İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi açıkladı: Namık Gedik'in kabri taşınacak
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, merhum Başbakan Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın katledilişlerinin 65’inci yıl dönümündeki anma programında konuştu. Bakan Çiftçi, 27 Mayıs darbesinde hayatını kaybeden dönemin İçişleri Bakanı İsmail Namık Gedik’in naaşının, Başkan Erdoğan’ın imzasıyla Adnan Menderes’in anıt mezarının bulunduğu alana nakledileceğini açıkladı.
Zeytinburnu'ndaki Adnan Menderes Anıt Mezarı'nda gerçekleşen Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın 65. Vefat Yıl Dönümü Anma Programı'nda konuşan Çiftçi, Menderes ve yol arkadaşları Zorlu, Polatkan ve Namık Gedik'in milletin inancıyla, mukaddesatıyla ve değerleriyle yaşama, kendi geleceği üzerinde söz sahibi olma iradesinin temsilcileri olduğunu kaydetti.
Çiftçi, 27 Mayıs 1960 Darbesi'nde milletin iradesinin silahların gölgesinde gasbedildiğini, milletin seçtiği başbakan ve bakanların esir alındığını, hukukun ise darbecilerin kurduğu intikam düzeninin aracına dönüştürüldüğünü anımsattı.
Merhum İçişleri Bakanı İsmail Namık Gedik'in darbenin henüz ilk günlerinde hayatını kaybettiğini kaydeden Çiftçi, "Darbeciler onun ölümünü sözde intihar olarak duyurdular. Ancak biz, darbenin karanlık şartlarında oluşturulan bu anlatıyı kabul etmiyor, İsmail Namık Gedik'i 27 Mayıs zulmünün mazlumu ve şehidi olarak rahmetle yad ediyoruz." ifadelerini kullandı.

Çiftçi, Yassıada'da milletin vicdanında hiçbir zaman karşılık bulmayan bir yargılama süreci işletildiğini belirterek, "Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan 16 Eylül 1961'de, Adnan Menderes ise 17 Eylül 1961'de ölümsüzlüğe yürüdüler. Darağacına gönderilen üç devlet adamıydı, fakat asıl hesaplaşma millet iradesiyleydi." diye konuştu.
Ezan-ı Muhammedi'nin yeniden asli hüviyetiyle semalarda yankılanması ve Anadolu insanının devlet yönetiminde söz sahibi olmasının, bu iradenin yükselişinin en güçlü işareti olduğunu ifade eden Çiftçi, "Onlar zannettiler ki Menderes'i, Zorlu'yu, Polatkan'ı ve Gedik'i ortadan kaldırınca bu irade de ortadan kalkacak. Oysa bu aziz milletin gönlüne yerleşmiş sevgiyi darağacına çekemezsiniz, bu milletin hafızasını idam edemezsiniz." dedi.
Çiftçi, Necip Fazıl Kısakürek'in merhum Menderes'in şehadetinin ardından kaleme aldığı "Zeybeğim" şiirindeki derin sızının, aradan geçen on yıllara rağmen hala yürekleri titretmeye devam ettiğini belirterek, şiirden bazı mısraları okudu.
Bakan Çiftçi, "Bu millet doğruldu ve merhum Necmettin Erbakan'la, merhum Turgut Özal'la, Türkiye Yüzyılı'nın lideri muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'la ayağa kalktı. Menderes, Polatkan, Zorlu ve Gedik ise milletimizin gönlünde her geçen yıl daha büyük bir rahmetle, minnetle anılmaya, şükranla yad edilmeye devam etti." ifadelerini kullandı.
"BU AZİZ MİLLET, VESAYET ZİHNİYETİNİ VE DARBECİ ZALİMLERİ ASLA UNUTMAYACAKTIR"
Türkiye'nin yakın tarihini, milletin kendi iradesine sahip çıkma mücadelesi olarak da okumak gerektiğini aktaran Çiftçi, sözlerine şöyle devam etti:
"27 Mayıs'tan 12 Mart'a, 12 Eylül'den 28 Şubat'a, 27 Nisan e-muhtırasından 15 Temmuz'a uzanan süreçte vesayet zihniyeti farklı biçimlerde tezahür etti. 15 Temmuz gecesi ise Muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısıyla alanlara, meydanlara çıkan aziz milletimiz, tankların karşısına dikilerek bu vesayet zincirine tarihi bir kıyamla 'dur' dedi. O gece milletimiz, Menderes'in 'Yeter. Söz milletindir' iradesini bir kez daha meydanlarda kahramanca haykırdı. İşte bunun için açıkça ifade ediyoruz. Bu aziz millet, kendi bağrından çıkarak, millet uğruna bedel ödeyen milletin adamlarını unutmadığı gibi, milletimizin değerleriyle, mukaddesatıyla, iradesiyle ve tarihiyle savaşan, vesayet zihniyetini ve darbeci zalimleri de asla unutmayacaktır."
Çiftçi, "Bir tarafta darbenin karanlığı, Yassıada'nın zulmü ve darağaçları, öte tarafta milletin gönlünde 65 yıldır yaşayan Menderes, Polatkan, Zorlu, Gedik ve İleri. Zaman, zalimin hükmünü aşındırmış, mazlumun hatırasını ise büyütmüştür. Çünkü zulüm, bir insanın sesini susturabilir, fakat hakikatin sesini susturmaya muktedir olamaz." diye konuştu.

"27 MAYIS'IN KARANLIĞI, NAMIK GEDİK'İN ADINI HAFIZAMIZDAN ÇIKARAMADI"
Sezai Karakoç'un 'Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Halbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar, vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar' dizelerini hatırlatan Çiftçi, şunları kaydetti:
"Evet, kurtulamadılar. Milletin vicdanından da tarihin hükmünden de kurtulamadılar. Ebediyen de kurtulamayacaklar. Kurulan darağaçları, Menderes'i milletin gönlünden asla silemedi. Yassıada, Zorlu'nun ve Polatkan'ın hatırasını unutturamadı. 27 Mayıs'ın karanlığı, Namık Gedik'in adını hafızamızdan çıkaramadı. Aradan geçen 66 yıl göstermiştir ki, hakkın ve hakikatin hükmü bakidir."
NAMIK GEDİK'İN NAAŞI İSTANBUL'A TAŞINIYOR
Çiftçi, "Aziz milletimizle önemli bir kararı paylaşmak istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanı'mızın dünkü imzasıyla merhum İçişleri Bakanımız İsmail Namık Gedik'in naaşının, Adnan Menderes Anıt Mezarı'nın bulunduğu alana nakledilerek defnedilmesi kararlaştırılmıştır. Şehitlerimizin aziz hatırasına gösterdiği bu büyük vefa dolayısıyla muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a huzurlarınızda şükranlarımı arz ediyorum." ifadelerini kullandı.
Şehitleri rahmet, minnet ve hürmetle yad ettiğini kaydeden Çiftçi, "Onların millet sevgisini, mukaddesat hassasiyetini ve bizlere bıraktıkları emaneti gelecek nesillere taşımaya devam edeceğiz." dedi.
Eski İçişleri Bakanı İsmail Namık Gedik
İÇİŞLERİ BAKANI DR. İSMAİL NAMIK GEDİK KİMDİR?
Dr. İsmail Namık Gedik, Malatya Arapgir eşrafından Kaşif Bey ve Fatma Macide Hanım'ın oğlu olarak, babasının posta müdürlüğü görevi sırasında, 1911'de Trabzon'da doğmuştur. Ailenin daha sonra İstanbul'a taşınmasının ardından eğitimine İstanbul'da devam eden Namık Gedik, 1930 yılında Kabataş Erkek Lisesi'nden mezun olmuştur.
Küçük yaşta kız kardeşini verem hastalığından kaybetmiş olmanın etkisiyle İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girmiş, 1936 yılında mezun olmasının ardından Aydın'ın Çine ilçesine hükümet tabibi olarak tayin olmuştur. 1937 yılında Türkiye'nin ilk kadın hakimlerinden Melahat Hanım ile evlenen Namık Gedik; Aydın'da görevli olduğu 4 yıl boyunca yaptığı hizmetleri ve kişiliği ile halk tarafından çok sevilmiş, o dönemde Aydın'da doğan pek çok çocuğa Namık isminin verilmesine sebep olmuştur.
1942 yılında başladığı dahiliye ihtisasını Haydarpaşa Numune Hastanesi'nde tamamlayarak 1948 yılında Muğla Memleket Hastanesi Dahiliye Mürahaslığı'na, daha sonra da aynı hastanenin başhekimliğine tayin edilmiştir. 1949 yılında Haydarpaşa Numune Hastanesi Verem Pavyonu Mütehassıslığı görevine getirilmiş, 1950 yılında Demokrat Parti'den Aydın Milletvekili seçilinceye kadar bu görevini sürdürmüştür.
1954 ve 1957 seçimlerinde yine Aydın'dan Demokrat Parti milletvekili seçilen Dr. İsmail Namık Gedik, milletvekilliği sırasında Ege Bölgesi Parti Müfettişliği yapmıştır. 17 Mayıs 1954–10 Eylül 1955 ve 12 Ekim 1956–27 Mayıs 1960 tarihleri arasında sürdürdüğü İçişleri Bakanlığı görevi ile Cumhuriyet tarihimizde bu görevi en uzun süre yapan bakanlardan biridir.
Gençliğinde Türk Talebe Birliği içinde aktif olarak faaliyet gösteren Dr. Namık Gedik'in siyasete atılması, esas itibarıyla Aydın Çine'deki çalışmaları ve eşi Melahat Hanım'ın teşvikleriyledir. Demokrat Parti'nin teşkilatlanma çalışmaları sırasında eşinin teşvikleriyle partinin mitingine katılmış; bu sayede Adnan Menderes ile tanışmış ve devam eden irtibatları neticesinde hem şahsi meziyetleri, liyakati hem de bölgesinde çok sevilen bir isim olması hasebiyle milletvekilliğine aday gösterilmiştir.
Sorumluluk almaktan kaçınmayan kişiliği, disiplinli ve çok çalışmasıyla birleşince parti içinde kısa zamanda sevilen, sayılan ve tanınan bir kişi haline gelmiştir. Meclis çalışmaları öncesinde, gündemle ilgili detaylı ve titiz bir şekilde konusuna hazırlanır, etkileyici bir hitabetle fikrini ortaya koyar ve sonuç alırdı. Detaylı çalışması sayesinde sadece sağlık komisyonlarında değil çalışma, dışişleri ve diğer meclis komisyonlarında da aktif görev almış; konulara hakimiyeti ve bilgisi teşkilat içinde giderek artan bir saygı uyandırmış; onu siyasette başat bir aktör haline getirmiştir.
Milletvekilliği süresince kendi partisinin mecliste sunmuş olduğu birçok kanun teklifine dahi yüksek bilgisiyle yapıcı eleştiriler getirmiş; zaman zaman sorgulayıcı bir tavır takınmış, pek çok kanunda, yaptığı uyarılar doğrultusunda gerekli revizeler yapılmıştır.
Bütün bu özelliklerinin yanı sıra uyumlu kişiliği ve tartışılmaz sadakati neticesinde 1954 yılında Başbakan Adnan Menderes tarafından İçişleri Bakanı olarak atanmıştır.
İç ve dış vesayetin baskılarını iyice arttırdığı bir dönemde İçişleri Bakanlığı görevini üstlenen Dr. Namık Gedik 6-7 Eylül Uşak olayı, Topkapı ve Geyikli hadiseleri gibi hassas süreçlerle karşı karşıya kalmıştır.
6-7 Eylül 1955 olayları sonrasında 10 Eylül'de görevinden istifa etmiş; 12 Ekim'de İçişleri Bakanlığı görevine tekrar atanmıştır.
Dışarıdan organize edildiği yıllar sonra açığa çıkan 6-7 Eylül Olayları sonrasında, esasen doğrudan bir kusuru olmamasına rağmen hükümetin üzerindeki baskıyı almak için istifa etmiştir. Bunun sebebini soran oğlu Arda Gedik'e verdiği ''Devlet adamlarının ve üst kademe bürokratların, kusura dayanmayan sorumlulukları vardır'' cevabı, onun yüksek sorumluluk duygusunun doğal neticesidir.
İçişleri Bakanlığı görevini 27 Mayıs 1960 darbesine kadar sürdüren Dr. Namık Gedik, darbeciler tarafından gözaltına alınmış; 29 Mayıs 1960'ta, darbe ortamının hukuksuzluğu ile maskelenmiş bir kurgu neticesinde gözaltındayken hayatını kaybetmiştir.
27 Mayıs darbesinde gözaltında hayatını kaybeden ve kayıtlarda ölüm nedeni ''kalp krizi'' olarak geçen diğer de DP'lilerin ölümünde olduğu gibi ''hassas bir kişiliğe sahip olması hasebiyle, uğradığı ağır hakaret ve baskının kendisini intihara sürüklediği'' iddiası da hiçbir zaman kamu vicdanında karşılık bulmamıştır. Otopsi yapılmasına Hatta ailenin cesedi görmesine dahi izin verilmemesi, atladığı iddia edilen camdaki kırığın vücudunun geçemeyeceği kadar küçük olması gibi pek çok karanlık nokta barındıran ve sağlıklı delillerle ispatlanamayan bu iddiaya karşılık gözaltında uğradığı işkence ve kötü muamele, birçok kişinin tanıklığı ile sabittir.
Henüz 49 yaşındayken hayatını kaybeden, 27 Mayıs 1960 darbesinin ilk şehidi, 2 çocuk babası Namık Gedik aynı zamanda yazar ve şairdir.
Eserlerinde ''Kaşif'' mahlasını kullanan Dr. Namık Gedik' in pek çok şiirinin yanı sıra Nur Dağı'nın etekleri, Akarsu, Sazlar ve kurbağalar, 3 eşsiz, Kağını, Meçhul Eser, Tövbe, Bir Gölge, Boynu bükük kızlar, Kırık tekne, Bademler açarken adlı hikayeleri vardır. Şiir ve hikayelerinin bir kısmı 1932 ve 1933 yıllarında Servet-i Fünun mecmuasında ve Şair Tabipler kitabında yayımlanmış; 1979 yılında ''Namık Gedik-Şiirler'' adlı bir kitapta toplanmıştır.