Bilgi artık her yerde... Ve daha erişilebilir hale geldi... Ancak diğer bir taraftan da bilgi bombardımanında, doğru bilgiye ulaşmak çok daha zor...
Artık asıl mesele bilgi tsunamisi altında, bilgiyi filtrelemek, ihtiyaç duyulan bilgiye ulaşmak...
Ve bilginin doğruluğunu teyit edebilmek...
2017'de ABD'de yapılan bir araştırmaya göre, sosyal ağlarda düşük ya da yüksek kaliteli bilginin yayılım açısından başarılı olma şansı aynı...
Bu durum da hangi bilginin gerçek ya da faydalı, hangisinin kullanışsız ya da sahte, olduğunun tespit edilmesini, çok daha zor hale getiriyor.
Doğru bilgiler daha sağlıklı kararlar alınmasına yardımcı olurken, yanlış bilgiler de hatalı kararları beraberinde getiriyor...
Yani, düşüncenin malzemesini tedarik eden araçlar, aynı zamanda düşünceleri de şekillendiriyor.
1 saniye içinde milyarlarca verinin üretildiği dijital ortamda, doğru ve yanlış bilgi nasıl ayırt edilir?
İnfobezite ile mücadele nasıl olmalı? Ve en önemlisi bu yoğun veri ile birlikte gelen bilgi, geleceği nasıl etkileyecek?

Güncelleme beklenti, internet ve sosyal medyada aktarılan bilginin, çok kısa olması yönünde...
Çoğu zaman da aktarılan enformasyon tek cümleden ibaret... Çünkü internet yapısı nedeniyle, doğruluk ve derinliği değil daha fazla bilgi tüketilmesini ve etkileşimi teşvik ediyor...
Bir kitaptan tek bir cümle ya da tek bir paragraflık bilgiyi filtrelemek için okumak, incelemek ve zaman ayırmak gerekiyor...
Oysaki sosyal medya ve internette durum farklı... İnternetin parçalı yapısı bilginin derinlerine erişmeyi değil daha çok yüzeysel bilgilerle yetinmeyi teşvik ediyor...
Dijital ortamda bilgi üretimine aracılık eden platformlar, üretilen bilginin, doğru ya da yanlış olması hakkında bir denetim yapmıyor...
Ancak algoritmalar bilginin içeriğine bakılmaksızın, etkileşimin ivme kazanmasına destek sağlıyor...

UNUTMA EĞRİSİ NEDİR?
Her insan mutlaka öğrendiği bilginin hafızada nasıl kalıcı olacağına dair araştırma yapmıştır...
Bu konuyu ele alan, bilimsel çalışmaların hepsi ortak bir paydada buluşuyor...
Tekrar etmek... Bilginin uzun süreli hafızada yer edinmesi için mutlaka tekrar edilmesi, işaretlenmesi gerekiyor.
Bunun nedeni ise unutma eğrisi...
Unutma eğrisine göre bir insan yeni bir şey öğrendiğinde ilk 48 saat içinde yüzde 80'i kaybolur...
Unutma eğrisi bellekte tutmanın zamanla azalması varsayımıdır.
Bu eğri bilginin tutulmasına yönelik girişim yoksa nasıl yok olacağını gösterir.
Araştırmalar ortaya koyuyor ki; insanlar Google'da genellikle çok iyi hatırladığından emin olduğu bilgileri arıyor.
Arama motoru, istenilen bilgiye hızlı bir ulaşım sağlarken diğer taraftan ise uzun süreli belleğin çalışmasını engelliyor...
Çünkü ihtiyaç duyulan bilginin uzaklığı parmak ucu mesafesinde...
Günümüzdeki bilgi bombardımanında internet hem en büyük yardımcı hem de hafızayı daha az kullanmaya neden olan teknoloji konumunda
bunun diğer bir adı ise "google etkisi" "dijital amnezi ve google etkisi" ifadeleri ilk defa 2011 yılında Betsy Sparrow'un yayımladığı raporda kullanıldı.

Unutma eğilimine "dijital amnezi" deniyor. İngiltere'deki Birmingham Üniversitesi'nden Maria Wimber...
İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Hollanda ve Lüksemburg'da yaşayan 6 bin yetişkinin hafızayla ilgili alışkanlıkları incelendi.
Ve araştırmanın sonunda çok sayıda insanın bilgiyi hatırlamak için bilgisayara başvurduğu ve çocukken kullanılan telefon numaralarını hatırlarken iş yeri ve aile üyelerinin telefonlarını hatırlamadıkları ortaya çıktı.
Yani hafızanın ne zaman aktif kullanıldığı ne zaman bilgisayarlara teslim edildiğini anlatan bir çalışma...
Peki dijital çağda belleğimizi çocukken çalıştırdığımız gibi etkin çalıştırmak mümkün mü?
Aslında bir gün içerisinde karşı karşıya kaldığımız içerik sayısı ile doğrudan alakalı... Çünkü tüketiciler içerik şoku ile daha fazla içeriğe ulaşmak için kendilerini zorunlu hissetmeye başladı.
Fırsatı kaçırma korkusu etkilerini düşünürsek, bizleri bağlantı ve başarıdan alıkoyar. Bilgi yükü ve karar verme arasında ters U şeklinde bir ilişki bulunuyor. Buna göre aşırı bilgi yükü zihinsel karmaşaya yol açıyor. Önceki bilgilerin hatırlanmasını ve karar verme süreçlerini zorlaştırıyor...
Bilgi yorgunluğu ve bilginin aşırı yüklenmesi, bilgi işleme yeteneğinin sınırının aşılması olarak tanımlanıyor.
Burada ekteki şema kullanılacak bilgi yorgunluğunu anlatan diyagrama göre buna neden olan 5 etken var...
Sayısız bilgi kaynağı ve çok fazla bilgi... Alakasız ve önemsiz bilgi anlamada zaman yetersizliği... Ve bu sayısız bilgiyi yönetmedeki zorluk...
Bu konuda ise psikolojide en fazla atıf yapılan kuramlardan biri olan Miller Kanunu insanın aynı anda ne kadar bilgiyi hafızasında tutabileceğine açıklık getiriyor.
Ortalama bir insan 7+2 kuralına göre hareket etmez...
Ve daha fazla bilgiyle karşı karşıya kalırsa kapasite aşılır...
Ardından hatalar kaçınılmaz olur..
Çünkü beynin çalışma belleğindeki öğeleri işleme hızı konusunda açık sınırlar var.
Bu nedenle beynin maksimum işleme kapasitesi saniyede 126 bit olarak hesaplanıyor...
Sosyal medyayla birlikte kullanıcıların maruz kaldığı bilgi miktarında muntazam bir artış yaşandı...
Bilgi bombardımanı kaçınılmaz hale geldi...

Özellikle bu durumu dile getirenler arasında, mikroblogcular da yer alıyor...
Anketler, twitter kullanıcılarının üçte ikisinin çok fazla gönderi aldıklarını gösteriyor...
Ve twitter kullanıcılarının yarısından fazlası da alakasız gönderileri filtrelemek için bir araca ihtiyaç duyduğunu söylüyor...
Twitter bu nedenle kullanıcıların daha fazla hakimiyet kurması için gelen yanıtları filtreleme ve sınırlama özelliği getirdi.
Ancak henüz yeterli değil..
Hayatın her döneminde bilgiye olan ihtiyaç farklılık gösteriyor... Ancak günümüzdeki bilgi bombardımanda ön plana çıkan durum kısa sürede ve en faydalı sağlayacak bilgiyi ulaşmak.. Daha önemlisi ise dakikada milyarlarca üretilen bir ortamda bunun gerçekleşmesi... Açık kaynaklarla bilgiye ulaşmak daha kolay hale geldi. Örneğin drone yapmak isteyen bir kişi bunu internetten araştırarak gerçekleştirebiliyor.
Ancak karşımıza çıkan bir bilgiyi kullanmadan önce doğrulamak asıl kaynağından teyit etmek son derece önem taşıyor...
Yakın geçmişin bilim kurgu yazarlarının hayalleri günümüzde teker teker gerçekleşiyor. Ve buna şahit oluyoruz..
Bilgi çağı olarak kabul edilen 21. yüzyılda bilginin güvenirliğini doğrulayan herkese açık ve ücretsiz olarak hizmet veren yeni platformlar hayatımıza dahil olacak mı? Yoksa infobezite ile kendimiz mi baş etmek zorunda kalacağız?
Çünkü 21.yüzyılda bilginin üretilmesinden daha önemlisi yaşanabilir bir dünya için insanlığa fayda sağlaması...