İslam dünyasında yeni dönem! Üç ülke "Mekke Anlaşması" için masada
Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın Suudi Arabistan ziyaretiyle birlikte gözler Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki temaslara çevrildi. Bölgesel güvenlik, savunma iş birliği ve caydırıcılık başlıkları hangi adımları beraberinde getirecek? Üç ülke arasındaki olası savunma mekanizması bölgedeki dengeleri nasıl etkileyecek? Uzman isimler kritik başlıkları A Haber ekranlarında değerlendirecek.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında bölgesel güvenlik ve savunma iş birliğinde yeni bir dönemin kapısı aralanıyor. Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın Suudi Arabistan ziyareti kapsamında üç ülkenin "Mekke Anlaşması" olarak adlandırılan savunma anlaşmasını bugün imzalayacağı belirtildi.
Anlaşmayla karşılıklı savunma ve caydırıcılığın güçlendirilmesi; askeri koordinasyon, ortak eğitim ve tatbikat alanlarında iş birliğinin artırılması hedefleniyor. Bölgedeki güvenlik gelişmelerinin de ele alınacağı temasların merkezinde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki savunma iş birliği yer alıyor.
Peki "Mekke Anlaşması" bölgesel güvenlik denkleminde neyi değiştirecek? Üçlü savunma mekanizmasının kapsamı ne olacak? Uzman isimler anlaşmanın askeri, siyasi ve stratejik boyutlarını A Haber ekranlarında değerlendiriyor.
CANLI ANLATIM
"MEKKE ANLAŞMASI İSLAM DÜNYASININ YENİ GÜVENLİK DENKLEMİDİR!"
A Haber canlı yayınında tarihi gelişmeyi değerlendiren Takvim Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Faruk Erdem, anlaşmaya verilen ismin ve imza konumunun derin bir mesaj taşıdığını belirterek, "Anlaşma Cidde’de imzalanıyor ancak Mekke’ye son derece yakın bir noktadayız. Mekke, İslam birliği ve tüm Müslümanlar açısından Kâbe’yi barındıran en kutsal simgedir. Dolayısıyla anlaşmaya bu ismin verilmesinin çok büyük bir sembolik anlamı var. Ayrıca Cidde’nin Kızıldeniz kıyısında bulunması, Kızıldeniz’de oluşturulmak istenen yeni güvenlik denklemine de doğrudan işaret ediyor" değerlendirmesinde bulundu.
DIŞA BAĞIMLILIK BİTİYOR: ORTAK YATIRIMLAR VE MİLLİ PARA DÖNEMİ
Bölge ülkelerinin artık kendi güvenliklerini sağlamak adına ABD ve Batı bağımlılığından sıyrıldığını ifade eden Faruk Erdem, "Bölge ülkeleri son yaşanan süreçlerde dış güçlere güvenerek güvenlik tesis edilemeyeceğini açıkça gördü. Türkiye’nin ve Sayın Cumhurbaşkanımızın bu süreçteki liderliği, bu ittifakın kurulmasında anahtar rol oynadı. Bu pakt sadece bir savunma sözleşmesi değil; savunma sanayiinde milli projelere ortak yatırımlar yapılması, enerjide iş birliği ve ticarette petro-dolar yerine milli paraların kullanılması gibi devrim niteliğinde adımları da barındırıyor. Bölgesel zenginliklerin yine bölge ülkelerinin huzuru için kullanılması hedefleniyor" şeklinde konuştu.
MEKKE ANLAŞMASI BUGÜN İMZALANIYOR!
Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in katılımıyla Suudi Arabistan'da gerçekleşen zirvede gözler tarihi pakta çevrildi. Zirvenin detaylarını ve yaşanan sıcak gelişmeleri Ankara’dan aktaran A Haber Muhabiri Kübra Bal, "Başkan Recep Tayyip Erdoğan bugün Suudi Arabistan’a günübirlik bir çalışma ziyareti gerçekleştiriyor. Burada Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile kritik bir görüşme yapılacak. Bugün üçlü bir savunma anlaşması yani Mekke Anlaşması imzalanacak. Ülkelerin bölgesel güvenlik bağlarını güçlendirmeyi hedeflediği bu adım, bölgedeki tırmanan gerilim nedeniyle ortak bir savunma mekanizması oluşturmayı amaçlıyor" ifadelerini kullandı.
"NATO’NUN 5. MADDESİNE BENZER BİR CAYDIRICILIK"
Tarihi anlaşmanın askeri ve stratejik boyutlarına ilişkin önemli ayrıntılara değinen Kübra Bal, "Suudi Arabistan'da ortak bir savunma anlaşmasından söz ediyoruz. Karşılıklı savunma, ortak caydırıcılık, askeri koordinasyon, ortak eğitim, tatbikat ve hazırlık aşamaları bu anlaşmanın kapsamında yer alıyor. Anlaşma, askeri tehditler karşısında ortak iradeyi yansıtıyor. Bu ittifak üç devletin topraklarının güvenliğini sağlamayı ve tehditleri caydırmayı hedefliyor. Bir anlamda NATO’nun 5. maddesini andıran bir yapıyla potansiyel stratejik bir ittifak kuruluyor" sözleriyle paktın önemini vurguladı.
İSLAM DÜNYASINDA 200 YILLIK RÜYA GERÇEK OLUYOR
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Cidde’de imzalaması beklenen tarihi ortak savunma paktı, İslam dünyasında kolektif askeri iş birliği adına yeni bir devrin kapısını aralıyor. Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. İrfan Kaya Ülger, 1969’da kurulan İslam İş Birliği Teşkilatı’ndan bu yana atılan siyasi adımların aksine, bu hamlenin askeri boyutta somut bir milat olduğuna dikkat çekerek, sürecin "İslam NATO'su" yolunda tedrici ama kararlı bir dönüşüm başlatacağını vurguladı.
Ülger, "Sadece bölge için değil, aslında tüm İslam dünyası için bu askeri iş birliği ittifak anlaşması dönüm noktası, bir başlangıç noktası olabilir" ifadelerini kullandı. İslam coğrafyasının mevcut kaynaklarına rağmen ortak hareket edememesini eleştiren Ülger, "Müslüman dünyada kaç zamandır şu konuşuluyor; devasa ekonomik potansiyelimiz var, doğal kaynaklarımız var, nüfusumuz var fakat bir türlü kolektif hareket edemiyoruz" sözleriyle süregelen bu zafiyeti aktardı.
Geçmişte kurulan İslam İş Birliği Teşkilatı ve Türk Devletleri Teşkilatı gibi yapıların temel amacının siyasi iş birliği olduğunu belirten Ülger, "Bu, Suudi Arabistan'ın Cidde kentinde bugün Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan liderlerinin imzalamaları beklenen anlaşma ise askeri ittifakın başlangıç noktasını oluşturuyor" şeklinde konuştu.
İttifakın 200 yıllık bir rüyanın tecellisi olduğunu kaydeden Ülger, "200 yıldır tartışılan bir konu bu. Mehmet Akif Ersoy'un da baktığımızda temel meselesi bu. Cemaleddin Afgani'nin de bu 20. yüzyılın başında Müslüman dünyanın neden geri kaldığı, neden kolektif hareket edemediği konusunda çalışmalar yapmak üzere birtakım siyasi örgütlenmeler de kuruldu" diyerek tarihsel derinliği aktardı.
İngilizlerin bölgedeki yıkıcı politikalarına değinen Ülger, "İngilizlerin baskısıyla yüzyılın başında hilafet müessesesinin, etkili olmasa da siyasi bir kurum, bunun ilga edildiğini görüyoruz. Bu boşluk hala doldurulamadı" diyerek geçmişteki boşluğun neden doldurulamadığını özetledi.
"UN VAR, ŞEKER VAR, HELVA NEDEN OLMUYOR?"
Askeri ortaklığın kurulma aşamalarının sabırla yönetilmesi gerektiğini hatırlatan Ülger, "Bu tip gelişmeler tedricen gerçekleşir. Yani bir anda hemen dört dörtlük bir ittifak ortaya çıkmaz. Kademe kademe, tedricen bir ilerleme sağlanmasını beklemek gerekiyor" şeklinde konuştu. Dunkirk Anlaşması'ndan Brüksel Antlaşması'na ve nihayetinde NATO'ya uzanan tarihi süreci örnek gösteren Ülger, Gazze ve Keşmir gibi krizlerin bu süreci hızlandırdığına değindi.
İslam dünyasının imkanlarına rağmen neden ortak bir güç oluşturamadığı sorusuna temas eden Ülger, "Hep Müslüman dünya şunu konuşuyor; neden bir araya gelemiyoruz, neden kolektif hareket edemiyoruz, neden işte İsrail'e karşı, Batı'ya karşı yekpare, tek vücut bir kararlılık ortaya koyamıyoruz? Halk diliyle söylemek lazımsa; un var, işte şeker var, neden helva olmuyor? Süt var, bunlar hepsi var fakat bir türlü helva yapılamıyor" sözleriyle çarpıcı bir tespitte bulundu. Zaman içerisinde Mısır, Katar, Suriye ve Irak gibi ülkelerin de bu yapıya dahil olabileceğini öngören Ülger, bu paktın kolektif hareketin nüvesini oluşturacağını kaydetti.
KÜRESEL GÜÇLERİN "TAMPON BÖLGE" PLANI DEŞİFRE OLDU
Bölgede kurulacak böylesi güçlü bir askeri eksenin küresel güç odakları tarafından engellenmek isteneceğine işaret eden Prof. Dr. Ülger, "Aslında böyle bir iş birliğini Rusya da istemez, Çin de istemez. Fakat fiili duruma baktığımızda, Müslüman dünyanın kolektif hareket etmesi bu tampon bölgenin ayağa kalkması anlamına geliyor" değerlendirmesinde bulundu. Orta Doğu'nun küresel aktörler için bir tampon bölge olarak tasarlandığını söyleyen Ülger, bölge ülkelerinin kendi kaderini tayin etmek için harekete geçmesinin bu dengeleri bozacağını bildirdi.
Körfez'in savunma kalkanında yaşanan kırılmaları özetleyen Ülger, "Körfez ülkelerindeki ABD üslerine İran agresif saldırılar yaptı hava unsurlarıyla, fakat bunlara karşı ABD koruyamadı, kendi üslerini bile koruyamadı" diyerek bölgedeki yeni güvenlik arayışlarının zeminini anlattı. Amerika'nın koruma garantilerinin yetersiz kalmasının ardından tüm Körfez ülkelerinin alternatif savunma yapılanmalarına yöneldiğini ifade eden Ülger, bu kritik süreçte Türkiye'nin üstleneceği rolün hayati bir önem taşıdığını sözlerine ekledi.