Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Naci İnci ilk kez konuştu: Üniversitenize sırtınızı dönerek sahip çıkamazsınız
Eğitimle gündeme gelmek yerine aylardır bahçede protesto yapan sözde akademisyenlerle ilgili açıklamalarda bulunan Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Naci İnci, "Diyoruz ki 'Üniversitenize sırtınızı dönerek sahip çıkamazsınız. Onu koruyamazsınız. Gidip sahiplenmeniz lazım. Gelmeniz lazım. Elinizi taşın altına koymanız gerekir.' Öğrencine, öğretim üyesine, idari personeline hizmet edeceksin. Sırtınızı çevirerek, üniversitenizi çöküşe terk edemezsiniz." dedi.
Yaklaşık 3 hafta önce Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğüne atanan Prof. Dr. Mehmet Naci İnci, okuldaki protestoları, neden daha önce de rektör adayı olduğunu, disiplin soruşturmalarından niçin vazgeçtiğini, kesildiği iddia edilen bursları ve köklü üniversiteyi nasıl bir tarz ile yöneteceğine ilişkin değerlendirmede bulundu.
Prof. Dr. İnci, 15 Temmuz'da vekaleten, 21 Ağustos'ta da asaleten atanarak, yaklaşık 30 yıldan beri çatısı altında bulunduğu Boğaziçi Üniversitesinin rektörü oldu. İnci, selefi Prof. Dr. Melih Bulu döneminde rektör yardımcılığı yaptı.
Bulu'nun ardından rektörlük görevine atanan İnci, soruları yanıtladı.

İnci'nin sorulara verdiği yanıtlar şöyle:
Soru: Boğaziçi Üniversitesi Türkiye'nin en önemli markalarından biri. Yıl içinde yaşananlar, protestolar Boğaziçi markasına ve değerine zarar verdi mi?
Öğretim üyeleri, öğrenciler ve çalışanlar için üniversitemiz eşsiz bir mücevher değerindedir. Biz öğretim üyeleri, yöneticiler ve öğrenciler olarak kurumumuza çok bağlıyız. Ona adeta aşık insanlarız. O yüzden her bir birey, kurumuna sahip çıkmak, değerlerini korumak konusunda çok hassas. Bunun için de kuruma her türlü fedakarlığı yapmaktan da çekinmeyen bir dokumuz var. Yılbaşından itibaren olan bu süreç bazı üzücü şeyler ortaya çıkmasına sebep oldu. Boğaziçi Üniversitesi büyük bir camia. 1863'te kurulmuş bir camia, o yüzden bir zarar geldiğini düşünmüyorum açıkçası. Bunu da zaten hem bilimsel faaliyetlerimizde, araştırmalarımızda, hocalarımızın derslerini aksatmaması, öğrencilerimizin derslerine devam etmesi, üniversitemize olan rağbet konusunda bunu somut olarak görüyoruz. Bir tepki olduğu kuşkusuz ama bunun Boğaziçi Üniversitesine bir zarar verdiğini düşünmüyorum. Zaten kısa bir süreçti. Tekrar biz eski normal hayatımıza dönüyoruz diyebilirim.
Soru: Kurumun içinden birinin gelip yönetici olması genelde çalışanların istediği bir durumdur. Siz de yıllarınızı bu üniversiteye verdiniz. Daha önce çalışma arkadaşlarınız olanlar var, onların tepkisi ne oldu?
1994'te buraya geldim. Doktoramı Edinburgh'ta yapmıştım. Sonra Amerika'da bir doktora sonrası çalışmalarda bulundum. 1994'te buraya yardımcı doçent oldum. 1994'ten beri buradayım. Kısa bir zaman da Sabancı Üniversitesi'nin kuruluşunda bulundum. Tekrar 2005'te Boğaziçi'ne döndüm. Aşağı yukarı 30 yıla yaklaşan bir zamandır üniversitenin içindeyim. Çeşitli görevlerde bulundum. Daha önce 5 yıl gibi süre fizik bölümü başkanlığı yaptım. Çeşitli komisyon ve kuruluşlarında çalıştım. Sonuçta burası benim evim ve camiam. Buradaki öğretim üyeleri de arkadaşlarım. Bu açıdan bakıldığı zaman evet bu açıdan bakılınca bir kırgınlık söz konusu olabilir bazı arkadaşlarımızda. Çünkü benden önceki atamada üniversite zor bir süreç içerisine girdi. O arada birilerinin üniversiteye sahip çıkması gerekti. İşlerin durmaması gerekiyordu. Eğitim öğretim faaliyetlerinin devam etmesi gerekiyordu.
Birilerinin de fedakarlık yapıp bunu üstlenmesi lazımdı. Ben de daha önceki dönemde rektör adayıydım. Atamam olmamıştı ama madem ki adaysınız, böyle bir şeye niyetlenmişsiniz üniversitede ihtiyaç olmuş, zor duruma düşmüş... Bu size düşer. Sahiplenmeniz gerekir. Üniversitenize sahip çıkmanız gerekir. Üniversitenizi ortada bırakamazsınız. Doğal olarak bana düşen de üniversiteme sahip çıkmaktı. Sonra o süreç bir şekilde nihayetlendi. Sonra rektör olarak atandım. 15 Temmuz'da vekaleten, 21 Ağustos'ta da asaleten Cumhurbaşkanımız beni Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne layık gördü. Bazılarımızın bir kişiye kırgınlığı var. 'Daha önceki dönem neden görev aldınız, böyle bir idarenin niçin parçası oldunuz? dediler. Üniversitenize sahip çıkmak zorundasınız. Burası bizim için bir mücevherse ve eşsiz bir kurumsa, biz de buraya aşık insanlarsak bundan nasıl vazgeçebilirsiniz? Üniversiteye sahip çıkmamak gibi bir lüksümüz yok. Benim ve arkadaşlarımın yaptığı da budur.

Soru: Protestocu öğrencilerle diyaloğunuz oldu. Orada yaşananlar motivasyonunuza etki etti mi?
Motivasyonumuzda bir kayıp olduğunu sanmıyorum. Çünkü Boğaziçi Üniversitesi, ülkemizin en iyi üniversitelerinden biridir. Dünyada önemli bir ünü var. Yurt dışında birçok saygın üniversitede profesör olan mezunlarımız var. İş dünyasında, sanatta ve birçok alanda mezunlarımız görev yapıyor. Bu devam edecek. Bu kaliteli insanların yetişmesi devam edecek. Bu üniversite yaşayacak. Bizden önce vardı, bundan sonra da var olacak. Biz sadece geçici olarak buradayız. Elimizden gelenin en iyisini yaparak bayrağı bizden sonrakilere en iyi şekilde teslim etmekle görevliyiz. Onun için bizim motivasyon kaybı lüksümüz yok. Onu düşünecek durumda olduğumuzu bile düşünmüyorum.
Soru: Arkadaşlarınızdan ve öğrencilerden tepkiler gelmeye devam ediyor mu? Boğaziçi'nin sadece eğitimle konuşulacağı dönem yakın mıdır?
Bazı arkadaşlarımızın tepkileri devam ediyor. 'Daha önce neden görev aldınız.' diye. Bunda da biz zorluk çekiyoruz. Bir türlü kendimizi anlatamıyoruz. Diyoruz ki 'Üniversitenize sırtınızı dönerek sahip çıkamazsınız. Onu koruyamazsınız. Gidip sahiplenmeniz lazım. Gelmeniz lazım. Elinizi taşın altına koymanız gerekir.' Öğrencine, öğretim üyesine, idari personeline hizmet edeceksin. Ar-Ge ve projelerine hizmet etmelisiniz. Her şeyiyle ilgilenmek zorundasınız. Birilerinin bunu yapması gerekiyor. Sahip çıkarak üniversitenizi ileriye götürebilirsiniz. Sırtınızı çevirerek, üniversitenizi çöküşe terk edemezsiniz.
Soru: Göreve geldiğinizde şahsınızla alakalı disiplin soruşturmalarından vazgeçtiğinizi açıkladınız. Bu konuda ne gibi adımlar atıldı?
Sayısını tam bilmiyorum ama epeyce bir sayı vardı. Ben şahsımla alakalı disiplin soruşturmalarından vazgeçtiğimi ilan ettim. Bunu popülarite olsun diye yapmadım. Gerçekten kalbimden gelen bir şeydi. Hatta konuşmayı hazırladığımda basında en çok o cümle alındı. Ben böyle olsun da öne çıkarılsın diye yazmadım. Bu daha önceden kalbimden gelen, var olan bir şeydi. Kimseye ceza vermek... Hele ki öğrencilerimiz, evlatlarımız. Biz evlatlarımızı neden cezalandıralım, neden zorluğa girmelerini ve ceza almalarını isteyeyim ki? Hiçbir anne-baba bunu istemez. Sonuçta biz öğretim üyeleri olarak onları evlatlarımız olarak görüyoruz. Onlara neden ceza verelim? Fakat buranın da bir işleyişi var. Siz bazı kuralları koymazsanız, kurumunuzu yönetilmez hale getirirsiniz. Bu da sadece kuruma değil, herkese zarar verir. Benim şahsıma olan bütün şeylerden vazgeçtiğimi ilgili fakültelere bildirdim. Bunun hukuksal bir süreci var. Komisyonlar var, onlar değerlendirirler ama bunu deklare ettim. Gerekli yerlere de bildirdim. 'Bir şey talep etmiyorum. Ben bunları affettim. Hiçbir işlem yapmayın.' dedim.


