Ukrayna'nın üçte biri gidiyor: Putin-Zelenskiy anlaşacak mı? "Başlatan Biden oldu, noktayı Trump koyacak!"

Ukrayna'nın üçte biri gidiyor: Putin-Zelenskiy anlaşacak mı? "Başlatan Biden oldu, noktayı Trump koyacak!"

A Haber'de konuşan gazeteci Gaffar Yakınca, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın geleceğine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Trump'ın gündemindeki toprak takası planının Ukrayna'nın topraklarının yaklaşık üçte birini kaybetmesiyle sonuçlanabileceğini savunan Yakınca, Zelenskiy yönetiminin siyasi geleceğine de dikkat çekti. Yakınca, "Bu başlama vuruşunu Biden yapmıştı, noktayı da Trump koyacak" sözleriyle savaşın kaderinin Washington'da belirleneceğini vurguladı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin siyasi ve askerî açıdan çıkmaza girdiğini belirten Yakınca; sahadaki son durumu, arka planda yürütülen müzakereleri ve toprak takası (swap) planlarını değerlendirdi. Yakınca ayrıca İkinci Dünya Savaşı öncesinde düzenlenen 1938 Münih Konferansı ile günümüzdeki küresel güç dengeleri arasındaki tarihsel benzerliklere dikkat çekti.

"ZELENSKİY ARTIK UKRAYNA ELİTİ TARAFINDAN DA İSTENMİYOR"

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy'nin içinde bulunduğu durumu, Amerikan hukuk sistemindeki idam mahkûmları için kullanılan bir ifadeyle anlatan gazeteci Gaffar Yakınca, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Amerikalıların idam cezası mahkûmları için kullandığı 'Yürüyen ölü adam', yani 'Dead Man Walking' diye bir tabir var. Adam zaten ölü; infazına 10 dakika kalmış gibi ölümüne doğru gidiyor. Zelenskiy'nin durumu da biraz böyle. Artık üzerinde çok fazla tartışmaya gerek yok. Zelenskiy, etrafındaki küçük bir klik dışında Ukrayna'da da istenmiyor. Ukrayna'nın yönetici sınıfı ve eliti de kendisini istemiyor."

Gazeteci Gaffar Yakınca, Trump'ın toprak takası planının Ukrayna'nın topraklarının yaklaşık üçte birini kaybetmesiyle sonuçlanabileceğini öne sürdü (Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)Gazeteci Gaffar Yakınca, Trump'ın toprak takası planının Ukrayna'nın topraklarının yaklaşık üçte birini kaybetmesiyle sonuçlanabileceğini öne sürdü (Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

Zelenskiy yönetiminin arkasında ağır suç iddialarının biriktiğine dikkat çeken Yakınca, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Arkada hem savaş suçları hem de Ukrayna halkına yönelik işlenmiş suçlar var. Bunların en bilineni yolsuzluklar. Diğer tarafta zorla askere almalar, işkence iddiaları ve kayıplar bulunuyor. Son olarak bir gazetecinin öldürülmesi, başka bir gazetecinin suikasta uğraması, Ukrayna dışında gerçekleştirilen suikastlar ve Kuzey Akım boru hattına yönelik sabotaj konusu var. Bütün bunlar birikiyor. Bir zamanlar Zelenskiy'nin yanında duran müttefikleri bile artık başka seçenekleri değerlendirme noktasına geliyor."

"SAVAŞI BİTİRECEK NOKTAYI DA YİNE AMERİKA KOYACAK"

Sürecin başından itibaren kararların Kiev'in iradesi dışında şekillendiğini savunan Gaffar Yakınca, savaşın başlangıcından bu yana yaşanan diplomatik gelişmeleri anlattı.

Yakınca, şu ifadeleri kullandı:

"Bu başlama vuruşunu Amerika yapmıştı, noktayı da Amerika koyacak. Kiev'in bu süreçte bağımsız ve özel bir iradesi olduğunu düşünmek bizi yanıltır. Bunu savaşın en başında gördük. Telefonla olmayınca Boris Johnson trene binip gitti. Bunu ilk yazan bendim. O dönem gizli tutulan bu ziyaret daha sonra ortaya çıktı. Yaşadığımız süreç buydu. Dolmabahçe sürecinde bir anlaşma parafe edilmiş, Ruslar da bunu kabul etmişti. Ukraynalılar ise 'Bunu başkanımıza sormamız lazım, yasalarımız böyle' dediler. Savaştan sonraki ilk üç ay içinde bir dizi kanun, bir yıl içinde de anayasa değişikliği yapılmıştı. Zelenskiy bugün 'Ben istesem de teslim olamam, anayasa var' diyor. Ancak o anayasayı adeta bir oyuncak gibi değiştirdiler, yine değiştirirler. Boris Johnson ve İngiltere müdahale etti. Avrupalılar da bunu istiyordu. Ukrayna'daki gazetecilere dayanarak Boris Johnson'ın apar topar, valizini bile almadan şahsen gittiğini yazdığımızda bizimle dalga geçtiler. Sonrasında fotoğraflar yayımlandı. Hemen ardından meşhur Buça hadisesi ve diğer saldırılar gündeme getirilerek barışın sağlanması engellendi."

Zelenskiy'nin ülkesinde desteğini kaybettiğini savunan Yakınca, Ukrayna yönetiminin siyasi geleceğinin belirsizleştiğini belirtti (Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)Zelenskiy'nin ülkesinde desteğini kaybettiğini savunan Yakınca, Ukrayna yönetiminin siyasi geleceğinin belirsizleştiğini belirtti (Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

"PUTİN, ERDOĞAN'IN HATIRINA VERDİĞİ AVANSI TRUMP'A VERMEZ"

Mevcut müzakerelerdeki ateşkes çıkmazına ve liderler arasındaki ilişkilere değinen Yakınca, Putin'in daha önce Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın hatırına ateşkesi kabul ettiğini, ancak benzer bir adımı Trump için atmayacağını savundu.

Yakınca, değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

"Bugün kilitlenilen nokta ateşkes meselesi. Zelenskiy, yasaları değiştirebilmek için iki aylık ateşkes talep ediyor. Putin ise 'Dostum Erdoğan'ın hatırına bir kez ateşkes yaptık. Normalde yapmazdım ama dostumun hatırına bu avansı verdim, siz de bunu kötüye kullandınız. Bir daha vermem.' diyor. Bunu tercüme edersek Putin, 'Trump'ın hatırına da vermem.' demek istiyor. Buradan ders çıkarmak lazım. Putin o avansı Erdoğan'ın hatırına vermişti. Trump'la araları iyi olsa bile onun hatırına böyle bir adım atmayacağını söylüyor. Zelenskiy, en nihayetinde kendi ülkesine ve kendi halkına teslim olacak. Ukrayna'da yeni seçimler yapılacak ve ülkenin topraklarının yaklaşık üçte biri gitmiş olacak."

ALASKA'DA GÖRÜŞÜLEN "SWAP" PLANI VE CEPHE HATTINDAKİ GERÇEKLER

Sahadaki harita üzerinden toprak takası formülünü açıklayan Yakınca, Rusya'nın ilerlediği bölgeler ile Trump'ın gündeme getirdiği planın ayrıntılarına değindi.

Yakınca, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Özellikle Sumi ve Harkiv vilayetlerinde Ruslar çok ciddi mesafe katetti. Zaporijya tarafında ise alamadıkları yerler var. Trump'ın Alaska'da şekillenen önerisi şu: Ruslar fazladan aldıkları yerleri geri versin, Ukrayna tarafı da Donbas'ta Rusların alamadığı yerleri onlara vererek bir swap (takas) yapsın. Ancak sonuçta değişen bir şey yok. Ukrayna topraklarının üçte biri gitmiş oluyor. Trump'ın kurduğu bu masa, Ukrayna'nın Avrupa Birliği veya NATO üyeliğine giden yolunu açmaz; aksine bu yolu tıkar. Haritaya baktığımızda Kupyansk şu anda Rusların elinde. Sumi bölgesinde tuttukları bir hat var. Dnipro yönünde ilerlediler. Nehri geçemeseler de küçük rezervlerle girdikleri alanlar bulunuyor. Zaporijya'nın ise nehrin diğer tarafında kalan bölümü hariç büyük kısmını kontrol ediyorlar.

Trump, bu takas yapılmadığı takdirde Rusların önemli bir merkez olan Harkiv'i de alacağını belirterek taraflara bu planı dayatıyor. Ruslar da Kırım ve diğer bölgelerde yapılan referandumları gerekçe gösteriyor. İyi bir şey olduğu için söylemiyorum ama Ukrayna bağımsız bir ülke olmasına rağmen artık dünyada hukuk dönemi bitmiş, güç dönemi başlamıştır."

Alaska'da gündeme gelen swap planının Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü tehdit ettiğini belirten Yakınca, cephedeki son gelişmelere dikkat çekti (Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)Alaska'da gündeme gelen swap planının Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü tehdit ettiğini belirten Yakınca, cephedeki son gelişmelere dikkat çekti (Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

"TARİHSEL BENZERLİK YALTA VE POTSDAM DEĞİL, 1938 MÜNİH KONFERANSI'DIR"

Savaşın sona ermesinin Trump tarafından bir başarı hikâyesi olarak sunulacağını belirten Yakınca, günümüzdeki diplomatik gelişmelerin İkinci Dünya Savaşı öncesindeki Münih Konferansı ile benzerlik taşıdığını savundu.

Yalta ve Potsdam konferanslarının savaş sonrasındaki düzeni belirlemek amacıyla toplandığını hatırlatan Yakınca, asıl dikkat edilmesi gereken tarihsel örneğin 1938 Münih Konferansı olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

"Trump savaşı bitirdiğinde bunu 'Savaşları bitiren liderim.' diyerek ülkesine bir zafer olarak taşıyacak. Savaşı Biden başlattı, Trump bitirmiş olacak. Bu süreçte Yalta ve Potsdam konferansları konuşuluyor. Ancak onlar, savaş bittikten sonra Almanya'nın nüfuz bölgelerine bölünmesi, Nazilerden arındırma (denazifikasyon) ve Nürnberg Mahkemeleri gibi düzenlemeleri belirlemek amacıyla toplanmıştı. Bizim asıl dikkat etmemiz gereken, henüz büyük dünya savaşı başlamadan önce, Eylül 1938'de düzenlenen Münih Konferansı'dır. Hitler, 'Lebensraum', yani hayat sahası tezine dayanarak Avusturya'yı ilhak etmiş, ardından Çekoslovakya'daki Südet bölgesini talep etmişti. Dönemin İngiltere Başbakanı Chamberlain ise yatıştırma politikası izleyerek meseleyi çözmek amacıyla Münih'te bir konferans topladı.

Nazilerin karargâhı olan Hitler Evi'nde İngiltere'den Chamberlain, Fransa'dan Daladier, Almanya'dan Hitler ve İtalya'dan Mussolini bir araya geldi. Chamberlain, Südet bölgesini Hitler'e bedavadan verdi. Ülkesine döndüğünde ise elindeki 11 maddelik belgeyi sallayarak 'Size neslimizin barışını getirdim.' dedi. Buna karşılık Churchill, Chamberlain'e 'Size utançla savaş arasında bir seçim sunuldu. Siz utancı seçtiniz, savaşı da alacaksınız.' demişti."

1938 Münih Konferansı ile günümüz müzakereleri arasında benzerlik kuran Yakınca, Almanya ve İngiltere'nin masada olmamasının risklerine işaret etti (Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)1938 Münih Konferansı ile günümüz müzakereleri arasında benzerlik kuran Yakınca, Almanya ve İngiltere'nin masada olmamasının risklerine işaret etti (Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

"MASADA OLMAYAN ALMANYA VE İNGİLTERE DÜNYAYI BAŞKA BİR YERE SÜRÜKLEYEBİLİR"

Münih Konferansı'nda verilen tavizlerin savaşı engelleyemediğini hatırlatan Gaffar Yakınca, günümüzdeki diplomasi trafiğine ilişkin değerlendirmelerini sürdürdü.

Yakınca, Hitler'in Avrupa ülkelerinin zayıflığını görmesinin ardından genişlemeye devam ettiğini belirterek, günümüzdeki olası liderler zirvesinde Almanya ve İngiltere'nin masada bulunmamasının önemli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.

Yakınca, sözlerini şöyle tamamladı:

"Hitler, Avrupalıların zayıflığını görünce üç ay sonra, Mart 1939'da tüm Çekoslovakya'yı işgal etti. 'Barış getirdim.' denilmesinden 11 ay sonra ise büyük savaş patlak verdi. Münih Konferansı Hitler'in iştahını tatmin edemediği gibi daha da artırdı. Ardından Polonya işgali geldi ve Sovyetler de Batı'nın direnmeyeceğini görerek Ribbentrop-Molotov Paktı'nı imzaladı. Şimdi Şi, Putin ve Trump bir araya gelecek. Bu aktörler arasında son derece talepkâr olan isim Trump. Acaba Trump'ın iştahı ne kadar tatmin edilecek? Bu buluşma barış inşa eden bir toplantı mı, yoksa yeni bir savaşın önünü açan bir süreç mi olacak?

En kritik nokta ise Münih'te bulunup bu yeni masada yer almayan iki aktör. Masada Almanya yok, masada İngiltere yok. Masada bulunmayan bu iki kritik aktör, dünyayı bambaşka ve çok daha tehlikeli bir yere sürükleyebilir."

A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin