekli İstihbarat Albay Coşkun Başbuğ, İran'a yönelik olası saldırı planlarının kamuoyunda konuşulduğu şekilde ayrıntılı biçimde dolaşıma girmesinin gerçekçi olmadığını söyledi. ABD'li yetkililerin ve askerî planlamacıların operasyon hazırlıklarını gizlilik içerisinde yürüttüğünü belirten Başbuğ, "Bu tür harekât planları ortalıkta gezmez. Murphy biliyorsa biz niye bilmiyoruz? 'Çılgınca bir plan' deniliyor. Ben burada bir zorlama ve abartılı haber olduğu kanaatindeyim. Bu tür harekât planları yalnızca Pentagon ve CENTCOM'un bildiği, düğmeye basıldığında uygulanan planlardır. Meclise veya senatoya bu planlarla ilgili ayrıntılı bilgiler verilmez" değerlendirmesinde bulundu.

(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

NATANZ VE NÜKLEER TESİSLER HEDEF ALINABİLİR Mİ?

İran'daki nükleer tesislerin, füze üretim merkezlerinin ve füze depolarının muhtemel saldırılarda nasıl hedef alınabileceği de gündeme geldi. Başbuğ, İran'ın askerî altyapısının önemli bir bölümünü dağların içerisine inşa ettiğini belirterek, havadan gerçekleştirilecek operasyonların bu hedefler üzerinde etkili olmasının son derece zor olduğunu söyledi.

Trump'ın kamuoyuna "bombaların anası" olarak tanıttığı mühimmatın askerî açıdan yanlış tanımlandığını ifade eden Başbuğ, "İran'daki mevcut nükleer tesislerin bulunduğu yerler, füze yatakları, füze imal yerleri ve füze depoları dağların içerisine gömülmüş durumda. Dolayısıyla buraya yalnızca havadan harekâtla etki üretme şansınız sıfır" dedi.

Taktik nükleer silah ihtimalinin de gündeme getirildiğini ancak böyle bir seçeneğin gerçekleşeceğine ihtimal vermediğini belirten Başbuğ, geçmişte İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik yoğun bombardımanlarını hatırlattı. Söz konusu saldırılarda çok sayıda hedefin vurulmasına rağmen istenen sonucun elde edilemediğini vurgulayan Başbuğ, İran'ın coğrafi avantajına ve savunma tedbirlerine dikkat çekti.

İran'ın olası saldırılarda en az hasarı alabilmek için askerî altyapısını korunaklı bölgelere yerleştirdiğini belirten Başbuğ, ülkenin dağlık coğrafyasının da önemli bir savunma avantajı sağladığını ifade etti. Başbuğ, "İran karşısında boş bir yapı yok. O da kendisine göre savunma tedbirleri oluşturuyor. Olası bir saldırıda en az hasarı alacak şekilde hazırlık yapıyor. İran bu konuda avantajlı. Boydan boya Çin Seddi gibi aşmanız ve vurmanız gereken dağlar var" değerlendirmesinde bulundu.

HAVADAN SALDIRI İRAN'I DİZ ÇÖKTÜRMEYE YETER Mİ?

ABD'nin bölgeye uçak gemileri, savaş uçakları ve askerî unsurlar yığmasının tek başına İran'ı etkisiz hâle getirmeye yetmeyeceğini söyleyen Başbuğ, uçak gemilerinde ortalama 70-80 uçak bulunduğu varsayımı üzerinden değerlendirmede bulundu.

Uçakların havalanarak hedefleri bombalaması ve ardından uçak gemilerine geri dönmesinin tek başına kalıcı bir sonuç oluşturmayacağını belirten Başbuğ, "Uçakları havalandırdınız, vurdunuz, bombaladınız ve geri döndüler. Peki, ne elde ettiniz? Hep söylüyoruz; karadan bir harekât başlamadığı takdirde havadan yapacağınız operasyon kısmi başarı getirir. Bu, geçici bir başarıdır" ifadelerini kullandı.

Sabah Gazetesi Dış Haberler Müdürü Bercan Tutar da ABD donanmasının bölgeye yığılmasının Amerikan medyasında dahi eleştirildiğini belirtti. İran'ın coğrafi avantajına dikkat çeken Tutar, "Amerikan medyası bile donanmanın oraya yığılmasını eleştiriyor. İstediğiniz kadar orada kalın, İranlılar o coğrafyada sizden daha uzun süre kalacak. Bir noktadan sonra Amerikan ordusu bölgeden çekilmek zorunda kalacak" değerlendirmesinde bulundu.

(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

ABD'NİN İRAN PLANI 1953'TEN BU YANA SÜRÜYOR!

ABD'nin İran'dan vazgeçmeyeceğini savunan Bercan Tutar, Washington yönetiminin Orta Doğu politikasının tarihsel arka planına dikkat çekti. ABD'nin İran üzerindeki stratejik hedeflerinin yeni olmadığını belirten Tutar, bu politikanın geçmişinin II. Dünya Savaşı yıllarına kadar uzandığını ifade etti.

ABD'nin 1943 yılında İran'ın İngiltere ve Rusya arasında paylaşılmasına karşı çıktığını, Roosevelt'in Stalin ve Churchill'e İran'ın toprak bütünlüğünün korunması yönünde baskı yaptığını hatırlatan Tutar, 1953'teki Musaddık darbesini de Washington yönetiminin İran politikasının önemli dönüm noktalarından biri olarak değerlendirdi. ABD'nin Orta Doğu'da İngiltere ve Fransa'nın etkisini kırarak bölgedeki nüfuzunu artırdığını belirten Tutar, Süveyş Krizi'nden Suriye'deki gelişmelere ve Körfez savaşlarına kadar uzanan sürecin bu stratejinin parçaları olduğunu savundu.

Tutar, "Amerika İran'dan vazgeçmeyecek, bunu bir kere kafamıza koyalım. ABD, II. Dünya Savaşı'ndan sonra Orta Doğu'yu dünyanın en stratejik bölgesi olarak gördü. Kahire Konferansı'nda İran'ın Rusya ve İngiltere arasında parçalanmasını önleyen Amerika'ydı. Roosevelt, Stalin ve Churchill'e İran'ın tek parça kalması yönünde dayatmada bulundu. Suudi Arabistan petrollerinden sonra İran petrollerine göz koydu. Irak petrolleri de İngilizlerin elindeydi. Körfez savaşlarıyla bölgedeki dengeler değişti" ifadelerini kullandı.

ABD'nin İran üzerindeki hedeflerinin 1953'teki gelişmelerle başladığını, 1979'daki devrimle birlikte Washington'ın bu ülkedeki nüfuzunu kaybettiğini belirten Tutar, "1953'te başlayan ve 1979'da elinden alınan İran'ı tekrar istiyor. Amerika bu ülkeden vazgeçmeyecek. Çünkü Orta Doğu, Washington açısından dünyanın en stratejik bölgesi" dedi.

ORTA DOĞU'NUN YENİ MİMARİSİNDE TÜRKİYE'NİN ROLÜ

Bölgedeki gelişmelerin yalnızca ABD-İran gerilimi üzerinden okunmaması gerektiğini belirten Bercan Tutar, Türkiye ve bölge ülkelerinin İsrail merkezli yeni bir Orta Doğu düzenine karşı çıktığını söyledi.

ABD ve İsrail eksenli bir bölgesel mimarinin artık bölge ülkeleri tarafından kabul edilmediğini savunan Tutar, Türkiye'nin bu konudaki tutumunun diğer ülkeler açısından da önem taşıdığını ifade etti.

Washington yönetiminin Türkiye'nin yaklaşımına yönelik olumlu mesajlar verdiğini ancak Amerikan yönetimi içerisindeki bazı yapıların ve İsrail yanlısı çevrelerin bu yaklaşımı benimsemediğini belirten Tutar, bölgenin geleceğinin iki farklı stratejik yaklaşım arasındaki mücadeleyle şekilleneceğini söyledi.

Tutar, "Bölge ülkeleri ve Türkiye, Amerika ve İsrail endeksli yeni bir mimariyi kabul etmiyor. Bölge ülkeleri bu anlamda Türkiye'nin yanında. Türkiye'nin gösterdiği tavrı Amerika, Trump üzerinden sözlü olarak destekliyor ancak Amerikan derin devleti ve diğer yapılar, özellikle siyonist yanlısı çevreler bunu pek kabul etmiyor. Bakalım kimin dediği olacak? İsrail endeksli yeni bir mimari mi oluşacak, yoksa Türkiye ve bölge ülkelerinin liderliğinde şekillenecek yeni mimariyi Amerika mı destekleyecek?" ifadelerini kullandı.

A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin