Bölgenin kaderi değişti! İşte Karabağ zaferinin anatomisi ve Türkiye'nin rolü
Türkiye özellikle son yıllarda sergilediği kararlı duruşla bölgede oyun kurucu güç haline gelmiş durumda. Karabağ'da Azerbaycan lehine gelişen sürece dair genel bir değerlendirme yapıldığında da, yaklaşık bir buçuk ay süren operasyonun başarıya ulaşmasının arka planındaki faktörler ulusal, bölgesel ve uluslararası faktörler olarak üçe ayrılabilir. Otuz iki yıl sonra Dağlık Karabağ meselesinin askerî bir zaferle çözümünü getiren bölgesel faktörlerden ilki ve en güçlüsü ise hiç şüphesiz Türkiye'nin desteğidir. Bir diğer önemli bölgesel faktör ise Rusya'nın çatışmalar boyunca izlediği pasif siyaset oldu. Zira Ermenistan'ın bir nevi garantörlüğünü yapan Rusya'nın, 30 yılı aşkın süredir Dağlık Karabağ meselesinin çözümü yolundaki en önemli engel olduğu biliniyordu. İşte bölgenin kaderini değiştiren Karabağ zaferinin anatomisi ve Türkiye'nin rolü...
1988 yılından beri çözümsüz bir şekilde günümüze kadar gelen ve donmuş bir çatışma olarak nitelendirilen Dağlık Karabağ meselesi, 32 yıl sonra Azerbaycan ordusunun başarılı operasyonuyla epey kısa bir süre içinde Azerbaycan lehine çözüme kavuşturuldu.
Sürece dair genel bir değerlendirme yapıldığında, yaklaşık bir buçuk ay süren operasyonun başarıya ulaşmasının arka planındaki faktörler ulusal, bölgesel ve uluslararası faktörler olarak üçe ayrılabilir. Bu faktörleri bir bütün halinde değerlendirip anatomisini çıkarmak, Karabağ'da zaferin anlaşılması açısından önem arz ediyor.
Ulusal faktörler
Azerbaycan'ı Karabağ'da zafere götüren ulusal faktörlere baktığımızda karşımıza çıkan ilk husus Azerbaycan'ın bu meseledeki haklılığıdır. Zira Ermenistan Soğuk Savaş sonrası dönemin Kafkaslarda oluşturduğu güç boşluğu sayesinde, Azerbaycan'a ait Dağlık Karabağ'ı uluslararası hukuk prensiplerini hiçe sayarak işgal etmişti.
Aradan geçen yaklaşık otuz yıl boyunca, Birleşmiş Milletler (BM) başta olmak üzere birçok uluslararası örgüt Ermenistan'a işgali sonlandırma çağrısı yapmış, fakat Erivan yönetimi bu çağrıları karşılıksız bırakarak işgali sürdürmüştü. Haliyle Azerbaycan 27 Eylül'de başlattığı operasyonda her yönden haklıydı ve bu haklılığı uluslararası kamuoyunun vicdanında da kabul ediliyordu.