
"BURADA BATISIZ BİR DÜNYA İÇİN DE TOPLANMADIK"
Albayrak, çocukların seslerini bulmalarına, tecrübelerini değerli görmelerine yardımcı olmak istediklerini vurguladı.
"Bilginin tek bir merkezden ve türlü algoritmalardan süzülerek ekranlarına aktığı bir dünyada bunları başarmak çok zor." diyen Albayrak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Çocuklarımızın dikkati, hayali ve hafızası, teknokolonyal rejimin sürekliliği için adeta birer ham madde. Burada Batı'ya karşı bir başka merkez kurmak veya Batısız bir dünya için de toplanmadık. Bilakis, dekolonizasyon Batı'ya da kendisini ele geçirmiş olan 'efendilik kompleksi'nden arınması için açık bir davettir. Zira tıkanan uluslararası sistemin, Paris'te, Londra'da, New York'ta, Amsterdam'da üretilen bilginin sınırlarına dayandığı anlaşılıyor. Dünyanın artık yeni merkezlere, İstanbul'da, Cakarta'da, Addis Ababa'da, Rabat'ta, Kahire'de ve Gazze'de üretilen bilgeliğe de ihtiyacı var. İşte bu yüzden forumun İstanbul'da olması bir tesadüf değil. Yüzyıllardır kültürlerin buluştuğu, farklılıkların bir arada yaşayabildiği bu şehir, forumun ideallerinin tarihsel olarak vücut bulduğu somut bir örnektir."
Tarihin önemli eşiklerinin bulunduğuna dikkati çeken Albayrak, "Öyle dönemler olur ki eski cevaplar, artık yeni soruları taşıyamaz. Bizler, böyle bir eşikteyiz. Bunun en görünür kanıtı Gazze'dir. On yıllardır süren sömürgeci işgalin 7 Ekim sonrası vardığı boyut, mevcut uluslararası sistemin ahlaki ve siyasi meşruiyetine yönelik bütün dünya halklarının vicdanında derin bir sorgulamayı beraberinde getirmiştir." dedi.
Esra Albayrak, gelinen noktada üniversiteler ya da uluslararası insan hakları mahkemeleri gibi kurumlarda iyi niyetli çalışmalar olsa da onların da o kurumları üreten paradigmanın kendi sınırına çarptıklarını söyledi.
BATI'YA "EFENDİLİK KOMPLEKSİ"NDEN ARINMA DAVETİ
Sabah Gazetesi Yazarı Mahmut Övür düzenlenen forum hakkında kaleme aldığı "Batı'ya 'efendilik kompleksi'nden arınma daveti" isimli köşe yazısında şu ifadeleri kullandı:
"Henüz yeni dünyanın nasıl olacağı bilinmese de insanlık, tarihin en büyük sorgulamasıyla yüz yüze. Mevcut BM sistemi sorgulanıyor, liberal ekonomi ve demokrasi sorgulanıyor, devletlerarası ilişki sorgulanıyor ve en önemlisi de sanki dünyanın hiçbir coğrafyasında bilim, sanat, kültür üretilmemiş gibi Batı'nın tek merkez olarak sunulduğu eski dünya sorgulanıyor.
İstanbul bu sorgulamanın yapıldığı en önemli küresel merkezlerden biri... İzlediniz mi bilmiyorum, üç gündür İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde bütün bu soruları soran ve cevap arayan küresel bir forum düzenlendi: "Dünya Dekolonizasyon Forumu..."
Şöyle diyebiliriz, son 500 yılda deniz yollarının ele geçirilmesiyle Batı'nın küçük ülkeleri bile dünyanın onlarca ülkesini yüzyıllar boyunca sömürge yaptı ve bütün kaynaklarını Batı'ya taşıdı. Ama mesele sadece yeraltı ve yerüstü kaynaklarının sömürülmesi değildi. Çok daha vahim olan, zihinlerin sömürgeleştirilmesiydi.
Geçen yüzyılda birçok ülke sömürgeciliğe karşı ulusal kurtuluş mücadelesi verdi ve "bağımsız" oldu. Ancak zihinlerin sömürgeleştirilmesi sürdü ve bu diğerinden çok daha iz bırakan bir tehlikeydi. İşte İstanbul'da düzenlenen "Dünya Sömürgesizleşme Forumu" bu derin tehlikeye karşı atılmış küresel çaptaki ilk adımdı.
Enstitü Sosyal ve NUN Eğitim ve Kültür Vakfı ev sahipliğinde düzenlenen foruma katılanlar, bilginin tek merkezli üretimine karşı çıkarak İstanbul'u sembolik olarak Doğu ile Batı, geçmiş ile gelecek, yerel ile küresel arasında kurucu bir temas alanı olarak konumlandırdı."
"İSTANBUL KÜRESEL BİLGİ ÜRETİM MERKEZİ OLABİLİR"
ABD'li siyaset bilimci Prof. Anne Norton, dekolonizasyon tartışmalarının küresel güç dengelerindeki değişim nedeniyle önem kazandığını söyledi. Filistin mücadelesinin yalnızca siyasi bir mesele olmadığını belirten Norton, bu sürecin ekonomik mülksüzleştirme, toprak gaspı, kaynakların sömürülmesi ve iklim değişikliği gibi konuları da görünür hale getirdiğini ifade etti.
Genç kuşakların alternatif bilgi kaynaklarına yöneldiğini söyleyen Norton, Türkiye'nin kültür, ekonomi ve bilgi üretimi açısından önemli bir merkez olduğunu vurguladı. Filistin meselesinin Batı'da yeni kesimlerin siyasete katılımını artırdığını belirten Norton, ana akım medya dışındaki kaynaklara yönelimin sömürgecilik karşıtı düşüncenin yayılması açısından umut verdiğini söyledi.
Norton ayrıca dekolonize düşüncenin tek bir kültürel kaynağa bağlı olmaması gerektiğini, farklı kültürlerden beslenen çoğulcu bir yapıya dayanması gerektiğini ifade etti. İstanbul'un da gelecekte küresel bilgi üretim merkezlerinden biri olabileceğini dile getirdi.
ABD’li siyaset bilimci Prof. Anne Norton (AA)
"ZİHNİMİZİ SÖMÜRGECİLİKTEN ARINDIRMAMIZ GEREKİYOR"
Singapur Ulusal Üniversitesi Sosyoloji ve Antropoloji Profesörü Syed Farid Alatas, dünyanın halen büyük ölçüde sömürgeci ya da neo-sömürgeci bir düzen içinde olduğunu belirterek, yalnızca siyasi yapının değil, bilgi üretimi ve düşünce sistemlerinin de sömürgecilikten arındırılması gerektiğini söyledi. Filistin'i günümüzdeki sömürgeleştirme örneklerinden biri olarak gösteren Alatas, geçmişte bağımsızlığını kazanan birçok Asya ve Afrika ülkesinin de küresel güçlerin etkisi altında kalmaya devam ettiğini ifade etti. Özellikle ABD'nin siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda dünya üzerindeki etkisine dikkat çeken Alatas, emperyalizmin günümüzde farklı biçimlerde sürdüğünü dile getirdi.
Bilginin sömürgesizleştirilmesinin önündeki en büyük engellerden birinin, akademisyenler ve eğitim yöneticilerinin sömürgeciliğin devam eden etkilerini yeterince fark edememesi olduğunu söyleyen Alatas, insanların dünyayı algılama biçimlerinin değişmesi gerektiğini belirtti. Batılı eğitim modellerinin özellikle Asya ve Müslüman dünyasında sosyal bilimler alanını şekillendirdiğini ifade eden Alatas, bunun zamanla "entelektüel bağımlılık" yarattığını ve insanların dünyayı İngiliz ve Amerikan düşünce sistemleri üzerinden anlamlandırmaya başladığını söyledi.
Bu bağımlılığın yalnızca düşünsel düzeyde kalmadığını vurgulayan Alatas, akademik yükselme ve görünürlük süreçlerinde de Batılı kurumların belirleyici rol oynadığını ifade etti. Eğitim sistemlerinde köklü reformlara ihtiyaç olduğunu belirten Alatas, sömürgecilik karşıtı bilgi üretiminin yalnızca düşünce dünyasını değil, siyasi ve ekonomik düzeni de dönüştürmeyi hedeflemesi gerektiğini söyledi. Ayrıca Müslüman entelektüellerin emperyalizm, ekonomik sömürü ve sömürgecilik meselelerine daha fazla eğilmesi gerektiğini vurguladı.

FİLM GÜNLERİYLE DEVAM EDİYOR
2026 Dünya Dekolonizasyon Forumu kapsamında düzenlenen "Dekolonize Film Günleri" 13-14 Mayıs tarihlerinde seyirciyle buluşmaya devam ediyor.
İLK GÜN BİRBİRİNDEN ÖZEL GÖSTERİMLER SAHNE ALDI
Program 13 Mayıs'ta Derviş Zaim'in sürrealist bir anlatımla Kıbrıs'ın bölünmüş gerçekliği içinde bir toplumun hafıza, kimlik ve iyileşme arayışını tasvir ettiği "Çamur" filmiyle başladı.
Ardından, Roland Joffé'nin yönettiği ve 18. yüzyıl Güney Amerika'sında sömürge düzeni altında yerli halkların varoluşsal mücadelesini, İspanya ve Portekiz arasındaki toprak çatışmaları ve bölgedeki misyonerlerin faaliyetlerinin yarattığı tarihsel gerilimler üzerinden ele alan "Misyon" filmiyle devam etti.

Gösterim programı, Avustralya tarihinin en acımasız sömürge politikalarından birini, yani Aborjin çocuklarının ailelerinden zorla alınmasını ve asimilasyonunu anlatan Phillip Noyce'un yönettiği "Tavşan Geçirmez Çit" filmiyle son buldu.
Öte yandan program, İran sinemasının en önemli yönetmenlerinden Majid Majidi'nin, Tahran'ın kenar mahallelerinde hayatta kalma mücadelesi veren dört çocuğun öyküsü üzerinden çocuk işçiliği, yoksulluk ve sosyal eşitsizlik konularını ele aldığı "Güneş Çocukları" filmi izleyiciyle buluştu.
Günün kapanış filmi, Libya'nın İtalyan sömürgeciliğine karşı bağımsızlık mücadelesini, bu direnişin sembolü haline gelen Ömer Muhtar'ın gözünden anlatan, Moustapha Akkad'ın 1980 yapımı kült klasiği Çöl Aslanı oldu.
İKİNCİ GÜN PROGRAMINDA NELER VAR?
Dekolonizasyon Film Günleri'nin ikinci günü, Semih Kaplanoğlu'nun yönettiği "Tahıl" filmiyle başlayacak. Film, distopik bir atmosferde modern dünyanın teknoloji, bilgi ve doğa üzerindeki tahakküm ilişkilerini sorguluyor.
| SAAT | FİLM ADI |
| 11:00 | Tahıl (Grain) |
| 13:30 | Kara Kız (Black Girl) |
| 15:30 | Son Mohikan (The Last of the Mohicans) |
| 18:00 | Thiaroye Kampı (Camp de Thiaroye) |
| 21:00 | Kayıp Dünya (Lost Land) |
Ardından, Afrika sinemasının babası olarak anılan Senegalli yönetmen Ousmane Sembène'nin kısa öykülerinden birinden uyarlanan, Sahra Altı Afrika sinemasının ilk uzun metrajlı filmi "Kara Kız" gösterilecek. Film, sömürgecilik sonrası dönemde devam eden kültürel yıkımı ve kimlik arayışını ele alacak.
"Son Mohikan" filmi, Kuzey Amerika'da Fransızlar ve İngilizler arasında yapılan sömürge savaşlarının yerli halklar üzerindeki yıkıcı etkilerine ve kültürel hafızanın kaybına odaklanacak. Seçkide ayrıca Ousmane Sembène'nin "Camp de Thiaroye" filmi de yer alacak.
1988 yapımı film, izleyiciyi İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki sömürge düzenine götürüyor ve Fransız ordusunda savaşmış Senegalli askerlerin bir terhis kampındaki bekleme sürecini ve sömürge yönetimi ile askerler arasındaki gerilimlerden kaynaklanan hak ihlallerini inceliyor.
Program, Japonya, Fransa, Malezya ve Almanya ortak yapımı olan ve Rohingya dilinde çekilen ilk uzun metrajlı film olma özelliğini taşıyan Kayıp Dünya'nın gösterimiyle sona erecek.
2025 yapımı film, Myanmar'daki Rohingya Müslümanlarının savaş, yıkım ve vatansızlık deneyimlerini, Bangladeş'teki bir mülteci kampından Malezya'ya, ayrılmış aileleriyle yeniden bir araya gelme umuduyla tehlikeli bir yolculuk yapan iki çocuğun öyküsü üzerinden anlatıyor.
İki gün sürecek program, farklı dönem ve coğrafyalardan filmler aracılığıyla sömürgecilik deneyiminin kültürel, politik ve insani boyutlarını görünür kılmayı amaçlıyor.