"TEK PARTİ FAŞİZMİ BU ARAÇLARDAN BİRİDİR"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin sanayi devrimini kaçırmasının, bilgi ve teknoloji devriminin gerisinde kalmasının sebebinin milletin kabiliyetsizliği veya Türkiye'nin yetersizliği olmadığını işaret ederek, "Türkiye, çeşitli dönemlerde farklı siyasi, sosyal, ekonomik araçlar kullanılarak özellikle bu süreçlerin dışına itilmiştir. Tek parti faşizmi bu araçlardan biridir. Darbeler ve vesayet bu araçlardan biridir, terör bu araçlardan biridir. Kimi zaman sağ-sol kimi zaman Alevi-Sünni kimi zaman Türk-Kürt, kimi zaman dindar-laik kisvesi altında oluşturulan kutuplaşmalar bu araçlardan biridir." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin yaşadığı her siyasi ve sosyal kaosun beraberinde ekonomik kayıpları da getirdiğini vurgulayan Erdoğan, "Bilhassa 1960 darbesinden beri bu gerçeği sayısız örneği ile görmek mümkündür. Hükümetlerimiz döneminde başlattığımız büyük demokrasi ve kalkınma devrimlerinin önünü kesmek, etkisini azaltmak, mümkünse takvimleri geriye sarmak için de bu oyunlar oynanmaya devam edilmiştir. Hatırlayın 2007 yılında ortada hukuki ve siyasi hiçbir sebep yokken ülkemizin önüne suni bir rejim tartışması, Cumhurbaşkanlığı seçimi krizi çıkardılar. Ardından Gezi olayları ile başlayıp 15 Temmuz darbesini de içine alacak şekilde kesintisiz süren bir başka süreç yaşadık." diye konuştu.
Erdoğan, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinin geri kalmışlığını ortadan kaldıracak yatırımları yaptıkları ve hak ve özgürlük sınırlarını genişlettikleri bir dönemde çukur eylemleri ile bölücü terörün tekrar hortlatıldığını belirterek, şöyle devam etti:
"Ülkemizin içinde yaşanan her sıkıntının dışarıdan planlanan ve beslenen bir boyutu da mevcuttur. Bu tablo karşısında milletimizin desteği ile verdiğimiz tarihi mücadele sayesinde ülkemizi asırlık tuzaklardan, asırlık cenderelerden kurtardık. Öncelikle güvenlik stratejilerimizi değiştirdik, terör örgütleri ile sınırlarımız içinde yüzleşmek yerine tehditleri kaynağında tespit ve imha edecek yeni bir stratejiye geçtik. Bunun için milli birlik ve beraberliğimizi tahkim ederek hem askeri ve polis gücümüzü hem diplomatik gücümüzü kullandık. Terör ve teröristle beraber terörizmle mücadele ettik. Yaptığımız yatırımlar ve getirdiğimiz hizmetlerle ülkemizin 81 vilayeti ile birlikte terör hadiselerinin yaşandığı şehirlerimizi de hızla kalkındırdık. Kadınıyla, genciyle, çocuğuyla, işçisiyle, işvereni ve esnafıyla her kesimden insanımızın sorunlarını çözecek, talep ve beklentilerine cevap verecek imkanlar sağladık."

"TÜRKİYE'Yİ MÜREFFEH BİR YER HALİNE GETİRDİK"
Türkiye'yi askeri gücünü ve savunma sanayisi geliştirerek, sınırların korunması ve sınır ötesi hareket yapmak için ihtiyaç duyulan silah ve mühimmatı üreterek, dışa bağımlılıktan kurtardıklarını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
"Ülkemizi her türlü meselenin konuşulabildiği; ret, inkar ve asimilasyon politikaları yerine hak, hukuk ve özgürlük temelli bir yönetim yapısına kavuşturduk. Tüm bunlar sayesinde Türkiye'yi istisnasız her köşesinde, milletimizin istisnasız her ferdinin aynı demokratik ve ekonomik imkanlara sahip olduğu müreffeh bir yer haline getirdik. Turizmden çarşı pazara kadar günlük hayatın her anında bu tabloya şahit olmak mümkündür. Düne kadar teröristlerin kol gezdiği yaylalarda artık bal veren arıların, otlayan hayvanların, piknik yapan vatandaşlarımızın ve güzellikleri keşfeden turistlerin sesleri yankılanıyor. Düne kadar teröristlerin yol kesip huzur kaçırdığı ovalarda tarım ve üretim yapılıyor. Düne kadar teröristlerin saldırıları sebebiyle kapalı olan okullarda çocuklarımız eğitim-öğretim görüyor. Düne kadar yatırımcı olmadığı için tabelalarını indiren sanayi sitelerinde her gün fabrika binaları yükseliyor. İnşallah bu güzel tabloyu daha da geliştirerek sürdüreceğiz."
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sadece bu yıl ikna yoluyla 153 terör örgütü mensubunun teslim olmasının sağlandığını belirterek, son 5 yılda bu şekilde yeniden kazanılan gençlerin sayısının 1000'i geçtiğini bildirdi.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen Kabine Toplantısı'nın ardından millete seslenen Erdoğan, terör örgütünün yurt içindeki insan ve finans kaynaklarını bitirme noktasına gelindiğini, artık çocukları dağa giden anne babaların yürek sızısı yerine, çocuklarına kavuşan Diyarbakır annelerinin sevinçlerini paylaştıklarını söyledi.
Samimiyetle çalıştıkça, attıkları adımların karşılığını da görmeye başladıklarını belirten Erdoğan, "Sadece bu yıl ikna yoluyla 153 terör örgütü mensubunun teslim olmasını sağladık. Son 5 yılda bu şekilde yeniden kazandığımız gençlerimizin sayısı 1000'i geride bıraktı. Sınırlarımızın ötesinde de PKK'sından DEAŞ'ına ve FETÖ'süne kadar, terör örgütü mensuplarına nefes aldırmıyor, nereye kaçarlarsa kaçsınlar tepelerine tepelerine biniyoruz. Artık hiç kimsenin bu ülkede milletimizin bir kesiminin dertleri ve beklentileri üzerinden ayrımcılık siyaseti yapmasına izin vermeyeceğiz." diye konuştu.

"UYUŞTURUCU BAĞLANTILI ÖLÜMLERİ SON 5 YILDA NEREDEYSE ÜÇTE BİR SEVİYESİNE DÜŞÜRDÜK"
Terörün en büyük finans kaynağı olan uyuşturucuyla mücadeleyi de tarihin en ileri seviyesine getirdiklerini vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Amerika'nın Afganistan'ı işgali sonrasında bu bölgede 20 kat artan afyon ekimi ve uyuşturucu üretiminin Avrupa'ya naklinin en büyük lojistik kaynağı PKK terör örgütüdür. Aynı şekilde Avrupa'daki gelişmiş laboratuvarlarda üretilen sentetik uyuşturucuların Orta Doğu bölgesine naklinin lojistiğini de PKK mensupları yürütmektedir. Tabii bu arada bizim gençlerimizi zehirleyen uyuşturucunun kaynağı da önemli ölçüde bu örgüttür. Sınırlarımızı sıkı sıkıya kontrol altına alarak, uyuşturucu suçlarına verdiğimiz cezaları artırarak bu trafiğe çok ciddi darbeler vurduk. Öyle ki ülkemizde uyuşturucu bağlantılı ölümleri son 5 yılda neredeyse üçte bir seviyesine düşürdük. Bugün cezaevlerinde yatan mahkumların aşağı yukarı üçte biri uyuşturucu suçundan oradadır. Ülkemizdeki terör örgütlerini nasıl insan ve finans kaynaklarını çökerterek etkisiz hale getirdiysek, sınırlarımız boyunca kurulmaya çalışılan terör koridorlarında da aynısını yapacağız."
Erdoğan, son dönemde göç yönetiminde de yeni stratejileri ve uygulamaları devreye aldıklarını dile getirdi.
Türkiye'nin her dönemde olduğu gibi geçen 10 yılda da son derece onurlu ve ahlaklı şekilde hayata geçirdiği "insani güvenlik anlayışı"yla, sınırlarına gelen tüm mazlumlara ve mağdurlara kucak açtığını dile getiren Erdoğan, "Geçmişte Balkanlar'dan ve Kafkaslar'dan, daha yakın tarihte Irak'tan, son olarak Suriye'den gelen büyük göç dalgalarını hep bu anlayışla göğüsledik. Ancak dünyada ve bölgemizde yaşanan gelişmeler artık bu tabloyu aynı esneklikte devam ettirebilmemize imkan sağlamamaktadır." ifadelerini kullandı.
"UYUM STRATEJİLERİMİZİ BELİRLEDİK VE GEREKEN ADIMLARI ATMAYA BAŞLADIK"
Son 5 yılda 2 milyon 350 bin kişinin Türkiye'ye yasa dışı yollardan giriş yapamadan sınırda engellendiğini bildiren Erdoğan, sınırlar içinde yakalanan düzensiz göçmen sayısının da 1 milyon 300 bini geçtiğini söyledi.
"Bunların bir kısmı kendiliğinden geri dönerken, 286 binini de biz sınır dışı ettik." diyen Erdoğan, şöyle konuştu:
"Tabii bu göçmenlerin neredeyse tamamına yakınının hedefinin 'Türkiye'de kalmak' değil, Avrupa'ya hatta belki oradan da başka yerlere geçmek olduğunun altını çizmemiz gerekir. Türkiye, yürüttüğü bu etkili ve kapsamlı sınır güvenliği ve göç politikasıyla Avrupa'nın üstesinden gelemeyeceği bir göçmen akınına uğramasının önüne geçmiştir. Ama artık bizim bu yükü tek başına üstlenmemiz mümkün değildir. Meselenin, her ne kadar verilen sözler tam manasıyla yerine getirilmemiş olsa da sadece maddi külfet paylaşımıyla çözülemeyecek bir boyuta ulaştığını herkes görmeli ve kabul etmelidir. Avrupa başta olmak üzere göçmenlerin hedefi durumundaki ülkelerden, daha fazla, daha gerçekçi, daha samimi sorumluluk üstlenmelerini bekliyoruz. Biz, sınırlarımız içindeki mevcut göçmen meselesinin bir kısmını, güvenliği ve gönüllü olarak geri dönmelerini sağlamak, bir kısmını sosyal ve ekonomik programlarla ülkemize entegre etmek suretiyle çözeriz. Bu çerçevede uyum stratejilerimizi belirledik ve gereken adımları atmaya başladık. Gerisi sığınmacıların hedefi olan yerlerin sorunudur. Göçe kaynaklık eden ülkelerden göçün hedefi olan ülkelere kadar tüm tarafları kucaklayan bir program geliştirilmediği sürece bu sorunun çözümünün mümkün olmadığını da biliyoruz. Türkiye'nin bu doğrultuda atılacak her adıma destek olacağından, katkı sağlayacağından kimsenin şüphesi olmasın."