İsrail’in Suriye oyunu elinde patladı: “Türk üssü” iddiası çöktü! Barrack’tan siyonistlere Golan tokadı: İşgali sürdürüyorlar

İsrail’in Suriye oyunu elinde patladı: “Türk üssü” iddiası çöktü! Barrack’tan siyonistlere Golan tokadı: İşgali sürdürüyorlar

İsrail’in Suriye topraklarındaki işgalci tutumu ve Türkiye’ye yönelik asılsız istihbarat iddiaları, bölgedeki tansiyonu zirveye taşıdı. ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Golan Tepeleri’nde İsrail’i “işgalci” olarak niteleyen açıklamalarından, Siyonist yapının bölgedeki terör unsurlarıyla ilişkilerine kadar pek çok kritik başlık, Gazeteci Mete Sohtaoğlu ve Emekli Tuğgeneral Dr. Hüseyin Fazla, çarpıcı analizleriyle A Haber ekranlarında mercek altına alındı. İsrail’in Türkiye’yi Suriye sahasından tasfiye etme çabası ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bölgedeki stratejik konumu tüm yönleriyle ortaya konuldu.

Suriye'de taşlar yeniden yerinden oynadı. İsrail'in saldırıları ve Ankara'nın Suriye'deki askeri varlığı üzerinden yürütülen tartışma, bölgede yeni bir çatışma ihtimalini gündeme taşıdı. Özellikle İsrail'in Türkiye'nin Suriye'deki varlığından duyduğu rahatsızlık, Tel Aviv'in attığı son adımlarla daha da görünür hale gelirken bölgede yaşanan gerilim A Haber'de deşifre edildi.

BARRACK SALDIRININ PERDE ARKASINI ANLATTI

ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, "Bildiğiniz gibi, İsrail'in bazı istihbarat bilgileri vardı ve üç ihtimalden birinin gerçekleştiği değerlendiriliyordu. Ya bölgede Türk askeri ya da Türk askeri unsurları vardı... Bunun böyle olmadığını biliyoruz. İsrail'in hakkını teslim etmek gerekirse, bu konu hiçbir görüşme yapılmadan bir anda ortaya çıkmadı. Yaklaşık 6 gün önce konu bize iletilmiş ve 'Bölgede Türklerin hareketliliği olduğuna dair bazı istihbarat bilgilerimiz var, bundan ciddi şekilde endişe duyuyoruz' denilmişti. Hepimiz gerekli incelemeleri yaptık. Kendi istihbarat kurumlarımıza geri dönerek durumu araştırdık. Aldığımız yanıt ise 'Hayır, böyle bir şey söz konusu değil' şeklindeydi" ifadelerini kullandı.

(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

BAKÜ MUTABAKATI VE İSRAİL'İN HUKUK TANIMAZLIĞI

Gazeteci Mete Sohtaoğlu, geçtiğimiz aylarda Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de Türkiye, ABD ve İsrail arasında İsrail'i dizginlemek adına bir çatışmasızlık mekanizması kurulması konusunda mutabakata varıldığını ancak İsrail'in bu mekanizmaya uymadığını belirterek, "Suriye egemen bir devlet ve hava sahasına İsrail istediği gibi girip çıkamaz. Bunun altını bir kez daha çizmek gerekiyor. Türkiye'nin Suriye'de bulunmasıyla İsrail'in işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri'nden ilerleyerek Suriye topraklarını işgal etmesi birbirinden tamamen farklıdır. Türkiye, Adana Anlaşması ve çeşitli uluslararası anlaşmalara dayanarak terörle mücadele harekatları düzenlemiş ve güvenli bölge oluşturmuştur. İstikrar sağlandığında ise Şam yönetimiyle savunma ve güvenlik iş birliği protokolleri imzalanmıştır. Türkiye; Suriye'nin kara, deniz, hava kuvvetleri ve iç güvenlik kurumlarının yapılandırılması için hem güvenlik mimarisi hem de siyasi manzaranın düzeltilmesi adına destek vermiştir" sözlerini kaydetti.

(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

TÜRKİYE ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLEN ŞEYTANLAŞTIRMA OPERASYONU

İsrail'in yanlış sularda yüzdüğünü ifade eden Sohtaoğlu, "Anladığımız kadarıyla İsrail, Türkiye'yi belirli bir bölgeye hapsetmek ve mümkünse Suriye topraklarından tamamen çıkartmak için hukuki bir örüntü oluşturuyor. Bu benzer şeytanlaştırma operasyonu daha önce İran meselesinde de yapılmıştı. Golan Tepeleri'ni işgal altında tutan ve başkent Şam'ı tehdit eden bir yapı, başka bir ülkenin terörle mücadelesini eleştiremez veya 'önleyici vuruş yaptım' diyemez. ABD Başkanı Trump 'Golan Tepeleri İsrail'e aittir' diye kararname çıkartırken, büyükelçisi uluslararası hukuka göre oranın Suriye'ye ait olduğunu söylüyor. Ben Tom Barrack'ın saha adamı olması hasebiyle söylediklerinin daha bağlayıcı olduğunu düşünüyorum" değerlendirmesinde bulundu.

BARRACK: "İSRAİL GOLAN'DA İŞGALCİ"

ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın Golan Tepeleri konusundaki sözleri de dikkat çekti. Barrack, "Suriye ile ilgili olarak Golan'da hâlâ Golan'ı işgal ediyorlar. Birleşmiş Milletler kararlarına ve Golan'ın Suriye'ye ait olduğunu söyleyen tüm uluslararası düzene aykırı şekilde işgali sürdürüyorlar" ifadelerini kullandı.

(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

İSRAİL'İN TERÖR ÖRGÜTLERİYLE KARANLIK GEÇMİŞİ

Netanyahu yönetiminin Türk Silahlı Kuvvetleri varlığından duyduğu rahatsızlığı eleştiren Mete Sohtaoğlu, İsrail'in geçmişteki çelişkili tutumlarını şu sözlerle aktardı:

"2014 ve 2015 yıllarında Golan Tepeleri üzerinden çatışmalarda yaralanan DEAŞ ve El-Kaide militanları, İsrail'e saldırmama karşılığında İsrail topraklarına alındı ve tedavi edildi. Jerusalem Post gazetesinin de haberleştirdiği üzere Netanyahu, bu militanları bizzat ziyaret etti. İsrail bundan rahatsız olmazken, İran'ın bölgeye getirdiği militanlardan ve kurduğu kaçakçılık rotalarından da yıllarca rahatsızlık duymadı. Suriye savaşı boyunca İsrail, Lübnan Hizbullahı'na ait tek bir mevziyi vurmadı. Hizbullah, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gözlem noktalarına tacizde bulunurken kimsenin sesi çıkmadı. Ancak Türkiye'nin Suriye ordusuna ve Şam'a verdiği siyasi destek bir anda İsrail için güvenlik sıkıntısı haline geldi."

ASKERİ KAPASİTE VE KONVANSİYONEL ORDU FARKI

Bölgedeki hava savunma dengelerine değinen Sohtaoğlu, 2018 yılında Suriye hava sahasında bir İsrail F-16'sının S-300 sistemiyle düşürüldüğünü hatırlatarak, "İsrail Türkiye'yi bir çatışmanın içine çekmeye çalışıyor. Eğer o uçak tarafımızca vurulsaydı tuzağa düşmüş olacaktık. Bu durum Türk Deniz Kuvvetleri'nin Akdeniz'de abluka kurması, Tayfun ve Cenk füzelerinin, E-7T ihbar uçaklarının devreye girmesi demekti. İsrail bugüne kadar hep örgütlerle savaşmış bir güçtür; konvansiyonel bir orduya karşı koyabilecek kapasitede veya tecrübede değildir. Dar bir coğrafyada lojistik hattı ve üretim kapasitesi olmayan İsrail, Gazze'de bile Amerika'dan mühimmat dilenen bir yapıdır. Türkiye ise bir kriz anında kendi mühimmatını üretip yerine koyabilme kapasitesine sahiptir" şeklinde konuştu.

(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

TÜRKİYE'NİN MENZİL PROBLEMİ YOK: SURİYE ORDUSU YENİDEN YAPILANIYOR

İsrail'in bölgede 70 kilometre mesafede askeri unsurlara neden ihtiyaç duyduğuna dair değerlendirmelerde bulunan Emekli Tuğgeneral Dr. Hüseyin Fazla, "Suriye'nin ihtiyacı yokken Türkiye'nin menzil problemi yok. Yani İsrail'de bir yeri vuracaksanız o üsse ihtiyacımız yok bizim. Yani o üs bizim için hayati bir şey değil. Velev ki orada bir üs kurduğumuzu, hava üssü kurduğumuzu düşünürsek; şu anda Suriye'nin hava sahasını koruyabilecek olgunluğa Suriye erişmiş değil. Ama erişmesi için Türkiye ile 13 Ağustos 2025 tarihinde hem eğitim hem de danışmanlık maksatlı bir mutabakat muhtırası imzalandı. Türk ordusu modellenerek, Milli Savunma Bakanlığı Üniversitesi dahil okul sistemlerimiz ve teknolojik altyapımızla Suriye ordusunu yeniden ayağa kaldıracak bir yapı inşa ediliyor" ifadelerini kullandı.

HAVA SAVUNMA RADARLARI VE HİK UÇAKLARI TEYAKKUZDA

18 Ağustos'ta gerçekleşen İsrail saldırısı sırasında yaşanan askeri hareketliliği analiz eden Emekli Tuğgeneral Dr. Hüseyin Fazla, "Türkiye'nin Kıbrıs'ta ve sınır hattında ileri gözetleme radarları ile 4 adet HİK (AWACS) uçağı bulunuyor. Bu uçaklar Suriye'nin ortasına kadar olan bölgeyi çok net görecek kapasitededir. İsrail uçaklarının sınırımıza 70 kilometreye kadar yaklaşması doğrudan bir tehdit oluşturmasa da, içeri girme ihtimaline karşı hava savunma sistemlerimiz teyakkuza geçirilir ve bu izler titizlikle takip edilir. Eğer kuzeye, sınırımıza doğru devam etselerdi süreç farklı bir kademeye geçilirdi. Sınır ihlali durumunda uçakların vurulması gerekir" sözleriyle sınır güvenliğinin kırmızı çizgi olduğunu vurguladı.

(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)(Fotoğraf: ahaber.com.tr / ekran görüntüsü)

PAKET TAARRUZ KONSEPTİ VE ANGAJMAN KURALLARI

İsrail'in saldırı anındaki taktiklerini ve Türkiye'nin olası müdahale prosedürlerini açıklayan Dr. Hüseyin Fazla, "Uçakların seyrüsefer sistemleri bozulabileceği için kazara ihlalleri önlemek adına telsizle çağrı yapılır. Gerekirse hava savunma uçakları kaldırılır ve işaretleşmelerle müdahale edilir. Ancak burada tek tük uçak değil, en az 10 uçaktan oluşan bir paket taarruz konsepti uygulandı. İsrail, taarruz paketinde belirli bir etkinlikten ziyade bir yeri vurabildiğini göstermek istedi. Hedef gözetmeksizin pistleri vurarak güç gösterisi yapmaya çalıştılar" dedi.

NETANYAHU'NUN KÜSTAH MESAJI VE İSRAİL'İN İÇ KARIŞIKLIĞI

İsrail'in bu hamlesinin bir kışkırtma olup olmadığı konusuna açıklık getiren Dr. Hüseyin Fazla, "Sorun tam olarak burada. Netanyahu, 'Biz Türkiye'ye mesaj vermek istiyoruz, söyledik anlamadılar, anlayacakları dille konuşmak için Abu al-Duhur Meydanı'nı vurduk' diyerek açıkça kışkırtıcı ve taciz eden bir dil kullanıyor. Mesajlarının daha iyi anlaşıldığını iddia ederek tansiyonu yükseltiyor. Ancak İsrail içinden de buna tepkiler var; Ehud Barak, Netanyahu'nun Türkiye ile lüzumsuz yere gerilim çıkardığını açıkça ifade ediyor" cümleleriyle İsrail yönetiminin kışkırtıcı tutumunu özetledi.

A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin