
TÜRKİYE'NİN ARABULUCULUK FAALİYETLERİ
Arabuluculuk faaliyetlerindeki en önemli konunun ülkenin kimliği ve tutumu olduğunu belirten Fidan, ara bulucu ülke, her iki tarafın da saygı gösterdiği, güvendiği bir tarafsa sorunun hızla çözüldüğünü hatırlattı.
Hakan Fidan, buna örnek olarak, Etiyopya ve Somali arasındaki neredeyse çatışmaya dönecek sorunun, Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliği yaptığı görüşmeler sonucunda çözülmesini gösterdi.
Birden fazla tarafın içinde bulunduğu savaşlarda durumun daha farklı olabildiğine dikkati çeken Fidan, şöyle devam etti:
"Bazı ikiden fazla tarafın işin içinde olduğu savaşlar var. Diyelim ki Rusya-Ukrayna savaşı. Rusya var, Ukrayna var, bir tarafında Amerika var, başlangıcında oradaydı, Avrupa ülkeleri var, herkes var. İran-Amerika savaşı, bir tarafında İsrail var, Körfez var, diğer ülkeler var, birçok şey var. Bizim en fazla yaptığımız konu, biz çok yakından takip ettiğimiz için arabuluculuk meselelerini, sadece kendi ara buluculuk yaptığımız konular değil, bölgemizde devam eden krizlere de ilişkin arabuluculara da çok iyi şeyler veriyoruz. Bazen moral veriyoruz, bazen diyoruz ki 'şu açıdan bak, burası eksik kalmış'. Yani o da önemli. Çünkü herkesin perspektife ihtiyacı var. Karmaşık problemler, kimsenin tek başına kendi aklıyla çözebileceği konular değil, kendi psikolojisiyle altından kalkacağı şeyler değil. Mümkün olduğunca aklın, bu türden konulara memur edilmesi gerekiyor. Bir de benim gördüğüm, bu arabuluculuk konularında kredi aramaktan ziyade gerçekten sonuca odaklanan ülkeler, ara bulucular daha etkili oluyorlar, daha kabul edilebilir hale geliyorlar. Yani siz yaptığınız işin reklamını yaparsanız bir sonraki konuda sizi insanlar görmek istemiyorlar açıkçası. Bir de öyle bir husus var. Dolayısıyla biraz bunu hayır işi gibi görüp gizli götürmek (gerek)."
YUNANİSTAN'DA, TÜRKİYE İÇ SİYASET MESELESİ
Fidan, Yunan yetkililerin Ege sorunları bağlamındaki açıklamalarına ilişkin, Yunanistan'da iç siyasette bir Türkiye faktörünün bulunduğuna işaret ederek, "İç siyasette birisi 'short cut' yapacaksa, ilave hızlı çabuk puan alması gerekiyorsa veya kamuoyunun dikkatini üstüne çekmesi gerekiyorsa, kamuoyu rüzgarına ihtiyaç varsa açacağı kart Türkiye kartı." ifadesini kullandı.
Türkiye'de siyasetin böyle işlemediğini kaydeden Fidan, "Yunanistan'ı istediğiniz kadar konuşun konuşmayın, böyle bir konu yok. Bizim daha büyük, daha küresel sorunlarımız var. Ama Yunanistan siyasetinin bir tane konusu var. Onlar adına da aslında zaman zaman söylüyoruz: Yunanistan gibi bir ülkenin bu kadar dar bir perspektifle siyaset yapmaması gerekiyor. Ama birbirlerini oradan sıkıştırıyorlar." diye konuştu.
Bakan Fidan, Yunanistan'daki mevcut hükümetle bir sonraki seçime kadar bu hükümetlerin sorunları iyi niyetle çözmek için ellerinden geleni yapmalarına ve Ege Denizi'nde önceki gibi bir gerginlik olmamasına yönelik Mayıs 2023'ten itibaren bir anlayış birliğine ulaştıklarını anımsattı.
Yunanistan'da iktidar ne zaman bu noktaya gelse oradaki muhalefetin hükümeti vurduğu tek yerin Türkiye konusu olduğunu hatırlatan Fidan, "Bu siyasetin irrasyonel olduğu taraflar var maalesef. Demokrasi iyi bir sistem ama bazen böyle, ne diyelim, hormonlu tarafları da var." dedi.
"GAYRİ ASKERİ STATÜYE SAHİP ADALARIN SİLAHLANDIRILMASINI ASLA KABUL ETMİYORUZ"
Fidan, Türkiye'nin mevcut tehditleri ciddiye almamasıyla ilgili bir durum olmadığını ve pozisyonunun belli olduğunu belirterek, "Bir defa Ege'deki sorunlar, kıta sahanlığı meselesi çözülene kadar bizim durduğumuz yer belli. Biz gerilim çıkarılmasından taraf değiliz. Gayri askeri statüye sahip adaların silahlandırılmasını asla kabul etmiyoruz. Bununla ilgili çok ince, çok ısrarlı girişimlerimiz var." bilgisini paylaştı.
Çoğu zaman birtakım şeyleri kamuoyuna intikal etmeden yürüttüklerini, çünkü bunun Yunanistan'da sıkıntıya sebep olabildiğini aktaran Fidan, "Ama bu bölgenin barışa ihtiyacı var, silahlanmaya değil. Onu defaatle söyledik. Savaş kimsenin lehine olan bir husus değil. Aslolan barıştır." değerlendirmesinde bulundu.
Dışişleri Bakanı Fidan, Yunanistan'da seçim atmosferine doğru bir gidiş olduğuna işaret ederek, "Türkiye karşıtı dilin" bir süre daha kullanılacağını, ancak Türkiye'nin pratikte ve resmiyette olana baktığını söyledi.
Bu konuda, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve Sahil Güvenlik Komutanlığının hassas durumda olduğuna dikkati çeken Fidan, "Umarız kimse orada çılgınca bir hareket yapmaz. Barışın, huzurun, gereği neyse onu yaparlar." sözlerini sarf etti.
Fidan, Başkan Erdoğan'ın 2003'ten itibaren bu meseleyi çözmek istediğini gösterdiğini hatırlatarak, "Yunan hükümetlerinin, Yunan siyasetinin doğası gereği bu konuda ileri adım atamadığı" görüşünü dile getirdi.
Bakan Fidan, belki de Yunan halkının, siyasileri "savaşta, savaş söyleminde değil; barışta senin arkandayız" şeklinde cesaretlenmesi gerektiğini vurguladı.
Fidan, Türkiye'nin ciddi bir devlet olduğunu ve konuları o şekilde takip ettiğini kaydederek, Yunan yetkililerin birtakım söylediklerinin söylem bazında kalmasını umduğunu aktardı.
Öte yandan bunu daha ileriye taşıma ihtimallerine ilişkin Fidan, "İrrasyonel bir noktada, maceracı adımlarla gitme niyetleri olursa bu devletin ciddiyeti, gücü herkes tarafından biliniyor." ifadesine yer verdi.
Fidan, gelecek hafta Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu'nun New York'ta toplanmasına ilişkin, Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın her sene BM'de verdiği mesajların çok yakından takip edildiğini ve kurulda hitap sıralamasında da Erdoğan'ın ilk konuşmacılar arasında yer aldığını söyledi.
Başkan Erdoğan'ın dünya sorunlarına çözüm önerileri çerçevesinde kapsamlı ve vizyoner bir konuşması olacağını kaydeden Fidan, yapay zeka konusunda gelecekteki risklere yönelik ortak adım atılmasına ilişkin de çağrısı olacağını anlattı. Fidan, Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasında olacak görüşmeye dair, iki liderin Ankara'daki son görüşmesine ve son temaslarına atıfta bulunarak, şunları kaydetti:
"(Trump'ın) Ne kadar ev sahipliğinden, görüşmelerden etkilendiğini ve iki ülke arasındaki ilişkileri daha da iyiye taşımak istediklerini ve var olan sorun alanlarının kaldırılması yönünde çalışacağını... Biliyorsunuz, CAATSA yaptırımları bizim için özellikle Savunma Sanayii Başkanlığımız için bir ayak bağı. Bunu kaldırmaya uğraşıyoruz. Bunun başlamasına sebep olan bu S-400 meselesinin çözüm yolunda da birtakım yaratıcı fikirler var. Bunu karşılıklı iyi niyetle hayata geçirmeye çalışıyoruz, birtakım çözüm yollarını. İnşallah o konuda olumlu adımlar atacağız diye umut ediyorum."
"Terörsüz Türkiye" sürecine ve 11 Eylül'deki Diyarbakır ziyaretine ilişkin Fidan, "Terörsüz Türkiye'nin orada inanılmaz derecede olumlu yankı bulduğunu gördüm. Yani zaten taban buna hazır." ifadesini kullandı.
Fidan, çok değişik sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle görüştüğünü, saatlerce konuştuklarını ve çok değerli görüşler söylediklerini anlatarak, siyasal, ticari, inançsal ve kültürel gibi birçok duruşu olan insan olduğunu ve hepsinin durduğu yerden Diyarbakır'ı, "Terörsüz Türkiye" meselesini ve Kürt kimliğinin önündeki engellerin kaldırılmasına yönelik atılan adımlardan duyulan memnuniyeti dinlediklerini aktardı.
"EN BÜYÜK SİYASİ DEVRİM KİMLİK İNKARININ KALDIRILMASI"
AK Parti iktidarının ilk andan itibaren çok büyük siyasi reformlar yaptığına işaret eden Fidan, "En büyük siyasi devrim de kimlik inkarının kaldırılması. İnsan Kürt, Alevi, Sünni, Arap olduğu için değil, gerçekten Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu için bu toprakların saygın bir bireyi, ferdi olduğu için azizdir, muteberdir ve anayasal koruma altındadır. Bunu biz mümkün kıldık." diye konuştu.
Fidan, ilerletilebilecek alanların olduğunu ancak bunun yolunun şiddet değil, siyaset olduğunu vurgulayarak, Başkan Erdoğan'ın hem başbakan hem cumhurbaşkanı olduğu dönemlerde dindarlar, Kürtler ve Aleviler açısından hassas konularda devlet ile toplum barışmasını sağlayacak önemli adımları AK Parti kadrolarıyla attığına yakından şahit olduğunu anlattı.
Bu sorunların siyasal temelinin bittiğine ve "Terörsüz Türkiye" sürecinin buna yönelik önemine dikkati çeken Fidan, "Örgütün lideri de bunu yıllar önce söylemişti, yani siyasal sebebi bitmiştir. Pratikte bu çatışmaları durdurmanın yoluna bakmak gerekiyor. Ben özellikle bölgede olan Suriye'de, Irak'ta olan gelişmelerin bunu mümkün kıldığını gördüm. Şimdi tabii şunu duymak da hoş oluyor. Ülke, bölgedeki kardeşlerim artık diyorlar ki, 'Diyarbakır'ın sanayileşmesi için ne yapıyorsunuz? Belirli bir sanayi kapasitemiz var, daha fazla nasıl sanayileşeceğiz? Peki, biz sanayileştik, benim limanım yok, benim ürünümü taşıyacak bağlantısallık konuları nasıl halledeceksiniz?' Bakın, bunlar ekonomik olarak zor talepler ama keyifli talepler, olması gereken tartışmalar, buradan gitmesi lazım." değerlendirmesinde bulundu.
Fidan, bölgedeki sulama kanalı ve baraj projelerinin bittiğinde 4 milyon dönümlük ekstra bir yerin daha fazla sulama imkanına kavuşacağını ve 2,5 kat daha fazla ürün alınabileceğini söyledi.
Siyasal sorunun ve kimlik sorununun ortadan kalktığı bir yerde halkın refahının, daha da zenginleşmesinin, daha da huzura kavuşmasının, daha büyük imkanlarla yaşamasının hedeflendiğine işaret eden Fidan, bunların tartışılıyor olmasının fevkalade önemli olduğunu dile getirdi.
"TÜRKİYE'NİN ÜRETTİĞİ İSTİKRAR, SADECE KENDİSİNİ BESLEMİYOR, BÖLGEDEKİ ÜLKELERİ DE BESLİYOR"
Fidan, ne tür sorun olursa olsun herkesin bunu silah yoluyla değil, konuşma ve diyalog yoluyla çözülmesini istediğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Bu önemli ve kıymetli bir şey. Terörsüz Türkiye sürecinin ilerletilmesi, Cumhur İttifakı'nın, Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Sayın Devlet Bahçeli'nin ortaya koyduğu bu irade ve tavrın da bunun için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Buna verilen cevabın da kıymetli olduğunu düşünüyorum karşı taraftan. İnşallah bunun Türkiye'nin sadece geleceği için değil, bölgenin de geleceği için sınırlarımızın ötesindeki Kürt kardeşlerimizin de bölgesel huzur, barış için önemli olduğunu düşünüyorum, Suriye'de ve Irak'ta yaşayan Kürtler için. Biliyorsunuz Türkiye'nin ürettiği istikrar, sadece kendisini beslemiyor, bölgedeki ülkeleri de besliyor. Bu noktada ben orada da söyledim. Sadece Türkiye'deki Kürt kardeşlerimiz değil, sınırın ötesindeki Kürtler de Türkiye'nin ürettiği istikrardan ve refahtan payını alacaklar."
Örgütün silah bırakma sürecine ve çalışmalara dair Fidan, şunları paylaştı:
"Gönül ister ki tabii daha hızlı olsun her şey. Mesela örgüt Mayıs 2025'te kendisini feshettiğini ve silahlı mücadeleye son verdiğini deklare etmiş. Geldiğimiz nokta şimdi Eylül 2026'dayız. Bir yıldan fazla bir zaman geçmiş. Silahların bırakılmasıyla ilgili somut adımların atılması şu ana kadar gerçekleşmedi. Bundan sonra gerçekleşmesi için işte birtakım mekanizmaların hayata geçmesi, onun için zaman faktörünün önemli olduğunu düşünüyorum. Daha hızlı olabilir ama dediğim gibi dikkatli olmak gerekiyor. Şu anda ortaya konmuş birtakım beyanlar, iradeler var ama pratikte tehdidin kendisini lağvetmesi, tehdit olmaktan çıkartması önemli. Bunu da çok yakından takip etmek gerekiyor."
SURİYE VE IRAK'TAKİ DURUM
Fidan, Suriye ve Irak'taki gelişen şartların da Türkiye'nin izlediği politikanın da "Terörsüz Türkiye" sürecini iki taraflı beslediği değerlendirmesinde bulunarak, "(Suriye ve Irak'taki gelişmeler) Terörsüz Türkiye açısından tamamlayıcı hususlar. Burada artık ne Suriye'de ne Irak'ta o ülkenin silahlı unsurları dışında herhangi bir silahlı unsurun barınmasına izin verecek ne siyasal ortam var, ne işgal ortamı var, ne artık anlayış var. Her iki ülkenin iktidarı da bu konuda kararlı, hem Bağdat hem Şam, kendi ülkelerinde kendi silahlı kuvvetleri dışında silahlı grupların, örgütlerin olmaması konusunda." diye konuştu.
Artık bu ülkelerde kimsenin saklanma ya da Türkiye'ye ateş etme imkanı olmadığına dikkati çeken Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir insanın Türkiye'de bir derdi varsa yapacağı tek bir iş, gelecek burada açıktan siyaset yapacak, kendi derdini halka götürecek, halktan destek alacak, zorlanacak, düşecek, kalkacak ama o siyaseti yapacak. Ve Cumhurbaşkanımız öyle yaptı, diğerleri öyle yaptı. 'Yok ben kafama yatmadı, ben gidip silah alayım.' O zaman devleti karşınızda bulursunuz. Dolayısıyla ne Suriye ne Irak artık kendi için topraklarının PKK veya bir başka örgüt tarafından işgal edilmesine, silahlı gruplar tarafından kontrol edilmesine, bu grupların ülkede cirit atmasına kimse izin vermiyor artık. Gelinen nokta bu. Dolayısıyla bu Terörsüz Türkiye için tamamlayıcı bir nokta. İnşallah burada güzel bir imkan var. Umarız örgüt bu imkanı iyi değerlendirir. Karşılıklı atılacak adımlarla da bu sorunu inşallah kalıcı olarak gündemimizden çıkartırız."
"VATANDAŞLAR DAHA FAZLA KAYIT ALIYOR VE BAŞKALARININ HAYATLARIYLA İLGİLİ VERİ ÜRETİYOR"
Yürüyerek konuşmayı, düşünmeyi ve iş görüşmelerini sevdiğini belirten Fidan, fırsat buldukça hem Türkiye'de hem yurt dışı ziyaretlerinde yürüdüğünü anlattı.
Fidan, kendisinin yürüyüş yaparken bir aracın kamerasıyla çekilmesine ve bunun sosyal medyaya yansımasına ilişkin, "George Orwell'ın, aslında topyekun gözetleme toplumunu biz kendi elimizle inşa ediyoruz. Şöyle bir ironi var aslında. Devletin yaptığı gözlem ve kayıtla, halkın birbirine yaptığı gözlem ve kaydı dikkate alıp karşılaştırdığınız zaman aslında vatandaşlar daha fazla şey yapıyorlar, kayıt altındalar. Daha fazla kayıt alıyorlar, daha fazla takip ediyorlar, daha fazla başkalarının hayatlarıyla ilgili veri üretiyorlar." ifadelerini kullandı.
Bir noktada halkın "kendi kendini gözetlediği" değerlendirmesinde bulunan Fidan, yapay zeka konusunda ABD'nin teknolojiyi ürettiğini, etkilerini ve potansiyeli görmeye başladığını, iyi ve kötü yönlerini tartışacak noktaya geldiğini söyledi.
"YAPAY ZEKA İÇİN SEFERBERLİK İLAN EDİLMELİ"
Fidan, Türkiye'nin yapması gerekenin bu teknolojiye sahip olmak olduğuna dikkati çekerek, "Bunun için bir seferberlik ilan etmemiz gerekiyor, bu fevkalade önemli." dedi. ABD ve Çin'in kendilerini yapay zeka yatırımları ve veri merkezleriyle yeni bir çağa hazırladıklarını kaydeden Fidan, bunun endüstri ya da başka devrimler gibi olmayacağını kaydetti.
Fidan, yapay zekanın nükleer silah açısından olduğu gibi "sahip olunan ya da olunmayan" bir teknoloji olduğuna işaret ederek, gelecekte yapay zekanın çok fazla hayata girmesiyle bir ülkeye yaptırım uygulanacağı zaman bunun "o ülkenin yapay zekadan kesilmesiyle" yapılacağı değerlendirmesinde bulundu.
Bunun şimdiden başladığını ve artabileceğini belirten Fidan, yapay zekanın diğer teknoloji ürünleri gibi alınamayabileceğini söyledi.
"TÜRKİYE'NİN DE HİSSEDARI OLDUĞU BİRTAKIM ADIMLARIN ATILMASI GEREKİYOR"
Fidan, bu tür teknolojiyi kendi kendine de yapmanın kolay olmadığına işaret ederek, "Atacağımız adımlar var ama özellikle büyük datayı üreteceğimiz, büyük veri merkezlerini kuracağımız, kendi coğrafyamızın içerisinde belli ülkelerle bir araya gelip büyük adımlar atmamız gerekiyor. Avrupa Birliği ile de aslında bunu konuşuyoruz belli oranlarda. Türkiye'nin de hissedarı olduğu birtakım adımların atılması gerekiyor. Bu noktada hükümette yürütülen çalışmalar var, çok büyük bir farkındalık var bakanlarımız arasında." diye konuştu.
Bunun artık sıradan bir teknolojik ve rekabet meselesi olmadığına dikkati çeken Fidan, "Bu ulusal güvenlikle ve var olmayla alakalı bir konu. Çok yukarıda bir konu. Konuyu oradan görüp, oradan götürmemiz gerekiyor." dedi.
"SURİYE ARTIK NORMALDİR, BURADA KALMALIYIZ, GELMELİYİZ"
Fidan, Suriye'ye son yaptığı 2 günlük ziyaretine ilişkin, "Vermemiz gereken bir mesaj var: Orada bir gece kaldık. Suriye artık normaldir, burada kalmalıyız, gelmeliyiz." ifadesini kullandı. Suriye'de ziyaret ettiği yerlerin ve bunların Anadolu kültüründeki, inancındaki ve siyasetindeki önemini anlatan Fidan, "Tarihsel köklerimizin bir kısmı da orada. Ona da sahip çıkmak gerekiyor." diye konuştu.
Fidan, Balkanlar'da çok fazla eser ve gidilecek yer olduğuna işaret ederek, Şam, Bağdat ve Orta Asya'da bazı şehirlerin de bu nitelikte olduğunu anlattı.
Tarihsel yolculuk yaparak kimlik ve anlam arayışını daha derin, zengin ve tamamlayıcı hale getirmenin de güzel olduğunu dile getiren Fidan, "Daha sağlıklı tarih okumasıyla, anlam okumasıyla daha iyi bir gelecek hazırlanıyor, ona inanıyorum." ifadesini kullandı.