İslam dünyasında yeni dönem! Üç ülke "Mekke Anlaşması" için masada

İslam dünyasında yeni dönem! Üç ülke "Mekke Anlaşması" için masada

Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın Suudi Arabistan ziyaretiyle birlikte gözler Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki temaslara çevrildi. Bölgesel güvenlik, savunma iş birliği ve caydırıcılık başlıkları hangi adımları beraberinde getirecek? Üç ülke arasındaki olası savunma mekanizması bölgedeki dengeleri nasıl etkileyecek? Uzman isimler kritik başlıkları A Haber ekranlarında değerlendirecek.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında bölgesel güvenlik ve savunma iş birliğinde yeni bir dönemin kapısı aralanıyor. Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın Suudi Arabistan ziyareti kapsamında üç ülkenin "Mekke Anlaşması" olarak adlandırılan savunma anlaşmasını bugün imzalayacağı belirtildi.

Anlaşmayla karşılıklı savunma ve caydırıcılığın güçlendirilmesi; askeri koordinasyon, ortak eğitim ve tatbikat alanlarında iş birliğinin artırılması hedefleniyor. Bölgedeki güvenlik gelişmelerinin de ele alınacağı temasların merkezinde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki savunma iş birliği yer alıyor.

Peki "Mekke Anlaşması" bölgesel güvenlik denkleminde neyi değiştirecek? Üçlü savunma mekanizmasının kapsamı ne olacak? Uzman isimler anlaşmanın askeri, siyasi ve stratejik boyutlarını A Haber ekranlarında değerlendiriyor.

CANLI ANLATIM SONA ERDİ

İŞTE 7 AĞUSTOS 2026 İLE 8 AĞUSTOS 2026 TARİHLERİ ARASINDA YAŞANANLAR

CANLI ANLATIM

MEKKE ANLAŞMASI İRAN’DA NASIL YANKILANDI? DETAYLAR A HABER’DE

Mekke Anlaşması sonrası İran cephesinden gelen son açıklamalar ve Suudi Arabistan'ın doğrudan hedef alınıp alınmadığına ilişkin sorular gündemdeki yerini korurken, Husilerle yaşanan gerilimin zirveye çıktı. Böylesine kritik bir anlaşmada İran'ın da yer alıp almayacağı merak konusu olurken Suudi Arabistan'ın bu süreçteki varlığının İran kamuoyunda ve siyasi çevrelerde nasıl yankı uyandırdığını sorgulandı.

Konuyu canlı yayında değerlendiren A Haber Tahran Muhabiri Ekber Karabağ, "Mekke Anlaşması’nın İran’da farklı kesimler tarafından farklı şekilde algılandığını ve farklı tepkiler gösterildiğini söyleyebilirim. İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki müzakerelere karşı çıkan, sorunun askeri yöntemlerle çözülmesini isteyen kesim bu meseleye de karşı çıktı ve özellikle Suudi Arabistan yönetimini hedef aldı. Bu kesimler, Mekke Anlaşması’nın Suudi Arabistan için bir güvenlik sağlamayacağı iddiasında bulundu. Ancak tam tersi, ABD ile var olan sorunların askeri yöntemlerle değil, diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi gerektiğini savunan kesimler ise bu anlaşmaya kısmi bir şekilde olumlu baktı" ifadelerini kullandı.

ABBAS ARAKÇİ’DEN "GERÇEK KARDEŞLİK" VURGUSU

İran dış politikasında diplomasi yanlılarının tutumuna dikkat çeken Ekber Karabağ, "Bu olumlu bakan kesimlerin başında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin açıklamaları ön plana çıkmaktadır. Abbas Arakçi, savaş boyunca ülkesinin dünyanın en gelişmiş ordusuna sahip ABD’ye karşı kabiliyetini gösterdiğini söyleyerek, 'Müslümanlar bir araya geldiğinde kötü niyetli yabancıların ortaya koyduğu her türlü zorluğun üstesinden gelebilir. Kendimize güvenme ve gerçek kardeşliği arama zamanıdır' şeklinde yazılı bir paylaşımda bulundu. Bunu kısmi bir olumlu ifade olarak değerlendirebiliriz. Fakat radikal kesimler, bu meselenin Suudi Arabistan için güvenlik sağlamayacağını belirterek tepki gösterdi" sözleriyle Tahran’daki iki farklı bakış açısını özetledi.

İRAN MEDYASI TÜRK YETKİLİLERİN AÇIKLAMALARINA ODAKLANDI

Anlaşmanın dünya çapındaki yansımasının İran medyasında da geniş yer bulduğunu belirten Ekber Karabağ, "İran medyasında yapılan her iki haberden biri bu meseleyle ilgili. Özellikle iki husus öne çıkarıldı; birincisi Türk yetkililerin bu anlaşmanın herhangi bir ülkeye karşı olmadığı yönündeki vurgusu, diğeri ise başka ülkelerin de bu anlaşmaya katılabileceğiyle ilgili açıklamalardır. Bu yorumlar İran’da birinci sırada yer alıyor. Ancak hala askeri kanattan, Devrim Muhafızları’ndan bir açıklama gelmedi. Askeriyenin açıklaması genellikle siyasilerin önüne geçer, o yüzden ne diyeceklerini bekleyip görmek lazım" dedi.

BÖLGESEL NORMALLEŞME VE TARİHİ GERGİNLİKLER

Türkiye’nin bölge istikrarı için attığı diplomatik adımların ve Pakistan'ın süreçteki rolünün, İran-Suudi Arabistan gerginliğini tamamen sonlandırıp sonlandırmayacağına dair sorulan soru üzerine Ekber Karabağ, sürecin zorluklarına değindi.

Ekber Karabağ, "Bu gerginliğin sonlanması kolay değil, sadece Suudi Arabistan değil diğer Körfez ülkeleri için de durum benzer. İran, son aylarda ABD’nin bu ülkelerdeki varlığını gerekçe göstererek çeşitli saldırılar yaptı ve 'Ben size değil, sizi hedef alan ABD’ye saldırıyorum' dedi. Bu durum bir iki senede tamir edilecek bir mesele değil. Hatırlayalım, seneler önce Tahran’daki Suudi Arabistan Elçiliği’ne radikal gruplar tarafından saldırı düzenlenmiş, diplomatik ilişkiler kopmuştu. Çin’in arabuluculuğuyla ilişkiler yeniden kurulsa da hala çok mükemmel olduğunu söyleyemeyiz" ifadelerini kullandı.

İSLAM ÜLKELERİ ARASINDA ASKERİ BİRLİKTELİK ÖNERİSİ

Geleceğe dair ihtimalleri değerlendiren Ekber Karabağ, "Esasında benzer bir öneriyi İran da gündeme getirmişti. İran Savunma Bakanı, Türk mevkidaşı ile yaptığı görüşmede İslam ve bölge ülkeleri arasında askeri bir birliktelik fikrini dile getirdi. Ayrıca İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, Pakistan ziyaretinde Türkiye’nin de ismini zikrederek benzer ifadeler kullandı. Eğer bölgede sükunet sağlanır ve savaş biterse, önümüzdeki süreçte İran da bu girişime katılmak isteyebilir. Hatta Katar ve diğer ülkeler de buna ilave edilebilir. Ancak tekrar ediyorum; İran’da askeri kanadın ne diyeceği bu sürecin seyri için hayati önem taşımaktadır" sözleriyle açıklamalarını noktaladı.

İSRAİL’İN "İTTİFAK" KORKUSU! "ÜÇ ÜLKE BİRBİRİNİ TAMAMLADI"

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan iş birliği anlaşmasına İsrail, Hindistan, Yunanistan ve İran'dan dikkat çeken tepkiler geldi. İttifak haberinin duyulmasıyla birlikte İsrail’den gelen "Ölümcül ittifak, üç ülke eksiğini tamamlıyor" şeklindeki çıkışı yorumlayan Emekli İstihbarat Albay Coşkun Başbuğ, "İsrail kendini devletten sayıyor ve sanki bu ittifak kendine karşı kurulmuş gibi bir hava estirmeye başladı. 'Ölümcül ittifak' tespiti aslında doğru bir tespit. Burada üç ülkenin bir Lego gibi birbirini tamamlayan bir yapısı var. Suudi Arabistan ekonomik anlamda ve petrol gücüyle, Pakistan nükleer gücü ve bölgesel konumuyla, Türkiye ise savunma sanayiindeki üretimi, ordu yapısı ve askeri gücüyle artık bir bölge denklemidir. Bu güçlerin birleşmesi İsrail’i ciddi şekilde rahatsız etti" ifadelerini kullandı.

Anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadığı yönündeki resmi açıklamalara da değinen Başbuğ, "Bu yapının ortaya çıkacağını bildikleri için 'hiç üstüne alınma, biz küresel ve bölgesel bir ittifak olarak bunu anlamlandırıyoruz' mesajı verildi" sözleriyle sürecin stratejik derinliğini aktardı.

HİNDİSTAN-İSRAİL-ABD HATTI VE ÇÖPE ATILAN OYUNLAR

Hindistan’ın "Türkiye, Pakistan’ın askeri açığını kapattı" yönündeki açıklamalarını değerlendiren Coşkun Başbuğ, "Hindistan ve Pakistan yakın zamanda savaşa girdi ve Pakistan’ın caydırıcılık özelliği, direkt sonuç odaklı operasyonlarla Hindistan’a hak ettiği mesajı verdi. Şimdi buradaki hatta bakmak lazım; Hindistan, İsrail ve Amerika’nın küresel kanadı bir blok oluşturuyor. Onların burada kurmak istediği İbrahim Anlaşmaları gibi oyunlar, bu yeni ittifakla birlikte yerle bir oldu. Bu girişim o oyunları direkt çöpe atan bir hamledir ve devamı da gelecektir" dedi.

YUNANİSTAN’A TÜRKİYE İLE BİRLİKTE OLMA DERSİ

Yunanistan cephesinden gelen "istikrar" vurgulu açıklamalara dikkat çeken Coşkun Başbuğ, "Yunanistan’ın tespiti önemli. Biz onlara daha önce 'araya üçüncü ülkeleri sokma, gel bu bölgede istikrarı beraber sağlayalım' demiştik. İnşallah bu durum Yunanistan’a bir ders olur. Türkiye ile birlikte olanın ne kazandığını ve nasıl kazandığını görmüşlerdir diye ümit ediyorum" sözleriyle Atina yönetimine iş birliği mesajı verdi.

İRAN’IN "PARALEL" REJİMİ VE MOLLA RAHATSIZLIĞI

İran’dan gelen eleştirel açıklamaları "şaşırtıcı olmayan bir tablo" olarak niteleyen Coşkun Başbuğ, "İran, bir İslam ülkesi olarak bölgesel istikrarı sağlayan bu hamleyi normalde desteklemeliydi. Ancak Suudilere 'Türkiye ve Pakistan ile yapılan anlaşma güvenlik getirmez' diyerek tepki gösteriyorlar. Aynı İran, bu ülkeler Amerika ile anlaşma yaptığında 'ABD sizi koruyamaz' dememişti. Şimdi ise kendine destek olacak bir anlaşmaya karşı duruyorlar" ifadelerini kullandı.

İran halkı ile yönetimini ayrı tuttuğunu vurgulayan Başbuğ, "Bu tepki, yarısı Türk olan kardeş İran halkının değil; Devrim Muhafızları ve molla rejiminin tepkisidir. Ben buna 'Paralel İran' diyorum. Humeyni ve Fetullah Gülen aynı merkezlerin operasyonudur. Biz FETÖ’yü yerle bir ettik ama İran bu paralel yapıyı tasfiye edemedi. İşte ispatı; bu yapı İsrail ile iş birliği içindedir" şeklinde konuştu.

İSLAM DÜNYASININ KOÇBAŞI ÜLKELERİ

Kurulan bu ittifakın İslam dünyası için bir dönüm noktası olduğunu belirten Coşkun Başbuğ, "Bu üç ülke, nüfus ve ekonomi anlamında İslam dünyasının koçbaşı ülkeleridir. Beş büyük güçten üçü bir araya geldi. Mısır’ın da aklıselim davranarak dördüncü ülke olarak bu yapıda yer almasını bekliyoruz. İran’da da Pezeşkiyan, Arakçi ve Galibaf gibi aklıselim siyasiler muktedir olduğunda, İran da 'biz de yerimizi alıyoruz' diyerek bu ittifaka dahil olacaktır. Ancak şu an o güç maalesef rejim tarafından baskılanıyor ve İran halkı bu durumdan dolayı rejime tepki gösteriyor" sözleriyle geleceğe dair projeksiyonlarını paylaştı.

 

ÜÇLÜ GÜÇ BİRLEŞTİ: NÜKLEER CAYDIRICILIK VE SERT GÜÇ DEVREDE

Anlaşmanın jeopolitik önemine dikkat çeken Stratejist Mehmet Bozkuş, "Yapılan bu anlaşmayla beraber bölgede hem yeni bir jeopolitik güç yapılanması hem ekopolitik yapılanma hem de stratejik bir caydırıcılıkla beraber stratejik bir yeni bağımsızlık doktrininden bahsediyoruz" ifadelerini kullandı. Bozkuş, bölgede şimdiye kadar kimliksel, mezhepsel ve dini krizleri tetikleyen ülkelere karşı bu anlaşmanın yeni bir güvenlik merkezi oluşturacağını belirterek, "Bu üç ülkenin nükleer caydırıcılık noktası, Türkiye’nin 25 yıldır ulaştığı istikrarlı yönetim ve diplomatik gücü, Pakistan’ın konvansiyonel ordusu ve Suudi Arabistan’ın enerji jeopolitiği ile finansal gücünün birleşmesi bölgedeki güç dinamiğini tamamen değiştirmiştir" sözleriyle süreci aktardı.

CAYDIRICILIK HATTI VE İSTİKRARIN İNŞASI

Anlaşmanın askeri boyutunu ve bölge üzerindeki etkilerini yorumlayan Prof. Dr. Zakir Avşar, "Burada esas mesele bir caydırıcılık inşası ve bir savunma hattının gerçekleştirilmesidir; eğer bir saldırı olursa üç ülke birlikte hareket edecekler" dedi. Türkiye’nin son yıllardaki "istikrarlaştırıcı güç" rolünün bu anlaşmayla askeri bir boyuta taşındığını vurgulayan Avşar, "İstikrarlaştırıcı gücün artık bir askeri boyutu da kendiliğinden gelişti; sadece barış diplomasisi veya yumuşak güç enstrümanları değil, artık sert gücün de daha mükemmel bir şekilde izharı bu savunma iş birliği anlaşması çerçevesinde dünyayla paylaşılmıştır" değerlendirmesinde bulundu.

SİYONİST İSRAİL’İN SALDIRGANLIĞINA KARŞI DURUŞ

Bölgedeki krizlerin ana kaynağına yönelik sert eleştirilerde bulunan Mehmet Bozkuş, "Siyonist devlet İsrail, Amerika ve İran arasındaki bu savaş nedeniyle bölge ülkelerinin yeni bir güvenlik anlayışına ihtiyacı ortaya çıktı" dedi. Bozkuş, bu yeni güç doktrininin İsrail’in bölgedeki etkinliğini azaltacağını savunarak, "İsrail burada artık eskisi gibi etkinliği ve yetkinliği ne olacak sorularını, Irak ve Suriye topraklarında ve Lübnan topraklarındaki toprak bütünlüğünü savunan bir Türkiye doktriniyle beraber etkisiz hale geleceğinin farkındadır" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Zakir Avşar ise saldırgan yapıların bölgeyi istikrarsızlaştırmasına karşı bu birlikteliğin bir cevap olduğunu belirterek, "Saldırgan yapıya karşı istikrar kurucu bir iradenin yansıması olarak karşımıza böyle bir birliktelik çıkıyor" şeklinde konuştu.

SURİYE’NİN GELECEĞİ VE DOĞAL GAZ POTANSİYELİ

Anlaşmanın Suriye ve Akdeniz jeopolitiği üzerindeki etkilerine değinen Mehmet Bozkuş, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasının Türkiye için bir güvenlik meselesi olduğunu vurguladı. Bozkuş, "Suriye kıyılarında tespit edilmiş olan 128,5 trilyon metreküplük doğal gaz eğer bugün işletmeye alınırsa, dünyada üçüncü büyük doğal gaz rezervine sahip olacak bir Suriye’den bahsediyoruz" diyerek bölgenin ekonomik potansiyeline dikkat çekti. Türkiye ve Suriye’nin birlikte hareket etmesinin, Batı’nın bölgedeki "kirli işlerini" korumak için kurduğu yapıları sarsacağını belirten Bozkuş, "Yeni Suriye’nin istikrarlı bir yönetimle birleştirilmesi ve terör tehdidinin ortadan kalkmasıyla beraber Suriye’nin ekonomik olarak huzura kavuşması, İsrail’in elinin kolunun kırılması anlamına gelecektir" sözlerini kullandı.

İTTİFAK GENİŞLİYOR: KATILIMCI ÜLKELER YOLDA MI?

Mekke Anlaşması’nın diğer bölge ülkelerine de açık olduğunu ifade eden uzmanlar, Ürdün, Katar, Kuveyt, Irak ve Lübnan gibi ülkelerin de bu sürece dahil olabileceğini öngörüyor. Mehmet Bozkuş, bölge ülkelerinin artık kendi kaderlerini tayin etme noktasına geldiğini belirterek, "Katar saldırısıyla beraber bölge ülkeleri, birilerine teslim ettikleri askeri üslerin aslında kendilerini korumadığı gerçeğini bu savaşta en üst perdeden gördüler" dedi. Prof. Dr. Zakir Avşar ise Filistin Devleti’nin de bu pakt içerisinde yer almasının İsrail’in saldırılarını dizginleyebileceğini söyleyerek, "Filistin’in de inşallah böyle bir anlaşma kapsamı içerisinde yer alması durumunda biraz daha elinin rahatlayacağı kanaatini taşıyorum" ifadelerini kullandı.

"PAKİSTAN'IN NÜKLEER GÜCÜ TÜRKİYE İÇİN DE BİR GÜVENLİK ŞEMSİYESİDİR"

A Haber Parlamento Şefi Tülay Ağaoğlu’nun konuğu olan Sabah Gazetesi Ankara Temsilcisi Okan Müderrisoğlu, Mekke Anlaşması'nın bölgedeki stratejik önemini değerlendirdi. Müderrisoğlu, "Bu tarih itibarıyla açıklanması sürpriz sayılabilir ama hazırlığı yapılan, altyapısı kurulan ve Türkiye'nin de pozisyon tanımlamaya çalıştığı bir sürecin özetidir. Pakistan ve Suudi Arabistan arasında zaten ikili bir güvenlik anlaşması vardı ve Pakistan'ın bölgede ciddi bir askeri varlığı söz konusuydu. Türkiye’nin bu sürece dahil olması, bölgesel güvenliği caydırıcılık esasına oturtma hamlesidir." ifadelerini kullandı. Anlaşmanın niteliğine dikkat çeken Müderrisoğlu, "Mekke Ortak Güvenlik ve Savunma Anlaşması, özellikle savunma caydırıcılık perspektifine oturmuş durumda. Herhangi bir saldırı planlamasının örgütü veya anlaşması olmayacak, tamamen savunma amaçlı olacak." sözleriyle anlaşmanın kapsamını aktardı.

BİR ÜLKEYE SALDIRI TÜMÜNE YAPILMIŞ SAYILACAK

Anlaşmanın NATO'nun meşhur 4. ve 5. maddelerine benzer bir yapı sunduğunu belirten Okan Müderrisoğlu, "Pakistan tarafı açıkladığı için daha rahat konuşabiliyoruz; bir ülkeye yapılmış saldırı tümüne yapılmış kabul edilecek. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, NATO’daki gibi bir istişare mekanizmasının öngörülmesidir. Taraflardan biri saldırıya uğradığında diğerlerinin nasıl pozisyon alacağı, askeri mi yoksa lojistik destek mi vereceği ülkelerin iradesine bırakılıyor. Bu durum mutlak bir zorunluluktan ziyade, caydırıcılığı içerecek bir iş birliğidir." dedi. Ortak askeri mekanizmaların kurulacağını ifade eden Müderrisoğlu, "Ortak askeri tatbikatlar, personel değişimi, askeri eğitim, terörle mücadele, istihbarat paylaşımı ve deniz yollarında seyrüsefer güvenliğinin sağlanması gibi alt mekanizmalar kurulacak. Bu bir çerçeve metindir ve içi uygulama dokümanlarıyla doldurulacaktır." ifadelerini kullandı.

PAKİSTAN'IN NÜKLEER GÜCÜ VE GÜVENLİK ŞEMSİYESİ

İttifakın en dikkat çekici noktalarından biri olan nükleer kapasiteye değinen Okan Müderrisoğlu, "Pakistan, Müslüman dünyası içinde nükleer güce sahip tek ülke. Bu durum nükleer caydırıcılık noktasında Türkiye ve Suudi Arabistan için de bir teminata dönüşmüş durumda. Bugün nükleer caydırıcılık konusunu hiç hafife almamak gerekiyor. Türkiye'nin bu anlaşmayla Pakistan yoluyla bu nükleer güvenlik şemsiyesinin bir parçası haline geldiğini söyleyebiliriz." dedi. Bölgesel tehditlere karşı ülkelerin kendi iradeleriyle hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Müderrisoğlu, "İran-İsrail-ABD geriliminde görüyoruz ki ABD’nin koruması bir yere kadar. Ülkeler artık bölgesel güvenliği kendi iş birlikleriyle sağlamak zorunda. Suudi Arabistan'ın enerji tesislerine yapılan saldırılar ve bölgedeki karmaşık tehdit ortamı, böyle bir güvenlik şemsiyesini zorunlu kılmıştır." sözleriyle durumu özetledi.

ENERJİDE ARZ GÜVENLİĞİ VE STRATEJİK HAMLELER

Anlaşmanın ekonomik ve enerji boyutunu da değerlendiren Müderrisoğlu, Türkiye'nin enerji politikalarındaki başarısına atıfta bulundu. Müderrisoğlu, "Özellikle Berat Albayrak’ın Enerji Bakanlığı döneminde yüksek motivasyon kazanan Milli Enerji Politikası sayesinde Türkiye, bugün farklı kaynaklardan enerji temin ederek arz güvenliği noktasında sıkıntı yaşamayan nadir ülkelerden biridir. Türkiye bir enerji hub’ı, yani kesişim noktasıdır. Bu anlaşma ile enerji yollarının güvenliği de garanti altına alınmış oluyor." dedi. Görevi devralan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın performansına da değinen Müderrisoğlu, "Alparslan Bayraktar ve ekibinin bu bayrağı bir üst aşamaya taşıma çabası da not edilmelidir." ifadelerini kullandı.

 

"MEKKE ANLAŞMASI İSLAM DÜNYASININ YENİ GÜVENLİK DENKLEMİDİR!"

A Haber canlı yayınında tarihi gelişmeyi değerlendiren Takvim Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Faruk Erdem, anlaşmaya verilen ismin ve imza konumunun derin bir mesaj taşıdığını belirterek, "Anlaşma Cidde’de imzalanıyor ancak Mekke’ye son derece yakın bir noktadayız. Mekke, İslam birliği ve tüm Müslümanlar açısından Kâbe’yi barındıran en kutsal simgedir. Dolayısıyla anlaşmaya bu ismin verilmesinin çok büyük bir sembolik anlamı var. Ayrıca Cidde’nin Kızıldeniz kıyısında bulunması, Kızıldeniz’de oluşturulmak istenen yeni güvenlik denklemine de doğrudan işaret ediyor" değerlendirmesinde bulundu.

DIŞA BAĞIMLILIK BİTİYOR: ORTAK YATIRIMLAR VE MİLLİ PARA DÖNEMİ

Bölge ülkelerinin artık kendi güvenliklerini sağlamak adına ABD ve Batı bağımlılığından sıyrıldığını ifade eden Faruk Erdem, "Bölge ülkeleri son yaşanan süreçlerde dış güçlere güvenerek güvenlik tesis edilemeyeceğini açıkça gördü. Türkiye’nin ve Sayın Cumhurbaşkanımızın bu süreçteki liderliği, bu ittifakın kurulmasında anahtar rol oynadı. Bu pakt sadece bir savunma sözleşmesi değil; savunma sanayiinde milli projelere ortak yatırımlar yapılması, enerjide iş birliği ve ticarette petro-dolar yerine milli paraların kullanılması gibi devrim niteliğinde adımları da barındırıyor. Bölgesel zenginliklerin yine bölge ülkelerinin huzuru için kullanılması hedefleniyor" şeklinde konuştu.

MEKKE ANLAŞMASI BUGÜN İMZALANIYOR!

Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in katılımıyla Suudi Arabistan'da gerçekleşen zirvede gözler tarihi pakta çevrildi. Zirvenin detaylarını ve yaşanan sıcak gelişmeleri Ankara’dan aktaran A Haber Muhabiri Kübra Bal, "Başkan Recep Tayyip Erdoğan bugün Suudi Arabistan’a günübirlik bir çalışma ziyareti gerçekleştiriyor. Burada Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile kritik bir görüşme yapılacak. Bugün üçlü bir savunma anlaşması yani Mekke Anlaşması imzalanacak. Ülkelerin bölgesel güvenlik bağlarını güçlendirmeyi hedeflediği bu adım, bölgedeki tırmanan gerilim nedeniyle ortak bir savunma mekanizması oluşturmayı amaçlıyor" ifadelerini kullandı.

"NATO’NUN 5. MADDESİNE BENZER BİR CAYDIRICILIK"

Tarihi anlaşmanın askeri ve stratejik boyutlarına ilişkin önemli ayrıntılara değinen Kübra Bal, "Suudi Arabistan'da  ortak bir savunma anlaşmasından söz ediyoruz. Karşılıklı savunma, ortak caydırıcılık, askeri koordinasyon, ortak eğitim, tatbikat ve hazırlık aşamaları bu anlaşmanın kapsamında yer alıyor. Anlaşma, askeri tehditler karşısında ortak iradeyi yansıtıyor. Bu ittifak üç devletin topraklarının güvenliğini sağlamayı ve tehditleri caydırmayı hedefliyor. Bir anlamda NATO’nun 5. maddesini andıran bir yapıyla potansiyel stratejik bir ittifak kuruluyor" sözleriyle paktın önemini vurguladı.

İSLAM DÜNYASINDA 200 YILLIK RÜYA GERÇEK OLUYOR

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Cidde’de imzalaması beklenen tarihi ortak savunma paktı, İslam dünyasında kolektif askeri iş birliği adına yeni bir devrin kapısını aralıyor. Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. İrfan Kaya Ülger, 1969’da kurulan İslam İş Birliği Teşkilatı’ndan bu yana atılan siyasi adımların aksine, bu hamlenin askeri boyutta somut bir milat olduğuna dikkat çekerek, sürecin "İslam NATO'su" yolunda tedrici ama kararlı bir dönüşüm başlatacağını vurguladı.

Ülger, "Sadece bölge için değil, aslında tüm İslam dünyası için bu askeri iş birliği ittifak anlaşması dönüm noktası, bir başlangıç noktası olabilir" ifadelerini kullandı. İslam coğrafyasının mevcut kaynaklarına rağmen ortak hareket edememesini eleştiren Ülger, "Müslüman dünyada kaç zamandır şu konuşuluyor; devasa ekonomik potansiyelimiz var, doğal kaynaklarımız var, nüfusumuz var fakat bir türlü kolektif hareket edemiyoruz" sözleriyle süregelen bu zafiyeti aktardı.

Geçmişte kurulan İslam İş Birliği Teşkilatı ve Türk Devletleri Teşkilatı gibi yapıların temel amacının siyasi iş birliği olduğunu belirten Ülger, "Bu, Suudi Arabistan'ın Cidde kentinde bugün Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan liderlerinin imzalamaları beklenen anlaşma ise askeri ittifakın başlangıç noktasını oluşturuyor" şeklinde konuştu.

İttifakın 200 yıllık bir rüyanın tecellisi olduğunu kaydeden Ülger, "200 yıldır tartışılan bir konu bu. Mehmet Akif Ersoy'un da baktığımızda temel meselesi bu. Cemaleddin Afgani'nin de bu 20. yüzyılın başında Müslüman dünyanın neden geri kaldığı, neden kolektif hareket edemediği konusunda çalışmalar yapmak üzere birtakım siyasi örgütlenmeler de kuruldu" diyerek tarihsel derinliği aktardı.

İngilizlerin bölgedeki yıkıcı politikalarına değinen Ülger, "İngilizlerin baskısıyla yüzyılın başında hilafet müessesesinin, etkili olmasa da siyasi bir kurum, bunun ilga edildiğini görüyoruz. Bu boşluk hala doldurulamadı" diyerek geçmişteki boşluğun neden doldurulamadığını özetledi.

"UN VAR, ŞEKER VAR, HELVA NEDEN OLMUYOR?"

Askeri ortaklığın kurulma aşamalarının sabırla yönetilmesi gerektiğini hatırlatan Ülger, "Bu tip gelişmeler tedricen gerçekleşir. Yani bir anda hemen dört dörtlük bir ittifak ortaya çıkmaz. Kademe kademe, tedricen bir ilerleme sağlanmasını beklemek gerekiyor" şeklinde konuştu. Dunkirk Anlaşması'ndan Brüksel Antlaşması'na ve nihayetinde NATO'ya uzanan tarihi süreci örnek gösteren Ülger, Gazze ve Keşmir gibi krizlerin bu süreci hızlandırdığına değindi.

İslam dünyasının imkanlarına rağmen neden ortak bir güç oluşturamadığı sorusuna temas eden Ülger, "Hep Müslüman dünya şunu konuşuyor; neden bir araya gelemiyoruz, neden kolektif hareket edemiyoruz, neden işte İsrail'e karşı, Batı'ya karşı yekpare, tek vücut bir kararlılık ortaya koyamıyoruz? Halk diliyle söylemek lazımsa; un var, işte şeker var, neden helva olmuyor? Süt var, bunlar hepsi var fakat bir türlü helva yapılamıyor" sözleriyle çarpıcı bir tespitte bulundu. Zaman içerisinde Mısır, Katar, Suriye ve Irak gibi ülkelerin de bu yapıya dahil olabileceğini öngören Ülger, bu paktın kolektif hareketin nüvesini oluşturacağını kaydetti.

KÜRESEL GÜÇLERİN "TAMPON BÖLGE" PLANI DEŞİFRE OLDU

Bölgede kurulacak böylesi güçlü bir askeri eksenin küresel güç odakları tarafından engellenmek isteneceğine işaret eden Prof. Dr. Ülger, "Aslında böyle bir iş birliğini Rusya da istemez, Çin de istemez. Fakat fiili duruma baktığımızda, Müslüman dünyanın kolektif hareket etmesi bu tampon bölgenin ayağa kalkması anlamına geliyor" değerlendirmesinde bulundu. Orta Doğu'nun küresel aktörler için bir tampon bölge olarak tasarlandığını söyleyen Ülger, bölge ülkelerinin kendi kaderini tayin etmek için harekete geçmesinin bu dengeleri bozacağını bildirdi.

Körfez'in savunma kalkanında yaşanan kırılmaları özetleyen Ülger, "Körfez ülkelerindeki ABD üslerine İran agresif saldırılar yaptı hava unsurlarıyla, fakat bunlara karşı ABD koruyamadı, kendi üslerini bile koruyamadı" diyerek bölgedeki yeni güvenlik arayışlarının zeminini anlattı. Amerika'nın koruma garantilerinin yetersiz kalmasının ardından tüm Körfez ülkelerinin alternatif savunma yapılanmalarına yöneldiğini ifade eden Ülger, bu kritik süreçte Türkiye'nin üstleneceği rolün hayati bir önem taşıdığını sözlerine ekledi.

A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin