Ankara NATO Zirvesi tarihe geçti: Dünya diplomasisinde yeni bir devir mi başlıyor?

Ankara NATO Zirvesi tarihe geçti: Dünya diplomasisinde yeni bir devir mi başlıyor?

Türkiye'nin ev sahipliğinde 7-8 Temmuz'da düzenlenen 36. NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi, hem ittifakın geleceği hem de küresel güvenlik dengeleri açısından tarihin en kritik NATO toplantılarından biri olarak öne çıktı. A Haber, başkentten zirvenin nabzını tutarken, alanında uzman isimler kritik görüşmelerin perde arkasını ve masadaki stratejik başlıkları değerlendirdi.

36. NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi Türkiye ev sahipliğinde başarıyla tamamlandı.

NATO'NUN EN GENİŞ KAPSAMLI ZİRVESİ

Yeni güvenlik stratejisinin ele alındığı zirvede, NATO üyesi 32 ülkenin devlet ve hükûmet başkanlarının yanı sıra davetli ülke liderleri, yaklaşık 100 bakan, üst düzey diplomatlar ve uluslararası kuruluş temsilcileri Ankara'da bir araya geldi.

Uzman isimler A Haber canlı yayınında kritik değerlendirmelerde bulundu.

BU CANLI AKIŞ 08.07. 2026 TARİHİNDE SONA ERMİŞTİR

CANLI ANLATIM

AVRUPA STRATEJİK KÖRLÜK YAŞIYOR

Zirveye ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ve Avrupa müttefiklerine yönelik tavrı damga vurdu. Trump'ın aile fotoğrafı çekilirken kimseyle konuşmaması ve sadece İzlanda Başbakanı ile birkaç cümle etmesi zirvedeki gerilimin boyutunu gözler önüne serdi. Yusuf Alabarda, Trump'ın Avrupa'ya yönelik yaklaşık on yıldır süregelen tepkisini, "Trump’ın Avrupa’ya yönelik olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin yanında yer almadıklarından mütevellit yaklaşık 10 yıldan bu yana tepkisini çeken bir pozisyonlanması var. İlk geldiğinde 'Pamuk eller cebe, %2 harcamayanlar NATO’daki varlıklarını sorgulasın' cümlesi çok eleştirilmişti ama şimdi %5 diyor" sözleriyle aktardı. Alabarda, Trump’ın savunma harcamaları konusundaki net duruşunu, "Ben 900 küsur milyar dolarlık bir savunma harcaması yapıyorum ve bunun karşılığında siz Avrupa’da harcamalarınızı düşük tutarak benim üzerimden bu işi kotarmaya devam ediyorsunuz. Ben bu parayı Amerikan vergi mükelleflerinden sizin güvenliğinizi sağlamak için topluyorum diyor" ifadeleriyle dile getirdi.

AVRUPA'NIN "ŞÜKRANSIZLIK" TARİHİ VE TERÖR DESTEĞİ

Yusuf Alabarda, Türkiye'nin NATO tarihindeki fedakarlıklarının Avrupa tarafından görmezden gelindiğine dikkat çekti. Türkiye'nin 1952'den bu yana Avrupa'nın güvenliği için bir kalkan olduğunu belirten Alabarda, "Berlin’in üzerindeki yükü aldık, Londra’nın üzerindeki yükü aldık, Paris’in üzerindeki yükü aldık. 1990’da Sovyetler Birliği tarihe karışınca bize teşekkür etmeleri gerekirken, tam tersi 90’da terör örgütü olayları yoğunlaştığında bize silah verenler, 'Leopard tanklarını terörle mücadelede kullanamazsınız' dediler" şeklinde konuştu. Avrupa'nın Türkiye karşıtlığı üzerinden körleştiğini vurgulayan Alabarda, "Konuları Türkiye karşıtlığı üzerinden okuduğu için geleceği göremiyorlar. Macron iki gün önce Şam’daydı; Suriye’nin istikrarından, açılan Fransız okullarından bahsediyor. Kardeşim, 2019’da Türkiye oraya harekat düzenlerken ambargo koyan sendin; şimdi Türkiye’nin katkılarıyla ortaya çıkan Suriye denklemine 'firmalarımız burada bir şeyler yapsın' diye gidiyorsun" sözleriyle Avrupa'nın ikiyüzlü siyasetini eleştirdi.

FRANSA VE TERÖR ÖRGÜTLERİYLE "YAĞLI GÜREŞ" SKANDALI

A Haber ekranlarında, Fransız çimento devi Lafarge'ın terör örgütleriyle olan kirli ilişkileri de yeniden gündeme getirildi. Alabarda, TRT Haber'in "Fabrika" belgeseline atıfta bulunarak, "Lafarge firmasının Fransız istihbaratı altında terör örgütleriyle, beni affetsinler ama resmen oynaşmışlar. Fransız istihbaratı, Fransız Ekonomi Bakanlığı ve Lafarge firması, DEAŞ’la yağlı güreş yapmışlar, pehlivan gibi el ele ensede terör estirmişler. Fransız mahkemesi bu konuyla ilgili Lafarge firmasını cezalandırmak zorunda kaldı" ifadelerini kullandı.

ENERJİ VE ALTYAPIDA TÜRKİYE'NİN DURDURULAMAZ YÜKSELİŞİ

Zirvenin bir diğer önemli başlığı ise enerji güvenliği ve altyapı projeleriydi. Alabarda, Türkiye'nin Avrupa'nın enerji arzındaki hayati önemini, "Eğer TANAP ve TAP olmasaydı Avrupa’ya Azerbaycan gazının gitmesinin imkanı var mıydı? Rusya üzerinden gidemezdi. Türkiye bir çok alanda kendisini yeniden şekillendiren dünya için hazırladı" sözleriyle belirtti. Altyapı yatırımlarına da değinen Alabarda, "Türkiye 81 vilayetinde üniversiteleri, şehir hastaneleri, organize sanayi bölgeleri, doğalgaz altyapısı ve 30 bin kilometre bölünmüş yollarıyla aslında 'yeni kurulacak dünyada ben hazırım' diyor. Buna ilaveten Basra Körfezi’nden başlayıp Türkiye’ye gelecek Kalkınma Yolu projesi ve Hicaz demiryolu gibi vizyon projelerimiz var" bilgilerini paylaştı.

NÜKLEER ENERJİ VE AVRUPA: "HASTA ADAM" DÖNEMİ

Avrupa'nın nükleer enerji konusundaki geri adımlarının kendisini enerjisiz bıraktığını ifade eden Yusuf Alabarda, dünyadaki nükleer trendin aksine hareket eden muhalefeti de eleştirdi. Alabarda, "Siz dünyayı bilmiyorsunuz; Fransa’da 55 tane nükleer santral var. Son 25 yıl içerisinde dünyada 69 tane nükleer santral devreye girdi, önümüzdeki 20 yılda 70-80 tane daha girecek. Türkiye bu konularda mesafe kat etmeye başladığında 'nükleer belasından Türkiye’yi kurtaracağız' diyorsunuz. Bak Fransa’ya, bak İngiltere’ye, bak Güney Kore’ye" diyerek nükleer enerjinin savunma sanayi ve üretim bandı için vazgeçilmez olduğunu vurguladı. Son olarak Avrupa'nın mevcut durumunu İbn-i Haldun'un devlet teorisiyle açıklayan Alabarda, "Avrupa o kadar çok norm ortaya koymuş ki, kendi içindeki olumlu gelişmeleri bıçakla keser gibi kesmiş. Sanırım Avrupa, 'Hasta Adam' periyodunu yaşıyor" sözleriyle analizini noktaladı.

TRUMP 3 - NATO 0 MI?

Zirvenin açılış anlarını değerlendiren A Haber spikeri Haktan Uysal, "Amerikan Başkanı Donald Trump bütün teamülleri altüst etti, mavi halıda yürümedi ve öncesinde fotoğraf karesine girmedi" sözleriyle aktardı. Trump’ın alışılagelmiş diplomasi trafiğini reddettiğini belirten Uysal, Trump, "İran yönetimi bir avuç yalancıdan ibaret, onlarla ateşkes bitti ve nükleer silaha sahip olmalarına asla izin vermeyeceğiz" ifadelerini kullandı diyerek bölgedeki gerilimin tırmanacağına dikkat çekti.

TÜRKİYE’YE F-35 VE MOTOR MÜJDESİ

Trump’ın Türkiye ve Başkan Erdoğan hakkındaki sıcak mesajlarını analiz eden masada, Trump, "Başkan Erdoğan’ı seviyorum, çok güçlü bir orduları var ve Türkiye savaşa girmemekle en doğru kararı verdi, F-35’leri kesinlikle alacaklar" ifadelerini kullandı. Bu sözleri teknik detaylarla yorumlayan Bülent Atasever, "Burada sadece 5 adet F-35 uçağı değil, Türkiye’nin kendi ürettiği KAAN savaş uçakları için hayati önem taşıyan 700-750 milyon dolarlık F-110 motorlarının verilmesi de bir paket olarak masada" sözleriyle aktardı.

İSPANYA’YA SERT AMBARGO VE NATO’DA ÇATLAK

Trump’ın müttefiki İspanya’ya yönelik eşi benzeri görülmemiş sertlikteki sözleri analiz masasında geniş yer buldu. Trump, "İspanya NATO için korkunç bir ortak, onları taşımak zorunda değiliz ve onlarla asla ticaret yapmayacağım, İspanya tam bir umutsuz vaka" ifadelerini kullandı. Bu çıkışın ittifakın geleceğini sarstığını belirten Bülent Atasever, "Eğer yarın bir gün İspanya’ya yönelik bir saldırı olursa, Başkan Trump’ın parmağını bile oynatmayacağını anlıyoruz; bu durum NATO’nun 5. maddesinin fiilen rafa kalkması demektir" sözleriyle tehlikenin boyutunu gözler önüne serdi.

NETANYAHU’YA "ERDOĞAN" AYARI

Trump’ın İsrail Başbakanı Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmesine dair detayları paylaşan analiz masasında, Trump, "Bibi’yi aradım ve ona Erdoğan’ın liderliğinin ne kadar önemli olduğunu söyledim, artık bu tip konuşmalar yapmaması için kendisine bir nevi ayar verdim" ifadelerini kullandığı belirtildi. Trump’ın bölgesel dengelerde Türkiye’nin rolünü önemsediğini vurgulayan Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, "NATO içinde artık ortak bir tehdit algısı kalmamıştır; doğu ülkeleri Rusya derken Trump Çin ve İran diyor, bu da NATO 3.0’ın kağıt üzerinde kalacağını gösteriyor" sözleriyle aktardı.

A Haber analiz masasında zirvenin bilançosu çıkarılırken, Haktan Uysal "Herkes NATO 3.0 (Üç nokta sıfır) beklerken, Trump’ın Ankara’daki bu baskın karakteriyle maçın sonucu Trump 3 - NATO 0 (Üç sıfır) olmuştur" diyerek durumu özetledi. Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan ise "Doğu kanadı Rusya diyor, Trump ise Çin ve İran diyor. Ortak bir tehdit algısının kalmadığı bir yerde NATO’nun kağıt üzerinde kalması artık bir tercih değil, bir sonuçtur" sözlerini kullandı.

 

MACRON ZİRVE ÖNCESİ SABAH KOŞUSUNA ÇIKTI

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Ankara'da düzenlenen NATO Liderler Zirvesi'nin ikinci gününde sabah saatlerinde başkent sokaklarında koşuya çıktı.

Yoğun güvenlik önlemleri altında gerçekleştirilen spor sırasında Macron, protokol güzergâhına yakın noktalarda görüntülenirken, o anlar zirvenin en dikkat çeken görüntüleri arasında yer aldı.

 

NATO'DA YÜK PAYLAŞIMI KRİZİ AŞILACAK MI?

Akademisyen ve Hukukçu Doç. Dr. Levent Ersin Orallı, NATO’nun kuruluşundan bugüne geçirdiği evrimleri ve değişen "düşman" tanımlarını A Haber ekranlarında çarpıcı bir perspektifle değerlendirdi. NATO 1.0’dan 3.0’a uzanan süreçte müttefiklerin değişen güvenlik algılarını analiz eden Orallı, ABD’nin Avrupa’ya yönelik "Konfor alanınızdan çıkın" mesajının perde arkasını ve savunma bütçeleri üzerindeki restleşmenin ayrıntılarını aktardı. 

NATO 1.0 VE 2.0: SOVYETLERDEN TERÖRLE MÜCADELEYE

NATO’nun tarihsel gelişimini özetleyen Doç. Dr. Levent Ersin Orallı, "1.0’ın en büyük esprisi düşman tanımlama problemi olmamasıydı. Sovyetler Birliği’nin yayılmacılığına karşı kolektif bir güvenlik modeline ihtiyaç vardı. 1991’de Sovyetlerin dağılmasıyla Gorbaçov’un 'Elinizden düşmanınızı alıyorum' cümlesi süreci değiştirdi. Düşmanı alınmış bir ittifakın ayakta kalması zordur. Bu noktada NATO 2.0 devreye girdi; insani müdahale ve uluslararası terörle mücadele yani Bosna ve Afganistan süreçleri yaşandı." ifadelerini kullandı.

MACRON VE "BEYİN ÖLÜMÜ" PİŞMANLIĞI

Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un NATO çıkışına değinen Levent Ersin Orallı "Macron’un 'NATO’nun beyin ölümü gerçekleşmiştir' cümlesinin ardından sokaklarda sarı yeleklileri görmeye başladık. Macron hemen bir pişmanlık ifade ederek NATO’nun sadece bir ittifak değil, ABD’nin hegemonik sistemini dayandırdığı derin bir mekanizma olduğunu anladı." sözleriyle ittifakın iç dinamiklerine dikkat çekti.

NATO 3.0: YENİ HEDEF RUSYA VE ÇİN

Madrid Zirvesi ile başlayan yeni dönemi anlatan Orallı, "2022 sonrasında NATO en büyük problemini yani düşmansızlık sorununu yendi. Tehdit algısında kısa vadede Rusya hedef gösterilirken, uzun vadede meydan okuyan güç olarak Çin tanımlandı. Eğer Çin’i çevrelemezsek yarın yeni bir düşmanla karşı karşıya kalabiliriz algısı yerleştirildi. Bu durum Finlandiya ve İsveç’in de ideolojilerini bir kenara bırakıp NATO kapısını çalmasıyla sonuçlandı." şeklinde konuştu.

ABD’DEN AVRUPA’YA: "BENİM ASKERLERİM SİZİN İÇİN ÖLDÜ"

ABD Başkanı Donald Trump'ın müttefiklerine yönelik sert eleştirilerini dile getiren Orallı, "ABD şimdi şunu söylüyor; 'NATO’nun külfetine ben katlandım, size konforlu bir güvenlik mimarisi inşa ettim. Siz parayı sosyal güvenliğe, eğitime ayırıp mutlu mesut yaşarken, benim askerlerim Kore’den Afganistan’a kadar sizin için canını verdi.' ABD Başkanı’nın '40 yılda bir ricam oldu, Hürmüz’de beni yalnız bıraktınız' çıkışı oldukça güçlüdür." ifadelerini kullandı.

"YA BÜTÇEYİ ARTIRIN YA DA ORDUNUZU KURUN"

Avrupa devletlerinin savunma harcamaları konusundaki çıkmazına değinen Doç. Dr. Levent Ersin Orallı, "ABD müttefiklerine 'Ya var olan bütçelerinizi artırıp bana destek olacaksınız ya da gidin kendi ordunuzu kurun' diyor. Bakalım müttefik devletlerin parlamentoları zorunlu askerlik yasası gibi konularda ne diyecek? Batı dünyası artık bu güvenlik maliyetini üstlenmek zorunda." diyerek sözlerini tamamladı. 
 

CAATSA YAPTIRIMLARININ KALDIRILMASIYLA NELER OLACAK?

Ankara'da gerçekleşen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde ABD Başkanı Donald Trump, Başkan Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı basın toplantısında Türkiye'ye yönelik CAATSA yaptırımlarının kaldırılacağını duyurmasının ardından, yaptırımların kapsamı ve olası etkileri yeniden gündeme geldi. Gazeteci Yusuf Alabarda, ABD’nin Türkiye’ye yönelik uyguladığı CAATSA yaptırımları ve savunma sanayisindeki son gelişmeleri A Haber ekranlarında değerlendirdi.

CAATSA YAPTIRIMLARININ PERDE ARKASI

Yaptırımların mantığını açıklayan Gazeteci Yusuf Alabarda, "CAATSA kelime anlamı olarak 'Countering America’s Adversaries' yani Amerika Birleşik Devletleri açısından sıkıntı oluşturan devletlerle ticaret yapanlara, ilişki kuranlara yönelik ABD’nin kendi sistematiği içerisinde uyguladığı yaptırımlardır. 'Benim düşmanımla ticaret yapıyorsanız, o zaman ben de size Amerikan sisteminin şu özelliğini kullandırtmam' diyorlar." ifadelerini kullandı. Alabarda, bu kapsamda ihracat lisanslarının verilmemesi veya kredi imkanlarına erişimin kısıtlanması gibi birçok yaptırımın bulunduğunu belirtti.

KAAN VE F-16 SÜRECİNDE TİCARİ SATIŞ DETAYI

Savunma projelerindeki lisans süreçlerine değinen Yusuf Alabarda, "CAATSA yaptırımları Türkiye’yi hiç etkilemedi diyemeyiz; F-35 satışları ve projeden çıkarılmamız bu kapsamda gerçekleşti. Ancak KAAN uçağına alınacak F110 motorları ile ilgili konu CAATSA’dan ziyade ticari satışlarla ilgili ihracat lisansıyla alakalıdır. Trump aslında bu noktada zekice bir hamle yaparak, 'F-16 satıyorsunuz sonra yaptırım uyguluyorsunuz' mesajı veriyor." sözleriyle durumun sadece Türkiye değil, ABD ile ticaret yapan herkes için geçerli olduğunu hatırlattı.

"NETANYAHU'NUN PAÇALARI TUTUŞTU"

İsrail’in Türkiye’nin güçlenmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getiren Alabarda, "Netanyahu bugün adeta yalvaran bir İsrail Başbakanı gibi kanal kanal geziyor. 'Türkiye’ye bu motorları verirseniz, CAATSA’yı kaldırırsanız İsrail’in bölgedeki hava üstünlüğü sona erer' diyor. Demek ki S-400’ler sadece görünürdeki bahaneymiş. Gerçek sebep, Türkiye’nin geliştirdiği teknoloji ve hava hakimiyetinin İsrail’i endişelendirmesidir." şeklinde konuştu.

"NETANYAHU'NUN O ÖZLEDİĞİ ESKİ GÜNLER BİR DAHA ASLA OLAMAYACAK"

Türkiye'nin bölgedeki stratejik değişimini vurgulayan Yusuf Alabarda, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vagon siyaseti yerine kendi yolunu çizen lokomotif siyaseti uygulaması Tel Aviv’i çok ürküttü. Onlar istiyorlar ki Türk F-4’leri Konya Ovası’nda atışlı tatbikata katılsın, modernizasyon için İsrail firmalarına milyon dolarlar verilsin. Netanyahu şunu anlamalı; CAATSA kalksa da kalkmasa da özlediğiniz o 'eski güzel günler' bu coğrafyada bir daha asla olmayacak." ifadelerini kullandı.

"ABD KONGRESİ VE İSRAİL LOBİSİ CAATSA YAPTIRIMLARI İÇİN BASTIRACAKTIR"

Sürecin ABD tarafındaki zorluklarına dikkat çeken Alabarda, "Trump’ın yaptırımları tek başına kaldırması o kadar kolay değil, Kongre’de büyük tartışmalar çıkacaktır. İsrail lobisi bu konunun devam etmesi için bastıracaktır. Ancak Türkiye için CAATSA yaptırımlarının kalkmaması dünyanın sonu değildir, Türkiye alternatiflerine yönelmeye devam edecektir. Milli Muharip Uçağı KAAN için kullanılacak jet motorlarının satılması ile ilgili ben bir sorun olacağını düşünmüyorum. " diyerek sözlerini tamamladı. 

"TÜRKİYE MASAYI DEĞİŞTİRDİ"

ABD’deki yönetim değişikliğinin Türkiye lehine yansımalarını değerlendiren Coşkun Başbuğ, "Trump'ın Sayın Erdoğan'la olan özel ilişkilerinden, dostluğundan dolayı Türkiye'ye diğer yönetime nazaran çok daha olumlu bakacağını, baktığını, bunun da ileride çok büyük sorunların çözüleceği anlamına gelmesi gerektiğini söyleyenlerdenim ve öyle de ilerliyor." sözleriyle süreci aktardı.

KAAN İÇİN 80 ADET MOTOR MÜJDESİ YOLDA

Savunma sanayiindeki kritik gelişmelere dikkat çeken Başbuğ, "Trump'a Türkiye'ye giderken ne götüreceksiniz dendiğinde 'Çantamda onları çok sevindirecek müjdeler var' dedi. Bu müjde neye daha çok odaklandı; motora. Niye? Kaan'la ilgili gelişmeler var. Bizim Amerika'dan acil talep ettiğimiz bazı istekler var ve muhtemelen hepimiz üzerinde mutabık olduğumuz konu Kaan'a 80 adet Türkiye'nin talep ettiği F110 motorlarının verileceği yönünde bir beklenti oluştu." ifadelerini kullandı.

"İSTESENİZ DE SATAMAYACAKSINIZ, KENDİ UÇAĞINI YAPIYOR"

ABD’nin F-35 ve yaptırım konusundaki tutarsızlıklarını eleştiren Coşkun Başbuğ, "Biden'ın içinde bile şu tartışılıyordu; ya biz F-35 konusunda Türkiye'ye bir tavır alıyoruz da acaba doğru mu yapıyoruz? Neden? 10 yıl sonra kapısını çalsak, 'Al sana F-35 istediğin kadar' desek de almayacak, yapıyor kendi uçağını. Biz bunu yapmakla doğru yapmıyoruz, en yakın müttefikimiz olan ülkeyi kaybediyoruz söylemleri o zaman da dillendi." dedi.

S-400 VE CAATSA KONUSUNDA NET TAVIR

Trump’ın geçmişteki S-400 savunmasını hatırlatan Başbuğ, "Trump muhalefetteyken S-400 konusunu bahane edip diline dolayanların karşısına çıktı ve 'Kardeşim niye bu kadar üzülüyorsunuz veya Türkiye karşıtı tavır alıyorsunuz? Adam geldi kapınıza, sizden talep etti, satmadınız, o da döndü başka yerden aldı dedi, ne var bunda tuhaf olan' dedi. Trump'ın CAATSA konusunda muhabir soruyu sorar sormaz araya girerek 'O konuyu kapatın, o iş bitti' demesi çok net bir tavırdır." sözleriyle durumu özetledi.

TÜRKİYE’NİN İSRAİL TAVRI AMERİKA’DA DENGELERİ DEĞİŞTİRDİ

Türkiye’nin uluslararası arenadaki etkisinin ABD iç siyasetine yansıdığını belirten Başbuğ, "Bugün dünyada İsrail tartışılan bir terör örgütü konumuna geldiyse, İsrail bir nefret objesine dönüştüyse, bunun mimarı hiç kimse kusura bakmasın Sayın Erdoğan ve onun yönetimindeki Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tavrıdır. Dolayısıyla Trump'ın burada eli rahatladı; gerek siyasilerde gerek halk nezdinde İsrail artık bir sorgu objesine dönüştü ve Trump da bu rüzgarı iyi kullandı." ifadelerini kullandı.

TRUMP’IN "DOST" MESAJININ PERDE ARKASI

ABD’nin CAATSA yaptırımları konusundaki tutum değişikliğini yorumlayan Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe, "Sürece gelmeden önce şunu belirtmek lazım; bu CAATSA yaptırımlarını uygulayan da Trump’tı. Bugüne kadar gelinen noktada ne değişti? Çok şey değişti. Trump’ın ya da ABD yönetiminin, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye bakış açısının değişmesi, Türkiye’deki gelişmelerle doğru orantılıdır." ifadelerini kullandı.

TÜRKİYE’NİN MİLLİ GÜÇ UNSURLARI DENGELERİ DEĞİŞTİRDİ

Türkiye’nin bölgesel bir güç olarak yükselişinin altını çizen Gökçe, "Türkiye’de de çok şey değişti. 7-8 yıl öncesiyle bugünkü Türkiye arasında, özellikle milli güç unsurlarına tekrar değinmek gerekiyor, meydana gelen gelişmeler bu iki aktörün de bakış açılarını ve politika değişikliğine gitmelerine neden oldu. Trump da bunu söylüyor. Yıllar önce bu yaptırımları uygulayan Trump, yıllar sonra 'Dostlar' diyor, 'Bunu uygular mı?' diyor." sözleriyle aktardı.

"BAŞARIYI TRUMP’TA DEĞİL, KENDİMİZDE ARAMALIYIZ"

Yaşanan gelişmenin Türkiye’nin kararlı duruşunun bir sonucu olduğunu belirten Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe, "Buradaki asıl dikkat çekmemiz gereken yer burasıdır. Bunu Trump’ta aramak değil, bizde aramak lazım; bizdeki gelişmeleri konuşmak lazım. Oldukça olumlu bir gelişme, ilişkilerin sıcak halde olması lazım. Farklı ve değişik bir coğrafyadayız ve bu coğrafyada daima dostlarla birlikte hareket etmemiz gerektiğini bilmemiz gerekiyor." şeklinde konuştu.

KONGRE ONAYI ŞARTI KALDIRILIYOR MU?

Sürecin bürokratik boyutuna da değinen Gökçe, yaptırımların kaldırılması noktasında daha önce telaffuz edilen engellerin aşılabileceğine dikkat çekerek, "Süreç nasıl işleyecek? Bununla ilgili bugüne kadar Kongre onayı dendi ama Trump’ın yaptığı açıklamada buna da gerek olmadığı belirtildi." ifadelerini kullandı.

NATO ZİRVESİNE DAMGA VURAN GERÇEK: TÜRKİYE OLMADAN HESAP YAPILAMAZ!

NATO Liderler Zirvesi sürerken, Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Ergenekon Savrun, A Haber ekranlarında Türkiye'nin değişen küresel güvenlik denklemindeki rolünü değerlendirdi. Savrun, Türkiye'nin savunma sanayiindeki atılımları, Ukrayna-Rusya savaşındaki diplomatik girişimleri ve NATO'nun yeni stratejik hedefleri doğrultusunda üstlendiği kritik konuma dikkat çekerek, "Türkiye'yi yok sayarak küresel bir plan yapamazsınız" ifadelerini kullandı.

Savrun, Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın savaşın ilk günlerinden itibaren barış diplomasisi yürüttüğünü belirterek, Türkiye'nin hem Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü desteklediğini hem de taraflar arasında diyalog kanallarını açık tutmayı başardığını söyledi. Rusya'nın güvenlik kaygılarının bölgesel dengeleri doğrudan etkilediğini ifade eden Savrun, Türkiye'nin izlediği denge politikasının uluslararası alanda önemli bir rol üstlendiğini vurguladı.

Türkiye'nin savunma sanayiinde tarihi bir dönüşüm gerçekleştirdiğini belirten Savrun, yerli ve milli üretim sayesinde 185 ülkeye savunma ürünleri ihraç edebilecek kapasiteye ulaşıldığını ifade etti. NATO'nun stratejik odağının Çin'e kaydığını da dile getiren Savrun, bu yeni dönemde Türkiye'nin jeopolitik konumu, güçlü ordusu ve gelişen savunma sanayiiyle ittifak açısından vazgeçilmez ülkelerden biri haline geldiğini söyledi.

 

TÜRK SAVUNMA SANAYİİ ZİRVEYE DAMGA VURACAK

Zirvenin nabzını yerinde tutan A Haber muhabiri Damla Kuşkapan, "Dünyaya yön veren 36. NATO Liderler Zirvesi başladı. Elbette bu zirvenin en önemli konu başlıkları arasında savunma sanayii yer alacak. Şu anda Atakule Congresium’da, Türkiye’nin vitrininin sergilendiği alandayız" sözleriyle zirvenin kritik önemine dikkat çekti. Forumun resmi açılışıyla birlikte bakanlar ve savunma devlerinin genel müdürlerinin bir araya geldiğini belirten Kuşkapan, Türkiye’nin milli gururları olan Kızılelma ve yeni nesil radar sistemlerinin müttefiklerin odak noktasında olduğunu vurguladı.

TÜRKİYE SAVUNMA SANAYİİNDE BİR VİTRİN KONUMUNDA

Türkiye’nin savunma alanındaki gelişimini değerlendiren Uluslararası Güvenlik Uzmanı Bülent Atasever, "Burada aslında Türkiye'nin vitrinini görüyoruz. Savunma sanayii anlamında neler geliştirilmekte olduğunu, barkod gösterileri ve vizyon sunumlarıyla müşahede ediyoruz. Daha da önemlisi, bugün burada çok sayıda yeni anlaşmanın açıklanması bekleniyor" ifadelerini kullandı. Atasever, Türkiye’nin sadece üretim değil, stratejik vizyon anlamında da NATO içinde belirleyici bir aktör haline geldiğini belirtti.

AVRUPA’NIN SAVUNMA BOŞLUĞUNU TÜRKİYE DOLDURUYOR

Avrupa’nın içinde bulunduğu savunma krizine ve Türkiye’nin bu noktadaki kritik rolüne değinen Atasever, "Son dönemde NATO içinde savunma sanayii ile ilgili bazı krizleri konuştuk. Avrupa'nın arkasından çekilen bir ABD ve savunma sanayiine hazır olmayan bir Avrupa gerçekliği var. İşte tam bu noktada, yalnızca Avrupa Birliği değil, NATO anlamında da bu açıklığı kapatabilecek bir Türk savunma sanayii gücünden bahsetmek lazım" şeklinde konuştu. Dünyanın en büyük savunma firmalarının Ankara’da olmasının tesadüf olmadığını belirten uzman, Türkiye’nin müttefiklik ruhu içinde yeni bir yol açtığını dile getirdi.

İHA VE SİHA TEKNOLOJİSİNDE YENİ SAVAŞ ÇAĞI

Modern savaş konseptinin Türkiye’nin öncülüğünde değiştiğini vurgulayan Bülent Atasever, "Yeni bir dron savaşları çağına, modern savaşlar dönemine girmiş durumdayız. Rusya-Ukrayna savaşı ve Hürmüz Boğazı krizinde gördüğümüz gibi, İHA ve SİHA'lar ile hava savunma sistemleri artık ön planda. Savunma sanayii zincirinin NATO adına nasıl ilerleyeceğinin belirleneceği gün, aslında bugündür" sözleriyle yerli sistemlerin önemini aktardı. Atasever ayrıca, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin de bu çerçevede çok kritik açıklamalar yapmasının beklendiğini ve Türkiye’nin askeri gücünün yanı sıra endüstriyel kapasitesiyle de NATO’yu birleştiren bir güç olduğunu ifade etti.

TRUMP'IN 'KÜLFET' ÇIKIŞI NE ANLAMA GELİYOR?

NATO içindeki mali yük paylaşımı konusuna değinen Dr. Kadir Ertaç Çelik, "İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD’nin tesis ettiği uluslararası sistemde güvenlik bilinci paradoksu en temel problemdi. Güvenlik mimarisi içindeki aktörler nimet-külfet dengesi üzerinden bir dengeye oturmak zorundaydı. Trump, ABD’nin güvenlik şemsiyesinin Kıta Avrupası’nı daha fazla koruduğunu ancak Avrupa’nın üzerine düşen maliyet sorumluluklarını yerine getirmediğini savunuyor. Trump’ın mantığına göre, NATO üzerinden bekanızı sağlıyorsanız ancak bütün maliyetleri bana ödeterek kendi refahınıza yatırım yapıyorsanız, bu sürdürülebilir bir ilişki değildir." ifadelerini kullandı.

Dr. Muhammed Berdibek ise Trump’ın bu çıkışının perde arkasına işaret ederek, "Trump’ın yük paylaşımından kastı, Avrupa’nın kendisinden bağımsız bir dış politika gütmemesidir. Trump, 'Güvenlik şemsiyesini ben sunuyorsam, benden bağımsız hareket edemezsiniz' diyor. Bu durum ABD ile Kıta Avrupası arasında ciddi bir kırılma yaratıyor." sözleriyle süreci aktardı.

TÜRKİYE NATO’NUN MERKEZİNE YERLEŞİYOR

Türkiye’nin stratejik öneminin arttığını vurgulayan Dr. Muhammed Berdibek, "Türkiye, NATO’nun gövdesine oturabilir. Demografik yapısı, ordusunun gücü ve savunma sanayiine yaptığı yatırımlarla Türkiye artık bir dünya devi konumundadır. Özellikle İHA ve SİHA’larda gelinen nokta, NATO’nun hibrit sistem hedefleriyle tam olarak örtüşüyor. Ayrıca Cumhurbaşkanımızın Trump ile kurduğu özel diyalog, bu süreçteki en büyük avantajlarımızdan biri. İtalya Başbakanı Meloni’nin bile Türkiye üzerinden Trump’a mesaj göndermeye çalışması, Ankara’nın ağırlığını gösteriyor." dedi.

F-35 VE F-16 DOSYALARINDA KRİTİK EŞİK

Savunma sanayiindeki güncel gelişmeleri değerlendiren Dr. Muhammed Berdibek, "F-35 konusunda Kongre onayı meselesi her zaman bir engel olarak dursa da Trump, F-110 motorları ve F-16 konularını kendi inisiyatifiyle çözebilecek bir iradeye sahip görünüyor. F-35’lerde kodların ABD kontrolünde olması ciddi bir tartışma konusu olsa da biz NATO üyesi olarak dış tehditlere karşı bu teknolojilere sahip olmalıyız. Kendi yerli sanayimizde yaptığımız atılımlar bizi her geçen gün daha da güçlendiriyor." ifadelerini kullandı.

ZELENSKİY VE ESED’İN TÜRKİYE ZİYARETİ: NATO’NUN SINIRLARI

NATO’nun jeopolitik sınırlarının genişlediğini belirten Dr. Kadir Ertaç Çelik, "Zelenskiy ve Esed’in Türkiye’ye gelerek Trump ile görüşecek olması, NATO’nun klasik sınırlarının artık Karadeniz’den Orta Doğu’ya, hatta Asya-Pasifik’e kadar uzandığını gösteriyor. Rusya’nın revizyonist politikalarına karşı Kıta Avrupası ciddi bir güvenlik açmazı içinde. Türkiye’nin hem Ukrayna hem de Suriye denklemindeki bileşen rolü, bölgedeki barış ve refahın inşası için hayati önemdedir. Trump ve Türkiye’nin tezlerinin bu noktada birbirine yakınlaşacağını bekliyoruz." şeklinde konuştu.

DEĞİŞEN NATO'DA TÜRKİYE NASIL KONUMLANIYOR?

Türkiye'nin jeopolitik konumu ve savunma stratejilerindeki dönüşüm, dünya siyasetinde dengeleri yeniden kuruyor. Türkiye’nin savaş doktrinini nasıl değiştirdiğine yönelik değerlendirmelerde bulunan Uluslararası Hukuk Uzmanı Av. Mehmet Yılmazer, "Türkiye, hem Avrupa'nın hem Asya'nın ortasında yer alan jeopolitik konumu itibarıyla geleceği kurgularken, geçmiş klasik savaş stratejisinin ve savaş kavramının dışında başka bir şeye yöneldi" ifadelerini kullandı. Yılmazer, özellikle İHA ve SİHA teknolojilerinin bu noktada ezber bozan bir çıkış olduğunu belirterek, "Kendi üretimimizi yapabileceğimiz, kendi muharip uçağımızı oluşturabileceğimiz yeni bir yerli ve milli stratejik savaş stratejisi geliştirmeye başladık" sözleriyle savunma sanayiindeki vizyonu aktardı.

TÜRK SAVUNMA SANAYİİ NATO'YA DAMGA VURACAK

Türkiye'nin savunma sanayiinde attığı dev adımlar, sadece bölgeyi değil, uluslararası hukuk dengelerini de etkiliyor. Yerli ve milli bir savunma sanayiinin önemine dikkat çeken Mehmet Yılmazer, "Yerli ve milli bir savunma sanayiiniz olmadıkça hiçbir bölgede, hiçbir ülke bu anlamda kuvvet ifade edemez. Çünkü uluslararası hukukun bir diğer yansıması da güce bağlıdır. Güç mü hukuk mu dengesi, uluslararası arenada en önemli dengelerden bir tanesidir" şeklinde konuştu. Dünyanın tek kutuplu bir yapıya evrildiği dönemde Türkiye’nin yaptığı yatırımların kritik olduğunu vurgulayan Yılmazer, "Türkiye kendi savunma sanayiine ciddi yatırımlar yapmaya, modernleştirmeye başladı. HAVELSAN’dan ASELSAN’a, TUSAŞ’a kadar özerkleştirdiğimiz yapıların içerisinde milli ve yerli mühendislerimizin ciddi katkılarıyla yeni bir üretim dönemine geçildi" ifadelerini kullandı.

LİDERLER "OYUN DEĞİŞTİRİCİ" KARARLAR ALIR MI?

Türkiye'nin ürettiği teknolojilerin sahada gösterdiği başarı, dünya liderlerinin de yakın takibinde. Savunma sanayiinin Türkiye'nin en stratejik sektörü haline geldiğini belirten Yılmazer, "Savunma sanayii bugün Türkiye'nin en önemli başat sektörü haline geldi. Önümüzdeki süreçte ihracatın da artmasıyla Türkiye, bölgedeki savaşlarda etkili bir güç oldu" dedi. Türk SİHA’larının sahadaki gücüne değinen Yılmazer, "Karabağ Savaşı'nda İHA ve SİHA'ların nasıl bir etkisi olduğu gündeme geldi. İnsansız silahlı hava araçlarının gerçekten bir üstünlük oluşturabildiğini gördük. Rusya-Ukrayna savaşında da Ukrayna'nın etkili olduğu anlarda bu teknolojilerin payı büyüktü" sözleriyle Türkiye’nin "oyun değiştirici" rolünü vurguladı.

YENİ GÜVENLİK MİMARİSİ NASIL ŞEKİLLENECEK?

Ankara’daki tarihi zirve, NATO’nun gelecek rotasını belirlerken Türkiye’nin güvenlik mimarisindeki ağırlığını da tescilliyor. Konunun sadece jeopolitik bir mesele olmaktan çıktığını ifade eden Mehmet Yılmazer, "Olay artık ülkelerin kendi güvenlik mimarisine dönüştü. Türkiye bu anlamda dünyada ciddi bir atılım yaptı. Özellikle savunma teknolojisindeki bu millileşme süreci, bölgedeki savaşların seyri ve direnişlerin gerçekleştirilebilmesi açısından hayati bir önem taşıyor" açıklamalarında bulundu. Türkiye’nin bu yeni dönemde NATO içerisinde merkezi bir güç olarak konumlandığını belirten Yılmazer, savunma teknolojisindeki bu yansımaların küresel ölçekte yeni bir dönemin kapısını araladığını sözlerine ekledi.

"TÜRKİYE TEK BAŞINA NATO'YU KORUYOR"

Başkent Ankara, dünya siyasetinin kalbinin attığı tarihi bir NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapıyor. Bugün başlayacak toplantıda NATO'nun ittifaklarıyla kuracağı yeni adımlar ve güvenlik mimarisinin ele alınacak. A Haber'de Türkiye'nin NATO üzerindeki etkin gücü masaya yatırılırken, Askeri Stratejist Doç. Dr. Cüneyt Küsmez  Avrupa ülkelerinin askeri kapasitelerini tek tek analiz ederek çarpıcı açıklamalarda bulundu. 

AVRUPA'NIN ASKERİ RÖNTGENİ

Avrupa ülkelerinin askeri kapasitelerini değerlendiren Askeri Stratejist Doç. Dr. Cüneyt Küsmez, "Fransa güçlü bir ülke ve silah üreticisi konumunda. İngiltere ise askeri açıdan kendine yeten, hatta fazlası da olan bir ülke. Almanya’nın şu an güçlü bir ordusu yok ama kurduğunda onu destekleyecek malzeme, ekipman ve çok güçlü bir sanayi altyapısına sahip. İtalya ve İspanya da savunma sanayi konusunda helikopterden hafif silaha, füze ve bataryalara kadar birçok markaya sahip." ifadelerini kullandı.

"DOĞU AVRUPA HATTI KORUNMAYA MUHTAÇ DURUMDA"

İttifakın savunma hattındaki boşluklara dikkat çeken Cüneyt Küsmez, "Bu saydıklarımın dışındakilerin hepsi korunmaya muhtaç. Özellikle Avrupa Birliği'nin doğu kanadı denilen; Finlandiya, Estonya, Letonya, Litvanya, Polonya, Romanya ve Bulgaristan hattı, yani bu kuzey-güney ekseni Doğu Avrupa'da tamamen korunmaya muhtaç durumda." değerlendirmesinde bulundu.

"TÜRKİYE DÖRT BÜYÜK GÜÇ ARASINDA"

Türkiye'nin savunma sanayiinde ulaştığı seviyeyi aktaran Cüneyt Küsmez, "Türkiye bu saydığımız dört büyük savunma sanayisinin belli bir eşiğine gelmiş, hatta üzerine çıkmış ülkelerden biridir. Bunu özellikle son yıllarda başardı. NATO'nun iki kanadı var: Doğu kanadı ve Güneydoğu kanadı. Güneydoğu kanadında Türkiye aslında yalnız." sözleriyle durumu özetledi.

Türkiye'nin NATO içindeki benzersiz rolünü vurgulayan Cüneyt Küsmez, "NATO'nun çıkıntı yapan en uç noktasında kendi başımıza yetiyoruz ve aynı zamanda NATO'yu da koruyoruz. Kendi kendine yeten bir ülkeyiz. NATO aslında bize bir harcama yapmıyor, askeri yönden bir destek vermiyor. Tam tersi; Amerika 40 tane F-16'yı vermiyor, modernizasyonu engelliyor ve CAATSA yaptırımı uyguluyor. NATO içerisinde askeri iş birliğinin yürümesi lazım." ifadelerini kullandı.

"SAVAŞ ÇIĞIRTKANLIĞI YAPMAYAN TEK ÜLKE: TÜRKİYE"

Türkiye'nin stratejik gücünü ve barış diplomasisini öven Cüneyt Küsmez, "Türkiye çevresindeki savaşlara hem karışmıyor, savaş çığırtkanlığı yapmıyor, hem de kendisine gelebilecek savaş tehditlerini önlüyor. Üstelik bunu NATO'nun desteği olmadan, kendi askeri kapasitesiyle yapıyor. O yüzden Türkiye; Fransa, Almanya ve İngiltere'nin arasında dördüncü büyük ülkedir." dedi. 
 

"CAATSA YAPTIRIMLARININ KALKMASI ŞART"

Dünyanın gözü Ankara'da gerçekleşecek 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ne çevrilirken, kritik zirveye saatler kala hazırlıklarda sona gelindi. Başkentte üst düzey güvenlik önlemleri alınırken gözler Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı Donald Trump ile yapacağı görüşmeye çevrildi. A Haber'de Melih Altınok ile Sebep Sonuç programına konuk olan Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Uğur Özgöker, Erdoğan-Trump görüşmesi ve masada ele alınacak konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 

"CAATSA YAPTIRIMLARININ KALKMASI MECBURİ"

Ankara zirvesinin NATO’nun geleceği için hayati bir önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Uğur Özgöker, "Bu NATO zirvesi, Sayın Cumhurbaşkanımızın hatırı için Trump'ın gelmesi ve NATO 3.0 dedikleri yeni stratejik konseptin belirlenmesi açısından çok önemli bir vesile oldu. Bu yeni dönem, 1 ve 2. dönemlere göre çok daha kapsamlı olacak" ifadelerini kullandı. İttifakın yeniden yapılanma sürecinde Türkiye’nin merkezde yer aldığını hatırlatan Özgöker, "NATO yeniden yapılanacağı için CAATSA yaptırımlarının kalkması lazım. Avrupa merkezli ve konvansiyonel bir NATO kurulurken, Türkiye’ye silah gelmezse bu yapı nasıl konvansiyonel olacak? Bu bir mecburiyettir" sözleriyle aktardı.

"YUNANİSTAN'A ÇİFTE STANDART"

Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemlerini alma sürecinin bir tercih değil, müttefiklerin tutumu nedeniyle bir mecburiyet olduğunu ifade eden Özgöker, "Patriot sistemlerini bize vermediler, hava savunmamızda zafiyet oluştu. Biz de mecbur kalıp Rusya'dan tedarik ettik. Üstelik 2,5 milyar dolar ödediğimiz F-35'leri Amerikan Kongresi; Yahudi, Rum ve Ermeni lobilerini bahane ederek bize teslim etmedi. Türkiye bu hamleyi tamamen stratejik ihtiyaçları doğrultusunda, mecburiyetten yaptı" değerlendirmesinde bulundu.

Batı’nın Türkiye’ye karşı uyguladığı çifte standarda dikkat çeken Prof. Dr. Uğur Özgöker, "Yunanistan S-400'lerden önce S-300’ler vardı ve onları aldı, Girit’e yerleştirdi; kimse ses çıkarmadı. Yunanistan’a uygulanmayan CAATSA yaptırımları, söz konusu Türkiye olunca hemen devreye sokuldu. Bu kabul edilemez bir çifte standarttır. Ancak yeni NATO yapısında Türkiye’ye biçilen güçte CAATSA yaptırımları olamaz." ifadelerini kullandı.

ABD'Lİ ŞİRKETLERİNDE HÜKÜMETE BASKI: YAPTIRIMLARI KALDIRIN 

Yaptırımların sadece Türkiye’ye değil, ABD’li şirketlere de zarar verdiğini belirten Özgöker, "Amerika’daki o büyük silah savunma şirketleri de para kazanmak istiyor. Kendi çıkarları doğrultusunda Amerikan hükümetine 'Bu yaptırımları kaldırın' diye baskı yapıyorlar. Dolayısıyla bu zirve ve yapılacak görüşmelerle yaptırım konusunun tamamen kapanmasını bekliyoruz" şeklinde konuştu.

MİLLİ MUHARİP UÇAK KAAN VE MOTOR MESELESİ

Türkiye’nin yerli ve milli projelerine de değinen Prof. Dr. Uğur Özgöker, "Kendi milli uçağımız KAAN’ı yaptık ama uçağa motor lazım. Kendi motorumuzun tamamlanması 2035’i bulabilir. Bu süreçte savaş uçağı motorlarının tedariki noktasında bu görüşmeler büyük bir fırsat sunuyor." sözleriyle aktardı. 

NATO'NUN TEHDİT LİSTESİNDE HANGİ ÜLKELER VAR?

NATO’nun yeni güvenlik mimarisi "NATO 3.0" gündemdeki yerini korurken, A Haber Ankara Temsilcisi Murat Akgün stratejik bir değerlendirmede bulundu.

NATO Genel Sekreteri Rutte’nin açıklamaları ışığında ittifak içindeki tehdit algılarını ve Türkiye’nin savunma sanayi projelerindeki son durumu analiz eden Akgün, CAATSA yaptırımları, F-35 süreci ve KAAN projesi gibi kritik başlıklarda dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

NATO’nun güncel tehdit önceliklerini değerlendiren A Haber Ankara Temsilcisi Murat Akgün, "NATO Genel Sekreteri'nin birkaç dakika önce sona eren basın toplantısına baktığımız zaman soruların yüzde 90'ı, haliyle yanıtların da yüzde 90'ı Rusya ile ilgiliydi. Yani şu anda NATO ağırlıklı olarak Rusya'yı başat tehdit olarak görüyor ve bu tehdidin Ukrayna'nın ötesine yayılabileceğini düşünüyor, bundan endişe ediyor. Bu nedenle de Rutte, savunma harcamalarının gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 5'ine çıkarılması konusunda ısrarcı oluyor." ifadelerini kullandı.

Tehdidin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Akgün, "Şu andaki tehdit Rusya'dır ancak ufukta görünen asıl ve daha büyük tehdit Çin'dir. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri ısrarla bunu empoze ediyor." sözleriyle dikkat çekti.

İttifak içerisindeki farklı tehdit algılarına değinen Murat Akgün, "NATO üyelerinin, Avrupa Birliği üyelerinin tehdit algısı farklı. Kuzeydeki ve doğudaki ülkeler, örneğin Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti, tarihsel nedenlerden ötürü Rusya'yı başat tehdit olarak görüyor. Ancak İtalya, İspanya ve Portekiz'e baktığınız zaman onlar göçü tehdit olarak görüyorlar." değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin stratejik konumuna da dikkat çeken Akgün, "Türkiye'ye geldiğiniz zaman, daha önce Suriye vardı, şimdi İran var. Yunanistan'a baktığınız zaman ise onlar zaten sadece Türkiye ile yatıp kalkıyorlar. Bugün NATO'da 360 derece tehdit algısına sahip tek üye Türkiye. Diğerlerine kime sorsanız Rusya, Rusya, Rusya." ifadelerini kullandı.

Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunlara da değinen Akgün, "Türk-Amerikan ilişkileri çok girift ve birbirine bağlı konulardan oluşuyor. CAATSA neden uygulandı? Çünkü biz S-400 füzelerini Rusya'dan aldık. Peki bu füzeleri neden Rusya'dan aldık? Çünkü parasını ödemeyi teklif etmemize rağmen Amerika Birleşik Devletleri Patriot füzelerini bize satmadı. Patriotlar bir hücum silahı mı? Hayır, bir savunma silahı. O halde bir müttefik, diğer müttefikine kendisini savunması için gerekli silahı neden vermedi?" ifadeleriyle süreci sorguladı.

F-35 ve KAAN projelerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Murat Akgün ise, "Türkiye'nin ilk aşamada 10-15 F-35 alımı söz konusu olabilir. Zaten dördünün parasını ödedik. Kim neden bahsediyor? Ancak benim ilk aşamada daha kolay çözülebileceğini düşündüğüm konu, KAAN uçakları için F110 motorlarının temin edilmesidir." sözlerini kaydetti.


 

"TRUMP NATO'YA BİR DERS VERMEK İSTİYORDU"

A Haber ekranlarında yayınlanan konuk olan Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Tolga Sakman, küresel siyasetin merkezindeki Türkiye’nin artan rolünü ve beklenen Erdoğan-Trump zirvesinin şifrelerini deşifre etti. 

"ERDOĞAN OLMASA TRUMP KATILMAYABİLİRDİ"

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın diplomasideki hamlelerini değerlendiren Dr. Tolga Sakman, "Trump’ın NATO özelinde bir rahatsızlığı olduğunu biliyoruz ve NATO’ya bir şekilde ders verme çabası var. Biz hep işin ekonomik kısmını konuştuk Trump olduğu için; işte bu gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5’inin karşılanması, askeri harcamalar vesaire konuşuldu ama Trump aynı zamanda NATO’nun Avrupa üzerinde, yani Avrupa’nın daha fazla sorumluluk almasını istiyor" ifadelerini kullandı. Zirvenin önemine dikkat çeken Sakman, "Bu zirve, Trump'ın katılmayarak bir şekilde NATO’ya cevap vereceği bir zirve olabilirdi. Ama Türkiye’de olması ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın özel daveti olunca Trump kendi ağzıyla söyledi zaten, bu sebeple katılacağını" sözlerini ekledi.

CAATSA YAPTIRIMLARI VE NATO TARİHİNDE BİR İLK

Savunma sanayiindeki engellerin aşılması gerektiğini belirten Dr. Tolga Sakman, "CAATSA yaptırımları zaten bütün F-35’ler vesaire bir şekilde dönüp dolaşıp CAATSA’ya bağlanıyor. CAATSA iki devlet arasında, iki NATO müttefiki arasında, iki stratejik ortak arasında olmaması gereken bir şey; baştan hata ve bu hata da bir şekilde devam ediyor. Bunun tamamen kalkması gerekiyor aslında" değerlendirmesinde bulundu. Türkiye’nin savunma sanayiindeki yükselişine vurgu yapan Sakman, "Avrupa’da savunma sanayii noktasında adım atmaya çalışan bir Avrupa biliyoruz ama bir türlü o adımı atamıyorlar. NATO tarihinde ilk kez böyle bir forum yapılıyor savunma sanayii üzerine; o da Türkiye’de yapılması bir şans değil, özellikle yapılmış bir şey. Çünkü Türkiye’nin mevcut savunma sanayii dinamikleri Avrupa’nın da haricinde çok öznel bir yerde" dedi.

"TÜRKİYE'NİN İLANI OLACAK"

32 ülkenin liderini bir araya getirecek olan bu dev organizasyon öncesinde AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Şahin, A Haber ekranlarında kritik değerlendirmelerde bulundu. Şahin, Türkiye'nin savunma sanayindeki devrimi ve diplomatik başarısıyla artık ittifak içerisinde sadece sayısal bir güç değil, "vazgeçilmez bir küresel aktör" konumuna yükseldiğini vurguladı.

TÜKETEN DEĞİL, ÜRETEN VE GÜÇLÜ TÜRKİYE

Türkiye’nin geçmiş dönemlerde NATO içerisinde sadece "ordu büyüklüğü" ile anıldığını hatırlatan Prof. Dr. Mehmet Şahin, "Eskiden Türkiye için 'ABD’den sonraki en büyük ordu' tabiri kullanılırdı. Bu doğruydu ama artık yeterli değil. Çünkü o dönemde Türkiye daha çok 'tüketici' ülke konumundaydı. Bugün ise savunma sanayiinde yerlilik oranını %20’lerden %80’lere çıkaran, teknolojisiyle ihtiyaç duyulan bir 'üretici' ülke konumuna geldik" sözleriyle aktardı. Şahin, bu başarının temellerinin 2004 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde Savunma Sanayii İcra Komitesi’nde alınan kararlara dayandığını vurguladı.

ANKARA ZİRVESİ BİR DÖNÜM NOKTASI OLACAK

Zirvenin Türkiye’nin küresel ligdeki yerini tescilleyeceğini belirten Prof. Dr. Mehmet Şahin, "Bazı Batılı medya organları veya dergiler Türkiye’nin geldiği noktayı anlamakta güçlük çekebilir, ancak bu zirve Türkiye’nin küresel bir oyuncu olduğunu net bir şekilde ortaya koyacak. Savunma sanayiindeki insan kaynağımız ve siyasi istikrarımız bizi bu noktaya taşıdı. Ankara’daki bu buluşma, Türkiye’nin küresel oyuncu potansiyelinin tüm dünyaya ilanıdır" şeklinde konuştu.

Ahaber

F-35 KISITLAMASI KALKACAK MI?

Başkent Ankara, 22 yıl aradan sonra gerçekleşecek tarihi NATO Liderler Zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. İttifakın 36. liderler zirvesi öncesi SETA Araştırmacısı Dr. Hüseyin Arslan, A Haber ekranlarında NATO’nun tarihsel dönüşümünü, Türkiye’nin savunma sanayiindeki devasa kapasitesini ve "NATO 3.0" olarak adlandırılan yeni dönemin Ankara’dan dünyaya vereceği mesajları değerlendirdi.

SAVUNMA SANAYİİNDE YERLİ DEVRİM VE YAPTIRIMLAR

Türkiye’nin yaptırımlara rağmen kendi göbeğini kestiğini ifade eden Dr. Hüseyin Arslan, "Türkiye, Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan bu yana askeri yaptırımlara maruz kaldı ancak ASELSAN, TUSAŞ ve BAYKAR gibi dev şirketlerimiz bu süreçlerin sonunda doğdu. Kaan uçağımızın motoru ve yerli projelerimiz, yaptırımların aslında bizi daha da güçlendirdiğini kanıtlıyor" değerlendirmesinde bulundu. Arslan, müttefik ülkelerin Türkiye’yi dışarıda tutma çabalarının aslında kendilerine zarar verdiğini dile getirdi.

"YAPTIRIMLAR KALKARSA YENİ İŞ BİRLİĞİ ZEMİNİ OLUŞUR"

Trump ve Erdoğan arasındaki kritik görüşmeye de değinen Arslan, "CAATSA yaptırımlarının ve F-35 programı üzerindeki kısıtlamaların, Trump’ın Türkiye ziyareti ve NATO zirvesi süreciyle birlikte kalkacağını düşünüyoruz. Trump, Türkiye’nin referans alınması gereken önemli bir müttefik olduğunun farkında. Bu yaptırımların kalkması sadece askeri değil, diplomatik bir jest ve yeni bir iş birliği zemini olacaktır" ifadelerini kullandı.

Ahaber

CAATSA KARARI DEĞİŞECEK Mİ?

Kamuoyu Araştırmacısı Hilmi Daşdemir, A Haber ekranlarında Ankara’da düzenlenecek tarihi NATO zirvesini ve Türkiye’nin küresel arenada artan stratejik gücünü değerlendirdi. Daşdemir, savunma sanayindeki yerli ve milli atılımların Türkiye'yi dünyada ayrışan bir noktaya taşıdığını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Barış Diplomasisi" ile küresel liderlik vizyonunun bu zirveyle birlikte yeni bir dönemi başlatacağını vurguladı.

CAATSA YAPTIRIMLARI VE F-35 ALIMI

NATO zirvesinde ABD ile olan ilişkilerin de masaya yatırılacağını ifade eden Hilmi Daşdemir, "Trump’ın daha önceki açıklamalarına baktığımızda Türkiye’ye yapılan kısıtlamaların haksızlık olduğunu belirttiğini görüyoruz. Eğer gerçek anlamda müttefiksek, CAATSA yaptırımlarının kaldırılması kaçınılmaz bir gereklilik olmalıdır" şeklinde konuştu. F-35 projesinde Türkiye’nin sadece bir alıcı değil, aynı zamanda ortak olduğunu hatırlatan Daşdemir, "Bizi zorbalıkla oyunun dışına çıkarmaya çalıştılar ancak bu durum ne ortaklığa ne de müttefikliğe sığar. Ben bu kısıtlamaların kalkmasını bekliyorum" ifadelerini kullandı.

ERDOĞAN’IN BARIŞ DİPLOMASİSİ VE KÜRESEL LİDERLİK

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dünyadaki en etkili dört liderden biri olarak görüldüğünü belirten Daşdemir, "Dünya beşten büyüktür teziyle yola çıkan Sayın Cumhurbaşkanımız, bugün barışın anahtarı haline gelmiştir. Tahıl koridorunun oluşturulması, esir takasları ve Afrika’daki krizlerin çözümü noktasındaki aktif rolü, Türkiye’nin diplomatik gücünü en üst seviyeye çıkarmıştır" sözleriyle aktardı. Daşdemir ayrıca, "Sayın Erdoğan’ın liderliği ve vizyonu, Türkiye’yi uluslararası camiada daha etkin ve güçlü bir noktaya getirdi" değerlendirmesinde bulundu.

Ahaber

KRİTİK BİR DÖNÜM NOKTASI

Türkiye'nin ev sahipliğinde 7-8 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilecek 36'ncı NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi hem ittifakın geleceği hem de küresel güvenlik mimarisinin şekillenmesi açısından kritik bir dönüm noktası olarak görülüyor.

Ahaber
A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin