Kılıçla değil merhametle kazanılan zafer: İşte Mekke'nin fethindeki eşsiz ahlak!
Mekke'nin fethi, Hazreti Muhammed'in (s.a.v.) doğup büyüdüğü şehre yaklaşık 10 bin kişilik İslam ordusuyla dönüşüyle tarihe geçti. Ancak bu tarihi zafer yalnızca bir şehrin fethi değil, tevazu, adalet ve merhametin öne çıktığı bir fetih anlayışının da simgesi oldu. Nasr Suresi'nin mesajını değerlendiren İlahiyatçı Dr. Ümran Kılıçer ve Vaiz Hüseyin Taşdemir, fetih sonrası ilan edilen genel af, "Bugün size kınama yok" mesajı ve zafer karşısında korunan tevazunun asırlara uzanan anlamını A Haber ekranlarında anlattı.
Yıllar önce doğduğu topraklardan boykot, işkence ve baskılarla ayrılmak zorunda bırakılan Hazreti Muhammed (s.a.v.), hicretin 8. yılında Mekke'ye yaklaşık 10 bin kişilik İslam ordusuyla muzaffer bir komutan olarak döndü. Ancak bu dönüş kibri değil tevazuyu, intikamı değil tarihe geçen bir merhamet ve adalet dersini beraberinde getirdi.
Kendisine ve Müslümanlara yıllarca en ağır zulümleri reva görenlerin endişeyle beklediği o tarihi günde genel af ilan edildi; "Bugün size kınama yok" hitabıyla yalnız bir şehir değil, gönüller fethedildi. Gücün zirvesindeyken kul olduğunu unutmayan, intikam fırsatı varken merhameti seçen Allah Resûlü'nün fetih ahlakı ve Nasr Suresi'nin asırlara ışık tutan mesajı tüm boyutlarıyla gözler önüne serildi.
NASR SURESİ MEKKE'NİN FETHİNİ NASIL ANLATIYOR?
Mekke; Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin doğduğu, çocukluğunun, gençliğinin ve hatıralarının geçtiği kutlu şehirdi. İlk vahyin indiği bu topraklar, bir gün geldi Allah Resûlü'ne ve O'na inananlara dar edildi. Hakaretler, işkenceler, boykot ve dayanılmaz baskılar sonucunda Müslümanlar yurtlarını terk etmek zorunda kaldı. Allah Resûlü de doğup büyüdüğü şehre hüzünle veda etti. Fakat yıllar sonra tarih bambaşka bir sayfayı açacaktı.
Hicretin 8. yılı olan miladi 630'da Allah Resûlü, yaklaşık 10 bin kişilik İslam ordusuyla Mekke'ye yaklaşıyordu. Yıllar önce yalnız bırakıldığı topraklara şimdi binlerce insanla dönüyordu; ancak bu dönüşün büyüklüğü ordunun sayısında değil, insanlık tarihinin en çetin sınavlarından biri olan güç imtihanında saklıydı. Çaresizken sabretmek zordu fakat gücü eline aldığında değişmemek çok daha zordu.
İşte tam bu noktada nazil olan Nasr Suresi, fethin ve zaferin manevi boyutunu ortaya koydu:
"Bismillâhirrahmânirrahîm. İzâ câe nasrullâhi vel feth. Ve raeyten nâse yedhulûne fî dînillâhi efvâcâ. Fesebbih bihamdi rabbike vestağfirh, innehû kâne tevvâbâ."
Üç ayetten ibaret olan bu surede bir zaferin bütün ahlakı saklıydı. Sure; Allah'ın yardımını, fethi ve insanların fevc fevc İslam'a yönelişini anlatırken, zafer kazanan insana hamdetmeyi, tesbihte bulunmayı ve bağışlanma dilemeyi emrediyordu. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan İlahiyatçı Dr. Ümran Kılıçer, "Dikkat buyurun, Mekke'nin fethinden sonra İslamlaşma çok hızlı bir şekilde arttı. Toplumsal bir İslamlaşma süreci yaşandı fetihten sonra. Surede de bu vurgulanmıştı. Dendi ki; fetih gerçekleştikten sonra insanların topluluk halinde Müslümanlaştığını göreceksiniz. İslam'a girdiğini göreceksiniz. Ha bu sure işte şunu anlattı: Demek ki fetih, insanların İslam'a girmesini sağlayan bir aracı unsur.
Esasında bir hedef değildir fetih. Demek ki toplulukların İslamlaşmasını sağlayan unsurlara hizmet etmek zorundasınız. Yani diğer bir ifadeyle kan dökmeden fetih yapılır mı? Yapılır. En bariz örneği Mekke'nin fethidir ve fevc fevc, dalga dalga insanların Müslümanlığa girişi anlatılır o surede" ifadelerini kullandı.
ÜÇ AYETTE FETHİN VE ZAFERİN AHLAKI
Kur'an'ın tarif ettiği zafer anlayışı insanı gurur ve kibirle büyütmüyor, aksine kimin karşısında küçük ve aciz olduğunu hatırlatıyordu. Fetih kibirle değil şükürle karşılanıyor, gücün zirvesinde dahi kul olma şuuru muhafaza ediliyordu.
Surenin mesajını detaylandıran İlahiyatçı Dr. Ümran Kılıçer, "Bir fetihten bahsediliyor, insanların İslam'a girişinden bahsediliyor, daha sonra tesbih, hamd ve aftan bahsediliyor ya da af dilemekten" sözleriyle ilahi emrin altını çizerken; Vaiz Hüseyin Taşdemir, "Yoklukta sabredersiniz ama varlığın içerisinde, o makam, mevki, zafer sarhoşluğu içerisinde şükretmek çok daha zor olur. Onun ihtişamına kapılabilirsiniz, onun sarhoşluğunu yaşayabilirsiniz. Aslında oradaki şükür, yokluktaki sabırdan çok daha önemli olduğunu bize hatırlatıyor" değerlendirmesinde bulundu.